öne çıkanlar | diğer yorumlar

lo inefable gibi bir şiir ile kalbimi fethetmiş olan derleme. zira dizeleri evrensel bir kalp ağrısından sızar özünde. koparmak için çekiştirip durduğu teller aynı enstrümana aittir ancak yine de hiçbir acı da mutluluk gibi bir başkasınınkine benzemeyecektir. "bir kuş ki bir tanrı gibi şarkı söyler ve sürükler tüylerinde sefaleti..."* delmira agustini'yi kendi dizeleri ile tanımlamak gerekseydi, yalnızca şairliği ile değil yaşamıyla benim nazarımda kuşkusuz bu dizelerle örtüşürdü. erotik mistisizm, aşkın yitişi ile gerçekleşen ruhun ölümü ve kozmik melankolinin feminen bir estetikle ne denli 'korkunç güzel' oluşunun mirası adledebiliriz los astros del abismo'yu. bildiğim kadarıyla çevirisi olmamakla beraber metin aralarında sevdiğim şiirlerin bazılarının çevirisini de not düşeceğim. hâlihazırda lo inefable şiirinin bahsini açmışken onunla başlayıp sonra biraz agustini'nin edebi portresini irdeleyelim.

"ölüyorum, ne nadide bir biçimde…
ne yaşam soldurdu beni,
ne ölümün kendisi, ne de aşk;
sanki sessiz bir düşünceyle ölüyorum, açık bir yara gibi…
hiç hissettiniz mi, o tuhaf sızıyı?

bütün varoluşa kök salmış o görkemli düşüncenin,
ruhu ve bedeni yiyip bitiren,
fakat çiçek bile açamadan solan o düşüncenin?
hiç taşıdınız mı, taşıdınız mı içinizde uykuda bir yıldızı,
parlamadan yakıp kavuran ve dağıttığı küllerin.

işte budur şehadetin zirvesi... sonsuza dek taşımak,
yırtıcı ve kurak, o trajik tohumu;
bağrınıza saplanmış vahşi bir diş misali...

lâkin bir gün o tohumu, bir çiçekle söküp çıkarabilmek,
mukaddes, dokunulmaz bir çiçekte açarken…
ah! daha büyük ne olabilir ki,
tanrı’nın başını tutmaktan avuçlarının içinde!"*  p.21


bakalım önce şarap mı bitecek, karaciğerim mi iflas edecek yoksa agustini mi bırakacak yakamı...* şiirin incelemesini belki kendi başlığında belki burada yapabilirim ancak buna yazarken karar vereceğim. los astros del abismo'ya geri dönecek olursak şayet; delmira agustini’nin ölümünden on yıl sonra yayımlanan -posthumous- derleme -ki sanıyorum los cálices vacíos ile birlikte el rosario de eros'un halefi olduğundan mütevellit, xx. yüzyılın ilk çeyreğine tekabül etmekte- delmira'nın hem lirik evreninin doruk noktasını hem de içsel çatışmalarının en yoğun ve dolaylı olduğu şiirlerini içeriyor. yaşamında yayımlayamadığı metinlerle birlikte onun erken yaşta geliştirdiği şiirsel sezgisel gücün ve metafiziksel sorgulama yetisinin nihai bir vitrini demek abartılı bir ifade olmayacaktır. bu açıdan visión de otoño şiiri özel olarak irdelemeye değerdir aslında. "tüberküloz hayalleri süzüldü… gri gözleri iki büyülü işaretti…
hayaletimsi parkta silueti gezinip durdu… tüm bedeni kuru bir yaprağın titreyişiyle titriyordu!"
* gün üzerinden kurduğu liminal alan, ölüm vizyonunu erotize ederek gotiğin içinde eritmesi ve estetik ölüm yaratısı katmanlı ve can yakacak kadar gerçektir.

bu temanın derinleşeceğini, eser la alborada başlığı altında toplanan çocukluk şiirleriyle açılması ile anlamayız aslında ancak ardından gelen bölümler agustini'nin erotik duyumsallıkla felsefi derinliği harmanlayan özgün üslubunun somut örnekleriyle bezenir. agustini'nin poetikasında varlık ve yokluk ikiliği yalnızca ontolojik* değil aynı zamanda erotik bir düzlemde de işler. lo ınefable adlı şiirinde geçen ifadeler yalnızca entelektüel bir acıyı değil aynı zamanda sezgisel olarak dile dökülemeyen, maddi olmayan bir eros’un içinde çözülmeyle örülmüştür agustini tarafından. burada duyumsadığı ölüm literal ya da biyolojik değil metafiziksel bir tükenmişliğin temsili; varlığın aşkın olanla temas etme arzusunun doğurduğu imkânsızlıktır. nietzscheci anlamda dionizyak çatışma olarak adledebiliriz sanıyorum. hayatın taşkın enerjisi ile onu kavrama çabasının sınırları arasındaki gerilim şiddetle yükselir ve bir sonuca ulaşamaz zira. bunu gözden kaçırmak kolay olacaktır zira agustini’nin şiirlerinde mistik tefekkür geleneksel katolik aşkınlıktan çok yeryüzü merkezli bir kutsallık deneyimine dayanıyor. ki yine, “¡vida!” şiirinde dünya aşkın bir mekân değil bizzat tanrısal bir kucak olarak sembolize edilmiştir.


yani hayat, erotik bir arzu nesnesi değil, bir tür panteist tanrının tecessümüdür. bütün evren, yıldızlar, denizler, bilinmeyen dünyalar bir ilahi tanıklıktır. agustini’nin feminen duyarlılığı burada teofani ile tenin birleştiği çok eşsiz bir simya yaratıyor ancak gözden kaçırmamak gerekir ki agustini’nin imgeleri simgesel işlevlerinin ötesine de geçmeye açıktır zira sembolizm kolayca bilişsel araç haline gelebilir. las alas keza güzel bir örnektir. burada yalnızca soyut bir özgürlük metaforu değil bilincin şiirsel kapasitesine işaret eden çok aşamalı dizeler mevcut. kanatlar burada hem bir epistemolojik araç işlevi görüyor hem de bireysel ruhun dönüşüm potansiyelini temsil ediyor. şairin düşüşü de bir nevi gnostik bir deneyimdir çünkü. ilahi olanla temas ettikten sonra duyumsal dünyaya geri dönmenin acı verici zorunluluğu içten bir ızdırap verecektir. bunu feminen estetik ile oldukça incelikli harmanlaması sebebiyle şiirlerinde mistik bir açık da oluşuyor aslında. hipnotize edici oluşu bundan olsa gerek. agustini’nin poetik evreni yalnızca duyguların değil feminen varoluşun şiirleştirildiği bir alan. yüce mi musa triste! kadınsı öznelliğin, patriyarkal söylem altında dışavurulamayan bir varoluş krizini açığa vurduğu pek çok şiir mevcut derlemenin içinde. artık ilham verici olan değil kendisi bir travmanın bedeni haline gelmiş boş gözleriyle dünya üzerinde yalnızca geçici bir ışık olarak dolaşan bir hayalet imgesi güçlüdür burada. bu noktada agustini’nin poetikası, julia kristeva’nın* chorasına da yaklaşır çünkü söz öncesi bir acının, şiir diliyle yapılandırılmaya çalışılması olarak okunabilir.

la alborada'nın poetik ontogenezine de göz atmak gerekecektir. bu bölüm daha önce de belirttiğim gibi, delmira’nın on-on beş yaşları arasında yazdığı erken dönem şiirlerden oluşuyor ve poetik gelişiminin psikodinamik izini sürmeyi kolaylaştırması açısından konulduğu taraftarıyım. yine de hakkını teslim etmek gerekir zira bu şiirler, dilsel sadelik içinde bile çok katmanlı. örneğin la violeta görünürde alçakgönüllü bir çiçeği överken altta bir değer hiyerarşisi inşa ediyor ki violeta, diğer tüm çiçeklerden daha az gösterişli olsa da ideale daha yakınsaktır. bunu agustini’nin sezgisel etik-estetik sentezinin erken örneklerinden biri olarak okuyabiliriz. güzellik salt görünüşte değil, mahremde ve görünmeyende aranmalıdır düşüncesi gerçekten çok yüzeysel görünen ancak indikçe zemine doğru açılan yeni katmanlara sahip biçimde aktarılıyor.

ölüm ve aşk teması da oldukça baskın. diğer derlemelerin özünü de oluşturan temel bir yapı taşı bu. agustini’de erotik bir dorukla örtüşen; aşkın bedensel bir kırılma değil bir varoluşsal işgal olduğunu işleyen şiirler neredeyse geçiş işlevi görüyor kozmik temaya. burada pervasızca kapıdan giren aşk aynı zamanda benliğin sınırlarını ortadan kaldırıyor ve la copa del amor'da yer aldığı gibi bu deneyimi kutsal şarapla özdeşleştirerek eros’un litürjik bir forma dönüşmesini sağladığı da oluyor zaman zaman. georges bataille’ın ateşli teofani kavramıyla örtüşebilir belki bir nebze.

bu çok boyutlu feminen epifani -ontolojik patos da demek mümkündür- sadece bir şiir kitabı değil, içkin metafiziğin, erotik deneyimin ve sezgisel bilginin şiirsel olarak vücuda geldiği bir lirik kozmos olarak ele alınabilecek kadar derin ancak ayık bir bilinç ile ne okunması ne de ele alınması gerektiği kanaatindeyim. yaşadığı zamanın edebi ve ahlaki sınırlarını zorlayarak kadınsı dilin ve duygunun nasıl yüksek bir metafizik dile dönüştürülebileceğini göstermesi açısından da oldukça kıymetli olduğunu söylemek gerekir. ispanyol şiir geleneğinde ve dahi latin amerika modernizminin kadın temsili tarihinde bir başyapıt olarak ele alınması gerektiğini de belirterek birkaç şiir ile sonlandırayım tanımı.



la duda

vino: dos alas sombrías
vibraron sobre mi frente,
sentí una mano inclemente
oprimir las sienes mías.

sentí dos abejas frías
clavarse en mi boca ardiente;
sentí el mirar persistente
de dos órbitas vacías.

llegó esa mirada ansiosa
a mi corazón deshecho,
huyó de mí presurosa
para no volver, la calma,
y allá en el fondo del pecho
sentí morirse mi alma! p.120

vısıón de otoño

fue una tarde de plata. largas ráfagas frías
arrastraban chirriando las hojas amarillas.

pasó… pasó y flotaron sensaciones de tisis…
dos signos cabalísticos eran sus ojos grises…

por el parque espectral divagó su silueta…
¡temblaba en toda ella un temblor de hoja seca!...

el cierzo, que va en ondas, con sus alas de acero,
la azotaba violento, le agolpaba el cabello.

bajo los viejos árboles descarnados, grisientos,
que al cielo se alzan rígidos como manos de espectros;

pasó… gimió a su paso un chirriar de hojas secas,
y fue como una ráfaga de un frío de ultratierra.

el sol, rompiendo lento una nube de plata,
miróla extrañamente con su pupila extática.

pasó… flotó una helada sensación de misterio,
un olor de violetas y… se perdió a lo lejos. p.139

devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"los astros del abismo" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim