ebu profen yazar profili

ebu profen kapak fotoğrafı
ebu profen profil fotoğrafı
rozet
karma: 1912 tanım: 310 başlık: 149 takipçi: 9
karma: 1912 tanım: 310 başlık: 149 takipçi: 9

son tanımları


neden bu kadar yalnızız sorunsalı

cevabı olmayan bir sorudur.
bazı soruların cevabı olmaz müjgan. neden beni sevmediğini anlatamazsın içimdeki çocuğa. neden babam beni döverek anlatırdı kötü bir insan olmamam gerektiğini. annem müjgan. annem neden bağırıyor bana, sevmek sevilmek varken.
müjgan. bu kalbimin ağrısı üstüne bastırsam geçecek mi. çiçekler tekrar açacak ve yıldızlar daha belirgin olacak mı intihar edersem yarın gece. müjgan anlat biraz. ihanetleri nasıl saymalı. parmakla birer birer ve üstüne düşünmeden mi, yoksa her birinde iç geçirip ağır ağır mı.
müjgan ağlamak neden yaratılmıştır. ellerim mi daha günahkar beynim mi. dilim müjgan, gözlerimden daha fazla yalan söyleyebilir mi. ben inkar edersem eğer tanrıyı, o da beni kulluktan reddeder mi.
bazı soruların cevabı olmaz müjgan. bunu senin yüzüne karşı söylemek isterdim. ama sen hiç bir zaman. bana bir şey sormak istemedin.
devamını gör...

renkleri farklı görüyor olma ihtimalimiz

renklerin kaynağından değil ama bunu algılayan insanların gözlerindeki reseptörlerinin ve beyindeki nöronlarının farklılığı ile olabileceğini düşündüğüm ihtimaldir.

mesela sizin kırmızı diye adlandırdığınız rengi ben başka bir renk olarak görüyor ama yine de adına kırmızı diyor olabilir miyim? uzak bir ihtimal ama yine de olabilir.

sadece farklı olarak da değil, kontrast olarak da farklı görüyor olabiliriz. mesela ben mavileri belki de daha soluk görüyorum, bir başkası daha koyu görüyor, bir başkası da daha da koyu görüyor olabilir.

sanırım hiç bir zaman tam olarak birbirimizin bakış açısıyla göremeyeceğiz dünyayı. zaten dünyadaki bütün problemler de buradan çıkmamış mıydı?
devamını gör...

doktor kadınla evlenmek

hangi doktor olduğuna göre gidişatı değişebilen durumdur.

normalde evlilikte yapılan mesleğin değil de tarafların karakterlerinin daha önemli olduğunu düşünmeme rağmen, evleneceğiniz kadın doktorsa belli başlı zorluklarla karşılaşabileceğinizi düşünüyorum.
mesela cerrahi bölümlerin asistanı olan biri ile evlenirseniz, muhtemelen çoğu sevgiliden daha az birbirinizi görürsünüz. bayram günlerinde tatil günlerinde o nöbet tutarken, tek başınıza ne yapsam diye günü geçirirsiniz.
acilde çalışan bir pratisyen veya uzmanla evlenirseniz her ay farklı bir program ile çalışan, belli düzeni olmayan ve sinir stres katsayısı tavan yapmış bir eş ile evlenmiş olursunuz.
devlette veya özelde uzman doktor birisi ise kısmen daha rahat çalışan ama yine de işi gündelik hayatının çok büyük kısmında aklından çıkmayan biri ile evlenmiş olursunuz.

bu liste böyle gider en başta dediğim gibi ne doktoru olduğu çok şeyi değiştirir. bir aile hekimiyse mesela çoğu iş kolundan daha rahat çalışıyor ve daha az yoruluyordur.

şimdi buraya kadar karşınıza çıkacak kadın doktorun sahip olabileceği yaşam koşullarından bahsettik. efendim biraz da toplumumuzda erkeklerde gördüğümüz genel beklentilerden bahsedelim.

benim gözlemlediğim erkekler genelde eşinin daha fazla kazanmasını istemiyor, çünkü her ne kadar bunu dile getirmese de kendini evde daha üst konumda görüyor ve bunun yıkılmasını istemiyor. doktor kadın erkekten daha fazla kazanabilir bunu göz önünde bulundurmak lazım. peki bundan memnun olacak erkekler de yok mu, tabi ki var. ne güzel işte maddi yönden sıkıntı çekmem diye düşünenler de var. ama bu düşünceyle başlayıp sonra toplumun küçüklükten beri kodladığı ve hala baskı yapmaya devam ettiği düşünceler sayesinde bir süre sonra bu baskı altında ezilebiliyorlar.

ikinci bir mesele ev işleri ve çocukların bakımları. yine toplum öğretilerini çok fazla sorgulamamış çoğu erkekte, eşinden evin işleri ile ilgilenmesi, güzel yemek yapması, her yeri bal dök yala şeklinde temiz tutması, annesi babası akrabaları gelince onlara en üst seviyede hizmet göstermesi gibi beklentileri oluyor. doktor kadının ise bunları yapmaya ne vakti ne de enerjisi kalıyor. (branşın burda çok önemli olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.) yani muhtemelen evinize yardımcı bir kadın gelip ev işlerini o yapacak. çocucuklarınıza ise bakıcılar bakacak. gerçi iki tarafın da çalıştığı çoğu durumda zaten böyle oluyor ama doktorların iş hayatının daha yorucu olduğu da su götürmez bir gerçek.

tüm bunların yanında kadın doktorların gerek eğitim hayatında gerekse iş hayatında kazandığı bazı özellikler de olabilir.

mesela kendi hemcinsleri arasında çalışma oranı düşük olduğu için ve zaten toplumda da doktorluk mesleğine karşı anlamsız bir abartma
hakim olduğu için egoları bir miktar yükselmiş oluyor bu arkadaşların. bu da evlilikte tahammül sınırını aşağı çekebilir. insanoğlu zaman zaman hatalar yapar ve bu çok doğal bir şey. ama karşınızdaki insan egolu olursa sizin bu hatalarınızı alttan almak istemez ve kendinin daha iyisine layık olduğunu düşünüp evliliğe huzursuzluk getirebilir. tabi ki bunlar benim gördüklerim sonucu yaptığım genellemeler, böyle olmayan kadın doktorlar da var ve onları tenzih ederim.

major cerrahi bölümlerinde olan kadınlarda ise zannediyorum ortamın sertliğine karşı geliştirilen bir kalkan olarak aşırı bir huysuzluk ve çemkirmeye yatkınlık oluşuyor. dün akşam eve gelince çıkardığınız çorabınızı koltuğun kenarında unuttunuz diye sabah sert bir fırça ile uyanabilirsiniz. yine böyle olmayanları tenzih ederim.

aslında her branş için ayrı ayrı yazılabilecek bir konu. çünkü bir biyokimya uzmanı veya aile hekimi ile bir kadın doğum uzmanı arasında dağlar kadar fark olur.(mecaz zannediyorsunuz ama deği,gerçekten dağlar kadar fark var) ama genel olarak ortalamanın daha üstünde efor vermeniz gereken bir evlilik olacağı aşikar. eğer siz de doktorsanız bir kez daha düşünmenizi, doktor değilseniz iki kez daha düşünmenizi tavsiye ederim.

yazıyı şunu söyleyerek bitirmek istiyorum. eğer birinin kalbini sevmişseniz, onun mesleğinin ırkının dış görünüşünün hiç bir önemi kalmaz. bu hayatta risk almaya değecek tek şey sevginin peşinden koşmaktır. keşke yapsaydım lafı, keşke yapmasaydımdan her zaman daha çok ukte bırakır.
devamını gör...

ilk sevgilisi ile evlenen insan

eğer karşıdaki kişinin de ilk sevgilisi ise dünyanın en mutlu insanıdır. hayat bu kadar çünkü. sevmek ve sevilmek diğer bütün negatiflikleri kapatabilir.
devamını gör...

kadınlara en çok benzeyen canlı

şempanzelerdir. çünkü kadından bağımsız olarak insana en çok benzeyen canlılar şempanzelerdir.
devamını gör...

ölüm fikrinin insanları çıldırtmıyor oluşu

bir enrtyde özetlenemeyecek kadar ağır bir konudur.
ama şunu söylemeden de geçmek istemiyorum. belki de hepimizi çoktan çıldırtmıştır? dünyada olan bu kadar saçmalığa mantıklı bir açıklama olurdu.
devamını gör...

hayatın yarışmaya dönmesi

artık sosyal medyanın insanların hayatında kocaman bir yer edinmesiyle oluşan durum.

insanlar ne istediğini bilmeden, sadece toplu bir güzel/iyi olanı isteme güdüsü ile yaşıyor.
en güzel telefonu alma, en güzel eve arabaya sahip olma. en çok kazanan en itibarlı mesleği yapma. en güzel/yakışıklı kız/erkek arkadaşla ilişki yaşama.
artık kimse 'boşver diğer insanların ne düşündüğünü ben ne istiyorum?' demiyor.

şatafatlı bir restorana gidip yediği yemeyi instagrama atıyor çünkü onu tanıyan insanlara bakın ne kadar güzel hayatım var demek istiyor.
okuduğu kitabın belki de anlamadığı sayfasından bir cümle paylaşıyor çünkü kültürlü olma yarışında geri kalmaması lazım.

tvdeki gelin yarışmalarının komik videolarına denk geliyoruz hepimiz arada. işte bugün yaşamdaki durum aynen böyle, sadece diğer insanlar açıktan yapmıyor bunu. daha derinden gelen bir algı ile yapıyor. halbuki akışına bıraksa biraz diğer insanları bırakıp kendine yönelse. ve ne istediğini belirleyip başkalarının düşüncelerine verdiği önemi azaltsa belki çok daha mutlu bir hayat sürecek. ölene kadar hep birilerinden daha iyi durumda olma yarışından çıkıp o psikolojik gerginliği üzerinden atacak. ama işte bunu farketmek çok zor. özellikle en başta dediğim gibi sosyal medyaya tv ye bu kadar maruz kalırken ister istemez genel yönelimlere meyil ediyor insan.
durup düşünmek lazım bolca. bizi diğer hayvanlardan ayıran en önemli özelliğimiz bu. kullanmak lazım.
devamını gör...

tiyatro vs sinema

tiyatronun alacağı versus.
evet tiyatroda, sinema gibi efektler yok. tiyatroda yapılabilecekler daha kısıtlı. ama biri gerçek canlı kanlı, gitsen elini uzatsan değeceksin. diğerinde ise bir perdeye yansıtılmış ışık hüzmeleri. en güzeli ise bütün sahneye aynı anda bakabilmek. sinemada yönetmenin istediği kamera açısından izliyorsunuz. tiyatroda ise bütün sahneye aynı anda bakıyorsunuz. zaten gerçeklik algısını en fazla arttıran şey bu.
ben film izlerken de duygulanabiliyorum bazen. ama acıklı bir tiyatro oyunu beni hüngür hüngür ağlatabilir.
devamını gör...

yalnız yaşamak

geniş çevresi ve sürekli görüştüğü arkadaşları olmayan, evde takılmayı seven insanlara tavsiye etmediğim durum.

hayata devam etme motivasyonunu sağlamak için bize gösterilen o illüzyonlara muhtaçız arkadaşlar. ve tek başına kalmak farkındalığı çok fazla arttırdığı için bu hayatın aslında ne kadar değersiz olduğunu bir süre sonra anlamanızı sağlıyor. ne kadar süreceği, yalnızken kendinizi ne kadar dinlediğinize ve hayat hakkında ne kadar düşündüğünüze bağlı olmakla birlikte kaçınılmaz son böyle oluyor. yani psikilojinizde derin yaralar açabilir. özellikle hem yalnız yaşıyor hem de insanlarla çok az görüşüyorsanız.
o yüzden bir kişi olsa bile birlikte kalın ki hayattan gerçeklikten kopmayın.
devamını gör...

zamanı durdurmak istenen anlar

geriye dönüp bakınca insanın aklında tatlı bir üzüntü bırakan anlardır.
sevdiğimin gözüne bakıyordum, o benim gözlerime bakıyordu. o dışardan ben içimden ağlıyordum. birbirimizi son görüşümüz olduğunu sanki biliyormuş gibi o an hiç bitmesin istemiştim. keşke zaman dursa ve sonsuza kadar böyle kalsam. şimdilerde hep kendimi sanki bir şeyler eksikmiş gibi hissediyorum. galiba benden bir parça o anda kaldı. ve sonsuza kadar öyle kalacak.
devamını gör...

thanos'un haklı olması

thanos'un fikrini dünyamıza uyarlayınca açığa çıkan durumdur.

insanlar hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor.
umarsızca bencilce. etrafındaki her iki kişiden biri yok olsa, aslında bu dünyada kimseyi kırmaya gerek olmadığını, herkesin bir gün aynı şekilde yok olacağını anlayacak insanlık.

üstüne üstlük dünyadaki kaynaklar daha rahat bir şekilde kullanılacak. eğer adil bir şekilde olursa, yani gerçekten rastgele bir şekilde her iki kişiden biri yok olursa, kimseye haksızlık da olmayacak. ve belki kurulan sömürü düzenini yenmek için sömürülen insanların eline fırsat geçecektir.

bugün elimde eldiven olsa bunu yapar mıydım sorusunu düşündüm. yapmamak için bir sürü sebep var. geride kalacaklar için sevdikleri insanlar olmadan yaşamanın acısı çok derin olur. ve hayatı için savaş vermiş insanların elinden hayatı da pat diye almak yine çok acı. ama bir yandan düşününce bazı değişimler için büyük bedeller ödenmelidir. bilemiyorum. o güce sahip olmadan kimse ne yapacağını tam olarak bilemez galiba.
devamını gör...

üniversite sayımız 76'dan 207'ye yükseldi

evet eskiden taşrada açılan üniversiteye gitmeyen gençlik 18 yaşında hayata atılıp çalışıp ekonomiye katkı sağlar, iş öğrenir, ailesine yük olmaktan çıkardı.
şimdi ise 22-23 yaşında mezun olup bölümü ile ilgili iş bulamayınca başka vasfı da olmadığı için sürüklenip duruyor. vasıfsız üniversiteler gençliği mutsuzluğa ve umutsuzluğa itiyor.
devamını gör...

ders çalışmamak için yapılanlar

bazen günümü bitiren aktivitelerdi. piyano çalmak.
devamını gör...

ahlakın ölmesi

insanın suratına buz gibi çarpan gerçek.

ahlak öldü dostlar. dünyada kendi çıkarından başka şeyi düşünen, paranın ve modern hayatın kölesi olmamış bir avuç insan ya kaldı ya kalmadı.

sokaklarda aklından, gördüğü her kızla sevişmeyi geçirmeyen erkek kalmadı.

evleneceği kişinin parasını mal varlığını önemli bir kıstas olarak belirlemeyen kadın kalmadı.

halkının faydasını düşünecek, cebine bakmayacak, bir dava uğruna belki canını bile verebilecek siyasetçi kalmadı.

daha güzelinden daha alımlısından belki daha zengininden bir teklif alsa eşini terketmeyecek evli kalmadı.

işini yaparken kimse bakmıyorken kimsenin haberi yokken bile işinin hakkını vermeye çalışacak işçi kalmadı.

bencilliğini bir kenara bırakıp yapılan her yanlışa her zalimliğe gür bir şekilde ses çıkaracak mert insanlar kalmadı.

ah dostlar karşılık beklemeden bir kahve ısmarlayacak dost bile kalmadı.

ahlak öldü dostlar. nietzsche'nin tanrı öldü derken dediği gibi, onu biz öldürdük. şimdi boktan bir dünyada en fazla 50-60 yıl yaşayıp güçlünün ve şansı yaver gidenin diğer insanlarını nasıl ezdiğini izleyip toprak olup gideceğiz. bugün benim pes edişim. hümanist düşünceme veda ediyor. ve insanlığa bu bok çukurunda 'şans' diliyorum.
devamını gör...

ideal uyku süresi

deneyimlerime göre yaşa göre değişen süredir. aynı zamanda gün içinde ne kadar aktif olacağınıza göre de değişir.
yarın yaklaşık 12 saatlik bir çalışmada bulunacağım sabah kaçta kalkmam gerektiğini düşündükçe de uykum kaçıyor. resmen sarmal gibi, çıkamıyorum.
konumuza dönersek 7-8 saat arası, günü maximum verimle geçirmek için gerekli olan optimum uyku süresidir. fazlası da azı da gününüzü rüyadaymışsınız gibi geçirmenizi sağlar.
devamını gör...

selamunaleykum yerine selam demek

yapılınca bazı insanlar tarafından suç işlemiş gibi bakılan davranış.
arkadaşım sen bana arapça olarak sana selam olsun dedin, ben de sana selam diyorum işte aynı şey. arapça olunca daha mı doğru oluyor.
aramızda selamı yaymak değil miydi esas olan? ben sadece selam deyince selam vermiş olmuyor muyum arkadaşım bunun nesi yanlış.
devamını gör...

el güzelliği kriterleri

anlam veremediğim kriterlerdir. yani tamam böyle kurt pençesi gibi el herkese kötü gözüküyor da elin beğenilecek nesi var? el işte herkeste aynı ne kadar farklı olabilir.
devamını gör...

kara mizahın eşiği

gördüğüm kadarı ile kara mizaha gülen herkesin kendi değerleri olarak belirlediği eşiktir.

kimse ucu kendi değerlerine dokunmuyorsa 'yok artık bunun da mizahı yapılmaz' demiyor. mesela dindar biri dini şakalar görene kadar, solcu biri atatürk şakaları görene kadar, engelli bir tanıdığı olanlar engelli şakaları görene kadar, ırkçılığa uğramış biri ırkçı şakalar görene kadar, kara mizaha gülüyor.
gerçekten her şeyin mizahı yapılır mı yapılmaz mı, bazı konulara girmemek mi gerekir, bunları uzun uzun konuşmak lazım. ama benim kıstasım karşıdaki kişinin amacıdır. bir şeyin mizahını yaparken fayda sağlamaya çalışıyor ya da kendi fikrini destekleme amacıyla mizah yapıyorsa ona tepki koyarım. konuya dikkat çekmek ve olayın aslının ne kadar absürt bazen de acı olduğunu göstermekse gerçekten amacı, o zaman ben de gülerim.
devamını gör...

yazarların kendi yazdığı enfes sözler

herkesin içinde yeri ayrı olan sözlerdir.

-farketmiyorsun kendine iyi bak dediğin zaman kötüleşiyor her şey.
devamını gör...

oto ekspertiz

belli bir para karşılığında götürülen aracı farklı testlerle ve ölçümlerle size raporlayan araç hakkında bilgi veren kişiler.
özellikle oto alım satım sırasında ekspertiz raporuna göre araç alınır,satılır.
devamını gör...
devamı...
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
radyo & dergi sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan yardım başlıkları puan tablosu sıkça sorulan sorular istatistikler iletişim