zaman tüneli
öldükten sonra ne olacak sorunsalı
#2428644
aynı fikirdeyim.
aynı fikirdeyim.
devamını gör...
la la land
la la land için “şiir gibi bir film” dediklerini gördüm, haksız da değiller. acabaların, seçimlerin ve hayattaki sonuçların şiiri bu film. isminin masalsı tınısı ve ‘la’ ile los angeles’a yaptığı gönderme bile bunu baştan belli ediyor.
bana sorarsanız filmi bu kadar güzel yapan şey, filmdeki o büyülü dünyadan ziyade sunduğu hissin katıksız bir gerçeklik taşımasıydı. insanın gerçekten kendinden bir parça bulmasıydı. filmin finali hollywood klişelerinden uzak; ne birbirine koşarak sarılan aşıklar var ne de söylenmiş büyük sözler. sadece buruk bir “acaba”; aynı anda hem “keşke” hem “iyi ki” dercesine bir gülümseme.
filmdeki o meşhur alternatif final sahnesi, tam biz mutlu olacakları bir geleceği hayal etmeye başlamışken karşımıza çıkıyor ve yüzümüze tam olarak şunu çarpıyor: bazen insanlar hayatımıza girer, elimizden tutar, bizi düştüğümüz yerden kaldırır ve hedeflerimize giden yolda cesaret verirler. birlikte bir yol yürürüz ama o yolun bir sonu vardır. birbirleriyle gidebilecekleri yere kadar giderler ve sonra yolları ayrılır. dönecekleri köşeye kadar size eşlik ederler.
birlikte olmamak ya da yolun sonunda ayrılmış olmak, yaşananların yanlış olduğu anlamına gelmez. sebastian, mia’ya kendi hayalinin peşinden gitme cesaretini verdi; mia da sebastian’ın tutkusunu ve kendini ciddiye almasını sağladı. ikisi de birbirini dönüştürdü, daha iyi bir versiyonuna taşıdı. finaldeki o küçücük gülümsemede de sanki birbirlerine “biz olmadık ama iyi ki vardın. hayallerini gerçekleştirmişsin. seninle gurur duyuyorum.” dercesine bakıyorlardı.
aralarındaki ilişkiyi sebastian, mia’ya cazı anlatırken bize anlatıyordu sanki. caz ritmi gibi. ikisi de aynı parçanın içinde çalan ama kendi sesini duyurmaya çalışan farklı tonlar. kaosun içindeki o tuhaf uyum.
o alternatif final sahnesini izlerken insan istemeden kendi hayatındaki “acaba”lara da kayıyor.insan seçmediği hayatın yasını nasıl taşır? zihnin en büyük tuzağı burada başlıyor: seçmediğin hayatı hayal ederken beynin o ihtimalin kötü taraflarını siler, sadece mükemmel olan senaryoyu gösterir.belki de yasını tuttuğumuz şey o hayatın kendisi değil, orada olabileceğimiz o kusursuz senaryodur.
film de bize zihnimizin oyununu, her şeyin kusursuz gideceği bir sonu gösteriyor; bizi gerçeklerden uzaklaştırıp sonrasında bir tebessümle yüzümüze çarpıyor. ama bize iki tarafı da net bir şekilde vermiyor.
birlikte kalsalardı belki başaramayacaklardı, belki ikisi de kaybedecekti, belki de bambaşka sorunlarla boğuşacaklardı. seçtiğimiz yolun sonuçlarını yaşayarak görüyoruz ama seçmediğimiz yolun ne getireceğini asla bilemeyeceğiz. çünkü seçimlerin sonuçları vardır ve her seçim beraberinde bir fedakarlık gerektirir. filmde de kusursuz hayalin gerçeğini göremiyoruz.
bazen insan seçimlerinin ardından “acaba”ların ağırlığıyla bir adım atıyor, bazen de atmıyor. pişman oluyor ya da hayıflanıyor.herkes bir şekilde kendi hayatına, kendi yoluna devam ediyor.
bence bu yüzden hayatta her zaman mutlak “doğru” ya da “yanlış” seçimler yok; sadece verdiğimiz kararlar, hedeflerimize giden yolda ödediğimiz bedeller ve katlanmamız gereken sonuçlar var.
film bize “birbirinizi seviyorsanız mutlaka birlikte kalırsınız” da demiyor. ne kadar seversek sevelim, olmak istediğimiz kişiden de vazgeçmememiz gerektiğini; mutlu sonun “sonsuza dek beraber yaşamak” değil de bazen en gerçek mutlu sonun “ikimiz de olmak istediğimiz insan olduk.” diyebilmek olduğunu gösteriyor.
işte son tebessüm bu yüzden bu kadar güçlü bir an. bunun için birbirlerini suçlamaları, nefret etmeleri gerekmiyor. birbirlerinin hayatlarındaki yerlerini küçültmüyorlar. birbirlerine teşekkür ediyor ve saygı duyuyorlar. sadece yolları başka yerlere gidiyor ve ulaştıkları yer onları mutsuz etmiyor.
burada ne doğru/yanlış insan ne de doğru/yanlış zaman var. kim kaybetti, kim kazandı meselesi değil.
bazen sadece:
“bu insan benim hayatımın çok önemli bir parçasıydı. birbirimize çok değer verdik. sonra hayat devam etti.”
ve geriye kalan tuhaf, tatlı, acı; cevabı olmayacak bir his, bir “acaba”.
ama belki de bu yüzden insan büyüdükçe cevabı bulmaya çalışmak yerine bu sorularla yaşamayı öğreniyor. hayatlarımızdan birileri çıkmış olabilir ama üzerimizde bıraktığı iz, kattığı güç ve öğrettiği şeyler hep bizde kalır.
cevabını asla öğrenemeyeceğimiz o “acaba” sorusuyla yaşamayı öğrenmek, belki de büyümenin ve hayata devam etmenin en yetişkin tarafıdır.
masalın içindeki gerçekler gibi.
bana sorarsanız filmi bu kadar güzel yapan şey, filmdeki o büyülü dünyadan ziyade sunduğu hissin katıksız bir gerçeklik taşımasıydı. insanın gerçekten kendinden bir parça bulmasıydı. filmin finali hollywood klişelerinden uzak; ne birbirine koşarak sarılan aşıklar var ne de söylenmiş büyük sözler. sadece buruk bir “acaba”; aynı anda hem “keşke” hem “iyi ki” dercesine bir gülümseme.
filmdeki o meşhur alternatif final sahnesi, tam biz mutlu olacakları bir geleceği hayal etmeye başlamışken karşımıza çıkıyor ve yüzümüze tam olarak şunu çarpıyor: bazen insanlar hayatımıza girer, elimizden tutar, bizi düştüğümüz yerden kaldırır ve hedeflerimize giden yolda cesaret verirler. birlikte bir yol yürürüz ama o yolun bir sonu vardır. birbirleriyle gidebilecekleri yere kadar giderler ve sonra yolları ayrılır. dönecekleri köşeye kadar size eşlik ederler.
birlikte olmamak ya da yolun sonunda ayrılmış olmak, yaşananların yanlış olduğu anlamına gelmez. sebastian, mia’ya kendi hayalinin peşinden gitme cesaretini verdi; mia da sebastian’ın tutkusunu ve kendini ciddiye almasını sağladı. ikisi de birbirini dönüştürdü, daha iyi bir versiyonuna taşıdı. finaldeki o küçücük gülümsemede de sanki birbirlerine “biz olmadık ama iyi ki vardın. hayallerini gerçekleştirmişsin. seninle gurur duyuyorum.” dercesine bakıyorlardı.
aralarındaki ilişkiyi sebastian, mia’ya cazı anlatırken bize anlatıyordu sanki. caz ritmi gibi. ikisi de aynı parçanın içinde çalan ama kendi sesini duyurmaya çalışan farklı tonlar. kaosun içindeki o tuhaf uyum.
o alternatif final sahnesini izlerken insan istemeden kendi hayatındaki “acaba”lara da kayıyor.insan seçmediği hayatın yasını nasıl taşır? zihnin en büyük tuzağı burada başlıyor: seçmediğin hayatı hayal ederken beynin o ihtimalin kötü taraflarını siler, sadece mükemmel olan senaryoyu gösterir.belki de yasını tuttuğumuz şey o hayatın kendisi değil, orada olabileceğimiz o kusursuz senaryodur.
film de bize zihnimizin oyununu, her şeyin kusursuz gideceği bir sonu gösteriyor; bizi gerçeklerden uzaklaştırıp sonrasında bir tebessümle yüzümüze çarpıyor. ama bize iki tarafı da net bir şekilde vermiyor.
birlikte kalsalardı belki başaramayacaklardı, belki ikisi de kaybedecekti, belki de bambaşka sorunlarla boğuşacaklardı. seçtiğimiz yolun sonuçlarını yaşayarak görüyoruz ama seçmediğimiz yolun ne getireceğini asla bilemeyeceğiz. çünkü seçimlerin sonuçları vardır ve her seçim beraberinde bir fedakarlık gerektirir. filmde de kusursuz hayalin gerçeğini göremiyoruz.
bazen insan seçimlerinin ardından “acaba”ların ağırlığıyla bir adım atıyor, bazen de atmıyor. pişman oluyor ya da hayıflanıyor.herkes bir şekilde kendi hayatına, kendi yoluna devam ediyor.
bence bu yüzden hayatta her zaman mutlak “doğru” ya da “yanlış” seçimler yok; sadece verdiğimiz kararlar, hedeflerimize giden yolda ödediğimiz bedeller ve katlanmamız gereken sonuçlar var.
film bize “birbirinizi seviyorsanız mutlaka birlikte kalırsınız” da demiyor. ne kadar seversek sevelim, olmak istediğimiz kişiden de vazgeçmememiz gerektiğini; mutlu sonun “sonsuza dek beraber yaşamak” değil de bazen en gerçek mutlu sonun “ikimiz de olmak istediğimiz insan olduk.” diyebilmek olduğunu gösteriyor.
işte son tebessüm bu yüzden bu kadar güçlü bir an. bunun için birbirlerini suçlamaları, nefret etmeleri gerekmiyor. birbirlerinin hayatlarındaki yerlerini küçültmüyorlar. birbirlerine teşekkür ediyor ve saygı duyuyorlar. sadece yolları başka yerlere gidiyor ve ulaştıkları yer onları mutsuz etmiyor.
burada ne doğru/yanlış insan ne de doğru/yanlış zaman var. kim kaybetti, kim kazandı meselesi değil.
bazen sadece:
“bu insan benim hayatımın çok önemli bir parçasıydı. birbirimize çok değer verdik. sonra hayat devam etti.”
ve geriye kalan tuhaf, tatlı, acı; cevabı olmayacak bir his, bir “acaba”.
ama belki de bu yüzden insan büyüdükçe cevabı bulmaya çalışmak yerine bu sorularla yaşamayı öğreniyor. hayatlarımızdan birileri çıkmış olabilir ama üzerimizde bıraktığı iz, kattığı güç ve öğrettiği şeyler hep bizde kalır.
cevabını asla öğrenemeyeceğimiz o “acaba” sorusuyla yaşamayı öğrenmek, belki de büyümenin ve hayata devam etmenin en yetişkin tarafıdır.
masalın içindeki gerçekler gibi.
devamını gör...
19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı
devamını gör...
galatasaray trabzonspor kardeşliğinin bozulması
bence çok net devam ediyor.
bastırsan çok rahat 5-6 olacak maçta ileri gitmeyip sağa sola vakit geçirdiler.
böyle yakaladın mı atacaksın, bu konuda tavır çok net.
yakın zamanda biz 5 attık mesela, fener böyle yakaladı 6 attı.
hiç o maçlarda vakit geçiren, bilerek ofsaytta bekleyip top gelsin de oyun durup soğusun(onuachu) diyen oyuncu gördünüz mü?
göremezsiniz çünkü "büyük takım" olayı biraz da budur.
bastırsan çok rahat 5-6 olacak maçta ileri gitmeyip sağa sola vakit geçirdiler.
böyle yakaladın mı atacaksın, bu konuda tavır çok net.
yakın zamanda biz 5 attık mesela, fener böyle yakaladı 6 attı.
hiç o maçlarda vakit geçiren, bilerek ofsaytta bekleyip top gelsin de oyun durup soğusun(onuachu) diyen oyuncu gördünüz mü?
göremezsiniz çünkü "büyük takım" olayı biraz da budur.
devamını gör...
galatasaray trabzonspor kardeşliğinin bozulması
onların dostluğu " bugün bana yarın sana " şeklindedir.
bozulmaz kolay kolay
bozulmaz kolay kolay
devamını gör...
19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı
devamını gör...
galatasaray trabzonspor kardeşliğinin bozulması
trabzon da sonunda gerçekleri gördü, doğru yolu buldu.
devamını gör...
bade işçil
güzelliği ve zarafetiyle her zaman çok beğendiğim bir kadındır. oyunculuğu kuzey ve güney dizisindeki rolü ile patladı. uzun süre boyunca duru güzelliği ve kendisine has genetiğiyle( doğal sarışın olmasıyla) baya konuşuldu.
en parlak döneminde malkoç sualp ile bir evlilik yaptı. kadının tüm enerjisi, tüm hayata dair umudu ve sektördeki tüm bağlantıları yok oldu. her ne kadar medyaya yansıtmasa da, ayrıldığı eşinin fazlasıyla sorunlu olduğunu düşünüyorum. kadınla evlendiği andan itibaren kadının tüm kariyerini bitirmekle kalmadı, kadını sosyal çevresinden resmen sildi. kadın bugün bile hala temkinli bir hayat yaşıyor.
malkoç süalp'in boşanma süreçlerinde kadınla baya uğraştığını hatırlıyorum. uzun süre boyunca çocuğunun velayetini de bade hanımdan almaya çalıştı. keza o zamanlar magazinlere baya konu olmuştu ama bade işçil'in bazı şeylerle tehdit edildiği baya belliydi. oğlu için çok savaştı. bir iş adamının sahip olduğu bağlantılara ve sektörde güce sahip olmaması, kadını sessiz kalmaya itti. 2016 yılında boşanabildiler ama boşanana kadar kadına kan kusturdu.
bade işçil, eşinin kendisine hamilelik ve doğum sürecinden itibaren psikolojik şiddet ve baskı uyguladığını öne sürerek boşanma davası açmıştı. dava için verilen beyanlar uzun süre medyayı karıştırdı işçil'in diğer iddialarına göre malkoç süalp, "çocuğu emzirmeyeceksin, 2 yaşına geldiğinde londra'ya yatılı okula göndereceğim" şeklinde katı kurallar da koymaya çalışmıştı. üstüne evlilik içindeki aşırı kıskançlık krizleri ve tarafların birbirine karşı güven duymamasının da ilişkiyi yıpratan en büyük etkenlerden biri olduğu ileri sürülüyordu.
malkoç süalp ise iddiaları kesin bir dille yalanlayarak, işçil'in "reklam uğruna ailesini dağıttığını" ve asılsız suçlamalarda bulunduğunu iddia edip karşı dava açmıştı.
bir şekilde orta yolu buldular. oğulları azur, bade hanımda kaldı. malkoç süalp ikinci kez evlendi ama o evliliği de bitti. bu da bana gerçekten sorunlu bir yapısı olduğu mesajını veriyor. ayrıldığı hiçbir kadının hakkında konuşmaması da ayrı soru işareti bence. yine de olan bade işçil'e oldu. kadın hala sektörde aktif yer alamıyor.
en parlak döneminde malkoç sualp ile bir evlilik yaptı. kadının tüm enerjisi, tüm hayata dair umudu ve sektördeki tüm bağlantıları yok oldu. her ne kadar medyaya yansıtmasa da, ayrıldığı eşinin fazlasıyla sorunlu olduğunu düşünüyorum. kadınla evlendiği andan itibaren kadının tüm kariyerini bitirmekle kalmadı, kadını sosyal çevresinden resmen sildi. kadın bugün bile hala temkinli bir hayat yaşıyor.
malkoç süalp'in boşanma süreçlerinde kadınla baya uğraştığını hatırlıyorum. uzun süre boyunca çocuğunun velayetini de bade hanımdan almaya çalıştı. keza o zamanlar magazinlere baya konu olmuştu ama bade işçil'in bazı şeylerle tehdit edildiği baya belliydi. oğlu için çok savaştı. bir iş adamının sahip olduğu bağlantılara ve sektörde güce sahip olmaması, kadını sessiz kalmaya itti. 2016 yılında boşanabildiler ama boşanana kadar kadına kan kusturdu.
bade işçil, eşinin kendisine hamilelik ve doğum sürecinden itibaren psikolojik şiddet ve baskı uyguladığını öne sürerek boşanma davası açmıştı. dava için verilen beyanlar uzun süre medyayı karıştırdı işçil'in diğer iddialarına göre malkoç süalp, "çocuğu emzirmeyeceksin, 2 yaşına geldiğinde londra'ya yatılı okula göndereceğim" şeklinde katı kurallar da koymaya çalışmıştı. üstüne evlilik içindeki aşırı kıskançlık krizleri ve tarafların birbirine karşı güven duymamasının da ilişkiyi yıpratan en büyük etkenlerden biri olduğu ileri sürülüyordu.
malkoç süalp ise iddiaları kesin bir dille yalanlayarak, işçil'in "reklam uğruna ailesini dağıttığını" ve asılsız suçlamalarda bulunduğunu iddia edip karşı dava açmıştı.
bir şekilde orta yolu buldular. oğulları azur, bade hanımda kaldı. malkoç süalp ikinci kez evlendi ama o evliliği de bitti. bu da bana gerçekten sorunlu bir yapısı olduğu mesajını veriyor. ayrıldığı hiçbir kadının hakkında konuşmaması da ayrı soru işareti bence. yine de olan bade işçil'e oldu. kadın hala sektörde aktif yer alamıyor.
devamını gör...
sözlükte yasaklanması gereken kelimeler
çok afedersiniz ama amedspor.
devamını gör...
lider amedspor
#4065590 kara cahil birisin. sana bir şey yazmaya değmez. kundakta şehit edilen bebeklerin ahı tutsun seni.
devamını gör...
19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı
beşiktaş salah’ı da alsa ligi kapatıyomuş harbi
devamını gör...
lider amedspor
dökülüyorsun archie.... şu yazdığını vatan partili sözlük bebeleri bile yazmaz.
kürtçü değil kürt haklarının savunucusuyum
eşcinsellere sırf tercihlerinden dolayı yapılan her türlü haksızlığın karşısındayım (velev ki ibneyim)
trans mrans.... çok tanıdım, çoğu homofobiğe bin basarlar insanlıkta
ermeni katliamı kabul edilene dek, özür dilenene dek, hrant dinkim...
türk olamadım evet, çünkü bu ülkede türkler hiç katliama uğramadılar, yurtlarından edilmediler, dilleri yasaklanmadı, f-16 ile kazan bombası yemediler, 6-7 eylül katliamına uğramadılar, maraş, çorum, malatya, sivasta öldürülmediler...
yaptığımız her şeyin bedelini ödediğimiz gün belki yörük olabilirim....
kürtçü değil kürt haklarının savunucusuyum
eşcinsellere sırf tercihlerinden dolayı yapılan her türlü haksızlığın karşısındayım (velev ki ibneyim)
trans mrans.... çok tanıdım, çoğu homofobiğe bin basarlar insanlıkta
ermeni katliamı kabul edilene dek, özür dilenene dek, hrant dinkim...
türk olamadım evet, çünkü bu ülkede türkler hiç katliama uğramadılar, yurtlarından edilmediler, dilleri yasaklanmadı, f-16 ile kazan bombası yemediler, 6-7 eylül katliamına uğramadılar, maraş, çorum, malatya, sivasta öldürülmediler...
yaptığımız her şeyin bedelini ödediğimiz gün belki yörük olabilirim....
devamını gör...
19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı
devamını gör...
19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı
ulan bu nasıl sarı?!
bunu sahada veremeyen hakemin lisansını yırtarım.
kollayacağım diye iyice salaklaştılar artık.
bunu sahada veremeyen hakemin lisansını yırtarım.
kollayacağım diye iyice salaklaştılar artık.
devamını gör...
muhammed salah'ın galatasaray'a döşediği boru
uzun yıllar unutulmayacak bir borudur.
devamını gör...
sözlük yazarlarının en gereksiz uzmanlık alanı
el yazısından karakter analizi yapabiliyorum.
her hangi bir şeyin bir yerin görüntüsü tek noktaya odaklanarak resmini hafızaya kayıt edip yıllar geçse de simetrik şekilde hiçbir ayrıntıyı atlamadan çizebiliyorum.
not: bunu yetenek olarak görmüyorum çok gıcık bir alışkanlık.
her hangi bir şeyin bir yerin görüntüsü tek noktaya odaklanarak resmini hafızaya kayıt edip yıllar geçse de simetrik şekilde hiçbir ayrıntıyı atlamadan çizebiliyorum.
not: bunu yetenek olarak görmüyorum çok gıcık bir alışkanlık.
devamını gör...




