1.
insanların da bir parçacık olduğunu, gözlemcili ve gözlemcisiz ortamda parçacık gibi değişken davrandığını gösteren etki.
kişilerde ego gözlemcisiz ortamda, süperego ise gözlemcili ortamda devreye girer. kişi yalnızken tecrübelerini geliştirmekten, deneyimlemekten ve aksiyon almaktan çekinmez. ancak izlendiğini bildiği ortamda utanç/övünç mekanizması devreye girer kontrollü davranır, kendini dizginler veya tetikler.
örneğin müsabakalarda karşıdaki oyuncunun kendinden daha iyi olduğunu bilen kişi seyircisiz ortamda daha başarılıdır, seyircili ortamda ise karşısındakinin kendinden daha güçsüz olduğunu bilen kişinin başarılı olma ihtimali daha yüksektir.
egolar sesslikle büyür, gürültüyle olgunlaşır.
kişilerde ego gözlemcisiz ortamda, süperego ise gözlemcili ortamda devreye girer. kişi yalnızken tecrübelerini geliştirmekten, deneyimlemekten ve aksiyon almaktan çekinmez. ancak izlendiğini bildiği ortamda utanç/övünç mekanizması devreye girer kontrollü davranır, kendini dizginler veya tetikler.
örneğin müsabakalarda karşıdaki oyuncunun kendinden daha iyi olduğunu bilen kişi seyircisiz ortamda daha başarılıdır, seyircili ortamda ise karşısındakinin kendinden daha güçsüz olduğunu bilen kişinin başarılı olma ihtimali daha yüksektir.
egolar sesslikle büyür, gürültüyle olgunlaşır.
devamını gör...
2.
izninizle hakkında uzun uzun yeniden yazmayıp ekşi'deki entry'mi yapıştıracağım etki.
talihsiz şekilde "gözlemci" kelimesi seçildiği için doğaüstü sanılan etki. oysa doğru kelime "etkileşim" olmalı ve bunun sonucunun da dalga fonksiyonunun çökmesi olduğu hatırlanmalı. bu durumda bahsi geçen etkinin hiç de sanıldığı gibi "bilinemez" bir şey olmadığı da açıkça ortaya çıkıyor zaten.
ne diyorum? şunu;
atom altı yapıların (burada özel olarak elektron şeklinde devam edeyim konuya) hem dalga hem parçacık şeklinde hareket ettiğini söylüyoruz bu deney ile. parçacık denen şeyin de dalga denen şeyin de karakterlerini ayrı ayrı anlamak kolay. bunu makro boyutta herhangi bir topun ya da mesela su dalgasının hareketlerini düşünerek gözünüzde canlandırmanız da kolay.
mesela zıplama özelliği olmayan, hatta yapışkan özellikteki bir malzemeden yapılmış herhangi bir topu bir duvara fırlatsanız ne olur? duvara yapışıp kalır, değil mi? yahut su dalgalarını düşünürseniz, bir engele çarptıklarında nasıl hareketler yapacaklarını da az çok kestirebilirsiniz. buraya kadar sorun yok ama bir şeyin hem dalga hem parçacık olması nasıl anlaşılmalı?
klasik fizik için her şey daha net ve basittir. örneğin bir topu belirli bir ilk hızla herhangi bir yerden, yatay, dikey yahut açılı şekilde fırlattığınızda, o topun 10 dakika sonra nerede olacağını net şekilde hesaplayabilirsiniz ve hesabınız yanlış değilse top gerçekten orada olur. kuantum mekaniğinde işler böyle yürümez. elektronu minicik bir top gibi düşünürsek, belirli bir hızla hareket etmekte olan bu topun hızını ölçmeyi başarmışsak, onun 10 dakika sonra nerede, hangi tekil ve kesin konumda olacağını net şekilde belirleyemeyiz. sadece hangi hacim içerisinde bulunabileceğini söyleyebiliriz. yani bir olasılık dağılımından bahsedebiliriz. bu durum "olasılık dalgası" denen bir özellikle temsil edilir. sistemin (ya da parçacığın) bilgisini bu dalga içerir.
***
bahsi geçen olasılık dalgasını ve elektronun bu dalga içerisinde bulunma olasılığı olan bölgeyi şöyle bir görselle temsil edebiliriz:

ortadaki şişkin kısım, elektronun bulunma olasılığı olan bölge. spiral de dalganın ilerleme şekli.
şimdi elimizde ölçüm yapacak bir cihaz olsun. yani sizin gözlemci dediğiniz şey aslında bu cihazın ta kendisi! diyelim ki cihazı dalganın bulunduğu ortama koyduk ve dalga buradan geçiş yaparken, cihazımız belirli bir aralık boyunca ölçüm alabilecek. o sırada eğer parçacığın olduğu aralıkta onu yakalarsa bize bir sinyal iletecek ve biz ölçüm alındığını bu şekilde anlayacağız. ölçüm aletimiz dalganın bu şişkin kısmından daha küçük. dolayısıyla ölçümü aldığı anda, dalganın tamamı cihaza yakalanmıyor. sadece bir kısmı ona denk geliyor. bu durumda şöyle bir olay yaşanacak; eğer ölçüm aldığımız sırada parçacık, dalganın ölçüm alınabilen bölgesindeyse cihaza yakalanacak. diğer bölgelerde bir yerlerdeyse yakalanmayacak.
buraya kadar söylediklerimi de şöyle görsel üzerinden bir görelim:

kırmızı kutu ölçüm aletimiz. iki tane olan kesikli kırmızı çizgilerin arasındaki bölge de dalganın alete yakalanabilen kısmı.
eğer ölçüm yaptığımızda, dalganın ölçüm aletine yakalanan kısmı, yine dalganın mesela %15'lik dilimindeyse ve diyelim ki parçacık da bu %15'lik dilimin içindeyse, dalganın ölçülemeyen ve parçacığı barındırmayan %85'lik dilimi sıfırlanır. geriye, dalganın sadece o %15'lik kısmı kalır. olasılık dalgasının sıfırlanmasından, yani çökmesinden kastımız budur. dalganın kalan kısmına ne olur? ölçüm alındığı anda bu kısmın yapısı değişir. dalga, yayılma gösterir. şu animasyondan göreceğiniz gibi...
***
tüm bunları neden anlatıyorum?
elektronun hangi yarıktan geçtiğini gözlemlemek demek, onu herhangi bir ölçüm aletiyle izlemek anlamına geliyor. herhangi bir ölçüm aletiyle izlenen parçacıkların olasılık dalgaları da yukarıda anlattığım şekilde çöküyor ve parçacığı belirli bir hacmin içinde sıkışmaya zorluyor. yani onun bulunacağı yere müdahale ediyor. bu da sizin "gözlemci etkisi" dediğiniz şeye karşılık geliyor. yani özetle bu olay o kadar da mucizevi bir şey değil. elektronların bir bilinci yok. gözlendiklerini bildikleri falan da yok. sadece bir şeylerle etkileşime giriyorlar.
bu arada şunun da altını çizeyim; bu tür deneylerde gözlemci adı altında bir insanın bulunması şart değil. herhangi bir canlının bulunması da şart değil. yani özetle bilinçli bir varlık gerektirmiyor bu gözlem. dolayısıyla insanın bu olaylar üzerinde belirleyiciliği diye bir şey de söz konusu değil.
talihsiz şekilde "gözlemci" kelimesi seçildiği için doğaüstü sanılan etki. oysa doğru kelime "etkileşim" olmalı ve bunun sonucunun da dalga fonksiyonunun çökmesi olduğu hatırlanmalı. bu durumda bahsi geçen etkinin hiç de sanıldığı gibi "bilinemez" bir şey olmadığı da açıkça ortaya çıkıyor zaten.
ne diyorum? şunu;
atom altı yapıların (burada özel olarak elektron şeklinde devam edeyim konuya) hem dalga hem parçacık şeklinde hareket ettiğini söylüyoruz bu deney ile. parçacık denen şeyin de dalga denen şeyin de karakterlerini ayrı ayrı anlamak kolay. bunu makro boyutta herhangi bir topun ya da mesela su dalgasının hareketlerini düşünerek gözünüzde canlandırmanız da kolay.
mesela zıplama özelliği olmayan, hatta yapışkan özellikteki bir malzemeden yapılmış herhangi bir topu bir duvara fırlatsanız ne olur? duvara yapışıp kalır, değil mi? yahut su dalgalarını düşünürseniz, bir engele çarptıklarında nasıl hareketler yapacaklarını da az çok kestirebilirsiniz. buraya kadar sorun yok ama bir şeyin hem dalga hem parçacık olması nasıl anlaşılmalı?
klasik fizik için her şey daha net ve basittir. örneğin bir topu belirli bir ilk hızla herhangi bir yerden, yatay, dikey yahut açılı şekilde fırlattığınızda, o topun 10 dakika sonra nerede olacağını net şekilde hesaplayabilirsiniz ve hesabınız yanlış değilse top gerçekten orada olur. kuantum mekaniğinde işler böyle yürümez. elektronu minicik bir top gibi düşünürsek, belirli bir hızla hareket etmekte olan bu topun hızını ölçmeyi başarmışsak, onun 10 dakika sonra nerede, hangi tekil ve kesin konumda olacağını net şekilde belirleyemeyiz. sadece hangi hacim içerisinde bulunabileceğini söyleyebiliriz. yani bir olasılık dağılımından bahsedebiliriz. bu durum "olasılık dalgası" denen bir özellikle temsil edilir. sistemin (ya da parçacığın) bilgisini bu dalga içerir.
***
bahsi geçen olasılık dalgasını ve elektronun bu dalga içerisinde bulunma olasılığı olan bölgeyi şöyle bir görselle temsil edebiliriz:

ortadaki şişkin kısım, elektronun bulunma olasılığı olan bölge. spiral de dalganın ilerleme şekli.
şimdi elimizde ölçüm yapacak bir cihaz olsun. yani sizin gözlemci dediğiniz şey aslında bu cihazın ta kendisi! diyelim ki cihazı dalganın bulunduğu ortama koyduk ve dalga buradan geçiş yaparken, cihazımız belirli bir aralık boyunca ölçüm alabilecek. o sırada eğer parçacığın olduğu aralıkta onu yakalarsa bize bir sinyal iletecek ve biz ölçüm alındığını bu şekilde anlayacağız. ölçüm aletimiz dalganın bu şişkin kısmından daha küçük. dolayısıyla ölçümü aldığı anda, dalganın tamamı cihaza yakalanmıyor. sadece bir kısmı ona denk geliyor. bu durumda şöyle bir olay yaşanacak; eğer ölçüm aldığımız sırada parçacık, dalganın ölçüm alınabilen bölgesindeyse cihaza yakalanacak. diğer bölgelerde bir yerlerdeyse yakalanmayacak.
buraya kadar söylediklerimi de şöyle görsel üzerinden bir görelim:

kırmızı kutu ölçüm aletimiz. iki tane olan kesikli kırmızı çizgilerin arasındaki bölge de dalganın alete yakalanabilen kısmı.
eğer ölçüm yaptığımızda, dalganın ölçüm aletine yakalanan kısmı, yine dalganın mesela %15'lik dilimindeyse ve diyelim ki parçacık da bu %15'lik dilimin içindeyse, dalganın ölçülemeyen ve parçacığı barındırmayan %85'lik dilimi sıfırlanır. geriye, dalganın sadece o %15'lik kısmı kalır. olasılık dalgasının sıfırlanmasından, yani çökmesinden kastımız budur. dalganın kalan kısmına ne olur? ölçüm alındığı anda bu kısmın yapısı değişir. dalga, yayılma gösterir. şu animasyondan göreceğiniz gibi...
***
tüm bunları neden anlatıyorum?
elektronun hangi yarıktan geçtiğini gözlemlemek demek, onu herhangi bir ölçüm aletiyle izlemek anlamına geliyor. herhangi bir ölçüm aletiyle izlenen parçacıkların olasılık dalgaları da yukarıda anlattığım şekilde çöküyor ve parçacığı belirli bir hacmin içinde sıkışmaya zorluyor. yani onun bulunacağı yere müdahale ediyor. bu da sizin "gözlemci etkisi" dediğiniz şeye karşılık geliyor. yani özetle bu olay o kadar da mucizevi bir şey değil. elektronların bir bilinci yok. gözlendiklerini bildikleri falan da yok. sadece bir şeylerle etkileşime giriyorlar.
bu arada şunun da altını çizeyim; bu tür deneylerde gözlemci adı altında bir insanın bulunması şart değil. herhangi bir canlının bulunması da şart değil. yani özetle bilinçli bir varlık gerektirmiyor bu gözlem. dolayısıyla insanın bu olaylar üzerinde belirleyiciliği diye bir şey de söz konusu değil.
devamını gör...
3.
tabi ki şu çift yarık marık deneyi ile alakalı durumlar bunlar. ilk tanıma bakın bu çift yarık deneyi tanımı için bi de ben aynı şeyleri yazmayayım. gerçi bi de spin teorileri falan filan da var. aynı şey aynı anda hem çizgi hem nokta olarak görülebiliyor ama tabi bu çift yarık deneyinden biraz daha değişik bir mevzu.
neyse demek ki öyle bilim masallarında anlatıldığı gibi mekanik , verili, yasalı bir evren yok.
benim ona yöneldiğimi anlayabiliyor , fark edebiliyor. yani öyle mal değneği gibi beklemiyor nesneler. yaw hele dur birileri gelsin beni gözlesin, deney yapsın, ölçsün, biçsin diye bekleyen bir evren yok demek ki?
lan bu hamido nesneler benim ona yaklaştığımı anlayabiliyorsa bunların bilinci var mı , akıllı mı bu modeller?
şimdi bu soruya iki türlü cevap verilebilir.
1- lan bu evren çok skindirk ve absürd bir şey de olan biten her şeyi salla gitsin
2-bilim olgu ve olaylara bakma biçimini artık değiştirmeli deyip her şeyin bir canı olduğu tezini kabul etmeli.
benim tercihim ikinci byee.
neyse demek ki öyle bilim masallarında anlatıldığı gibi mekanik , verili, yasalı bir evren yok.
benim ona yöneldiğimi anlayabiliyor , fark edebiliyor. yani öyle mal değneği gibi beklemiyor nesneler. yaw hele dur birileri gelsin beni gözlesin, deney yapsın, ölçsün, biçsin diye bekleyen bir evren yok demek ki?
lan bu hamido nesneler benim ona yaklaştığımı anlayabiliyorsa bunların bilinci var mı , akıllı mı bu modeller?
şimdi bu soruya iki türlü cevap verilebilir.
1- lan bu evren çok skindirk ve absürd bir şey de olan biten her şeyi salla gitsin
2-bilim olgu ve olaylara bakma biçimini artık değiştirmeli deyip her şeyin bir canı olduğu tezini kabul etmeli.
benim tercihim ikinci byee.
devamını gör...