dayak ve işkencenin geri gelmesi gerekliliği
başlık "uzaymekik" tarafından 19.04.2026 18:26 tarihinde açılmıştır.
1.
eskiden karakola yolu düşen herşeyi itiraf ederdi. hiçbir olay karanlıkta kalmazdı.
herşey anında aydınlanırdı.
suçlular yaptığını itiraf ederdi. ne kadar pişman olduğunu anlata anlata bitiremezdi.
bence geriye dönmemiz gerekiyor.
herşey anında aydınlanırdı.
suçlular yaptığını itiraf ederdi. ne kadar pişman olduğunu anlata anlata bitiremezdi.
bence geriye dönmemiz gerekiyor.
devamını gör...
2.
karakolda değil de mahkeme kararıyla olacaksa desteklediğim önerme.
mahkeme tıpkı hapis cezasına hükmeder gibi işkence cezasına hükmedecek ve resmi görevliler tarafından mahkeme veya savcı gözetiminde ceza infaz edilecek.
idamdan herkes korkmaz ama işkenceden herkes korkar.
mahkeme tıpkı hapis cezasına hükmeder gibi işkence cezasına hükmedecek ve resmi görevliler tarafından mahkeme veya savcı gözetiminde ceza infaz edilecek.
idamdan herkes korkmaz ama işkenceden herkes korkar.
devamını gör...
3.
dayak ve işkenceden kasıt sanırım, şüpheliden delile gitme adeti olsa gerek.. bu anlayışın belli durumlarda geri gelmesini ben de yararlı buluyorum.
devamını gör...
4.
(bkz: şakasın)
devamını gör...
5.
bu başlığı gördüğümde ilk hissettiğim şey öfke değil derin bir hayal kırıklığı oldu. çünkü dayak ve işkence geri gelsin diyebilen bir zihniyetin hala var olması, birlikte yaşadığımız toplumun hangi karanlık köşeleri barındırdığını yüzüme çarpıyor.
sözlükte yazmanın en çarpıcı yanlarından biri de bu zaten.. aynı dili konuştuğum, aynı sokakları paylaştığım insanların zihin dünyasına istemeden de olsa tanık olmak... ve şunu görüyorum sözlük, şiddeti çözüm sanan, hatta onu özleyen bir damar maalesef hala diri. bu düşünce bana göre sadece yanlış değil, aynı zamanda tehlikeli. çünkü şiddeti meşrulaştıran her fikir, bir gün mutlaka bir başkasının canına, bedenine ya da ruhuna yöneliyor.
benim zorlandığım nokta böyle bir düşünceyi savunan birine insanlık değerlerini nasıl anlatabileceğin.. insanca yaşamın, hukukun, merhametin neden vazgeçilmez olduğunu nereden tutup açıklarsın..? çünkü bu noktaya gelmiş bir bakış açısı, zaten karşısındakini insan olarak görmekten uzaklaşmış oluyor.
bir de şunu da düşünüyorum, bu çağrıları yapanların büyük çoğunluğu, istedikleri şeyin kendi başlarına gelmeyeceğini varsayarak konuşuyor. düzen sağlansın, gerekirse sert yöntemler olsun derken, o sertliğin bir gün kendilerine yönelme ihtimalini hesaba katmıyorlar. kimse “beni döve döve konuşturun” diye bir talepte bulunmuyor. herkes şiddetin hep başkasına uygulanacağı yanılsamasıyla rahat konuşuyor.
oysa işkence dediğin şey, sadece bir yöntem değil ki, bir toplumun kendi vicdanını yok etmesidir. bir kez normalleşti mi, sınırı kalmaz. bugün suçluya reva görülen, yarın şüpheliye, ertesi gün rahatsız edici olana yönelir. en sonunda da kimsenin güvende olmadığı bir düzen ortaya çıkar.
bazen gerçekten yorulduğumu hissediyorum. bu kadar temel bir şeyi yani şiddetin yanlışlığını, hala anlatmak zorunda kalmak, sanki çağın gerisinde sıkışıp kalmışız gibi hissettiriyor. acınası düşüncelere sürekli cevap yetiştirmeye çalışmak, galiba bizim kuşağın en ağır yüklerinden biri.
ama yine de şunu iyi biliyorum ben, sessiz kalındığında bu fikirler güçleniyor. o yüzden, ne kadar yorucu olursa olsun, insan onurunu savunmanın başka bir yolu yok. şiddetin karşısında durmak, sadece başkaları için değil, kendi geleceğimiz için de bir zorunluluk.
sözlükte yazmanın en çarpıcı yanlarından biri de bu zaten.. aynı dili konuştuğum, aynı sokakları paylaştığım insanların zihin dünyasına istemeden de olsa tanık olmak... ve şunu görüyorum sözlük, şiddeti çözüm sanan, hatta onu özleyen bir damar maalesef hala diri. bu düşünce bana göre sadece yanlış değil, aynı zamanda tehlikeli. çünkü şiddeti meşrulaştıran her fikir, bir gün mutlaka bir başkasının canına, bedenine ya da ruhuna yöneliyor.
benim zorlandığım nokta böyle bir düşünceyi savunan birine insanlık değerlerini nasıl anlatabileceğin.. insanca yaşamın, hukukun, merhametin neden vazgeçilmez olduğunu nereden tutup açıklarsın..? çünkü bu noktaya gelmiş bir bakış açısı, zaten karşısındakini insan olarak görmekten uzaklaşmış oluyor.
bir de şunu da düşünüyorum, bu çağrıları yapanların büyük çoğunluğu, istedikleri şeyin kendi başlarına gelmeyeceğini varsayarak konuşuyor. düzen sağlansın, gerekirse sert yöntemler olsun derken, o sertliğin bir gün kendilerine yönelme ihtimalini hesaba katmıyorlar. kimse “beni döve döve konuşturun” diye bir talepte bulunmuyor. herkes şiddetin hep başkasına uygulanacağı yanılsamasıyla rahat konuşuyor.
oysa işkence dediğin şey, sadece bir yöntem değil ki, bir toplumun kendi vicdanını yok etmesidir. bir kez normalleşti mi, sınırı kalmaz. bugün suçluya reva görülen, yarın şüpheliye, ertesi gün rahatsız edici olana yönelir. en sonunda da kimsenin güvende olmadığı bir düzen ortaya çıkar.
bazen gerçekten yorulduğumu hissediyorum. bu kadar temel bir şeyi yani şiddetin yanlışlığını, hala anlatmak zorunda kalmak, sanki çağın gerisinde sıkışıp kalmışız gibi hissettiriyor. acınası düşüncelere sürekli cevap yetiştirmeye çalışmak, galiba bizim kuşağın en ağır yüklerinden biri.
ama yine de şunu iyi biliyorum ben, sessiz kalındığında bu fikirler güçleniyor. o yüzden, ne kadar yorucu olursa olsun, insan onurunu savunmanın başka bir yolu yok. şiddetin karşısında durmak, sadece başkaları için değil, kendi geleceğimiz için de bir zorunluluk.
devamını gör...
6.
direkt "çin işkenceleri" gelmeli. bu konuyu en son konuştuğum karşı "hümanist" bir avukattı.
ben de kendisine "insan hakları, insanlara uygulanır onlar insan değil ki." dediğimde maalesef avukat arkadaş "evrensel hukuk" falan dedi.
evrensel hukuk ve medeniyet dediğiniz şey bugün filistin için ne yapıyor mesela? ses bile çıkaramıyor. ispanya gibi onurlu istisnalar var elbette.
evrensel hukuk noktasında fransa gayet saygın bir konumdadır. fransa, kendisi cezayir ülkesinde yaptığı işgal ve kanlı mevzuları artık sağır sultan bile biliyor. evrensel hukuğun saygın ülkesi fransa'sı, canım ülkem türkiye'yi olmayan bir "ermeni soykırımı" ile suçlayıp bunu tanıyabiliyor.
evrensel hukuk bile duruma göre, adamına göre işletiliyor ve punduna uyduruluyor. hukuğun üstünlüğüne ben de inanıyorum ama hukuk canı istenince, keyfiyete göre evrilebiliyor maalesef. zamanında ünlü şairimiz mehmet akif ersoy istiklal marşında çok güzel özetler bu mevzuyu.
"medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar"
elbette bu işkenceleri belli kişilerle ve belli prosedürlerle uygulayacaksın. her önüne gelene uygulanmaz, neticede şiddet dürtüsünü kontrol etmek ve asla baştaki amir, memur gibi bireylerin keyfine bırakmamak gereklidir. insanın keyfine giden her şey mutlaka yozlaşmaya mahkumdur.
işkencenin caydırıcılığı noktasında ben fazla ısrarcıyım. kalkıp keyfi adam öldüren, tecavüz eden "insan "olmaktan tamamen kendi bireysel seçilimi ve eğilimiyle çıkmayı seçiyorsa, ben ona neden "insan" muamelesi yapıyorum? yapamam kimse kusura bakmasın.
ishr.org/torture-methods-in...
bu metodlar geri gelirse ve doğru, net kurallar çereçevesinde, gerçekten hak edene uygulandığı müddetçe suç oranları inanılmaz ciddi ölçüde azalacaktır.
bu işkenceler kader mahkumlarına değil, ağır cezalara uygulanmalıdır ; tecavüz, çocuğa istismar, adam öldürme, toplu katliam girişimi, terör suçları, vatan hainliği suçları, canlı bomba, topluma kazandırılmayacak kadar çok fazla aynı suçu işlemiş kişiler
(her suça belli bir kontenjan verilir, o kontenjan aşıldığı an bu işkencelere geçilir.)
bunun için çok net kurallar uygulanmalı ve asla, asla ama asla keyfiyete en ufak bir tolerans gösterilmemelidir. çünkü bunu uygulamak kısa vadede kolay ama uzun vadede zor olacaktır gerçekçi olmak gerekirsek eğer.
sizin "uluslararası hukuk" cevaplarınızı şimdiden duyar gibiyim. bize "barbar türkler" diyen avrupa, canı isteyince bu hukuğu öyle güzel sakız gibi çiğnedi ki..
ille de hukuk diyorsak böyle yapacağız ; www.bbc.com/turkce/articles...
bu örneği daha da acımasız bir hapishane haline çevireceğiz. mahkumları suçlarına göre ağır şartlarda da çalıştıracaksın. hukuk fetişi olanlar için da böyle bir çözüm sunabiliriz.
benim favorim bu 2 modelin de uygulanması ve "hibrit" bir sisteme geçilmesidir. böylece her iki durum da birbirinden caydırıcı noktaya gelecektir. insanların zapt edilmesine faydası olacaktır.
uzun vadede çözüm elbette topluma sağlıklı bir eğitim modeli ile baştan eğitmekten geçiyor ama o durum en az 2 jenerasyon yani 15-20 yıl alacaktır ki toplum sosyolojisi sağlıklı ve net olarak düzelsin.
ilk etapta suçta caydırıcılık kısa ve orta vadede şok etkisiyle, uzun vadeli çözümlere olacak ve süreç için gerekli zamanı sağlayacaktır.
işine gelmediği her noktada tamamen keyfiyet göstererek çiğnemeye devam edecektir. kimse kusura bakmasın ben teröristi, tecavüzcüyü vergimle beslemek zorunda değilim. muhtemelen bana karşı çıkan 10 kişinin 9 tanesinden çok daha fazla vergi ödedim (halen ödemeye devam ediyorum şerefimle) ve vergimin adam gibi bir yere gitmesini istemek hakkım güzelim benim.
suçlu, gider mapusta mis gibi yatarım kafasında suç işliyor ve çoğu suç artık doğru dürüst ceza bile almıyor. 35 tane sabıkası olanlar senin gibi, benim gibi rahatça geziyor ve sen halen işkenceye karşıysan, o zaman mazoşistsin.
yarın bir gün bir mevzu başına gelince, "su testisi su yolunda kırılır" der geçersin artık.
ben de kendisine "insan hakları, insanlara uygulanır onlar insan değil ki." dediğimde maalesef avukat arkadaş "evrensel hukuk" falan dedi.
evrensel hukuk ve medeniyet dediğiniz şey bugün filistin için ne yapıyor mesela? ses bile çıkaramıyor. ispanya gibi onurlu istisnalar var elbette.
evrensel hukuk noktasında fransa gayet saygın bir konumdadır. fransa, kendisi cezayir ülkesinde yaptığı işgal ve kanlı mevzuları artık sağır sultan bile biliyor. evrensel hukuğun saygın ülkesi fransa'sı, canım ülkem türkiye'yi olmayan bir "ermeni soykırımı" ile suçlayıp bunu tanıyabiliyor.
evrensel hukuk bile duruma göre, adamına göre işletiliyor ve punduna uyduruluyor. hukuğun üstünlüğüne ben de inanıyorum ama hukuk canı istenince, keyfiyete göre evrilebiliyor maalesef. zamanında ünlü şairimiz mehmet akif ersoy istiklal marşında çok güzel özetler bu mevzuyu.
"medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar"
elbette bu işkenceleri belli kişilerle ve belli prosedürlerle uygulayacaksın. her önüne gelene uygulanmaz, neticede şiddet dürtüsünü kontrol etmek ve asla baştaki amir, memur gibi bireylerin keyfine bırakmamak gereklidir. insanın keyfine giden her şey mutlaka yozlaşmaya mahkumdur.
işkencenin caydırıcılığı noktasında ben fazla ısrarcıyım. kalkıp keyfi adam öldüren, tecavüz eden "insan "olmaktan tamamen kendi bireysel seçilimi ve eğilimiyle çıkmayı seçiyorsa, ben ona neden "insan" muamelesi yapıyorum? yapamam kimse kusura bakmasın.
ishr.org/torture-methods-in...
bu metodlar geri gelirse ve doğru, net kurallar çereçevesinde, gerçekten hak edene uygulandığı müddetçe suç oranları inanılmaz ciddi ölçüde azalacaktır.
bu işkenceler kader mahkumlarına değil, ağır cezalara uygulanmalıdır ; tecavüz, çocuğa istismar, adam öldürme, toplu katliam girişimi, terör suçları, vatan hainliği suçları, canlı bomba, topluma kazandırılmayacak kadar çok fazla aynı suçu işlemiş kişiler
(her suça belli bir kontenjan verilir, o kontenjan aşıldığı an bu işkencelere geçilir.)
bunun için çok net kurallar uygulanmalı ve asla, asla ama asla keyfiyete en ufak bir tolerans gösterilmemelidir. çünkü bunu uygulamak kısa vadede kolay ama uzun vadede zor olacaktır gerçekçi olmak gerekirsek eğer.
sizin "uluslararası hukuk" cevaplarınızı şimdiden duyar gibiyim. bize "barbar türkler" diyen avrupa, canı isteyince bu hukuğu öyle güzel sakız gibi çiğnedi ki..
ille de hukuk diyorsak böyle yapacağız ; www.bbc.com/turkce/articles...
bu örneği daha da acımasız bir hapishane haline çevireceğiz. mahkumları suçlarına göre ağır şartlarda da çalıştıracaksın. hukuk fetişi olanlar için da böyle bir çözüm sunabiliriz.
benim favorim bu 2 modelin de uygulanması ve "hibrit" bir sisteme geçilmesidir. böylece her iki durum da birbirinden caydırıcı noktaya gelecektir. insanların zapt edilmesine faydası olacaktır.
uzun vadede çözüm elbette topluma sağlıklı bir eğitim modeli ile baştan eğitmekten geçiyor ama o durum en az 2 jenerasyon yani 15-20 yıl alacaktır ki toplum sosyolojisi sağlıklı ve net olarak düzelsin.
ilk etapta suçta caydırıcılık kısa ve orta vadede şok etkisiyle, uzun vadeli çözümlere olacak ve süreç için gerekli zamanı sağlayacaktır.
işine gelmediği her noktada tamamen keyfiyet göstererek çiğnemeye devam edecektir. kimse kusura bakmasın ben teröristi, tecavüzcüyü vergimle beslemek zorunda değilim. muhtemelen bana karşı çıkan 10 kişinin 9 tanesinden çok daha fazla vergi ödedim (halen ödemeye devam ediyorum şerefimle) ve vergimin adam gibi bir yere gitmesini istemek hakkım güzelim benim.
suçlu, gider mapusta mis gibi yatarım kafasında suç işliyor ve çoğu suç artık doğru dürüst ceza bile almıyor. 35 tane sabıkası olanlar senin gibi, benim gibi rahatça geziyor ve sen halen işkenceye karşıysan, o zaman mazoşistsin.
yarın bir gün bir mevzu başına gelince, "su testisi su yolunda kırılır" der geçersin artık.
devamını gör...
7.
mal misiniz olum ya!! çocuk toplum ya yemin ediyorum..
devamını gör...
8.
yok mu zannediyorsunuz? bazılarının dili bir işkence aracı.
ben ise ne fiziksel ne psikolojik şiddete başvururum. ağlarım efendim, evet. bu gece bu konu hakkında bir şikayet dilekçesi yazalım. kime mi?
(bkz: allah'a şikayet etmek)
ben ise ne fiziksel ne psikolojik şiddete başvururum. ağlarım efendim, evet. bu gece bu konu hakkında bir şikayet dilekçesi yazalım. kime mi?
(bkz: allah'a şikayet etmek)
devamını gör...
9.
eskiden askerden karakola düşmekten korkardı millet şimdü bacak kadar çocuklar okul basıyorlar. gerçi bunu yapanın babası da polisti her şeyi cıvıttılar. bu ülkeye disiplin lazım millet kudurdu iyice nasıl olsa ceza almam kafasıyla herkes suç işliyor. şimdi sosyal medyada askerle polisle alay ediyorlar bayrak yakan velet mi dersin apocular mı dersin şeriat adı altında millete düşmanlık mı dersin hepsi var.
devamını gör...