evet, bugün çocukluğumun lojmanına, oradaki anılarıma, geçmişimdeki hâlime gittim. onu görmek isteğiyle doldum taştım ve bu taşkınlık meyvesini verdi. üstümde güneşte parlayan altın sarısı bir kazak ve elimde sabah serin olur diye giyip günün devamında çıkardığım son derece gereksiz bir kot ceket. aklımda da uzun yıllardır görmediğim mekânların çağrıştıracağı hislerin hayali... lojmanın birkaç metre gerisinde bile hissettiriyor geçmiş kendini. tekel bayileri, askeri kıyafet dikimcileri, dönerci yeri resmen hatırlatıyordu bana o eski vakitleri. girdim lojmanın içine, ağaçlık yolun içinde biraz yürüdüm ve bingo! karşımda çocukluğumun apartmanı.

o apartmanın zemin katında ne günlerim geçti. annem, babam ve ablamla birlikte en yaramaz ve durmak bilmez hâllerime şahitlik ettik. daha fazla şey hatırlamadan uzaklaştım evimizin önünden. eski evimizin... nasıl olsa lojmandan çıkarken yine görecektim. doya doya bakardım o zaman. kantine doğru yürüdüm. eskiden çokça gittiğim, küçücük ama sevimli yere. düşündüm de, eskiden küçük olduğum için midir yoksa yavaş yürüdüğüm için mi, git git bitmezdi yollar. kantin yakındı eve ama oraya kadar gitmek de olaydı yani. şimdi iki dakikada bitti kantin yolu. girdim içeri, fanta alacaktım alamadım. nakit geçmiyormuş. neyse. içini gördüm ya, bütün kantini satın almış gibi oldum. biraz daha ileri yürüyüp boş basketbol sahasına baktım. orada çok küçükken birkaç atış denediğimi hatırlıyorum. amatörler amatörü basketbol kariyerimin sayılı anlarından biriydi muhtemelen. geri döndüm. evimin olduğu yere yönlendi adımlarım.

evin tam çaprazında gazino vardı. o da bir hayli büyük gelirdi eskiden. asıl ben küçükmüşüm. şimdi bir baktım da, bu gazino küçücükmüş lan. biz zamanında nasıl sığıyormuşuz buraya? enteresan. gazinonun tam girişinde yanda kalan bir yer var, pide içi hazırlayıp götürdüğümüz pide yapılan yer. orası bile görünce tanıdık geldi. böyle hafızayı zorlayıp zorlayıp bir türlü hatırlanmayan fakat görünce hemen kafada oturan şeyleri seviyorum. sanki yıllar önce onun hayalini görmüşsün, sonra unutup gitmişsin gibi. sonra gerçek olduğunu görünce daha çok şaşırıyorsun. gerçek, hayalden daha tuhaf geliyor. bu sırada gördüğüm yerlerin fotoğraflarını çekiyorum. kantin, basketbol sahası, gazino derken sıra tekrar eski eve geldi.

işte, 2 ve 9 yaşlarım arasındaki çömezlik dönemimin mekânı tam karşımdaydı. n'aber lan eski ev? ne yapıyorsun ne ediyorsun? ağustos 2009'dan beri görüşmüyoruz olm. hiç mi özlemedik birbirimizi? hiç değişmemişsin yalnız bego. 16 yıl öncesinin o beyaz duvarlı, sıva çatlaklı, yere yakın balkonlu zemin katı hiç değişmemiş. apartmanın yanında motosiklet park etmelik bir yer yapmışlar. güzel de yapmışlar, değişik durmuş. tam orada biri kız, biri erkek iki küçük çocuk gördüğüm. 5 yaşındalardı tahminen. belki de 6... her şeyden izole, hayattan habersiz oradan oraya koşturup duruyorlardı. özendim lan size. keşke ben de şu an böyle olabilsem. ama olamıyorum işte. dertlerimiz var olm bizim, büyüdük. siz anlamazsınız. millî takımın (bkz: euro 2008)'de yarı final oynadığına burada şahit olduk. son maça pek şahit olamadık (bkz: yaprak dökümü) izlemekten ama olsun, yine de birazını gördük. kumandayla annemin ana akım kanal dizileri açtığı, ablamın (bkz: kral tv) açtığı, babamın (bkz: lig tv) açtığı, benimse bunların hiçbirini sevmediğim, işin ilginci neyi sevdiğimin de belli olmadığı bir dönemdi. (bkz: kanal d)'de haber sonrası koca kafalar diye bir mizahi haber bülteninin olduğu, (bkz: stv)'de tek bölümlük ve sonunda hep ana karakterin öldüğü ibretlik filmler, (bkz: atv)'de (bkz: avrupa yakası), (bkz: star)'da (bkz: baba ocağı) gibi komedi dizilerinin olduğu bir süreçti bu. evet dostlar, eskiden televizyonda komedi dizileri vardı. normaldi yani.

parkta defalarca çocukça yaramazlıklar yaptığım geldi aklıma. hatırlar mısınız bilmem, gerçi nereden hatırlayacaksınız, begüm diye benim yaşlarımda bir çocuğun yüzüne yanlışlıkla kum atmıştım da kız ağlamıştı. bir daha görmedim kızı. kumdan gözü yanan, asfaltı üfleyerek dökermiş derler. ulan begüm, şimdi üniversiteyi bitirip mesleğe atılmışsındır sen. kıyıya köşeye de şöyle idare eder bir para koyduysan senden kralı yok vallahi. begüm de o zamanlara göre pek vizyoner bir isimmiş. kumdan garip garip binalar yapıp bozardım. sonra kumla da aram koptu. böyle böyle her şey mazide kalmaya başladı.

eski evin olduğu apartmana ve yanındaki apartmana şöyle bir uzaktan bakıp lojmanına girerken geçtiğim ağaçlık yola gittim. ağaçların arasında bulmak kendini, orada amaçsız bir mutlulukla toprağa basa basa yürümek... hayat bu be abi. o an tanıdık tanımadık, sevdik sevmedik kim varsa gelip bir görsün istedim orayı. yaşamın bazen uzun uzun ağaçlar, o ağaçlardan düşmüş kozalaklar, yerdeki çam fıstıkları ve temiz hava içinde demlenip huzurla dolmak olduğunu kavrasınlar istedim. buranın da fotoğrafını çektim. yanlışlıkla iki tane çekmişim de kim uğraşacak şimdi birini silmekle... kalsın işte. lojmanın genel olarak çok sessizleştiğini gördüm. ama bu huzur sessizliği mi yoksa bezginlik sessizliği mi anlayamıyordum. hani bizim zamanımızdaki renk ve enerji yoktu sanki bu sefer. rengi biz mi veriyorduk yoksa? biz içindeyken anlamlı, dışındayken sıradan mıydı tüm bu toplu hayat?

niye büyüdüm olm ben? madem büyük adam, önemli adam olamayacaktım çocuk kalsaydım bari şu lojmanda. tek işim oradan oraya yürümek olsaydı. tadına varsaydım oranın. nasıl kayboldum hayatın içinde bu kadar? evle kantin arası dümdüz ve yakınken hayat neden böyle karmaşık, uzak, sürükleyici? anıların arasında daha da derbeder hâle gelmeden çıktım 10 sıra merdiveni ve çıktım girdiğim yerden. lojman ziyaretim şimdilik bu kadardı. üstümde yine o güneşte parlayan altın sarısı kazak ve elimde o gereksizler gereksizi kot ceket... aklımda bu sefer rahatlık vardı. yapmak hayaliyle yandığım bir şeyi gerçekten yapmış olmanın rahatlığı. yüzümde sıcağın teri ve gözlerimde hafif bir dolgunluk... uzaklaştım ve bir fotoğraf daha çektim. lojmanın girişinin uzaktan fotoğrafıydı bu. 2002'de ilk kez gelirken yorulup babama beni kucağına almasını söylediğimde, 2009'da taşındığımızda, dün hem geldiğimde hem gittiğimde çok şey değişti. ama o lojmanın girişi değişmedi. içinde sakladığı zengin hazineyi korudu ve beni sevecenlikle misafir etti. çocukluğumu görmeye gittim dün. fiziken döndüm, zihnen hâlâ da dönemedim. ne zaman dönerim bilmem.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"çocukluğumu görmeye gittim dün" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim