eski sevgilinin doğum gününü kutlamak
başlık "henrywadsworth" tarafından 26.11.2020 02:00 tarihinde açılmıştır.
1.
bir zamanlar nazik sözcükler ve iltifatlar yağdırdığın kişinin, kişinin yanında olmadığı zamana denk gelen doğum gününü kutlama eylemidir.
gayet olağan bir durumdur.
fakat ayrılan kişi karşı taraf ve 1 ay’a yakındır görüşülmüyor ise yapılmamasını tavsiye ederim. zira o kişi sizi istemiyor ki, sizden ayrıldı. sizi istemeyeni rahatsız etmek hata ve hadsizlik olacaktır.
acı ama gerçek ayrılan kişi istemiyordur, bu benim içinde böyle, senin için de dostum.
o yüzden buradan “trip yer miyim?” diye de düşünme. trip atacak kadar önemsese seninle bir şekilde iletişim kurardı.
gayet olağan bir durumdur.
fakat ayrılan kişi karşı taraf ve 1 ay’a yakındır görüşülmüyor ise yapılmamasını tavsiye ederim. zira o kişi sizi istemiyor ki, sizden ayrıldı. sizi istemeyeni rahatsız etmek hata ve hadsizlik olacaktır.
acı ama gerçek ayrılan kişi istemiyordur, bu benim içinde böyle, senin için de dostum.
o yüzden buradan “trip yer miyim?” diye de düşünme. trip atacak kadar önemsese seninle bir şekilde iletişim kurardı.
devamını gör...
2.
eğer ki kavga gürültü olmadan ayrılmışsa taraflar, sevgili olmak dışında öncesinde veya sonrasında bir arkadaş edası varsa gayet olağan bir durumdur.
aksi durumda karşılıksızsa unutulamadığını da gösteriyor olabilir ya da anlık bir galeyana gelinmiş veya bir güzel dağıtılıp esereklenilmiş de olabilir.
aksi durumda karşılıksızsa unutulamadığını da gösteriyor olabilir ya da anlık bir galeyana gelinmiş veya bir güzel dağıtılıp esereklenilmiş de olabilir.
devamını gör...
3.
tipik yoklama olayıdır. tepkiye göre gelişme bölümü yaratılıp karşı tarafın tepkisini ölçmek için yapılır.hala bi umut var mı yok mu diye? karşı taraf doğum gününün hatırlandığına sevinirse yeşil ışık yanar. yalniz unutulmaması gereken bir şey de vardır. "eski sevgili "olmasını gerektirecek şeyler hatirlandiysa geçmiş olsun.
devamını gör...
4.
öncesi ve sonrası arkadaşlık devam ediyorsa (sadece selamlaşmak olarak almıyorum bunu) normaldir.
ama yıllardır konuşmadığınız, görüşmediğiniz halde yılda bir doğum gününüz kutlanıyorsa garip durumdur. hala birbirinize bu kadar yabancı kalmışken neden sadece bu günde mesaj atılır diye düşünürüm, belki de en güzel günümde sevdiklerim varlığını daha çok hissettirirken bak ben de varım hayatında değilim ama beni unutma tamam mı çabasıdır, yapmayın gerek yoktur artık alaka da yoktur, saygı duyun, bıraktığınız kişiyi bırakmasını bilin
ama yıllardır konuşmadığınız, görüşmediğiniz halde yılda bir doğum gününüz kutlanıyorsa garip durumdur. hala birbirinize bu kadar yabancı kalmışken neden sadece bu günde mesaj atılır diye düşünürüm, belki de en güzel günümde sevdiklerim varlığını daha çok hissettirirken bak ben de varım hayatında değilim ama beni unutma tamam mı çabasıdır, yapmayın gerek yoktur artık alaka da yoktur, saygı duyun, bıraktığınız kişiyi bırakmasını bilin
devamını gör...
5.
unuttuğum için aşırı bir suçluluğa kapıldığım şey...
daha kötüsü o gün o beni aradı ve ben normal normal konuştum sohbet ettik.
çok ayıp oldu sözlük, gece gece göğsüme öküz oturdu. ama yemin ederim günlerdir tarihe hiç bakmamışım. neyse artık olan oldu mu diyim...
daha kötüsü o gün o beni aradı ve ben normal normal konuştum sohbet ettik.
çok ayıp oldu sözlük, gece gece göğsüme öküz oturdu. ama yemin ederim günlerdir tarihe hiç bakmamışım. neyse artık olan oldu mu diyim...
devamını gör...
6.
ihanet, aldatma gibi olaylar olmadan biten bir ilişkiyse beraber geçirilen güzel günlerin hatırına yapılmasında hiçbir sakınca olmayan davranış.
devamını gör...
7.
geçenlerde yaptığım şey. düşman değiliz ya. hatırladığım hâlde neden kutlamayayım. hatta arkadaşlarına falan da önceden hatırlattım, unutmasınlar diye. kendileri seviniyor böyle şeylere. neyse, iyi ki doğdunuz efenim.
devamını gör...
8.
adı üstünde eskidir. iyi niyetiniz bile olsa yanlış anlaşılabilir, beni unutamadı algısı oluşturursunuz. gerek yok, eski de olan eskide kalsın.
devamını gör...
9.
"seni unutmadım"dır, "sen de beni unutma"dır. ayrılıktan sonraki ilk doğum gününde mesaj atılır, sonrakiler için gerek yoktur. yapmayın, acıtır, çok acıtır. illa kutlayacaksanız içinizden kutlayın.
devamını gör...
10.
eski sevgilisinin doğum gününü kutlayanların ''medeni şekilde ayrıldık,arkadaşız'' derken kendini kandırıp aslında bir yoklama taktiği olduğunun içten içe bilinmesidir. benim açımdan gereksizdir.
devamını gör...
11.
(bkz: yanlamak) .
devamını gör...
12.
keşke unutsa varlığımı. saçma sapan bahanelerle bana yazmasa ve aramasa. bir de gıyaben pasta falan almış. niye be? niye?
çok heves olsam sana, senden ayrılmazdım. ortak arkadaşımızı, hatta ahmet kaya'yı da alet etmiş gıcık emellerine;* ölmüş adamı rahat bırak bari...
çok heves olsam sana, senden ayrılmazdım. ortak arkadaşımızı, hatta ahmet kaya'yı da alet etmiş gıcık emellerine;* ölmüş adamı rahat bırak bari...
devamını gör...
13.
terk etmişsin sonra cikip kutluyorsun ne kadar yuzsuzsun, terk edilmissin halâ dogum gunu kutlayip kopek gibi bekliyorsun, ne kadar gurursuzsun.
devamını gör...
14.
ilişki öncesi yakın arkadaşım olan, sonrasında da arkadaş kalmaya karar verdiğim kişiyle her sene kutluyoruz birbirimizin doğum gününü. eğer arada böyle bir bağ varsa sakınca görmediğim durumdur.
devamını gör...
15.
bu şey değil mi “seni unutmadım, sen de beni hatırla, kapım hala biraz sana açık, belki gelirsin” deme şekli gibi bişe bence
devamını gör...
16.
eskiden yapmış olduğum şey için bir kez daha utanç içinde olmama sebebiyet vermiştir. bütün yazılanlar da bana sanki. tamam vurmayın öldük be.
devamını gör...
17.
arkadaş kalmayı başarabildiyseniz medeni bir harekettir.
devamını gör...
18.
genel olarak yedekleme girişimidir, yedekte dursundur, stepne (istetme) seviciliktir.
nadiren samimi ve sadece arkadaşça olma potansiyeli taşır.
nadiren samimi ve sadece arkadaşça olma potansiyeli taşır.
devamını gör...
19.
ben ortada düşmanlık olmadığı için kutlamıştım. pişmanda değilim. yine olsa yine kutlarım.
devamını gör...
20.
bugün değişik bir hava var dışarda. güzel. yani en azından benim için. çünkü şu an bu satırları masmavi bir gökyüzünün altında bir zamanlar özel, önemi büyük olan biri için yazıyorum. biri dedim fark edersen. iki tanesi deseydim aynı etkiyi vermezdi. iyi ki bir tanesi dedim; çünkü bilirsin bir önemlidir. ikinci ve sonrası istatistiklerde bir kayıttır derim, susarım.
susmak; aslında söylenilecek onca şeye rağmen umudu kesip konuşmamaktır bence ve en büyük detaylardan biri bu umutsuzluğun arkasındaki söylenmemiş sözlerdir. hem kimin bilmesine ne gerek var ki? bilmediler zaten, hep döktüm satırlara. yollar aştım, sayfalar eskittim. sonra dönüp baktım ki hep aynı yerdeyim. aylar, yılları sanki hiç kovalamamıştı. hiç mi akıllanmamıştım? beklemişim sadece beklemişim. beklemek asla cevap değilmiş. hem iyi şeyler bekletmez ki insanı. bir anda bulursun sen onu. beklemek yalnızca hayal kırıklığı üretir ya da hayal kırıklığına varan mutluluk ve ben bunca zaman sonra tekrar aynı yerdeysem, ulaşmayı düşündüğüm bilgeden çok tanıdığım en büyük cahil olmuşum. belkide yüreğimdeki mutluluğun en büyük kaynağı da beklemek değil cahilliğimdi.
mutluluk, cahillikten veya beklemekten ziyade sen de biliyorsundur, dünya üzerinde insanoğlunun en çok aradığı şey. kiminin bulmak için çok çaba sarf ettiği kiminin de kokusundan dahi bihaber olduğu. bizim için ise bunu yaratmak hiçte ulaşılmaz değildi. düşünebiliyor musun? bir küçük gülümseme, bir telefon ve yahut ne zaman hangimizden geleceği meçhul h.c mesajıyla bile buna erişebiliyorduk. ben bunu her zaman bir ayrıcalık olarak görüyordum. aynı lisede 4 sene boyunca birbirimizi bulamamış olmamız ne kadar büyük talihsizlikse mutluluğu böyle küçük şeylerden çıkarabilmemiz tam tersi büyük bir mucizeydi.
malum koşullar ve pandemi yüzünden seni ayda bir yada şanslıysak haftada bir görebilmek belkide bu hayatta eksikliğini en çok hissettiğim şeydi. zamanı değiştirmek istiyordum ilk defa. 2021'de değilde bu devirden çok uzak bir ışık yılına ışınlamak istiyordum bizi. el ele sinemaya, tiyatroya gidebileceğimiz biri beş edebileceğimiz günlere. seninle her an çok özeldi ama birlikte her şeyi deneyimlemeye öylesine aç gözlü ve iştahlıydım ki, her şeyi istiyordum ya! delicesine, teatral bir duyguyla istiyordum seni. sıcak bir yaz akşamında nasıl gözükürsün ya da sinemada koca boy mısırını yerken benimkine salça olur muydun? marketten koca koca limonlar kapıp mısırlarımıza sıkar mıydık mesela? ufak ellerin adana artı lahmacunu kavrarken şakalarıma karşın ne tarz küfürler yerdim? mutfakta yapacağın sakarlıklara savuracağımız kahkahalar, huzursuz veya aç olduğunu bir vakit kafanı ütülememe karşın bana atacağın bir bakış peki? ve çoktan senin zihninde unutulmaya yüz tutmuş, benim aklıma kazınmış onlarca şeyi merak ediyordum. hepsini merak ediyordum. sabırsızdım ama acele etmiyordum; çünkü beraber daha da güzel şeyler yaşayacağımızı hissediyordum. beni pozitif yapanda buydu.
sen, bana nasıl sevdirmişsin kendini bu kadar? şimdi anlayabiliyorum efsaneleşmiş sevdaları. insan bilemiyormuş kalbine dokunacak kişiyi. dokunduğunda dünyasını değiştirecek kişiyi. iyi ki kalbime sen dokundun diyemiyorum çünkü çok sevip kavuşanlardan veya kavuşamayanlardan değil kavuşmamaya çaba edinmişlerdeniz.
peki, kendine benim gözlerimden bakmak ister miydin? üsteki paragrafın sorusuna belki bir cevap bulurduk birlikte ama emin ol istemezdin. yoksa o çok sevdiğin aynada gördüğünü beğenmeyip muhtelif ruh hallerine bürünür seni nasıl yücelttiğime inanamazdın. senle dolan her zerrem nasıl zuhur ettiğini bana bakan birinin, seni gördüğünü görmek istemezdin.
yüzyıllar önce hatırlamadığım bir şarkıda diyor ki: ya da neden desin ki zaten zımbırtıdan onlarca şarkı sözleri dinlettim sana. bunu da bilmeyiverelim değil mi? yalnız bazı şarkılar insanın yüreğine kar değil yağmur yağdırır bence. kar yağdırsa buz tutar yürek hem. gönül dediğin karlar altında bırakılır mı? yürek yalnızca bir et parçası mıdır ki dondurup vakti gelince çözelim? içimdeki küçük oğlan çocuğu bilmez sanırım. duygularımda benim gibi doğru her şeyden münezzehtir; ama o bahsettiğim şarkılar yazılmasa belki sevmeyi bilmezdik. kim bilir kavuşulmasa belki de sevmezdik. zaten kimse sevmeden kavuşamaz ki sevdiğine.
"ya rab öleyim mi, neyleyim ben? ayrı yaşayım mı sevdiğimden" demiş, abdülhak hamit tarhan. kesinlikle bir daha asla kavuşulmayacak bir sevginin diğer tarafta kavuşabileceğine inanan umut dolu bir sitemdir yazarın bu sözleri. şiir okusaydın bilirdin neden diğer tarafta kavuşmaya umutlu olduğunu yazarın. magazin boyutuyla ilgilenseydin karısına yazdığı bu şiirin hemen ardından taziyeye gelen bir kadına göz koyduğunu da öğrenirdin. her şeyi de bilmemek lazım sanırım. her sözü de söylememek mesela.
sözler baştan başa riyadır. ya da kalpten gelen bir dua. tabii duanın ulaşıldığı düşünülen yüce bir varlık varsa.
aslında herkes kendi içinde tanrıdır biraz. yalnızca bunu ilk söyleyeni zındık ilan ettiler. mesela tanrım ben de küstah biriyim en nihayetinde sen de; ve tanrım bazen işini gerçekten sevmediğini düşünüyorum. yoksa tanrı kendi verdiği ruhu neden cezalandırır ki? acaba tanrım, sen de benim gibi biraz olsun anarşist misin? ya da biz şeker hastası bir çocuğun gizlice yediği kendine zararlı şeker gibi bir şey miyiz? neyse ne, tanrı her şeye kadim olduğuna göre buna da bir cevabı yok; oysa yaşama sevincim hep bir varlıktan gelirken inanırdım ben mucizelere ve yüceliğine tanrının.
mucizeleri mütemadi diyebileceğim kadar çoktu sanırım tanrının. mesela düşünebiliyor musun, gelen bir bildirim sesiyle ağzın kulaklarına varana dek sevindiğini ya da düşünmeksizin parmakların onlarca tuşun üstünde gezinirken sebepsizce sırıttığını? düşünebiliyor musun, o uyurken bile aklına saplanıyor; acaba günü nasıldı, karnı aç mıydı, sinirli miydi, yorgun muydu, sağlıklı mıydı, bir şeye ihtiyacı var mıydı?.. sanırım bu uzun cümleleri de o günlerin mucizesi için yazıyorum; ve uzun cümlelerimi o günlerden tezi yok sevmediğini biliyorum. o yüzden daha fazla devam etmeyeceğim. bu uzun cümlelerimi asıl yazma amacımla sonlandıracağım. doğum günün kutlu olsun arkadaşım. nice mutlu senelere.
doğum gününü yüz yüze kutlamak isterdim. e tabii birde böyle çokça resmi bir mesajla kutlamamak. eskisi gibi senle buluşmaya hevesli miyim? bilmiyorum. o yüzden doğum gününü dahi bahane edip bir kez daha buluşma teklifinde bulunur muyum? sanmıyorum.
yine de özlüyor muyum diye sorarsan: evet ama neyi özlüyorum biliyor musun? seninle konuşmaya başladığımız zamanı, senle konuşurken hissettiğim o mutluluğu ve huzuru.
geçenlerde sokakta basitçe bir anket gördüm. dönmek istenilen yıl, diye. cevabım: her ne kadar tüm insanlık için en beter yıl olsa da 2020'nin son demleri olurdu; ama bir şeyi değiştirir miydim? emin değilim. yine de dönmek isterdim.
zaman şimdi biraz daha hoyrat davranıyor bedenime. ruhum ilk sarılışımız gibi ama artık içimde şarkı bitti.
sana bilmediğin bir şey söyleyemem. ben de hiçbir şey bilmiyorum. ne kadar iyilik varsa hepimiz için hepsini dileyip gerisine direniyorum. tekrardan doğum günün kutlu olsun.
susmak; aslında söylenilecek onca şeye rağmen umudu kesip konuşmamaktır bence ve en büyük detaylardan biri bu umutsuzluğun arkasındaki söylenmemiş sözlerdir. hem kimin bilmesine ne gerek var ki? bilmediler zaten, hep döktüm satırlara. yollar aştım, sayfalar eskittim. sonra dönüp baktım ki hep aynı yerdeyim. aylar, yılları sanki hiç kovalamamıştı. hiç mi akıllanmamıştım? beklemişim sadece beklemişim. beklemek asla cevap değilmiş. hem iyi şeyler bekletmez ki insanı. bir anda bulursun sen onu. beklemek yalnızca hayal kırıklığı üretir ya da hayal kırıklığına varan mutluluk ve ben bunca zaman sonra tekrar aynı yerdeysem, ulaşmayı düşündüğüm bilgeden çok tanıdığım en büyük cahil olmuşum. belkide yüreğimdeki mutluluğun en büyük kaynağı da beklemek değil cahilliğimdi.
mutluluk, cahillikten veya beklemekten ziyade sen de biliyorsundur, dünya üzerinde insanoğlunun en çok aradığı şey. kiminin bulmak için çok çaba sarf ettiği kiminin de kokusundan dahi bihaber olduğu. bizim için ise bunu yaratmak hiçte ulaşılmaz değildi. düşünebiliyor musun? bir küçük gülümseme, bir telefon ve yahut ne zaman hangimizden geleceği meçhul h.c mesajıyla bile buna erişebiliyorduk. ben bunu her zaman bir ayrıcalık olarak görüyordum. aynı lisede 4 sene boyunca birbirimizi bulamamış olmamız ne kadar büyük talihsizlikse mutluluğu böyle küçük şeylerden çıkarabilmemiz tam tersi büyük bir mucizeydi.
malum koşullar ve pandemi yüzünden seni ayda bir yada şanslıysak haftada bir görebilmek belkide bu hayatta eksikliğini en çok hissettiğim şeydi. zamanı değiştirmek istiyordum ilk defa. 2021'de değilde bu devirden çok uzak bir ışık yılına ışınlamak istiyordum bizi. el ele sinemaya, tiyatroya gidebileceğimiz biri beş edebileceğimiz günlere. seninle her an çok özeldi ama birlikte her şeyi deneyimlemeye öylesine aç gözlü ve iştahlıydım ki, her şeyi istiyordum ya! delicesine, teatral bir duyguyla istiyordum seni. sıcak bir yaz akşamında nasıl gözükürsün ya da sinemada koca boy mısırını yerken benimkine salça olur muydun? marketten koca koca limonlar kapıp mısırlarımıza sıkar mıydık mesela? ufak ellerin adana artı lahmacunu kavrarken şakalarıma karşın ne tarz küfürler yerdim? mutfakta yapacağın sakarlıklara savuracağımız kahkahalar, huzursuz veya aç olduğunu bir vakit kafanı ütülememe karşın bana atacağın bir bakış peki? ve çoktan senin zihninde unutulmaya yüz tutmuş, benim aklıma kazınmış onlarca şeyi merak ediyordum. hepsini merak ediyordum. sabırsızdım ama acele etmiyordum; çünkü beraber daha da güzel şeyler yaşayacağımızı hissediyordum. beni pozitif yapanda buydu.
sen, bana nasıl sevdirmişsin kendini bu kadar? şimdi anlayabiliyorum efsaneleşmiş sevdaları. insan bilemiyormuş kalbine dokunacak kişiyi. dokunduğunda dünyasını değiştirecek kişiyi. iyi ki kalbime sen dokundun diyemiyorum çünkü çok sevip kavuşanlardan veya kavuşamayanlardan değil kavuşmamaya çaba edinmişlerdeniz.
peki, kendine benim gözlerimden bakmak ister miydin? üsteki paragrafın sorusuna belki bir cevap bulurduk birlikte ama emin ol istemezdin. yoksa o çok sevdiğin aynada gördüğünü beğenmeyip muhtelif ruh hallerine bürünür seni nasıl yücelttiğime inanamazdın. senle dolan her zerrem nasıl zuhur ettiğini bana bakan birinin, seni gördüğünü görmek istemezdin.
yüzyıllar önce hatırlamadığım bir şarkıda diyor ki: ya da neden desin ki zaten zımbırtıdan onlarca şarkı sözleri dinlettim sana. bunu da bilmeyiverelim değil mi? yalnız bazı şarkılar insanın yüreğine kar değil yağmur yağdırır bence. kar yağdırsa buz tutar yürek hem. gönül dediğin karlar altında bırakılır mı? yürek yalnızca bir et parçası mıdır ki dondurup vakti gelince çözelim? içimdeki küçük oğlan çocuğu bilmez sanırım. duygularımda benim gibi doğru her şeyden münezzehtir; ama o bahsettiğim şarkılar yazılmasa belki sevmeyi bilmezdik. kim bilir kavuşulmasa belki de sevmezdik. zaten kimse sevmeden kavuşamaz ki sevdiğine.
"ya rab öleyim mi, neyleyim ben? ayrı yaşayım mı sevdiğimden" demiş, abdülhak hamit tarhan. kesinlikle bir daha asla kavuşulmayacak bir sevginin diğer tarafta kavuşabileceğine inanan umut dolu bir sitemdir yazarın bu sözleri. şiir okusaydın bilirdin neden diğer tarafta kavuşmaya umutlu olduğunu yazarın. magazin boyutuyla ilgilenseydin karısına yazdığı bu şiirin hemen ardından taziyeye gelen bir kadına göz koyduğunu da öğrenirdin. her şeyi de bilmemek lazım sanırım. her sözü de söylememek mesela.
sözler baştan başa riyadır. ya da kalpten gelen bir dua. tabii duanın ulaşıldığı düşünülen yüce bir varlık varsa.
aslında herkes kendi içinde tanrıdır biraz. yalnızca bunu ilk söyleyeni zındık ilan ettiler. mesela tanrım ben de küstah biriyim en nihayetinde sen de; ve tanrım bazen işini gerçekten sevmediğini düşünüyorum. yoksa tanrı kendi verdiği ruhu neden cezalandırır ki? acaba tanrım, sen de benim gibi biraz olsun anarşist misin? ya da biz şeker hastası bir çocuğun gizlice yediği kendine zararlı şeker gibi bir şey miyiz? neyse ne, tanrı her şeye kadim olduğuna göre buna da bir cevabı yok; oysa yaşama sevincim hep bir varlıktan gelirken inanırdım ben mucizelere ve yüceliğine tanrının.
mucizeleri mütemadi diyebileceğim kadar çoktu sanırım tanrının. mesela düşünebiliyor musun, gelen bir bildirim sesiyle ağzın kulaklarına varana dek sevindiğini ya da düşünmeksizin parmakların onlarca tuşun üstünde gezinirken sebepsizce sırıttığını? düşünebiliyor musun, o uyurken bile aklına saplanıyor; acaba günü nasıldı, karnı aç mıydı, sinirli miydi, yorgun muydu, sağlıklı mıydı, bir şeye ihtiyacı var mıydı?.. sanırım bu uzun cümleleri de o günlerin mucizesi için yazıyorum; ve uzun cümlelerimi o günlerden tezi yok sevmediğini biliyorum. o yüzden daha fazla devam etmeyeceğim. bu uzun cümlelerimi asıl yazma amacımla sonlandıracağım. doğum günün kutlu olsun arkadaşım. nice mutlu senelere.
doğum gününü yüz yüze kutlamak isterdim. e tabii birde böyle çokça resmi bir mesajla kutlamamak. eskisi gibi senle buluşmaya hevesli miyim? bilmiyorum. o yüzden doğum gününü dahi bahane edip bir kez daha buluşma teklifinde bulunur muyum? sanmıyorum.
yine de özlüyor muyum diye sorarsan: evet ama neyi özlüyorum biliyor musun? seninle konuşmaya başladığımız zamanı, senle konuşurken hissettiğim o mutluluğu ve huzuru.
geçenlerde sokakta basitçe bir anket gördüm. dönmek istenilen yıl, diye. cevabım: her ne kadar tüm insanlık için en beter yıl olsa da 2020'nin son demleri olurdu; ama bir şeyi değiştirir miydim? emin değilim. yine de dönmek isterdim.
zaman şimdi biraz daha hoyrat davranıyor bedenime. ruhum ilk sarılışımız gibi ama artık içimde şarkı bitti.
sana bilmediğin bir şey söyleyemem. ben de hiçbir şey bilmiyorum. ne kadar iyilik varsa hepimiz için hepsini dileyip gerisine direniyorum. tekrardan doğum günün kutlu olsun.
devamını gör...