zaman tüneli

yes, erciyess.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ışığı açmak.
sonra da söndürmek.
devamını gör...

tebeşirle ateşlenerek hasta olmak arasındaki bağlantıyı da bilemeyecek olan nesildir.
devamını gör...

13 yıldır bıyıklı olan benim için bazı imparatorlukların ömrü kadar olan bir evredir.
devamını gör...

hemen hemen her erkegin yasamis oldugu bi evredir denebilir. adeta ergenlik gibidir. biyolojik bi gecis donemidir hayatinda herkes bunu 1 kere dener. millet dalga gecer. ya da kendisi bakar, lan ben boyle de maymuna benzedim, herhalde genel olarak maymuna benziyorum, kurtulusum yok der, sonra keser o biyiklari. mesela cogu erkek unluye de bakiniz, hepsinin bi biyikli donemi var. bikac ay, bilemedin en fazla 1 sene oyle durup keserler o biyiklari.

soyle de bi caps vardi. evet.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

iftara kadar takılmacalar.
devamını gör...

(bkz: rücuen)
(bkz: mahsuben)
devamını gör...

(bkz: hıyar)*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sonunda tutuklanması gereken biri tutuklanmış. zaten yaptığı ve söylediği şeyler yüzünden kendisinden asla haz etmiyordum. umarım hak ettiği cezayı fazlasıyla alır.
devamını gör...

domates esasında bir meyvedir ama neyse.

en çok bilinen sebzeler patates, salatalık, soğan, havuç gibi faydalı besinlerdir.
devamını gör...

doğru olmayan durum.
pisipsikolojikman iyi değilim ki tespit yapayım.
devamını gör...

hak vermek.
devamını gör...

(bkz: lüverver)
(bkz: bekçi hurşit'in eline lüverver vermişler)*
devamını gör...

#3927506 haklısınız ciddi oynarsak 1-1 ya da 2-1 gibi sonuçlarla biz alabiliriz ama gerçeği allah bilir allah yardımcımız olsun
devamını gör...

tanım: anlamının özüne çok az kişinin ulaşabildiği; ancak bu özü kavrandığında, insanın içinde saklı kalmış duygu ve düşünceleri bir anda görünür kılan kelimeler.

bilmek nedir? bilmek; hayat ıstılahında, insanın bir şeyi yalnızca öğrenmesi değil, öğrendiğini içselleştirip hayatına uygulayabilmesi ve bunu davranışlarında görünür kılabilmesidir.

bu bağlamda bana göre o muhteşem kelimelerin başında "yaşam" gelir.
"yaşam"… insanların dudaklarında ucuz bir teselli gibi titreyen o sığ kelime. içinde bir ışık varmış, sanki her şey bir amaca hizmet ediyormuş gibi pazarlanır. oysa yaşam, içine çekildiğin an kimliğini bir asit gibi eriten, sonu olmayan bir bozuluş dehlizidir. çoğu canlı, nefes alıp vermeyi, ritmik hareketler yapmayı "var olmak" zannetme yanılgısına düşer. oysa bu eylemler canlılık belirtisi değil, yalnızca infazı ertelenmiş bir cesedin son seğirmeleridir. çünkü yaşam, ilk çığlıkla birlikte kendi kendini tüketmeye başlar. ilk nefes, mutlak sessizliğe verilen ilk tavizdir; zamana, kokuşmaya ve hiçliğe sunulan bir kurbandır. zaman bir nehir değildir; zaman, ruhu hücre hücre soyan bir zımparadır. sen serpildiğini zannedersin, oysa sadece daha büyük bir yüzeyle yok oluşa sürtünüyorsun.
insan yaş aldıkça birikmez; ufalanır. sevdiklerini toprağa, inançlarını mantığa, umutlarını ise o dipsiz boşluğa kurban verir. kendini parça parça terk eder geride; her adımda bir uzvunu, bir anısını karanlığa bağışlar. en dehşet verici olanı ise bu eksilmenin kanatmayan bir yara oluşudur. bir gün aynanın karşısına geçtiğinde, o cam parçasından sana bakanın yabancı bir boşluk olduğunu görürsün. ne eski sızıların kalmıştır ne de o nahif sevinçlerin. hepsi bir silgiyle değil, sinsi bir unutuluşla kazınmıştır. o an anlarsın ki: yaşam, bir inşa süreci değil; bir enkazın sessizce tozlaşmasıdır.

dışarıdan bakıldığında hayat, bir giriş ve sonuç bölümü olan o klişe hikayelere benzer. ama içeriden, o karanlık çekirdekten bakıldığında; bu bir anlatı değil, kesintisiz bir çözülmedir. insan, en çok "neden" sorusunun paslı dişlileri arasında ezilir. ne için bu bitmek bilmez devinim? kimin için bu ağır yük? cevap, evrenin o sağır edici sessizliğidir. çünkü yaşamın sana bir anlam borcu yoktur; o, seni doğurmuş ve öylece terk etmiştir. insanın asıl kırılması, bu devasa anlamsızlığın ortasında, bir hiç uğruna devam etmek zorunda kaldığını anladığı o soğuk saniyedir.
çoğu insan yaşamaz; sadece ölmeyi beceremez. bırakmak bir irade, bir kopuş gerektirir; oysa devam etmek, uyuşmuş bir alışkanlığın köleliğidir. insan her türlü çürümeye alışır; sızıya, eksikliğe, içindeki karadeliğin asla kapanmayacağı gerçeğine... bir süre sonra yaşam bir tercih olmaktan çıkar, mekanik bir reflekse dönüşür. sabah uyanırsın, çünkü sistemin henüz çökmemiştir. nefes alırsın, çünkü ciğerlerin kendi kendine ihanet etmektedir. devam edersin, çünkü yokluğun o buz gibi serinliğinden korkacak kadar korkaklaştırılmışsındır.

ve nihai, karanlık gerçek şudur: yaşam sana asla bir şey katmaz, ancak senden her şeyi söküp alır. gençliğini bir hırsız gibi çalar, sevdiklerini bir cellat gibi koparır, kutsallık atfettiğin ne varsa hepsini birer yanılsama olarak önüne fırlatır. geriye ne kalır? ne tam bir hiçlik huzuru, ne de dopdolu bir varlık... sadece katlanılabilir bir ağırlık. insan bu yükle yaşamayı değil; onun altında ezilirken hala dik duruyormuş gibi yapmayı öğrenir.
sonra bir gün fark edersin ki artık ne bir kaçış yolu arıyorsun ne de bir kurtarıcı. sadece sürükleniyorsun. yaşam seni öyle bir arafta bırakır ki; ne umut edecek kadar saf kalmışsındır ne de vazgeçecek kadar cesur. arada, o gri bölgede asılı kalırsın. ne tam diri, ne tam ölü... sadece zamanın içinde çürüyen bir tortu.
belki de yaşam tam olarak budur: içindeki boşluğun yankısını dinleyerek yürümek, ruhun her gün biraz daha un ufak olurken dışarıya maskeler takmak, her aynada biraz daha silindiğini görerek o boşluğa gülümsemek... ve en beteri, bu yok oluşu kanıksamak. çünkü insan her şeye alışır; kendi mezarını içinde taşımaya bile.
yaşam bir mucize değil, doğanın en uzun ve en sancılı intiharıdır. ve insan, bu trajediyi fark ettiği an artık gerçekten var olmaz... sadece son perdenin inmesini bekleyen sessiz bir seyirciye dönüşür.

sonrasında ise "sevgi" kelimesi gelir.
sevginin içini o kadar boşalttık ki, artık çoğu zaman bir his değil, bir alışkanlık gibi telaffuz ediyoruz onu.
sanki ağızdan çıkan bir kelime, içteki boşluğu doldurmaya yetecekmiş gibi…
oysa sevgi, söylendiğinde değil; eksikliği insanın içine çöktüğünde kendini ele verir.

son olarak "huzur" kelimesi.
çoğu kişi huzuru, hiçbir şey hissetmemek zanneder.
oysa huzur, hissizlik değildir… hissedilen şeylerin artık can yakmamasıdır.
gecenin en derin saatinde, zihnin sana karşı bir mahkeme kurduğunda, geçmişin tanık, pişmanlıkların hakim olduğunda… ve sen kaçmayı bırakıp o yargının ortasında dimdik durduğunda işte orada huzurun ilk kırıntısı doğar. ama bu, rahatlatmaz. çünkü huzur, çoğu zaman bir iyileşme değil… acıya alışmanın son halidir. içinde kopan fırtınaların artık seni savurmadığı, ama hiç de dinmediği o noktadır. dalgalar hala vardır, sadece sen boğulmamayı öğrenmişsindir. ve en karanlık gerçek şudur: huzur, her şey düzeldiğinde gelmez. hiçbir şey düzelmeyecek gerçeğini kabullendiğinde gelir.

sevgilerle.
devamını gör...

orta doğuya özel, hazır savaş da çıkmışken yeni hidrolik modelini tanıtmıştır.
evet, toyota hilux sponsorluğunda taraflara başarılar dileriz.
x.com/bgyetherr/status/2031...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

orjinali grup gündoğarken olan ve başkasından dinlemeyeceğim şarkı.
ama yine bir hayal ürününe barnak basar... yok böyle bir gezegen.
devamını gör...

yeni nesil tepegözün de ne olduğunu bilmiyor, biz slaytlara asetat kalemleriyle tek tek inci gibi kelimelerimizi yazardık hey gidi.. şimdi yapay zekaya prompt’u yapıştırıyorsun 300 sayfalık slide document gönderiyor sana 1 dakikada.
devamını gör...

o şey değil mi ya ölü gömülürken koyulan tahta?
devamını gör...

galatasaray'ın ilk 11'i böyle olacak diyorlarlar. inş. olsun.

uğurcan
boey
singo
apo
jacobs
torreira
lemina
sallai
barış
sara
osimhen

az gollü bir maç olabileceğinin habercisi bu ilk 11.

dikkat ederseniz sağ kanat tercihi çok doğru olmuş. boey sallai kanadı defansif ve ofansif açıdan oldukça dengeli görünüyor. ayni jacobs barış ikilisinde olduğu gibi..

ön alan baskısı da daha iyi yapılabilir bu şekilde barış ve sallai ile. ikisi de kuvvetli ve yüksek enerjili oyuncular.. 60-70 dakika planlar istediğimiz gibi gittiği takdirde neo lang, yunus, sane gibi hamleler kulübeden girip yorulmuş liverpool ekibinin fişini çekebilir. hatta bu maç belki uzatmalara giderse kulübeden gelecek hamlelerle galatasaray avantajı eline alabilir...

galatasaray'ın ilk 11'nin defansif açıdan güçlü olduğu görülebilir. bu 11 de maçın düğümünü çözebilir. az gol atıp az gol yiyecek bir kadro... fakat planlarımız tutmazsa maçın ilerleyen dakikalarında hücum yönü daha kuvvetli oyuncularımız da devreye girebilir...

dilerim onlara gerek kalmadan bu işi bu 11 bitirsin.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim