çekirdekler hazırsa burada bir şeyler karalamak istiyorum. sıfır ön hazırlıkla gelişine cümleler, birtakım açıklamalar, sitemler, ironiler ve başka başka şeyler. bu konuda gereksiz bir tartışma dönüyor ama taraflar hiçbir zaman yeterince dürüst olmuyorlar. bir müslüman olarak yazacağım bir şeyler ama müslüman değilmişim gibi de okuyabilirsiniz. merak etmeyin kendi inançlarımdan bahsederken öznel olsam da onun dışında yazdığım tüm her şey dini inancım açısından objektif felsefi olarak subjektif rasyonellik iddiası taşıyan tezlerdir. cümle bir tuhaf oldu, islam inancımı bağlamayan tezler diyorum işte.
çekirdek mekirdek denilince ben bir gaza geldim şu an. sıfır hazırlık olduğu için de yeterince öz olmayacak aksine dağınık olacaktır. madem seyirci var soluksuz yazacağım ve muhtemelen çok uzun bir yazı olacak. birkaç parçaya bölerek yayınlamayı düşünmüyorum tek seferde kusacam hepsini.
1. bölüm
(bkz:
straw man) nedir bilir misiniz? biliyorsanız çok iyi. çünkü bu yazıda buna biraz ihtiyacımız olacak. ama önce islamda kadının yeri meselesi neden bu kadar hayati bir mesele olduğu konusuyla başlayalım.
islamda kadının, erkeğin, müslümanın, gayri müslimin, dostun düşmanın, eşin, dostun, akrabanın yerini bilmek, iyice öğrenmek falan elbette önemlidir. bir müslüman için ya da müslüman adayı için bu tür detaylar ve sınırlar elbette önemlidir ama bunlar sadece bunu uygulamak için önemlidir. dini yasalardır. yoksa yargılamak, eleştirmek ve yanlışlamak için değil. neden? çünkü bunlar ahlaki değer sınırlarıdır ve hangi din olursa olsun bir din kitlesine ahlaki değerlerini dikte etmek için vardır. tekrar ediyorum, ahlaki değerleri dikte etmek için vardır. zaten ahlaki paradigmalar doğası gereği yanlışlanan şeyler değildir.
yani söz gelimi x bir dinin hakikatin bir parçası olduğuna belli birtakım sınama yöntemleriyle kanaat getirdim ve o x dinine iman ettim. sonra devam ettim ve kitabın son sayfasında diyor ki "x dinine inandıysanız eğer hemen şimdi gidin ve anne babanızı öldürün, iyi bilesiniz ki iman edenler için bu yapılacak en hayırlı olandır."
şimdi ben x dininin tazecik bir mümini olarak ne yapacağım? annamı babamı öldüremem kusura bakmayınız. bana zor gelir. geri döndük ve birtakım ileri araştırmalar vs. yaptık ve hala x dininin hakikat olduğuna ikna oluyorum. eee peki bu emir de neyin nesi? hakiki bir din gerçekten inananlarından böyle bir şey isteyebilir mi? bence isteyemez yağğ öyle bir şey olur mu lan? canım anam benim.
oh wait! bir saniye. şöyle bir gerçeklik var: hakiki bir din isterse sizden hayatınızın geri kalanında ellerinizin üzerinde yürümeyi, bir daha asla banyo yapmamanız gerektiğini, bir nükleer silah ele geçirip bütün gezeni yerle bir etmeyi falan önerebilir. bunları yapmayı şart koşabilir. neden? çünkü din zaten bu demek. sana uysun ya da uymasın kendi hakikatini inananlarına dayatmak ve yeni bir etik değerler silsilesi inşa etmek demek.
öbür türlü vay efendim hiç banyo yapmadan yaşanır mıymış demek din felsefesi açısından irrasyoneldir.
eğer din şunu deseydi; banyo yapmak zararlıdır tıbbi sağlık açısından banyo yapmazsanız hiç hastalanmazsınız deseydi eğer bu yanlışlanabilir ve dinin otoritesine zarar verir bir söylem olurdu.
ama teolojik olarak doğrusu budur, pis olmak sizin için daha hayırlıdır denilirse eğer bu kendi içinde yanlışlanamaz ve yargılanamaz bir emir olurdu.
hatta direkt kurandan da bir örnek vereyim. kurandaki savaş hukuku yeryüzünün en barışçıl savaş hukukudur. 21. yüzyılda bile oradaki ahlaki kaygıların yanına yaklaşılamamıştır. neyse bu da çok tetikleyici bir iddia bunu da başka bir zaman tartışırız.
ama kuranda savaşla ilgili tuhaf ayetler var. o ayetlerde kuranın tanrısı kendisine inanan müslümanlardan bir kısmını çok sert bir dille eleştiriyor. zamanında muhammed'e allah bize ne zaman yardım edecek? ne zaman savaşmamıza izin verecek diye çekiştiğiniz halde şimdi savaş izni verildiğinde ayak diretiyorsunuz diye sert uyarılar var. sefere çıkmayıp savaştan kaçanlara karşı ağır ithamlar falan var. hazırlıksız bu yazıya başladığım için ayetleri eklemiyorum şu an. ama dm'den falan sorarsanız bulup iletirim.
yani demem o ki inandığınız şey size savaşma derse savaşmazsınız, savaş derse savaşırsınız. şimdi olmaz başım ağrıyor, ama karşı tarafta benim kankalarım vardı, ay beni kan tutuyor falan demek rasyonel bir yaklaşım değildir. dinin emirlerini yapmamak/yapamamak başka şey emirleri gayri ahlaki bulmak başka şey.
din, hangi din olursa olsun yapısı gereği zaten senin "ahlaki değerlerinin" dejenere olduğunu iddia eder ve sana kendi doğrularını doğru diye verir. burada felsefi bir problem yoktur.
buraya kadar anladıysak yeni konuya geçiyorum.
bu girişi şunun için yaptım; varsayalım ki gerçekten islam dininde kadının yeri son derece rezil bir halde olsun. hayvandan da daha aşağı olduğunu falan söylüyor olsun. erkek kadını isterse evire çevire dövebilir falan olsun. ne değişir?
öyle demiyor ama diyelim ki islam erkek kadından daha üstündür demiş olsun. bu islama ne gibi bir zarar verir?
şeytan insanlardan daha aşağı bir mahluktur denilince ontolojik bir problem görülmezken, bütün dinler yaratılmış tüm varlıklar arasında hiyerarşik bir silsile sunarken, kadın ve erkek arasında böyle bir ayrım yapılınca neden bunlar problem oluyor? bence de olsun bu arada. kadınlarla bir alıp veremediğim yok da islamın kadınlarla bir derdi olsaydı bile bu islama zarar veremezdi onu anlatmaya çalışıyorum. allah katında hakikaten erkek kadından daha üstün olabilirdi. eee? so what?
bu tarz eleştirilerde inanmıyorsanız bile kendinizi tanrıyla karşı karşıya getirip gerçekten onunla yüzleşmek zorundasınız. dikkat çekmeye çalıştığım şeyi ancak o zaman anlarsınız.
dürüst olalım şimdi. bir kadın olarak hakikaten evrenin yaratıcısı (bak evren diyorum) olan tanrıyla karşı karşıya geldiniz ve sordunuz. tanrım beni neden erkeklerden daha aşağıda yarattın?
sana mı soracaktım ulan manyak dese ne cevap vereceksiniz? :d
işte feminizm, insan hakları beyannamesi, eşitlik falan... anlıyorum.
dandik iş mülakatlarında bile şekilden şekile giren insanlarsınız nihayetinde. bırak cinsiyetler arası problemi ben bizzat varoluşumdan rahatsızım mesela. erkekliği kadınlığı geçtim bizzat fıtratımdan, karakterimden rahatsızım. günün birinde tanrıyla karşı karşıya gelsem mesela. belki başlarda ufak tefek sitemlerim, diyeceklerim, hazırlamış olduğum birtakım laflarım olabilir. "niye?" diye de sorarım muhtemelen. belki sesimi falan da yükseltebilirim bilmiyorum ama konuşmanın sonunda muhakkak ama muhakkak secde ederim kendisine. niye? çünkü tanrı arkadaşlar bu. otoritesi şaibeli bir şey değil. devlet değil, baba değil, koca değil, patron değil. tanrı.
bu ne demek biliyor musunuz? itaat etmenin yaltakçılık değil adalet olacağı tek ve kesin merci. tanrılık kurumsal olarak boyun eğmekten şüphe edilmeyecek tek kurumdur. bu meseleyi ayrıca tartışırız. anarşist ruhlarınıza bu dediğimin rahatsız edici geldiğini biliyorum. sizi gidi küçük bakuninler sizi.
neyse yeni bölüme geçiyorum.
2. bölüm
islamda kadının yerinin ne olduğunun hayati derecede önemli olduğu kişiler müslümanlardır. bir müslümanın bu konuda hassas olması gerekir. ortada rızaya dayalı bir inanç tercihi var ve bu rızanın sonuçları tartışılıyor.
islam coğrafyasının kadınla çok problemli bir ilişkisi olduğunun farkındayım elbette. çoğu da islamdan bağımsız kültürel sonuçlar aslında.
peki gayri müslimler tarafından neden bu konu bu kadar kaşınıyor acaba?
çünkü straw man.
insanlar tercih etmediği şeyleri tercih etmeme sebeplerini açıklarken olabilecek en uç noktaları seçerler. konunun çeşitliliğine göre yeri gelir adnan oktar cemaatinden örnek verirler, yeri gelir afganistanda 10 yaşında bir kız çocuğunu 4. karısı yapan şeyhten örnek verirler.
onlara göre hepsi islamın içerisindedir ve islam hep en kötüsüdür. neden? çünkü islamı reddetmiştir ve fikirsel olarak en karikatürize olanıyla savaşmak ona daha konforlu gelir.
mesela benim bir müslüman olarak kadınlıkla bir problemim yok. ve islamda kadının yeri konusunda çıkarsamalarımın hemen hepsini inancım doğrultusunda da temellendirebiliyorum. peki bu arkadaşlara yeterli gelir mi hayır. çünkü dışarda bunun aksi milyonlar var. onlarla savaşmak daha kolay. şuna bak kadına bok kadar bir değer bile vermiyor böyle bir dine inanılabilir mi allahsen?
aslında inanılır. inanılabileceği ihtimalini birinci bölümde konuştuk. bunun hakikat üzerine bir tartışma olması bu yüzden tutarsız zaten.
iyi bir haber: öyle olması islamın hakikiliği tartışmasına etik değerler meselesi sebebiyle zarar vermiyor olsa da islamda kadının yeri bahsedildiği kadar rezalet bir yerde değildir. neyse ki.
sürekli benim gibi insanların işlerine geleni aldığı ya da kuranı keyiflerince eğip büktüğü söylenip zan altında tutulur. bu çok tuhaf. çünkü bunu ben yapıyorsam bile karşı taraf da aslında aynısını yaptığının farkında değil.
mesela tarihsel gerçeklik öne sürülür ve tarih boyunca islam coğrafyasında kadınların neler çektiği öne sürülür. onlar yanlış da bir tek sen mi doğrusun denilir.
oysa aynı tarihsel gerçeklik son derece güçlü kadın figürlerin olduğunu da söyler ama strawman gereği bu arkadaşlar bunlara gözlerini kapamayı tercih eder. tarihte islamda kadının yeri hep kötü denilir. ama peygamberin ilk eşinin son derece güçlü bir kadın figür olduğu, zengin bir tüccar olduğu yen tabirle ekonomik özgürlüğü olan otoriter bir figür olduğu görmezden gelinir.
peygamberden sonra müslümanlar ayrılığa düşüp birbirine düştüğünde hz. aişe gibi bir figürün müslümanların yarısını arkasına topladığı, savaş yönettiği(cemel vakası) ömrünün sonuna kadar da islam anlatıcılığı yaptığı falan görmezden gelinir.
şahitlikte 2'ye 1 olduğu ayeti öne sürülerek islamda kadının yarım insan olduğu çıkarımı yapılır sanki kuran öyle diyormuş gibi ama oradaki şahitliğin vakaya has bir durum olduğu ve kendi içinde tartışmalarının da olduğu ve en önemlisi başka bir vakada da tek bir kadının şahitliğinin isterse 150 erkek aksine şahitlik yapsa da geçerli olduğu görmezden gelinir.
islamda kadının adı da yok fikrinin bir önemi de yok diye tuhaf bir varsayım ortaya atılır ama islamın kaynağı kuranda peygamberle tartışmaya giren kadının peygambere karşı haklı bulunduğu olayın konu edildiği bir surenin olduğu görmezden gelinir.
kurandaki hayata örneklik teşkil edecek kıssalarda hükümdarlık yapan kadın figürlerinin olduğu, övgüyle bahsedilen onlarca kadının olduğu falan hep görmezden gelinir.
yani 21. yüzyılın ahlaki normları ve politikaları gereği bir karar verilir, 1400 yıllık hakim "kültürel" parafigmalar adamın zoruna gider ve kişi bir tercihte bulunur. saygı duyarım. ama bu tercihin ardından maalesef objektiflik kaybedilir. kişi islamda kadının yerinin ne kadar çağ dışı ve rezil olduğunu görürse o kadar rahat uyuyacaktır. canları sağ olsun.
amma velakin öyle değildir.
islamda erkek kadından üstündür diye bellerler. bunu müslümanların çoğu da bu şekilde kabul ederse değmeyin keyiflerine. halbuki kadınlarla erkekler birbirlerinin dostudur ve eşleriniz sizin için bir elbisedir, siz de onlar için elbisedir gibi ayetler falan vardır. onları görmezden gelir.
belli bir yargıya ulaşıldıktan sonra 4 eşmiş, kadını döv diyormuş, cariyeymiş, oymuş buymuş hepsi kendi argümanlarına destek olacak şekilde özenle toplanır.
devletin içeriye atmayı kafaya taktığı adam için etrafa delil yerleştirmesine benzetiyorum bunu. burada bu konuda çoğu zaman adil bir inceleme yapmıyorsunuz, yapamıyorsunuz. konforunuz elinizden gidecek diye ödünüz kopuyor maalesef.
canınız sağ olsun.
günün birinde müslüman olacaksınız demiyorum. kimseden öyle bir beklentim yok. ama belki bir gün burada yazdıklarımı, derdimi niyetimi anlarsınız diye umuyorum. siz de büyüyeceksiniz, sizin de öfkeniz dinecek, siz de içinizdeki ateşi kontrol altına almayı öğreneceksiniz. o zaman bazı şeyler daha net görülür. yani umudum bu yönde.
3 bölüm
burada 1. bölümde anlattıklarımın devamı hakkında bir şeyler yazıp bitireceğim yazıyı.
islamda kadının yeri benim için önemli ama bu meselenin bu kadar tartışmaya sebebiyet vermesinin sebebinin teolojik, felsefi bir amacı yok maalesef.
bu tartışmanın sürekli harlanmasının sebebi 21. yüzyıl değerlerinin hakim paradigma olmasından dolayıdır. benim sinirlerimi tepeme çıkartan olay aslında biraz da bu.
2 tane feminist teori okuyan soluğu islamiyet eleştirisinde buluyor. hoş bunların teori meori okuduğuna da inanmıyorum da işte çağın rüzgarına kapılan diyelim. işte bu gerçekten acınası bir problem.
bu tarz tartışmalar hem hayati önem arz eden tartışmalar hem de entelektüel tartışmalar. twitter kültüründen sıyrılmadan gelip buralarda kafa şişiyorsunuz ben ona delleniyorum.
15 yaşında değilseniz bu kadar yüzeysel olmanız beni öfkelendirir. yarın başka bir dalgaya kapılır yine başka telden türkü çığırırsınız ve bizler bunları sürekli çekmek zorunda kalıyoruz.
islam çağın değerlerine uymuyor mu? uymaya bilir. hiçbir dinin böyle bir zorunluluğu yok zaten. ahlak felsefesi de bunun üzerine inşa edildi zaten. islamın ya da herhangi bir dinin çağ dışı kalması o dinin değil çağın ve o çağın insanlarının problemi dinlerin değil.
ama herhangi bir din herhangi bir çağdaki insanın problemlerine cevap üretemiyorsa o problem işte. teolojik eleştiri orada devreye girer zaten.
ama yüzeysel kitle sürekli konuyu etik değerler üzerinden döndürüyor. böyle bir şey olur mu yağğ diye zırlamanız entelektüel açıdan bir anlam ifade etmiyor.
islam şimdilik bu çağın insanı olarak benim problemlerime hala cevap veriyor, yolumu aydınlatıyor, kılavuz oluyor. bir dine inanmak için bunlar tek başına yeterli değil elbette. iman meselesi başka bir tartışma konusu.
ama bu konu özelinde bakarsak islam benim soru ve sorunlarıma cevap verdiği sürece çağın normlarının ne olduğu umurumda değil.
bu dünyaya tanrının iradesi sebebiyle sürüldük. okey. ama çağın beni sürükleyip sürüklememesi benim hayata karşı duruşuma bağlı. bu yaşamı sokakta bulmadım ben. sokaktaki insanların güdeceği koyunlardan da olmak istemiyorum.
devamını gör...