uzun süredir çekmecelerimi düzenlemeyi düşünüyordum; çünkü otuz yıldır aynı çekmecelere mektuplarımı ve faturalarımı gelişigüzel atıveriyordum ve bu karmaşık düzensizlik genellikle canımı sıkıyordu. ancak bir şeyleri düzenleme fikri bile öylesine ruhsal ve bedensel bir yorgunluk hissettiriyordu ki bu berbat işi yapmaya asla cesaret edememiştim. böylece masamın başına çöküp, eski belgelerin büyük bir bölümünü eleyip yok etme gayesiyle çekmeceleri açtım. ilk başta bu sararmış kağıt yığını karşısında afalladım, sonra içlerinden birini elime aldım.

evet bu bir hikaye taslağıydı. çocukluktan beridir hikaye yazmayı çok severdim. çocukken hikayelerimi edebiyat öğretmenim çok beğenir, "çalışırsan senden büyük bir hikayeci olur yavrum" derdi. ancak ne zamandır elime kalem almamıştım, eğer bu kağıdı elime almasaydım hikaye yazmaya yeteneğim olduğunu dahi unutmuştum. bunun sebebi de benim iflah olmaz bir erteleme hastası olmamdı. hem erteleme hastasıydım, hem aşırı dağınıktım, hem de psikiyatri onaylı dikkat eksikliği tanım vardı. bu hastalıklar beni çok geriye götürmüş, potansiyelime ihanet etmeme neden olmuştu.

bu bilinçten sonra yaptığım ilk şey odamı toplamak olmalıydı. bana göre insan önce odasını toplamaktan başlamalıydı. dünyayı değiştirmek sonraki iş. hemen bütün bu kaosu tertiplemekten başladım. odam o kadar kötüydü ki, aralıksız çalışmama rağmen odamı toplamak bir tam günümü almıştı. ama bittiğinde bu yorgunluğa değdi. kendimi o kadar iyi hissetmiştim ki. işte her şey bu andan sonra, odamı toplama işine koyulduktan sonra başlayacaktı....

odamı topladıktan sonra çocukken yazdığım bir sürü hikayeye ulaşmış oldum, hikayelerim bir ilkokul talebesine göre olağanüstüydü, ben nasıl bu yeteneğimin üstüne gitmemiştim? ama pişmanlığa kapılıp kendime acımak yerine işe koyulmayı tercih ettim. bunun çok akıllıca bir tercih olduğunu ilerleyen satırlarda siz de göreceksiniz.

hemen her gün eski yazdığım hikayeleri geliştirmeye, sabahlara kadar hikaye yazmaya başlamıştım. işe gider gibi sabah erkenden kalkıyor, gün boyu bir şeyler yazıyordum. ayrıca dikkat eksikliğim beni zorladığından psikiyatrik ilaç kullanmaya başladım, psikiyatristler kibirli insanlar, onlara derdimi anlatmaya çalıştığımda sözümü kesip ritalin yazıp yolladılar yine. küfür ettim içimden sadece. erteleme hastalığım için de psikologtan terapi alıyordum. cebimdeki bütün para sağlık harcamalarım için gidiyordu. güya sosyal devletiz. 41 yaşında kendime yatırıma başlamıştım, çok kişi geç kaldığımı düşünüyordu, biri "bu yaştan sonra ne kitabı yahu sanki yaşar kemal olacaksın, gir bi fabrikaya çalış işte" bile dedi, aldırmadım, sadece adım adım kendimi iyileştirmeye odaklandım.

hem ruhsal durumum iyileşti hem de hikayelerimi geliştirmekteki çabam meyvelerini verdi. başta "yağmurda sürüklenen kitap" ve "gezegene fırlatılmış radyo" adında iki absürd hikaye yayımladım. yayınevine yayınevi gezdim, tam 15 yayınevi beni reddetti, 16.'sı kabul etti, dünyalar benim olmuştu, akıllıca bir tercih yaptıklarını ve onları utandırmayacağımı söyledim onlara. sözümü tutma yeteneğimin iyi olduğunu söylerler. hikayelerim geniş kitlelere ulaştı. ulusal bazda birkaç ödül aldım. sevinçten birkaç gün boyunca uyuyamadım. hedefim artık uluslararası ödüllerdi. güldüler. ama son gülen onlar olmayacaktı.

odamı toparladığımda çekmecede z kuşağının konuşma tarzını eleştiren hiciv dolu bir hikaye buldum. bu hikayeyi genişletmeye karar verdim. "no, aynen, boş yapma, tekte" gibi yeni nesil kelimeler bana ilham kaynağı oldu, dil dezenformasyonu eleştirisi 480 sayfalık akıcı bir roman yazdım. roman tam 25 dile çevrildi. "en iyi çaylak yazar" dahil uluslararası birçok ödül aldım. newyork times kitabımı, "görülmüş en iyi postmodern bir kuşak eleştirisi" olarak duyurdu. ama burada durmak niyetinde değildim.

bir sonraki romanınımın konusu "yanmış bir kağıdın yarattığı giz" idi. bu romanla hem hüseyin adında bir adamın içsel psikolojik çatışmalarını yansıttım okura hem de merak duygusunu hep canlı tuttum. bana herkes "modern dostoyevski" demeye başladı bu romanla birlikte. ünüm afrika kabilelerinin üyelerine kadar gitmişti artık.

geriye bir şey kalmıştı. bu neydi sizce? evet. nobel edebiyat ödülü. 2034 nobel edebiyat ödülünün mutlak favorisiydim. o yıl beklenen gerçekleşti ve nobel edebiyat ödülü benim oldu. bu ödülü ermeni soykırımını kabul ederek almadım. ben orhan pamuk'tan daha iyiydim. nobel konuşmamda ağlayarak ödülümü atatürk'e ve silah arkadaşlarına adadım. her şey odamı toparlamamla başlamıştı. dünyayı değiştirmek istiyorsan önce odandan başla.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"düzenli oda sihri ve nobel yolu" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim