1.
sid meierin yaratıcısı olduğu gelmiş geçmiş en iyi turn based strateji oyunu.lise yıllarımda tanışmıştım. 1 2 3 oynamadım 3 4 5 arasından seçim yapmam gerekirse karikatürize grafikler harici en iyisi civ6 dır. civ 4 aslında çok iyi aurası çok iyi ama civ 6 daha kapsamlı.civ 6 daki süleyman urfalı kebapçılar gibi duruyor.
devamını gör...
2.
bir kere kanınıza girdimi bağımlılık yapan tur bazlı strateji oyunu.
devamını gör...
3.
en sevdiğim. yakın zamanda (17 ağustos 2021) humankind isimli kendine rakip bir oyun çıkacağı söyleniyor bakalım. sanırım daha niceleri de gelse kalbimde hep yeri olacaktır sid meier's civilization v'in
devamını gör...
4.
dediğin tek dişi kalmış canavar olan, civilizationdaki “dişi” acaba dişil anlamında mı kullanılmış ?
ya da 31 tanesi yok olmuş olan dişten mi bahsedilmiş?
ya da 31 tanesi yok olmuş olan dişten mi bahsedilmiş?
devamını gör...
5.
“the natural history of this archipelago is very remarkable: it seems to be a little world within itself.”
– (bkz: charles darwin)
(bkz: civilization vi)
– (bkz: charles darwin)
(bkz: civilization vi)
devamını gör...
6.
insanın içindeki emperyalisti uyandıran, hep daha fazlasını istediğiniz en sonunda ise dünyayı ele geçirdiğiniz oyun serisi.
devamını gör...
7.
just one more turn ile adeta kokain etkisi yapar.
devamını gör...
8.
civilization 2'nin o piksel piksel haritalarından, "süleyman the magnificent"in karizmatik ama biraz küt animasyonlarından bu günlere geldik. seriyi civ 2'den beri oynayan biri için civ 6, hem bir aşk mektubu hem de bir bitmeyen çile.
grafikler değişti, haritalar altıgen oldu, şehirler tarlalara taştı (district sistemi denen o muazzam karmaşa). ama değişmeyen tek şey var: "just one more turn" (sadece bir tur daha) diyerek sabaha karşı 4'te gözlerimizin kan çanağına dönmesi.
serinin eski oyuncusu olarak, her yeni civ oyununda, hele ki türkiye cumhuriyeti'nin kurulmadığı dönemleri anlatan bir oyunda, hep aynı şeye bakarız: bize ne vermişler?
eskiden osmanlı olarak süleyman'la idare ederdik. şimdilerde ise, muhteşem süleyman'ın (suleiman the magnificent) liderliğinde oyuna giriyoruz. özel yetenekler, özel binalar (grand bazaar, yani kapalıçarşı) ne kadar iyi olursa olsun, biz o klanın potansiyelini bir türk oyuncusu olarak her zaman en tepeye taşırız. zaten bir türk oyuncusunun oyundaki temel amacı bellidir: komşu imparatorlukların başkentlerine bizimle ticaret yapmak istemiyor musun diye sorup, cevap olumsuzsa ertesi tur yeniçerilerle kapılarına dayanmak.
diplomasi mi? benim için diplomasi, "bana kaynaklarını ver, yoksa şehrin düşmanı olurum" seviyesinde başlar.
benim gibi seriyi uzun yıllar oynamış, "her şeyi ben kontrol etmeliyim" diyen bir oyuncu için din, asla manevi bir amaç değil, tamamen mekanik bir araçtır.
oyuna başlarız. bir baktık ki din kurulmuş. hemen sorarız: "o din bana hangi bonusu veriyor?" eğer o din bana +1 üretim veya +4 bilim gibi somut bir fayda sağlıyorsa, havalara uçarım. eğer sadece mutluluk gibi boş beleş bir şey veriyorsa, derhal kendi şehrime bir ateist sekülerizm (tabii ki oyunda böyle bir din yok, ama ben kafamda öyle kuruyorum) temalı, sadece parasal bonus veren bir inanç kurarım. misyoner falan kasmak da ne demek? ben o inancı değil, o inancın bana verdiği ücretsiz madenleri veya bedava bilim puanlarını kasmak için kullanırım.
gelecek tur, komşum gandhi, "barışın ve sevginin gücü" dinini yaymaya başladığı an, hiç tereddüt etmeden engizisyon açar, o dini haritadan silerim. neden mi? çünkü onun dini bana hiçbir fayda sağlamıyor. benim inancım, benim şehrime +2 altın sağlıyor. kapitalizm, en sağlam dindir.
civ 6, eski serinin ruhunu altıgenlere ve district'lere başarıyla taşıdı. ama unutmayın, dünyanın en köklü medeniyetlerinden birinin torunu olarak, biz bu oyunu sadece kazanmak için değil, göstermek için oynarız.
grafikler değişti, haritalar altıgen oldu, şehirler tarlalara taştı (district sistemi denen o muazzam karmaşa). ama değişmeyen tek şey var: "just one more turn" (sadece bir tur daha) diyerek sabaha karşı 4'te gözlerimizin kan çanağına dönmesi.
serinin eski oyuncusu olarak, her yeni civ oyununda, hele ki türkiye cumhuriyeti'nin kurulmadığı dönemleri anlatan bir oyunda, hep aynı şeye bakarız: bize ne vermişler?
eskiden osmanlı olarak süleyman'la idare ederdik. şimdilerde ise, muhteşem süleyman'ın (suleiman the magnificent) liderliğinde oyuna giriyoruz. özel yetenekler, özel binalar (grand bazaar, yani kapalıçarşı) ne kadar iyi olursa olsun, biz o klanın potansiyelini bir türk oyuncusu olarak her zaman en tepeye taşırız. zaten bir türk oyuncusunun oyundaki temel amacı bellidir: komşu imparatorlukların başkentlerine bizimle ticaret yapmak istemiyor musun diye sorup, cevap olumsuzsa ertesi tur yeniçerilerle kapılarına dayanmak.
diplomasi mi? benim için diplomasi, "bana kaynaklarını ver, yoksa şehrin düşmanı olurum" seviyesinde başlar.
benim gibi seriyi uzun yıllar oynamış, "her şeyi ben kontrol etmeliyim" diyen bir oyuncu için din, asla manevi bir amaç değil, tamamen mekanik bir araçtır.
oyuna başlarız. bir baktık ki din kurulmuş. hemen sorarız: "o din bana hangi bonusu veriyor?" eğer o din bana +1 üretim veya +4 bilim gibi somut bir fayda sağlıyorsa, havalara uçarım. eğer sadece mutluluk gibi boş beleş bir şey veriyorsa, derhal kendi şehrime bir ateist sekülerizm (tabii ki oyunda böyle bir din yok, ama ben kafamda öyle kuruyorum) temalı, sadece parasal bonus veren bir inanç kurarım. misyoner falan kasmak da ne demek? ben o inancı değil, o inancın bana verdiği ücretsiz madenleri veya bedava bilim puanlarını kasmak için kullanırım.
gelecek tur, komşum gandhi, "barışın ve sevginin gücü" dinini yaymaya başladığı an, hiç tereddüt etmeden engizisyon açar, o dini haritadan silerim. neden mi? çünkü onun dini bana hiçbir fayda sağlamıyor. benim inancım, benim şehrime +2 altın sağlıyor. kapitalizm, en sağlam dindir.
civ 6, eski serinin ruhunu altıgenlere ve district'lere başarıyla taşıdı. ama unutmayın, dünyanın en köklü medeniyetlerinden birinin torunu olarak, biz bu oyunu sadece kazanmak için değil, göstermek için oynarız.
devamını gör...