zaman tüneli
atatürk'ün cüce olması
ahmet azılı bir atatürk ve cumhuriyet düşmanı kardeşimizdir, umarım burada böyle şeylerin prim yapmadığını yakında anlayacaktır.
devamını gör...
amme hizmeti
bazı başlıklarımda itina ile verdiğim hizmetti. hevesimi öldürdüler vermiyorum artık amme hizmeti.
uzun zamandır türk lokumu yemiyorum.s
uzun zamandır türk lokumu yemiyorum.s
devamını gör...
atatürk'ün cüce olması
içeride ne açıklama yaparsan yap ya da nickin ne olursa olsun biz bu açıklamayı ya da seni başlıkta bilemiyoruz. henüz başlığın üzerine basmadan, en azından kendi adıma konuşayım, nahoş bir tepki veriliyor zaten. gerek var mı? kaç tık alacaksın? büyük bir sürpriz mi yapıyorsun mesela, ülkenin kurucu lideri hakkında saçma sapan bir iddiada “bulunuyormuş gibi” yapıp vazgeçince? çocuğum bunu yapsa çarparım ağzına iki tane, oradan pay biç hareketinin nasıl karşılandığını..
devamını gör...
atatürk'ün cüce olması
yalandır. atatürk ortalama blr boya sahiptir. evet.
devamını gör...
scottish fold kucak sever mi? sahibine bağlı bir kedi midir?
mynet mi, onedio mu burası? ne biçim başlıklar açıyorsunuz sözlüğe anlamadım ki.
devamını gör...
sözlüğün en mikser yazarı
sözlükte ateşli tartışmalar başlatan, infial yaratan yazarlardır.
ben değilim, eskiden bir kaç kere sözlüğü karıştırmıştım, ama artık öyle şeyler yapmıyorum, çünkü büyüdüm abi.
ben değilim, eskiden bir kaç kere sözlüğü karıştırmıştım, ama artık öyle şeyler yapmıyorum, çünkü büyüdüm abi.
devamını gör...
bugün hoş bir hatunun bana sevgiyle bakması sorunsalı
çünkü gözleri var evet.
devamını gör...
sol frame’i temiz tutmanın yolları
akışı temizlemek için yapılabilecek her şey.
engellemek. sen aslında yoksun demek mesela.
elimizde çok güçlü bir koz var: “engellemek!”
engellemek. sen aslında yoksun demek mesela.
elimizde çok güçlü bir koz var: “engellemek!”
devamını gör...
bugün hoş bir hatunun bana sevgiyle bakması sorunsalı
bugün bir takım evrak işleri vardı, çıkmam lazımdı evden, çıktım da,
işlerimi yarım yamalak hallettikten sonra eve gitmek istemedim.
çok acıkmış mıydım, hayır, ama midem yemek alabilecek kadar boştu sonuçta,
meşhur burgercilerden birine gittim, dokunmatik ekrandan sipariş verebilme başarısına sahibim bu arada,
artık yaşlı amcalar gibi çalışanları meşgul etmiyorum. her neyse, siparişimi verdim, aldım, yedim...
ortam çok rahatsız edici ve kalabalıktı, çoluklu çocuklu anneler yine doldurmuş mekanı, çocuklar ciyak ciyak bağrışıyor, stres oldum filan biraz,
nihayet yemeğimi yedim, içeceğimi de dibine kadar içtim. elime telefonumu alıp biraz internette gezindim, keyfim biraz yerine gelir gibi oldu,
o sırada burgercinin diğer çalışanlarından daha farklı ve üst görevli olduğunu belli eden kıyafetler içindeki hanımefendisiyle göz göze geldik, yüzünde hafif bir tebessümle bana bakıyordu, ben telefonda gezinirken o bana bakıyormuş, hayret dedim... gözü çarpsa hadi neyse, demek ki biraz sevdi beni, hoşuna gittim belki de hanımefendinin, neden olmasın, sonra alıcı gözle baktım bir ara, hoş kızdı doğrusu, elleri kolları da güzeldi, ama takınacak çapkın bakışlarım yoktu. zaten belli ki o da benim doğal halimi sevmişti. neyse daha fazla dayanamadım. ağzımı burnumu sildim. masadan kalkıp eve doğru yol aldım.
otobüste çoktan unuttum onu, o da beni belki.
ama şimdi aklıma düştü tekrar. sizle de bi paylaşayım istedim.
şu memlekette aşık olmamak imkansız bir şey arkadaş. ne biliyim yahu.
her yerde güzel hatunlar, her yeri esir almışlar. bu ne ya.
işlerimi yarım yamalak hallettikten sonra eve gitmek istemedim.
çok acıkmış mıydım, hayır, ama midem yemek alabilecek kadar boştu sonuçta,
meşhur burgercilerden birine gittim, dokunmatik ekrandan sipariş verebilme başarısına sahibim bu arada,
artık yaşlı amcalar gibi çalışanları meşgul etmiyorum. her neyse, siparişimi verdim, aldım, yedim...
ortam çok rahatsız edici ve kalabalıktı, çoluklu çocuklu anneler yine doldurmuş mekanı, çocuklar ciyak ciyak bağrışıyor, stres oldum filan biraz,
nihayet yemeğimi yedim, içeceğimi de dibine kadar içtim. elime telefonumu alıp biraz internette gezindim, keyfim biraz yerine gelir gibi oldu,
o sırada burgercinin diğer çalışanlarından daha farklı ve üst görevli olduğunu belli eden kıyafetler içindeki hanımefendisiyle göz göze geldik, yüzünde hafif bir tebessümle bana bakıyordu, ben telefonda gezinirken o bana bakıyormuş, hayret dedim... gözü çarpsa hadi neyse, demek ki biraz sevdi beni, hoşuna gittim belki de hanımefendinin, neden olmasın, sonra alıcı gözle baktım bir ara, hoş kızdı doğrusu, elleri kolları da güzeldi, ama takınacak çapkın bakışlarım yoktu. zaten belli ki o da benim doğal halimi sevmişti. neyse daha fazla dayanamadım. ağzımı burnumu sildim. masadan kalkıp eve doğru yol aldım.
otobüste çoktan unuttum onu, o da beni belki.
ama şimdi aklıma düştü tekrar. sizle de bi paylaşayım istedim.
şu memlekette aşık olmamak imkansız bir şey arkadaş. ne biliyim yahu.
her yerde güzel hatunlar, her yeri esir almışlar. bu ne ya.
devamını gör...
en iyi kürt ölü kürttür
archie yoldaş
, dün kafası yarılmış dediğin kişide bu otobüsteymiş, kafası falanda yarılmamış... çünkü içi boşmuş..
, dün kafası yarılmış dediğin kişide bu otobüsteymiş, kafası falanda yarılmamış... çünkü içi boşmuş..
devamını gör...
en iyi kürt ölü kürttür
ulan erken yine ortalığı karıştırıyorsun haa.
devamını gör...
en iyi kürt ölü kürttür
(bkz: lağım kokan başlıklar)
faşizm yalnızca bir ideoloji değil aynı zamanda mental bir pandemidir. faşist, dünyayı fıkralarla türkiye sığlığında algılar. faşist, bir etnik kökene mensup üç, beş ya da yüz kişi suç işleyince bunun komple milyonlarca insanı ilgilendiren bir durum olmadığını algılayamaz. çünkü faşistin dünyası 16bit oyunlardan daha boyutsuz ve gradyanlardan yoksundur. bu da bariz bir zeka probleminin işaretidir.
yani küfretmemek için rafine sözcükler seçtim. lütfen. güzel bir şey değil bu. kendinizi bu duruma düşürmeyin.
faşizm yalnızca bir ideoloji değil aynı zamanda mental bir pandemidir. faşist, dünyayı fıkralarla türkiye sığlığında algılar. faşist, bir etnik kökene mensup üç, beş ya da yüz kişi suç işleyince bunun komple milyonlarca insanı ilgilendiren bir durum olmadığını algılayamaz. çünkü faşistin dünyası 16bit oyunlardan daha boyutsuz ve gradyanlardan yoksundur. bu da bariz bir zeka probleminin işaretidir.
yani küfretmemek için rafine sözcükler seçtim. lütfen. güzel bir şey değil bu. kendinizi bu duruma düşürmeyin.
devamını gör...
deneyimlenemeyecek şeyler
ölüm. öldüm de geldim diyemezsin.
devamını gör...
scottish fold kucak sever mi? sahibine bağlı bir kedi midir?
amına koyım siktiniz iyice sözlüğü.
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin
bana görüldü atıyor. teeeez kellesi vurula.
devamını gör...
varoluşsal distorsiyon
gece kulübünün loş ışıkları altında ımmanuel kant, mekanın kapanış saatinin evrensel bir ahlak yasasına uyup uymadığını sorgularken hoparlörlerden pink floyd’un sesi yükselir: “we don't need no education.”
kant birasından bir yudum alır, masaya bıkkınlıkla bakar ve hafifçe mırıldanır: “eğitime ihtiyacımız yok mu emin değilim ama saf aklın eleştirisi’ni yazarken bu bas gitar solosu kesinlikle dikkatimi dağıtıyor.”
yan masada oturan descartes ise dumanı tüten kahvesine bakıp derin bir varoluşsal krizin eşiğindedir. freddie mercury tam o sırada “ıs this the real life? ıs this just fantasy?” diye haykırdığında descartes coşkuyla masaya vurur: “işte benim adamım. şüphe ediyorum, öyleyse varım. ama kesinlikle şüphe etmediğim tek şey bu solo patlamasının mükemmelliğidir.”
barın köşesinde deri ceketli friedrich nietzsche, ac/dc’nin highway to hell şarkısı eşliğinde kafa sallamaktadır. kant’ın kuralcı tavırlarına göz devirerek “böyle buyurdu zerdüşt” diye bağırır ve devam eder. üstinsan cehennem otobanında sol şeritten gidendir. amor fati dostlar, kaderinizi sevin ve o gitarı çalmaya devam edin.
niçe’nin bu çıkışına karşılık albert camus mekandaki devasa langırt masasının topunu sürekli başa sarmaktadır. mor ve ötesi fonda bir derdim var artık tutamam içimde söylerken camus sigarasından bir fırt çeker: “absürd olan yaşamın kendisidir kardeşim. sisifos’u mutlu hayal etmek gerekir ama her seferinde o taşı tepeye çıkarıp ardından bu şarkıda çığlık atmak harika bir trajik komedi.”
tam o esnada şebnem ferah’ın sil baştan başlamak gerek bazen dizesi mekanı kaplar. tabula rasa kavramının babası john locke heyecanla ayağa fırlayarak “gördünüz mü? zihin doğuştan boş bir levhadır, yani her yeni günde sil baştan başlıyoruz.” diye haykırır.
sokrates ise mekanın kapısında durmuş, içeri girmeye çalışan gençlere göz kırpar: “sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez, ama ıron maiden dinlenmemiş bir hayat da oldukça eksiktir. bildiğim tek şey, bu gece elektro gitarın susmayacağıdır.”
varoluşun tüm ağırlığı, distorsiyonlu gitar tonlarında eriyip giderken antik çağlardan modern döneme tüm filozoflar tek bir gerçekte buluşur.
hayat anlamlı görünmeyebilir, ancak ritme ayak uydurduğun sürece bu absürd komedinin tadı bambaşkadır.
kant birasından bir yudum alır, masaya bıkkınlıkla bakar ve hafifçe mırıldanır: “eğitime ihtiyacımız yok mu emin değilim ama saf aklın eleştirisi’ni yazarken bu bas gitar solosu kesinlikle dikkatimi dağıtıyor.”
yan masada oturan descartes ise dumanı tüten kahvesine bakıp derin bir varoluşsal krizin eşiğindedir. freddie mercury tam o sırada “ıs this the real life? ıs this just fantasy?” diye haykırdığında descartes coşkuyla masaya vurur: “işte benim adamım. şüphe ediyorum, öyleyse varım. ama kesinlikle şüphe etmediğim tek şey bu solo patlamasının mükemmelliğidir.”
barın köşesinde deri ceketli friedrich nietzsche, ac/dc’nin highway to hell şarkısı eşliğinde kafa sallamaktadır. kant’ın kuralcı tavırlarına göz devirerek “böyle buyurdu zerdüşt” diye bağırır ve devam eder. üstinsan cehennem otobanında sol şeritten gidendir. amor fati dostlar, kaderinizi sevin ve o gitarı çalmaya devam edin.
niçe’nin bu çıkışına karşılık albert camus mekandaki devasa langırt masasının topunu sürekli başa sarmaktadır. mor ve ötesi fonda bir derdim var artık tutamam içimde söylerken camus sigarasından bir fırt çeker: “absürd olan yaşamın kendisidir kardeşim. sisifos’u mutlu hayal etmek gerekir ama her seferinde o taşı tepeye çıkarıp ardından bu şarkıda çığlık atmak harika bir trajik komedi.”
tam o esnada şebnem ferah’ın sil baştan başlamak gerek bazen dizesi mekanı kaplar. tabula rasa kavramının babası john locke heyecanla ayağa fırlayarak “gördünüz mü? zihin doğuştan boş bir levhadır, yani her yeni günde sil baştan başlıyoruz.” diye haykırır.
sokrates ise mekanın kapısında durmuş, içeri girmeye çalışan gençlere göz kırpar: “sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez, ama ıron maiden dinlenmemiş bir hayat da oldukça eksiktir. bildiğim tek şey, bu gece elektro gitarın susmayacağıdır.”
varoluşun tüm ağırlığı, distorsiyonlu gitar tonlarında eriyip giderken antik çağlardan modern döneme tüm filozoflar tek bir gerçekte buluşur.
hayat anlamlı görünmeyebilir, ancak ritme ayak uydurduğun sürece bu absürd komedinin tadı bambaşkadır.
devamını gör...
sözlüğün en afet en hoş en kadın gibi kadın yazarı
vallahi afet midir hoş mudur bilmem ama kadın gibi kadını köşe yastığı.
devamını gör...


