1.
gezegen sahaf
türkiye’de hakiki sahaf iki elin parmak sayısını geçmez. batı’da yerleşmiş olan sahaf ve ikinci el kitapçı ayrımı henüz bizde karşılığını bulamadı. kitaptan anlasın anlamasın, nitelikli kitap satsın satmasın, birkaç bin kitabı olup dükkan açmış herkes kendini sahaf saymaktadır. bunlar arasında doğru düzgün işini yapanlar vardır, işten hiç anlamayanlar vardır. gezegen sahafın sahibi sedat yardımcı sahaf ve ikinci el kitapçı ayrımında kanaatimce ikinci el kitapçılar arasındadır. kitaptan anlamaz demem, benim değineceğim şeyler başka. sedat bey youtube üzerinden mezatlar yapıyor. bu mezatlarda sedat bey’in tavrı oldukça nettir: ben tüccarım diye bağırmaktadır. hakiki bir sahafın muhabbetini ve ahbaplığını asla bulamazsınız. tek derdi kitapları olabildiğince yüksek fiyata satabilmektir. mezatın doğasında vardır, bazen kitaplar değerini bulmaz. bazen kitap yersiniz, bazen kitap yedirirsiniz. gelin görün ki sedat bey buna dayanamamaktadır. kitap aklındaki fiyatı bulmadığında sinir küpüne dönüşmektedir. bu fiyata hurdacı satmaz diye ses yükselten tek münadi sanırım sedat bey’dir. bu sahaf tavrı değildir; kitap tüccarı böyle davranabilir sadece. sahaf da kitap alıp satar, o da bu işin ticaretini yapmaktadır doğal olarak; ama o bundan daha fazlasıdır. tek derdi iyi fiyata kitap satmak değildir. sahaftan öğrenirsiniz, sahaf sizi geliştirir, sahafla kitaplara dayanan bir ilişki kurduğunuzda ufkunuz genişler. sedat bey’in ne böyle bir meslek bilinci vardır ne de entelektüel yeterliliği. onun meselesi kitabı tavan fiyattan satabilmektir. işin ilginç yönü bazen kitap piyasasının üzerine çıkar; gayet iyi bir fiyattır o kitap için, sedat bey yine de tatmin olmayabilir. daha fazlasını istemektedir. sürekli bu fiyata kağıtçı vermez diye ekrana konuşmaktadır. merak edip kitabın fiyatına baktığınızda aslında ederini bulduğunu görürsünüz. ama sedat bey’e sorarsanız o fiyata az kuru az pilav bile verilmez. sedat bey’in kitap fiyatları için başvurduğu esas kaynak az kuru az pilavdır. kitap enflasyonu için önemli bir gösterge gerçekten. mezata katılan kişilerin biraz da acemilerse bilmeleri gereken ilk şey, olur olmaz soru sormamaları gerektiğidir. sedat bey kızabilir çünkü, bir anda parlayabilir. mezatın doğasına ve işleyişine çok uygun bir soru da sorsanız haşlanabilirsiniz. çünkü sedat bey tüm kitap kurtlarının kendisine muhtaç olduğu vehmine kapılmıştır. bu tavrı her mezatta gözlemlemek mümkündür. öyle ki bazen aba altından sopa göstermektedir. “biz bu işi bırakalım madem” , “bir daha böyle kitaplar çıkarmayalım en iyisi” gibi cümleler duymanız işten bile değildir. tüm kitap kurtları ve koleksiyonerler bu anlarda soğuk terler dökerek dua etmektedir. sedat bey bu kitapları lütfedip çıkarmazsa bir daha nereden bulacaklardır? sedat bey kitap piyasasını işine geldiği gibi değerlendirmektedir. bazen filanca kitabı şu kadar fiyata koymuşlar, böyle şey olur mu yahu demektedir. kitap kendisine lazım olduğu için bu serzeniş olabilir. öte yandan bazen de piyasadaki abuk sabuk bir fiyatı referans alabilmektedir. sözgelimi kitaptan tek bir tane olsun piyasada, kitabı satan kişi de on bin lira buyurmuş diyelim; işte bu kitap sedat bey’in elinde mezata çıkmışsa on bin lira doğru fiyattır. kitabı satarken beşte birine satıyorum, inanamıyorum, onda birine gidiyor diye feryat etmektedir. bir sahafın en önemli ayırt edici özelliği kitaba değer biçmek konusunda iyi olmasıdır. sahaf piyasadaki şişirme fiyatları referans alan kişi değildir. kitabı şişiren kişi zaten sahaf değildir. onlara köylü kurnazı demek gerekir. sedat bey kitapların içeriğine dair pek bilgili biri gibi görünmemektedir. onu ilgilendiren kitabın ticari değeridir. belli başlı yazarların klasik kitaplarını bile herhangi bir bilgi vermeden sunmaktadır. sahaf her kitabı bilemez tabii ki, ama en azından belli başlı kitaplarda bir aşinalık beklersiniz. sedat bey bazen koca bir kitap piyasasının dışında kendine özel bir piyasası olduğunu düşünmektedir. sözgelimi ilk baskı veya imzalı bir kitap düştü diyelim. bilinçli herkes alacağı kitaba bakar. özellikle de spesifik bir koleksiyon alanı olan ilk baskı ve imzalı kitaplarda çıkan kitaplara bakılır. bakıyorsunuz kitabın tamamen aynı nüshası, çok iyi kondisyonda, iki yüz liraya satılıyor. sedat bey diyor ki ben bin lira isterim. açıklaması şu: piyasa kendini bulamadı arkadaşlar. iki yüz liraya satanlar uyguna satıyor. doğru fiyat benimki, piyasa benim. sedat bey satıcıların gönderdiği kitapları yüzde kırk komisyonla mezata çıkarıyor. kitaplara kendisi de pey verip alıyor. öyle ki bazen bu işi fazlasıyla abartıyor, aracılık etmesi için gönderilen kitapları kendisi topluyor. bu bile yeterince sorunlu bir durum ama iş bununla kalmıyor. acayip bir sistem kurmuş, şöyle işliyor bu sistem: kendisinin aldığı kitaplardan da yüzde kırk komisyon düşüyor. şöyle ki, kitabı bin liraya aldı diyelim. satıcıya altı yüz lira ödüyor. yani sedat bey pey verdiği her kitapta diğer katılımcılardan bir sıfır önde. siz bin lira pey verdiniz, kitap sizde kaldı. bin lira ödüyorsunuz. sedat bey aynı kitaba altı yüz lira ödeyeceği için çok daha avantajlı konumda. diyor ki ben sadece kitap satmıyorum, aynı zamanda koleksiyonerim. yani ben de kitap alırım mezatlarımda. insan düşünmeden edemiyor, madem koleksiyonersiniz, kendi aldığınız kitaptan neden komisyon düşüyorsunuz? eşit şartlarda pey verilmesi gerekmez mi? bunun etik bir sorun olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...