zaman tüneli
dalkavuk
insanı yanıltır.
devamını gör...
fulya öztürk
acayip itici
özellikle konuşması, adanalı olduğundan herhalde ben öyle biliyorum
o doğu tınısı, geniz, gırtlak ne varsa hissediliyor ama bana çok tatlı geliyor ya
çekik göz, dolgun duduşlar
güzel hatun şimdi allah var
biz bizeyiz yalana gerek yok
özellikle konuşması, adanalı olduğundan herhalde ben öyle biliyorum
o doğu tınısı, geniz, gırtlak ne varsa hissediliyor ama bana çok tatlı geliyor ya
çekik göz, dolgun duduşlar
güzel hatun şimdi allah var
biz bizeyiz yalana gerek yok
devamını gör...
dalkavuk
dünyanın en eğlenceli insanları ama aynı zamanda en kaypak olanlarıdır bunlar.
kendinden bihaber olmayı bilinçli seçerler tabi ki... dalkavukluktan ötesini beklerseniz yanılırsınız.
kime meylettiklerini "değiştirebilecek" insanları "ekarte" etmeden yollarına bakamazlar...
gariplerim.
kendinden bihaber olmayı bilinçli seçerler tabi ki... dalkavukluktan ötesini beklerseniz yanılırsınız.
kime meylettiklerini "değiştirebilecek" insanları "ekarte" etmeden yollarına bakamazlar...
gariplerim.
devamını gör...
aynalar
bir eduardo galeano kitabıdır.
çoğu kitabını okudum eduardo galeano'nun. okuduklarımın hepsini de çok sevdim. okuduğum bu kitaplar hakkında da birer tanım yazdım. o tanımlarını bazılarına da belirttiğim gibi eduardo galeano benim için dünya edebiyatındaki merhamet dozunu artıran insandır.
bu kitabın alt başlığı neredeyse evrensel bir tarih ismini taşıyor. tam olarak evrensel tarih diyemiyoruz çünkü yazar mütevazı bir insan ve bu kitapta resmi tarih yazımına biraz kafa tutmuş. ki bu eduardo galeano okurlarının çok aşina olduğu bir tavırdır.
yazar bu kitapta tarihin başlangıcından kitabın yazıldığı döneme kadar dünyanın başından gelmiş geçmiş, gelse de geçmemiş ve belki de geçmeye hiç niyeti olmayan olayları ve kişileri anlatmış.
ama eduardo galeano daha önce de belirttiğim gibi resmi tarih yazımına karşı çıkmış. bizim batı diye tabir ettiğimiz ülkelerin iki yüzlülüğünü her zamanki cesur tavrı ile açık açık anlatmış.
her şeye nesnel yaklaşmayı başarabilen, yanlışa yanlış demekten korkmayan ve her zaman derin bir merhamet duygusu ile yazan büyük bir yazardan nefis bir kitaptır.
çoğu kitabını okudum eduardo galeano'nun. okuduklarımın hepsini de çok sevdim. okuduğum bu kitaplar hakkında da birer tanım yazdım. o tanımlarını bazılarına da belirttiğim gibi eduardo galeano benim için dünya edebiyatındaki merhamet dozunu artıran insandır.
bu kitabın alt başlığı neredeyse evrensel bir tarih ismini taşıyor. tam olarak evrensel tarih diyemiyoruz çünkü yazar mütevazı bir insan ve bu kitapta resmi tarih yazımına biraz kafa tutmuş. ki bu eduardo galeano okurlarının çok aşina olduğu bir tavırdır.
yazar bu kitapta tarihin başlangıcından kitabın yazıldığı döneme kadar dünyanın başından gelmiş geçmiş, gelse de geçmemiş ve belki de geçmeye hiç niyeti olmayan olayları ve kişileri anlatmış.
ama eduardo galeano daha önce de belirttiğim gibi resmi tarih yazımına karşı çıkmış. bizim batı diye tabir ettiğimiz ülkelerin iki yüzlülüğünü her zamanki cesur tavrı ile açık açık anlatmış.
her şeye nesnel yaklaşmayı başarabilen, yanlışa yanlış demekten korkmayan ve her zaman derin bir merhamet duygusu ile yazan büyük bir yazardan nefis bir kitaptır.
devamını gör...
bir içecek olunsa ne olunurdu sorusu
köpek öldüren şarabı.
devamını gör...
bir içecek olunsa ne olunurdu sorusu
türk kahvesi (sade).
devamını gör...
bir içecek olunsa ne olunurdu sorusu
su.
su hayattır.
su hayattır.
devamını gör...
bir tatlı olsaydınız ne olurdunuz sorusu
ekmek kadayıfıdır.
bu kadar muhteşem bir lezzet olamaz. ben de lezzetliyim. veri veri delişıs bebeğim.
bu kadar muhteşem bir lezzet olamaz. ben de lezzetliyim. veri veri delişıs bebeğim.
devamını gör...
saç bakımı
aslen saçınız nasıl?
devamını gör...
bir tatlı olsaydınız ne olurdunuz sorusu
kerane tatlısı.
devamını gör...
bir tatlı olsaydınız ne olurdunuz sorusu
kedidili.
devamını gör...
soru sormak
insanı yoran bir eyleme dönüşebiliyor..
mesela ben bazen anlamıyorum, hiç hem de, anladığım şeyi doğru anladığımdan bile emin olamıyorum işte o anlarda.. anladığım şeyi doğru anladığıma emin olana kadar gelen tüm soruları sormak istiyorum.. hayat bazı anlarda gerçekten çok zor..
ve bazen sadece bir cevap olması için.. başka hiçbir amaca hizmet etmeyen sorular sormak zorunda kalıyorum.. bu daha da zor.
mesela ben bazen anlamıyorum, hiç hem de, anladığım şeyi doğru anladığımdan bile emin olamıyorum işte o anlarda.. anladığım şeyi doğru anladığıma emin olana kadar gelen tüm soruları sormak istiyorum.. hayat bazı anlarda gerçekten çok zor..
ve bazen sadece bir cevap olması için.. başka hiçbir amaca hizmet etmeyen sorular sormak zorunda kalıyorum.. bu daha da zor.
devamını gör...
yaprak sarma fan kılap
uzun süre sonra dönmüş yazardır, hoş gelmiştir.
devamını gör...
kayahan’ın nilüfer sayesinde bir yerlere geldiği gerçeği
bence kayahan bir yerlere gelseydi çok daha mutlu bir adam olarak ölürdü.
devamını gör...
adalet
adalet saraylarında, o bol ve cevval sütunlu adalet saraylarında iğfal edilen...
az önce bir entry ile karşılaştım. bana yaşadığım şu olayı hatırlattı.
kuveytli bir adamı ailesi ile birlikte istanbul, bursa, sapanca vs gezdiriyorum. adamla samimi olduk. türkiye'ye bayılıyor. bana şeyi sordu; insanların neden yüzü asık dedi. cennet gibi şehirlerde yaşıyorlar, biz çölde yaşıyoruz diye ekledi. polemiğe girmemek için ekonomi olabilir dedim. türkiye'nin çok zengin olduğunu turizmle ihya olduğunu söyledi. o zaman adalet yok dedim, ekonomi değilse. ne adaleti? diye sordu. bildiğin adalet işte, avrupa'da gelişmiş ülkelerde olan adalet dedim. ya bırak dedi o gavur ülkelerini dedi. bıraktım haliyle ve o arada avukat olduğunu söyledi...
sana bir şey soracağım ama lütfen elini vicdanına koyup cevap ver dedim. tabii dedi. kuveytlisin ve avukatsın, sizin ülkede davalara girip müvekkilini savunuyorsun, adalet var mı sence dedim. düşündü. epey düşündü. yok dedi. sustuk. epey sustuk. bir süre suskunluğunu şöyle bozdu; bizim dedi kanunlarımız gavur isviçre kanunu dedi. son günüydü ve havalimanına bırakmanın verdiği rahatlık ile; demek ki dedim, türkiye olsun kuveyt olsun bir kanun yapamayacak kadar beceriksiz ki gavur dediği ülkelerden kanun ithal ediyor...
allah'ın bir ismi de kuran'da el hakk diye geçer. müfessirler bunu bildiğimiz "hak" diye tercüme eder. yani tevil gerektirmeyen, gayet sarih ve apaçık bir bilgi. buna rağmen islam ülkeleri kadar allah'ın adını yere düşüren az toplum vardır.
ne imiş efendim osmanlı şeriat ile yönetiliyormuş da hiçbir suç cezasız kalmıyor imiş. ya hu halkın validesi ile münasebetsiz ilişkiye giren kadı ve kimi kime şikayet edeceksin hakikati kadı makamında saklı.
umarım yapay zeka gelişir de bu hak hukuk adalet işlerine makineler bakar. çünkü insanlık yozlaşmış sürüden farksız. hele hele allah kur'an peygamber diyenler yozlaşmış olduğundan da habersiz. çünkü iman ediyor diye herhangi bir ahlak kriterine ihtiyaç duymadığı gibi, ibadetler onu zemzem suyu gibi günahlarını temizliyor ve ahlak denilince aklına; kadının saçı, göğüs çatalı ve butu bacağı geliyor. fermuar aralığından dünyaya bakıyor, vicdan mastürbasyonu yapıyor ve bilinçaltı orgazm taşıyor ama mangaldaki köze ahlak vaazı vererek külleri savuruyor.
adalet tanrı'nın insandaki esma tecellisi, lakin insan bunun yere düşürüyor ve üzerine basıp üstünden geçerek yürüyüp gidiyor. yürüyüşe herkesin kendi şarkısı eşlik ediyor.
az önce bir entry ile karşılaştım. bana yaşadığım şu olayı hatırlattı.
kuveytli bir adamı ailesi ile birlikte istanbul, bursa, sapanca vs gezdiriyorum. adamla samimi olduk. türkiye'ye bayılıyor. bana şeyi sordu; insanların neden yüzü asık dedi. cennet gibi şehirlerde yaşıyorlar, biz çölde yaşıyoruz diye ekledi. polemiğe girmemek için ekonomi olabilir dedim. türkiye'nin çok zengin olduğunu turizmle ihya olduğunu söyledi. o zaman adalet yok dedim, ekonomi değilse. ne adaleti? diye sordu. bildiğin adalet işte, avrupa'da gelişmiş ülkelerde olan adalet dedim. ya bırak dedi o gavur ülkelerini dedi. bıraktım haliyle ve o arada avukat olduğunu söyledi...
sana bir şey soracağım ama lütfen elini vicdanına koyup cevap ver dedim. tabii dedi. kuveytlisin ve avukatsın, sizin ülkede davalara girip müvekkilini savunuyorsun, adalet var mı sence dedim. düşündü. epey düşündü. yok dedi. sustuk. epey sustuk. bir süre suskunluğunu şöyle bozdu; bizim dedi kanunlarımız gavur isviçre kanunu dedi. son günüydü ve havalimanına bırakmanın verdiği rahatlık ile; demek ki dedim, türkiye olsun kuveyt olsun bir kanun yapamayacak kadar beceriksiz ki gavur dediği ülkelerden kanun ithal ediyor...
allah'ın bir ismi de kuran'da el hakk diye geçer. müfessirler bunu bildiğimiz "hak" diye tercüme eder. yani tevil gerektirmeyen, gayet sarih ve apaçık bir bilgi. buna rağmen islam ülkeleri kadar allah'ın adını yere düşüren az toplum vardır.
ne imiş efendim osmanlı şeriat ile yönetiliyormuş da hiçbir suç cezasız kalmıyor imiş. ya hu halkın validesi ile münasebetsiz ilişkiye giren kadı ve kimi kime şikayet edeceksin hakikati kadı makamında saklı.
umarım yapay zeka gelişir de bu hak hukuk adalet işlerine makineler bakar. çünkü insanlık yozlaşmış sürüden farksız. hele hele allah kur'an peygamber diyenler yozlaşmış olduğundan da habersiz. çünkü iman ediyor diye herhangi bir ahlak kriterine ihtiyaç duymadığı gibi, ibadetler onu zemzem suyu gibi günahlarını temizliyor ve ahlak denilince aklına; kadının saçı, göğüs çatalı ve butu bacağı geliyor. fermuar aralığından dünyaya bakıyor, vicdan mastürbasyonu yapıyor ve bilinçaltı orgazm taşıyor ama mangaldaki köze ahlak vaazı vererek külleri savuruyor.
adalet tanrı'nın insandaki esma tecellisi, lakin insan bunun yere düşürüyor ve üzerine basıp üstünden geçerek yürüyüp gidiyor. yürüyüşe herkesin kendi şarkısı eşlik ediyor.
devamını gör...
kayahan’ın nilüfer sayesinde bir yerlere geldiği gerçeği
bence ikisi de birbirini şuan bulundukları yere getirdiler. sonuçta kayahan o besteleri yapmasaydı nilüfer de nilüfer olamazdı.
devamını gör...



