zaman tüneli

işte benim için olmaz. saçmasapan huyları olan güzel bir kızla asla yapamam. ortalama bir güzelliğe sahip olsun ama zeki ve anlayışlı olsun, ben varım.
devamını gör...

ben de bu duruma tanık oldum. hem kırıtıyor, kırıttığı yetmiyor gibi birde sırıtıyor.
devamını gör...

#3916737 evet sizin gibi düşünen bazı yazarlarda vardı birisi daha demişti logosu deniz ve güneşi andırıyor.bu jenerik yaklaşık 10-11 senedir aranıyordu geçen sene orhan can aslan bir versiyonunu paylaşmıştı ama görüntü kalitesi bozuktu ve adam elinde bez sallıyordu ve bugün de bir adamın denize atladığı jenerik denilen jenerik sağ salim ortaya çıktı hem de görüntü kalitesi süper kelebekstra adlı kanal yükledi bu yeni jeneriği
devamını gör...

tanım: çocukluğunu yaşamış ve anımsayan insanların terk edemedikleri hareketleri.

yaşanmadı.
devamını gör...

olur, sıkıntı yok.

mesaj açık.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kusurlarımdan yüce yaradanın sonsuz merhametine sığınırım, o arzuhalimi en iyi bilendir.
devamını gör...

ayna karşısında kendime ağız burun hareketleri yapmak, durduk yere dil çıkarmak ve yüzün her bir kasını en absürt şekillere sokup o görüntüyü ciddiyetle izlemek.*
devamını gör...

teknik olarak kendini de sevmemesi gerekir diye düşünüyorum
devamını gör...

hala kokoreç yok.

(bkz: normal kokoreç)
devamını gör...

en sevdiğim, benim de var olmak dışında bir vasfım yok gül gibi geçinir gideriz
devamını gör...

parası yoktur.
devamını gör...

az önce sibel can beni aradı ve hristiyan ismail’e cevap verdi, buradan kendisine iletmemi istedi. elçiye zeval olmaz aynen iletiyorum hristiyan ismail bey:
“kırıtıyorum diye şarkı söylemeyi unuttuğumu söylemissin. canım benim, o kırıtma dediğin şey yılların sahne tecrübesi. hem ses var hem figür var, kisacasi ben bir assolistim.” dedi.
sonra da “miami’deki evi de merak etmissin. merak etme, onu da notaların taksitleriyle aldım.” diye ekledi.
en son telefonu kapatırken “bir dahaki konsere ismail'i mutlaka bekliyorum ,hem şarkıyı dinler hem kırıtmayı yakından inceler” dedi.
devamını gör...

bırakınız giysinler bırakınız soyunsunlar.

beğendiğine bak beğenmediğini bakma ben öyle yapıyorum hayatım çok güzel valla bak shhdhd
devamını gör...

seks yaparken ezan okunursa ezan bitene kadar ara veriyorum ayrıca ramazan boyunca içmiyorum. saygı r.ip.
devamını gör...

1. bölüm

şehir geceleri başka bir varlığa dönüşür. gündüz insanların ayak sesleriyle dolu olan sokaklar gece olduğunda sanki terk edilmiş bir sahne gibi kalır. aynı binalar, aynı yollar, aynı duvarlar… ama içlerinde başka bir şey yaşar. gece şehri, gündüz şehrinin karanlık ikizidir.
o gece saat neredeyse üçtü.
uyuyamıyordu.
aslında uzun zamandır doğru düzgün uyuduğu bir gece hatırlamıyordu ama o geceki uykusuzluk farklıydı. sanki zihninin içinde görünmeyen bir motor çalışıyordu ve onu durdurmanın hiçbir yolu yoktu.
yatakta dönüp durdu.
sonunda pes etti.
ceketini aldı, ayakkabılarını giydi ve sokağa çıktı.

hava soğuktu ama keskin değildi. rüzgar hafifçe esiyor, sokak lambalarının sarı ışığını titretip asfaltın üzerine ince gölgeler yayıyordu.

gece yürüyüşleri onun için bir alışkanlıktı. insan yürürken düşünceleriyle baş başa kalır ama aynı zamanda onlardan biraz uzaklaşır. adımlar zihnin içindeki gürültüyü dağıtır.

yavaşça yürümeye başladı.
sokak boştu.
bir yerde uzaktan bir köpek havladı...
bir araba geçti...
sonra şehir tekrar sessizliğe gömüldü...
bir kavşağa geldiğinde sokak lambasının altındaki bankı gördü. ve bankta oturan adamı.

adam sanki oraya özellikle o saatte oturmak için gelmiş gibiydi. başında eski bir bere, üzerinde koyu renk uzun bir palto vardı. elinde bir sigara tutuyordu ve dumanı sarı ışığın içinde ağır ağır yükseliyordu.
normalde bu saatte sokakta birini görmek insanı tedirgin eder.

ama garip olan şey adamın orada olması değildi.

garip olan şey adamın onu bekliyormuş gibi görünmesiydi.
adam başını kaldırdı. göz göze geldiler. bir an boyunca ikisi de hiçbir şey söylemedi.

sonra adam hafifçe gülümsedi. "gece yürüyüşü mü?" dedi.
sesi sakindi. sanki iki eski arkadaş sohbet başlatıyormuş gibi.
duraksadı.
"evet," dedi.

adam sigarasından bir nefes daha aldı.

"insanların çoğu gece yürümekten korkar." dedi. "ama aslında şehir en dürüst halini geceleri gösterir."

bu cümle tuhaf bir şekilde doğru gibi geldi.
bankın yanından geçip gitmek istedi ama adımları yavaşladı.
adam konuşmaya devam etti. "biliyor musun?" dedi, "bu şehirde gece yürüyen insanlar ikiye ayrılır."

merak etti. "neye göre?"
adam dumanı havaya üfledi.
"birinci grup kaçanlar. ikinci grup arayanlar."
bir süre düşündü. "peki ben hangisiyim?"
adam omuz silkti. "henüz bilmiyorum."

bu cevap onu garip şekilde rahatsız etti. ama aynı zamanda meraklandırdı.

adam banktan kalktı. sigara izmaritini yere attı ve ayağıyla söndürdü.
"yürüyelim mi?" dedi.

"tanışmadık bile."

adam hafifçe gülümsedi. "tanışmak bazen gereksiz bir formalitedir."

bir an düşündü. sonra omuz silkti. "peki."
ve yürümeye başladılar...

ilk birkaç dakika sessizlik içinde geçti. ama bu rahatsız edici bir sessizlik değildi. şehir sessizdi. ayak sesleri asfaltın üzerinde yankılanıyordu. bir sokak lambasının altından geçtiler. sonra bir başkasından. sonra bir başkasından.

bir süre sonra adam konuştu. "hiç fark ettin mi," dedi, "geceleri şehir biraz daha… farklıdır."

"nasıl farklı?"

adam durdu. sokağın köşesindeki boş bir binaya baktı. "şehir geceleri kendini tekrar etmeye başlar."

"ne demek istiyorsun?"

adam cevap vermedi. sadece yürümeye devam etti. iki sokak daha geçtiler. sonra bir şey fark etti. bir araba.
siyah bir sedan. yolun kenarında park etmişti. ama bunu daha önce görmüş gibiydi. bir sokak önce. belki de benzer bir arabaydı. ama içini bir huzursuzluk kapladı. adam sanki bunu fark etmiş gibi konuştu. "ilk başta herkes bunu tesadüf sanır."

"ne tesadüf?"

adam ona baktı. "şehrin seni izlediğini."

bir an durdu. "bu saçma."

adam başını eğdi. "öyle mi?"

yürümeye devam ettiler. beş dakika sonra aynı siyah arabayı tekrar gördü. bu sefer emindi. aynı araba. aynı çizik. aynı plaka. kalbi biraz hızlandı. adama baktı.
adam gülümsüyordu. "başladı..." dedi.

"ne başladı?" adam cevap vermedi.
sadece sokak lambasının altında durdu ve sakin bir sesle şunu söyledi: "şimdi dikkatli ol."
"çünkü bu gece birazdan çok ilginçleşecek."

2. bölüm

adam "bu gece birazdan çok ilginçleşecek" dediğinde bunu tuhaf bir espri gibi algılamak istemişti.
insan zihni çoğu zaman rahatsız edici ihtimalleri ilk anda reddeder. çünkü kabul ederse dünya bir anda çok daha karmaşık bir yer haline gelir. ama yürümeye devam ettikçe bir şeyler değişmeye başladı. sokak aynıydı ama bir şey… farklıydı.
yürüdükleri yol hafifçe kıvrılıyordu. sağ tarafta eski bir bakkal vardı, camında solmuş içecek reklamları duruyordu. bir sokak lambası titriyordu. bu görüntüyü birkaç dakika önce görmüş gibiydi. başta önemsemedi. şehirlerde birbirine benzeyen sokaklar çoktur. ama birkaç dakika sonra aynı bakkalı tekrar gördü.
bu sefer içinden bir huzursuzluk geçti. durdu. "bir dakika." adam yürümeye devam ediyordu. "ne oldu?" dedi sakin bir sesle. “bu sokaktan geçtik.” adam yine başını hafifçe eğdi. "evet." dedi. "nasıl yani evet?"
adam durdu. "bazen şehirler insanı kendi içinde döndürür."
"şaka yapıyorsun."
adam omuz silkti. "keşke."

bir süre sessiz kaldılar. sonra yürümeye devam ettiler. bir köşeyi döndüler. yol uzanıyordu. sağ tarafta eski bir bakkal vardı. camında solmuş içecek reklamları. bir sokak lambası titriyordu. kalbi sertçe çarptı.
"hayır…" aynı yerdi. kesinlikle aynı yer. bu sefer yürümeyi bıraktı. "bu mümkün değil."
adam ona baktı. "şimdi fark ettin." "bu bir tesadüf."
"olabilir." "ya da değil."

sinirlenmeye başladı. "bak, bu saçmalık. şehirde yüzlerce benzer sokak var."
adam tekrar gülümsedi. "evet. insanlar genelde böyle düşünür. çünkü insan zihni düzeni sever. tekrar eden şeyleri tesadüf saymak daha kolaydır."

bir süre sessizlik oldu. sonra adam cebinden bir sigara çıkardı, yaktı ve dumanı geceye karıştı. "şimdi sana bir soru soracağım," dedi.
"ne?"
"son beş dakikada kaç sokak lambasının altından geçtik?"
durdu. "ne, saydın mı?"
"hayır." adam gülümsedi. "insanlar çoğu şeyi fark etmez. buna çevreleri de dahil."

sinirleniyordu. "bu saçma bir psikolojik oyun."
adam başını eğdi. "belki. belki de değil."
sonra yürümeye başladı. istemeden peşinden gitti. iki dakika sonra tekrar aynı arabayı gördü. siyah sedan. aynı çizik. aynı plaka. bu sefer midesi sıkıştı. "bu araba…" adam başını salladı. "evet." "bunu daha önce gördük." "evet."
"nasıl?"
adam sigarasını yere attı, ayakkabısıyla ezdi ve ona baktı.
"şimdi iki ihtimal var. birinci ihtimal tesadüf. ikinci ihtimal şehir seni bırakmıyor."
"ne demek bu?" adam cevap vermedi. yürümeye devam etti, bu sefer daha hızlı. istemeden onu takip etti. bir köşe daha döndüler. sokak daha karanlıktı. lambaların yarısı çalışmıyordu. rüzgar hafifçe esiyordu. uzakta metal bir kapı gıcırdadı. bir an boyunca ikisi de durdu. sonra adam konuştu. "şimdi en önemli kısma geldik."
"ne kısmı?" adam ona baktı, bu sefer gözlerinde garip bir ciddiyet vardı. "paranoya."
"ne?"
"insanların çoğu burada pes eder. şimdi zihnin sana üç şey söyleyecek: birincisi bu sadece bir tesadüf. ikincisi bu adam deli. üçüncüsü eve git."
bir süre sustu. "hangisini seçeceksin?"

kalbi hızlı atıyordu ama cevap veremedi. adam tekrar yürümeye başladı. "gel. bir şey göstereceğim."
bir dakika sonra büyük bir kavşağa çıktılar. kavşak boştu. şehir tamamen sessizdi. adam yolun ortasında durdu, sonra sokağın karşı tarafını işaret etti. "oraya bak."
baktı. ilk anda hiçbir şey görmedi. sonra gördü. siyah sedan. aynı araba. bu sefer kavşağın diğer ucundaydı. kalbi duracak gibi oldu. "bu…" adam sakin bir sesle konuştu.
"evet." "bizi takip ediyor."
adam hafifçe gülümsedi. "hayır..." sonra çok yavaş bir şekilde şunu söyledi: "biz onu takip ediyoruz."

3. bölüm

kavşağın ortasında durduklarında şehir tamamen sessizdi. gece bazen öyle anlar yaratır ki sanki bütün sesler bir anda emilmiş gibi olur; rüzgar durur, arabalar geçmez, uzaktaki uğultular bile kesilir. o an da tam olarak öyleydi.
kavşağın diğer ucunda duran siyah sedan hareketsizdi ve sokak lambasının sarı ışığı kaputunun üzerinde soluk bir leke gibi duruyordu. adamın biraz önce söylediği cümle hala zihninde yankılanıyordu: "biz onu takip ediyoruz."
bu cümle kulağa mantıklı gelmiyordu ama içgüdüleri bunun bir şaka olmadığını söylüyordu. bir süre arabaya baktıktan sonra "bu nasıl mümkün olabilir?" diye sordu.
adam omuz silkti. "bazen yön sandığın şey sadece bir yanılsamadır." birkaç saniye boyunca ikisi de arabaya baktı. araç hala hareketsizdi. içeride kimse görünmüyordu. "içinde biri var mı?" diye sordu. adam başını hafifçe yana eğdi. "muhtemelen." “muhtemelen mi?” dedi. "evet." "sen bunu normal karşılıyorsun."
adam hafifçe gülümsedi. "normal kelimesi ilginçtir."
"ne demek o?"
adam yavaşça cevap verdi. "insanlar çoğu zaman alıştıkları şeylere normal der." sonra yürümeye başladı.
kavşağı geçtiler ve siyah arabanın yanından geçerken istemsizce içine baktı. camlar koyu değildi ama içerisi karanlıktı. direksiyon boş görünüyordu. ön koltukta kimse yoktu. bir an durdu. "arabada kimse yok." adam yürümeye devam ediyordu. "biliyorum." "nasıl biliyorsun?" adam cevap vermedi.
sokağın diğer tarafına geçtiler. birkaç adım sonra merakına yenilip arkasına baktı. siyah sedan hala oradaydı ama artık aynı yerde değildi; araba kavşağın biraz daha içine kaymış gibiydi. kalbi hızlandı. "arabayı gördün mü?" dedi. adam durmadı. "evet." "az önce başka yerdeydi." "doğru." "bu mümkün değil."
adam bu sefer durdu ve sokağın karanlığına baktı. "şimdi sana bir şey söyleyeceğim." "nedir?"
adam cebinden küçük, kenarları yıpranmış bir not defteri çıkardı. bir sayfa açtı ve ona uzattı. sayfada kabaca çizilmiş bir harita vardı; bazı sokaklar işaretlenmişti, bazı köşelerde küçük notlar vardı. "bu ne?" diye sordu. "bu mahallenin haritası." haritaya biraz daha dikkatli baktı. "garip görünüyor." adam başını salladı. "çünkü eksik."
"nasıl yani?" adam kalemle haritanın ortasındaki boş bir noktayı işaret etti. "biz şu anda buradayız." haritaya baktı. ama işaret edilen yerde hiçbir sokak yoktu. "burada bir sokak yok." adam gülümsedi. "evet." "bu haritada yok." "doğru."
bir süre sessiz kaldı. "şaka yapıyorsun." adam defteri kapattı. “keşke.” yürümeye devam ettiler. sokak giderek daralıyordu. binalar eskiydi, bazı pencereler kırılmıştı, duvarlarda solmuş afişlerin parçaları duruyordu. rüzgar sokağın içinden geçerken metal bir tabelayı hafifçe sallıyor, ince bir tıkırtı çıkarıyordu. bir süre sonra ilerde yürüyen birini fark etti. uzun boylu bir adamdı, siyah bir mont giymişti ve onlardan yaklaşık otuz metre ilerideydi. adam ağır adımlarla yürüyordu. birkaç saniye sonra bir köşeden döndü. onlar da köşeye yaklaştılar. ama köşeyi döndüklerinde adam ortadan kaybolmuştu. durdu. "az önce biri vardı." adam başını salladı. "evet." "nereye gitti?" adam omuz silkti. "bilmiyorum." sokak dümdüz devam ediyordu. başka bir sokak yoktu. başka bir kapı yoktu. adamın kaybolabileceği hiçbir yer yoktu.
boğazı kurudu. "bu normal değil."
adam tekrar yürümeye başladı. "şimdi ikinci aşamadayız." "ne aşaması?"
"farkındalık." "bu bir oyun mu?"
adam gülümsedi. "hayır."
birkaç adım daha attılar. adam sakin bir sesle konuştu. "bu şehrin bazı yerleri haritalarda yok."
bir süre sonra sokak genişledi ve küçük bir meydana çıktılar. meydan tamamen boştu. ortada eski bir taş çeşme vardı; su akmıyordu ve taşları yosun tutmuştu. çevrede üç farklı sokak vardı ama hepsi aynı derecede karanlıktı. adam durdu ve çeşmenin kenarına oturdu. "burası iyi bir yer."
"ne için?" diye sordu. adam gökyüzüne baktı. "beklemek için." "ne bekliyoruz?"
adam cevap vermedi. tam o sırada meydanın diğer ucunda bir hareket oldu. başını çevirdiğinde kalbi tekrar hızlandı. siyah sedan meydanın girişinde duruyordu. bu sefer kesinlikle emindi; araba onları takip etmişti. "bu imkansız."
adam sakin bir şekilde arabaya baktı. "hayır." "bu beklenen bir şey."
"ne demek beklenen?" adam ayağa kalktı. "şimdi üçüncü aşamaya geldik."
"paranoya mı?" adam başını salladı. "hayır." bir adım daha attı. sonra yavaşça şunu söyledi. "gerçek."
bir süre arabaya baktılar. sonra arabadan biri indi. uzun boylu bir adamdı ve siyah bir mont giyiyordu. kalbi sıkıştı çünkü onu tanıyordu. bu adamı az önce görmüştü; sokağın başında yürüyen adamdı. ama bu mümkün değildi çünkü o adam biraz önce ortadan kaybolmuştu. boğazı kurudu. "bu…" adam sakince konuştu. "evet." "şimdi görüyorsun?"
"ne görüyorum?"
adam gözlerini arabadan indirmedi ve çok sakin bir sesle konuştu.
"bu şehirde bazı insanlar iki kez görünür." bir süre sessizlik oldu.
sonra ekledi: "ve bu genelde iyi bir şey değildir..."

4.bölüm

meydanın ortasında rüzgar yavaşça dolaşıyordu. eski çeşmenin taşlarında biriken yosunlar karanlıkta siyah lekeler gibi görünüyordu.
siyah sedan meydanın girişinde duruyordu ve arabadan inen adam hareketsiz şekilde onlara bakıyordu. sokak lambasının soluk ışığı yüzünün yarısını aydınlatıyor, diğer yarısını gölgede bırakıyordu. birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. kalbi hızlı atıyordu.
az önce o adamı görmüştü; bundan emindi. dar sokakta yürüyordu, sonra bir köşeyi dönmüş ve ortadan kaybolmuştu. ama şimdi buradaydı, tam karşılarında. yanındaki adama baktı. adamın yüzünde korku yoktu, sanki beklediği bir şey gerçekleşmiş gibi sakindi. “bu adam…” dedi.
adam başını hafifçe salladı. “evet.” “az önce onu gördük.” “evet.” “bu mümkün değil.”
adam gözlerini siyah montlu adamdan ayırmadan konuştu. “bu şehirde bazı şeyler mümkün kelimesini pek umursamaz.”
meydanın girişindeki adam bir adım attı, sonra bir adım daha. adımları yavaştı ama kararlıydı. kalbinin atışı kulaklarında yankılanıyordu. “bu bir tesadüf olamaz,” dedi.
yanındaki adam sakince cevap verdi. “hayır."
“yani?” “bu bir tanışma.” boğazı kurudu. “tanışma mı?” adam başını salladı. “evet.” “bizimle mi?”
adam gülümsedi. “hayır.” kısa bir duraksama oldu. “seninle.”
midesi sıkıştı. “benimle mi?”
“henüz anlamadın mı?” siyah montlu adam yürümeye devam ediyordu; meydanın yarısına gelmişti. “bu şehir bazı insanları seçer.”
“seçer mi?” “evet.” “ne için?”
adam birkaç saniye sustu, sonra yavaşça konuştu. “yolları görmek için.” bu cümle hiçbir anlam ifade etmiyordu. “ne demek bu?” adam cevap vermedi.
siyah montlu adam artık çok yakındı; on metre, belki daha az. adam durdu ve onlara baktı. gözleri garipti; sanki çok uzun zamandır uyumamış biri gibiydi.
sonunda konuştu. sesi boğuktu. “soğuk bir gece.” hiçbir şey söyleyemedi.
yanındaki adam cevap verdi. “evet.” kısa bir sessizlik oldu. sonra siyah montlu adam ona baktı, doğrudan, sanki yanında kimse yokmuş gibi. “sen,” dedi.
sesi sert değildi ama garip bir ağırlığı vardı. “yürümeye yeni başladın.”
ne diyeceğini bilemedi. “ne demek o?” adam hafifçe başını eğdi. “şehrin gece tarafında.” yanındaki adama baktı. “bu ne demek?” adam omuz silkti. “ben sana söylemiştim.”
“neyi?”
“bu şehir sandığından daha derin.”
siyah montlu adam bir adım daha attı; şimdi sadece birkaç metre uzaktaydı. “çoğu insan ilk geceyi fark etmez,” dedi.
“ilk gece mi?” “evet.” “ne gecesi?”
adam hafifçe gülümsedi. “şehrin seni fark ettiği gece.” içini bir ürperti kapladı. “bu saçmalık.”
siyah montlu adam başını iki yana salladı. “herkes ilk başta böyle söyler.” bir süre sessizlik oldu. sonra siyah montlu adam cebinden küçük bir anahtar çıkardı. eski bir anahtardı, paslı görünüyordu. onu uzattı. “al.”
geri çekildi. “bu ne?”
“bir kapı.”
“ne kapısı?”
adam gözlerini ondan ayırmadan konuştu. “henüz bilmiyorsun.”
“ben bunu istemiyorum.”
siyah montlu adam hafifçe gülümsedi. “insanlar genelde böyle söyler.”
yanındaki adam o ana kadar sessizdi; sonunda konuştu. “al.”
ona baktı. “sen de mi delirdin?”
adam sakin görünüyordu. “hayır.”
“neden almam gerekiyor?” adam yavaşça cevap verdi. “çünkü artık yürüyorsun.”
bu cümle hiçbir şeyi açıklamıyordu.
siyah montlu adam anahtarı biraz daha uzattı. meydanın ortasında rüzgar tekrar esmeye başladı. uzun bir süre kimse konuşmadı. sonunda elini uzattı ve anahtarı aldı. metal soğuktu; parmaklarının arasında ağır gibi hissettirdi.
“şimdi ne olacak?”
siyah montlu adam cevap vermedi, sadece arkasını döndü ve meydandan çıkmaya başladı. birkaç adım sonra karanlık sokaklardan birine girdi ve gözden kayboldu. uzun süre hiçbir şey söyleyemedi. sonunda yanındaki adama baktı. “bu neydi?”
adam gökyüzüne baktı, sonra sakince cevap verdi. “başlangıç.” bir süre sessizlik oldu. anahtara baktı; paslıydı ve üzerinde küçük bir işaret vardı, garip bir sembol. başını kaldırdı. “bu anahtar neyi açıyor?”
adam hafifçe gülümsedi ve çok sakin bir sesle şunu söyledi: “bunu öğrenmek için bu gece yürümeye devam etmemiz gerekiyor.”

umarım ilginizi çeker. yarın gece devam etmek dileğiyle...
devamını gör...

az önce gene aldığım uyarı olduğundan iskoçlara özgü özellikler başlığına yazdığım tanımları düzenledikten sonra silip silip gene göndermek durumunda kaldım, demek istediğim başlık. ilgi çekeyim diye yapmadım bunu yani. işte düzenleyemeyince ve hazır tanım beğeni falan da almamışken düzenledikten sonra eksik gördüğüm önceki tanımı silip gene göndereyim dedim birkaç kez.
devamını gör...

logosunu oluşturan sarı ve turkuaz renkler, başlı başına deniz ve güneş çağrışımı yapıyor.
devamını gör...

bana spotify denk gelmiş, zaten var spotify hesabım. ihtiyacı olan arkadaş bana iletirse yönlendirme yapayım.
devamını gör...

ha gaç ha gaç ha gaç
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim