zaman tüneli

#3378961
çaylaklarla ilgili fikirlerim hiç değişmedi.
aralarında mük yazarlar olabilir, bilemeyiz.
devamını gör...

aslında insanın fiziksel, teknik ve çevresel olarak ulaşabileceği en üst sınır olarak basitçe anlatılabilir.

mesela nasuh mahruki'nin 8.848 metre ile dünyanın en yüksek zirvesi olan everest'e ikinci çıkışı.
ilk zirvesinde (1995) tırmanışın büyük kısmında oksijen desteği kullanmasına rağmen, ikinci tırmanışında (2010) 15 yaş daha yaşlanmasına rağmen 8500 metreye kadar oksijen desteği almadan tırmanması upper limite harika bir örnektir.
zirvedeki oksijenin, şu an aldığımızın üçte biri olduğu gerçeğini düşünürsek muazzam bir iştir yaptığı.


ayrıca, ukdemi doldurduğu için sevgili (bkz: çağ dışı mantık hatası) na teşekkürler.
devamını gör...

#4055303 size bir soru soracağım da cevaplayabilirmisiniz önce soruyu ve yaşadığımı okuduktan sonra sorum şu psikolog neden böyle yaptı ve amacı ne ne hedeflemiş bu psikolog ? : yaşadığım olay=>. belli bir sorunum için önce psikiyatriye gitmiştim yaşlıydı ve sürekli çağdışı günümüzde gülünç olan tavsiyeler veriyordu ben de baktım verimsiz kendimden yaklaşık 10 sene büyük olan yanında çalışan bahsettiğim malum psikoloğa gittim o sorun için. 1 sene herşey iyiye gitti ilaç dozu azaldı vs ama 1 sene sonra psikoloğuma yaşadığım gerçekleri anlatsam hep diyordu ki çarpıtıyorsun abartıyorsun düşüncelerin gerçek değil ama kafamdan geçen düşünceler hep gerçekleşti sonraki zamanlarda ise şöyle yapıyordu sorununa sonra giricem sana birşey anlatacağım” bunu derken hep saatine bakıyordu 1 dakika kala süremiz az ne diyorsan acele et lütfen diyordu o 1 dk içinde birşey demiyordum diyorduki iyisin iyisin sıkıntın yok sürekli böyle yapınca bir gün bardağı taşırdı: yine aynı sorun için gittim bu sefer psikolog+pskiyatri randevusu aldım önce bu sefer de bana istanbulu tanıtıyor sinemalar tiyatrolar hakkında konuşuyor : seansı yine geçirdi dedi çok mutlusun sonra psikiyatriye gittik psikiyatri dedi nasıl durumu dedi ki sıkıntısı yok çok iyi psikiyatri ilacı kesti daha kötüleştim gittim tekrardan o malum psikoloğa dedim ki neden 2 seanstır sorunuma değinmiyorsunuz dedi ki “sen kimsin bana nasıl hakaret edersin senin sorununla uğraşmak zorundamıyım ben diyerek birkaç kırıcı ifade kullandı” sonra ben başka psikologa gittim o da 5 dk terimsel konuştu 45 dk odada sessizlik terimsel konuştuğu için az etki etti o gün bugündür ben de terapi defterini kapadım
devamını gör...

kuramadım ya . ılık mıdır nedir bunlar
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

demek ki hak edilen bu. üzüldüm mü?
devamını gör...

var böyle bir şey.
effiel, arc de triomphe ve louvre falan hoş güzel ama ortam göçmenler yüzünden bombok.
he asla sendrom değil, o kadar da pembe popolu* olmayın.
o narinlikle sizi üzerler.
devamını gör...

sevgili (bkz: çağ dışı mantık hatası (yazar))’a ukdemi doldurduğu için teşekkür ediyorum.
tınısı çok hoş olan bayıldığım bir şarkı. loopa alıp uzun süre dinliyorum.
hata da olsa dünümü yarına zorla boğdum hep..
devamını gör...

şansını tiyatro sahnelerinde denemesi gereken şarlatan.
devamını gör...

tuzla devlet hastanesi'nde çalıştığı söylenen ceren isimli bir sağlık görevlisinin x paylaşımlarıdır. örgütün stratejisi artık anadolu'ya tamamen yayılarak işgali tamamlamaktır.

x.com/DailyTurkst/status/20...
devamını gör...

şimdi bir yayın olsa fena olmaz mı, kaçak çayımı da demlemişkene, ewed..
devamını gör...

nerdesiniz lan. gene yalnız bıraktınız
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tamam virtüözdür, yalayıp yutmuştur, çok hızlıdır, aslen klasik müzik eğitimi almıştır, fender; onun adına oluklu klavyesi olan model çıkarmıştır.
hendrix'e tapar.... ama 10 dk sonra kafa siker, saatlerce dinlenecek biri değildir.
devamını gör...

(bkz: bu muymuş)
devamını gör...

aylardır çaylak çaylak ezilen yoldaşlarım.
şimdi bizim günümüz. yönetim düşene kadar yazıyoruz.
devamını gör...

teknikte zirvedir, bu işin ilahı olmuştur adam.
devamını gör...

ankara’ya gelse de dünya gözüyle doya doya dinlesek dedirten, barok müziği ile metali harmanlayabilmiş ve sweap tekniğinde çığır açmış bir efsanedir.

ebru adında izmirli daş gibin bir eşi vardır ancak isveç kekosu abimiz “ebru demek zor yeah, ben sana april” diyeceğim diyerekten kadının adını “april malmsteen” yapmıştır hehehehe :)

ayrıca eşine aşırı bağlıdır; bir konserde kendisini görmüş ve yıldırım nikahıyla evlenmiştir, eşi için de özel olarak “angels of love” albümünü yapıp eşini de cover yapmıştır (adam aşık aga!)

eşi için özel olarak bestelediği şarkı için;
devamını gör...

#4055307 tenekedeki peynirde dişlerinin izi vardı mehdi..
devamını gör...

delisin diyemiyorlar lafı kıvırıp duruyorlar.
devamını gör...

bir tablonun güzelliğini tuvaldeki boyanın kimyasal bileşenlerine, usta işi bir romanı kağıdın üzerindeki mürekkep lekesine indirgemek ne kadar sığ kaçıyorsa, aşkı da sadece hormonların dansına bağlamak aynı indirgemeci çukura düşmektir.

biyoloji bu hikayede sadece ham maddedir; asıl mesele o ham maddeden nasıl bir heykel yontulduğudur. evrimsel mekanizma iki insanı bir araya getirmek, genetik çeşitliliği sağlamak ve türün devamını güvenceye almak için kusursuz bir biyolojik rüşvet tasarlamıştır. helen fisher bu düzeneği şehvet, çekim ve bağlanma olmak üzere üç ayrı nörolojik devreye ayırır. ilk evredeki dopamin patlaması ve prefrontal korteksin eleştirel filtreyi geçici olarak gevşetmesi, doğanın sunduğu yüksek faizli bir kimyasal avanstır. donatella marazziti'nin 1999 yılında yaptığı araştırmada aşıkların serotonin seviyesinin obsesif kompulsif bozukluk hastalarıyla aynı dip seviyelerde çıkması, sistemin hedefe kilitlenmek için oluşturduğu geçici bir stres halidir. dorothy tennov'un limerans dediği bu zihinsel tutulma hali, aşkın kendisi değil; olsa olsa onu tetikleyen ham yakıttır.

hormonları aşk sananların asıl çöküşü tam da bu kimyasal yangın söndüğünde başlar. vücut homeostaz gereği aşırı dopamin salgısını dizginler, serotonin seviyeleri normal bandına döner ve o sis perdesi dağılır. bu geçişi idrak edemeyen insan "büyü bozuldu, aşk bitti" zannedip yeni kimyasal dozların peşine düşer, bir seraptan diğerine koşar. madde bağımlılığı ile aşkın nörolojik yolları benzer ödül merkezlerini kullansa da sinirbilimci marc lewis'in işaret ettiği kritik bir ayrım vardır: uyuşturucuda arzulanan nesne doğrudan sentetik bir moleküldür; aşkta ise beyin oksitosin ve vazopressin devreleriyle ödülü somut bir moleküle değil, doğrudan başka bir insan zihnine, ortak hafızaya ve sosyal etiketleme sürecine mühürler.

biyolojik sis dağıldıktan sonra geriye kalan boşluğu neyle doldurduğunuz ilişkinin kaderini belirler. aşk, pasifçe maruz kalınan bir zehirlenme hali değil; her gün bilinçli olarak yinelenen bir inşa sürecidir. sosyolog lee robins'in vietnam savaşı'ndan dönen askerler üzerinde yaptığı araştırma, eroin bağımlısı gazilerin %90'ından fazlasının yeni bir çevre ve bilinçli tercihle bu bağımlılığı geride bıraktığını göstermiştir; insan bilinci biyolojik devrelerin kölesi değildir. hormonlar sadece ateşi yakacak kıvılcımı çakar, o ateşi diri tutacak olan ise iki insanın birlikte biriktirdiği bilişsel kütüphane, ortak ahlak ve adanmışlıktır.

mürekkep sadece kimyasal bir lekedir; roman ise iki insanın birlikte yazdığı hikayedir.
devamını gör...

riff mi çalıyor, solo mu atıyor kendisi de karar verememiştir bence.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim