zaman tüneli
erol evgin vs selami şahin
biri vedat milor, diğeri ise sonradan gurme.
devamını gör...
sadece kadınlara has davranışlar
bir kadının, başka bir kadını baştan aşağı 0.5 saniyede tarayıp, ayakkabısından çantasına, saçındaki kırıktan ojesinin rengine kadar her şeyi analiz etmesi.. bu bir yetenektir. bir erkek bir kadının sadece orada olduğunu fark ederken, bir kadın onun o sabah kaçta uyandığını bile tahmin edebilir.
devamını gör...
tadı merak edilen şeyler
millet zengin düşüncelere sahip abi adını duymadığım yemekleri yazmışlar, bizde burda haşlanmış salyangoz, yengeç denemek istiyoruz..
devamını gör...
erol evgin vs selami şahin
fenerbahçe vs kasımpaşa gibi geliyor bana. bestekarlık bir statü ölçütü olmuyor.
devamını gör...
avustralya açık tenis turnuvası
ne kadar iyi tenis oynarsanız oynayın fiziksel güç yaşla orantılı.
devamını gör...
elinde ekmek poşetiyle ağır ağır yürüyen kambur amca
elinde ekmek poşetiyle ağır ağır yürüyen kambur amca da, paytak paytak yürüdüğü için laf edilen yaşlı teyzeler de sanki gizli bir yürüyüş sınavına girmiş gibi.. kurt kocayınca köpeklerin maskarası olurmuş ama kimse şunu sormuyor, herkes genç kalmak zorunda mı..? o paytak paytak adımların içinde yıllar, yorgunluk, sabır var. biraz yavaşlarlarsa dünya duracak sanıyoruz ama aslında durması gereken tek şey dilimiz.
devamını gör...
seri katil kültürünün bizde olmaması
çünkü bizim müge anlı’mızın olması sorunsalı.
dexter şok,
hannibal ağlamaklı,
freddy; beni bu mention’dan çıkarın.
dexter şok,
hannibal ağlamaklı,
freddy; beni bu mention’dan çıkarın.
devamını gör...
erol evgin vs selami şahin
huysuz virjin'le beraber çıktıkları benzemez kimse sana programında ikisi arasındaki atışmalardan edindiğim izlenime göre, salon adamı görüntüsünün yanında son derece muzip, dozunda erotik şakaları seven bir yanı da var. hatta biraz da seyfi dursunoğlu cinsel içerikli bir şaka patlatsın diye gönüllü pişekarlık vazifesini de üstlenmiş gibiydi. yani selami şahin gibi şakayı seven bir karakterdir.
zannedilenin aksine erol evgin istanbullu değildir. babası rize, annesi vanlıdır ama memur çocuğu olduğu için belli seviyelerde büyümüş akabinde eğitimiyle ve yeteneğiyle elit sanat çevrelerinde yorumcu olarak iş yapmıştır. selami şahin ise sıfırın da altından gelip, ferdi tayfur örneğindeki gibi imparatorluğunu kurmuştur.
zannedilenin aksine erol evgin istanbullu değildir. babası rize, annesi vanlıdır ama memur çocuğu olduğu için belli seviyelerde büyümüş akabinde eğitimiyle ve yeteneğiyle elit sanat çevrelerinde yorumcu olarak iş yapmıştır. selami şahin ise sıfırın da altından gelip, ferdi tayfur örneğindeki gibi imparatorluğunu kurmuştur.
devamını gör...
her ay başını coşkuyla kutlayan insan
yapıyordum ama şu an inanılmaz saçma geliyor.
bir ay başı bir ay sonu pek bir espirisi yok.
mart ayını özellikle hiç sevmiyorum bir sebebi yok. mart ayı gelince bir off, üff çekiyorum.
haziran yaz geldi şeyşi falan filan ama öyle şenliklerle kutlamıyoruz.
bir ay başı bir ay sonu pek bir espirisi yok.
mart ayını özellikle hiç sevmiyorum bir sebebi yok. mart ayı gelince bir off, üff çekiyorum.
haziran yaz geldi şeyşi falan filan ama öyle şenliklerle kutlamıyoruz.
devamını gör...
chuck norris
(bkz: way of the dragon) filmi kariyerini başlatmıştır. sondaki ikonik dövüş sekansını bruce lee bizzat onu düşünerek hazırlamıştır. zira o gün itibariyle tam 4 kez abd ulusal karate şampiyonu unvanını kazanmıştı. bruce lee, zayıf görünümlü veya sadece göze hitap edecek, sahte yahut vasat bir dövüşçüyle bu sahneyi çekmek istemiyordu. o yüzden chuck norris'i seçti ki ikisi önceden turnuvalardan kaynaklanan bir tanışıklığa sahiptiler.
devamını gör...
sadece kadınlara has davranışlar
her biri davranış bozukluğu örneğidir. tıpkı erkeklere has davranışlar gibi.
has şeyler yapaydır. yapay şeyler kontrol altında tutulmazlar ise büyük sıkıntılara vesile olabilirler..
has şeyler yapaydır. yapay şeyler kontrol altında tutulmazlar ise büyük sıkıntılara vesile olabilirler..
devamını gör...
nata
an itibariyle iki tane gömdüğüm tatlıdır, tadı halen hayvan gibi güzel.
devamını gör...
erol evgin vs selami şahin
biri kentli, aristokrat ve teatral bir çizgiyi temsil eder, diğeri duygusal, halka yakın ve beste makinesi profili çizer.
bence çok farklılar..
bence çok farklılar..
devamını gör...
seri katil kültürünün bizde olmaması
vardı aslında bizde de. en son hatırladığım muhabbet kuşuna benzeyen galatasaray lisesi mezunu bir seri katilimiz vardı ve sonra yakalanmıştı. şimdi hapiste neler yapar, bilinmez.
devamını gör...
seri katil kültürünün bizde olmaması
böyle salakça bir olayı kültür diye lanse etmel bir tık itlik gibi geldi bana.
devamını gör...
elinde ekmek poşetiyle ağır ağır yürüyen kambur amca
elinde sebze poşetiyle penguen gibi paytak paytak yürüyen teyzenin kocasıdır. ciddi ciddi soruyorum, bizim yaşlı teyzeler neden öyle yürüyor bilen var mı.
devamını gör...
kim jiyoung
geçenlerde bitirdiğim, sade ama bir o kadar da çarpan bir kitap. güney koreli yazar cho nam-joo’nun 2016 yılında yayımlanan ve dünya çapında ses getiren romanı..
roman, 1982 doğumlu sıradan bir güney koreli kadın olan kim jiyoung’un yaşamı üzerinden, kadınların çocukluktan yetişkinliğe kadar maruz kaldığı toplumsal cinsiyet eşitsizliğini anlatıyor. jiyoung’un aile, eğitim, iş hayatı ve evlilik sürecinde yaşadığı ayrımcılıklar, onun psikolojik olarak yıpranmasına yol açar. bir noktadan sonra jiyoung, farklı kadınların sesiyle konuşmaya başlar, bu durum hem bireysel bir ruhsal çöküşü hem de toplumun kadınlara yüklediği görünmez baskıları simgeler. roman, sıradan bir hayat hikâyesi üzerinden sistematik cinsiyetçiliği sade ve çarpıcı bir dille gözler önüne serer.
yazarın en büyük başarısı, jiyoung ismini rastgele seçmemiş olması, bu isim o yıllarda kore'de en çok konulan isimlerden biriymiş. yani aslında yazar bize "bu sadece jiyoung’un değil, herhangi bir kadının, her kadının hikayesi" diyor, bence kitabın en vurucu noktası tam olarak bu temsil gücü..
kitap boyunca jiyoung'un hayatının nasıl sessiz sedasız kısıtlandığını, toplumun onu nasıl parça parça törpülediğini izliyoruz. dramın dozunu abartmadan, gerçekleri bir rapor netliğinde önümüze bırakmış yazar. özellikle son kısımlardaki psikiyatr detayı beni bayağı rahatsız etti, sistemin, kadını gerçekten anlamak yerine onu tekrar kendi kalıplarına sokup çalışır hale getirmeye odaklanması kan dondurucu..
bir çırpıda bitiyor ama etkisi öyle hemen geçmiyor. abartısız, sakin ve çok bizden bir anlatım...
roman, 1982 doğumlu sıradan bir güney koreli kadın olan kim jiyoung’un yaşamı üzerinden, kadınların çocukluktan yetişkinliğe kadar maruz kaldığı toplumsal cinsiyet eşitsizliğini anlatıyor. jiyoung’un aile, eğitim, iş hayatı ve evlilik sürecinde yaşadığı ayrımcılıklar, onun psikolojik olarak yıpranmasına yol açar. bir noktadan sonra jiyoung, farklı kadınların sesiyle konuşmaya başlar, bu durum hem bireysel bir ruhsal çöküşü hem de toplumun kadınlara yüklediği görünmez baskıları simgeler. roman, sıradan bir hayat hikâyesi üzerinden sistematik cinsiyetçiliği sade ve çarpıcı bir dille gözler önüne serer.
yazarın en büyük başarısı, jiyoung ismini rastgele seçmemiş olması, bu isim o yıllarda kore'de en çok konulan isimlerden biriymiş. yani aslında yazar bize "bu sadece jiyoung’un değil, herhangi bir kadının, her kadının hikayesi" diyor, bence kitabın en vurucu noktası tam olarak bu temsil gücü..
kitap boyunca jiyoung'un hayatının nasıl sessiz sedasız kısıtlandığını, toplumun onu nasıl parça parça törpülediğini izliyoruz. dramın dozunu abartmadan, gerçekleri bir rapor netliğinde önümüze bırakmış yazar. özellikle son kısımlardaki psikiyatr detayı beni bayağı rahatsız etti, sistemin, kadını gerçekten anlamak yerine onu tekrar kendi kalıplarına sokup çalışır hale getirmeye odaklanması kan dondurucu..
bir çırpıda bitiyor ama etkisi öyle hemen geçmiyor. abartısız, sakin ve çok bizden bir anlatım...
devamını gör...


