orijinal adı: the country of the blind
yazar: herbert george wells
yayım yılı: 1904
and dağları'ndaki bir vadide yaşayan kör insanların bir yanardağ patlaması sonucu dünyayla tüm bağlantıları kesildiği efsanesi dilden dile anlatılırken nunez isimli bir dağcı bu vadide hapsolur.
yazar: herbert george wells
yayım yılı: 1904
and dağları'ndaki bir vadide yaşayan kör insanların bir yanardağ patlaması sonucu dünyayla tüm bağlantıları kesildiği efsanesi dilden dile anlatılırken nunez isimli bir dağcı bu vadide hapsolur.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "emine pir zola" tarafından 26.01.2023 00:20 tarihinde açılmıştır.
1.
h. g. wells'in müthiş bir kitabı. efsane olmuş bir ülke ve kimse oraya gitmemiş. ama bir gün dağcı bir adam kaza sonucu bu ülkeyi bulur. körler ülkesinde gören gözün kral olacağını sanan adam burda ummadığı şeyler ile karşılaşır. bir de işin içine aşk girince kitap korkunç bir seçime doğru gider. okuduğumda beni çok etkilemişti. kısa ve harika bir kitap.
devamını gör...
2.
bir emine pir zola tavsiyesidir ve bir h.g. wells kitabıdır.
bunlara novella deniyor sanırım. emine çeşitli övgüler ve duygu sömürüleri ile okuttu bize bu kitabı. çok da iyi oldu. nefis bir kitapmış.
bir sembolik anlatım var mı bilmiyorum, wells'e o kadar hakim değilim ama bana amerika - kızılderililer olayına göz kırpıyor gibi geldi. aklımda çağrışımdan çağrışıma atladım.
bir dağcının, kimsenin görmediği bir ülkeye yolunun düşmesi ile başlayan bir hikaye var. antropoloji biliyosunuz "gelişmiş" ülkelerin yabanileri keşfetmesi ile meydana çıktı. bir süre kafatasçı bir şekilde ilerledi ve sonra aklıselim biri ortaya yapısalcılık diye bir şey fırlattı. bunun peşine takılan insanlar sağ olsun kültür faşizmine ufak bir ara verdiler. handikapları var, mesela çocuk ölümlerine yol açan, akıl dışı bi uygulama olan kadın sünneti ne olacak, erginlenme töreni diye insanların kendini veya birbirini çatır çutur kesmesine izin mi vereceğiz gibi. etikle alakalı sorular uyandırıyor insanın aklında, buna bireysel bakarsan müdahale etmek istiyorsun ama daha geniş bir perspektifte "bence sorun yok" diyebilirsin çünkü sayılar tabii kimlikleri yok eder. aklıma bunlar düştü bi' yandan.
bir yandan da körler ülkesinde gören kişi kraldır mevzusu var.
amerika ve yerliler meselesine oradan zıplıyorum. dinsiz yamyamlara gelişmiş ve aydınlanmış insanlar olarak tanrı ile birlikte "su çiçeği"ni de götürüp soykırım yapmaları muazzam oldu gerçekten :d. bizim kahraman da yeltendi böyle işlere, neyse ki aşk hepimiz için kurtarıcı.*
aşkı için gözlerinden vazgeçecek miydi? aşk için ne yapılır?
zaten o da tüm bir geçmişten ve bütün gerçeklikten vazgeçmek bu arada. aşk da tam olarak budur aslında bi noktada, bunlara arkanı dönmek. orada da doğru ve yanlış belirleyici, idealizm aşka yönelik olmazsa aşkı her zaman sekteye uğratıyor.
bir de dilin evrimi meselesi var.
nasıl konuşuyorsan öyle düşünürsün, neyi yaşıyorsan öyle konuşursun.
tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan meselesini hiçbir şekilde çözebilmiş değilim ama eril dil ile tam olarak bu yüzden derdim yok. ben de toplumun değişmesi ile dilin de kendiliğinden zaten değişeceğini düşünüyorum bi yandan. körler ülkesinde ışık, görmek gibi kavramların hiç olmayışı da zihnimde işte böyle bir pencere açıyor.
tebrik ediyorum kendisini 62 sayfalık bir kitapla beni böyle sağa sola savurduğu için.
emine'ye de çok teşekkür ediyorum.
tavsiyedir.
bunlara novella deniyor sanırım. emine çeşitli övgüler ve duygu sömürüleri ile okuttu bize bu kitabı. çok da iyi oldu. nefis bir kitapmış.
bir sembolik anlatım var mı bilmiyorum, wells'e o kadar hakim değilim ama bana amerika - kızılderililer olayına göz kırpıyor gibi geldi. aklımda çağrışımdan çağrışıma atladım.
bir dağcının, kimsenin görmediği bir ülkeye yolunun düşmesi ile başlayan bir hikaye var. antropoloji biliyosunuz "gelişmiş" ülkelerin yabanileri keşfetmesi ile meydana çıktı. bir süre kafatasçı bir şekilde ilerledi ve sonra aklıselim biri ortaya yapısalcılık diye bir şey fırlattı. bunun peşine takılan insanlar sağ olsun kültür faşizmine ufak bir ara verdiler. handikapları var, mesela çocuk ölümlerine yol açan, akıl dışı bi uygulama olan kadın sünneti ne olacak, erginlenme töreni diye insanların kendini veya birbirini çatır çutur kesmesine izin mi vereceğiz gibi. etikle alakalı sorular uyandırıyor insanın aklında, buna bireysel bakarsan müdahale etmek istiyorsun ama daha geniş bir perspektifte "bence sorun yok" diyebilirsin çünkü sayılar tabii kimlikleri yok eder. aklıma bunlar düştü bi' yandan.
bir yandan da körler ülkesinde gören kişi kraldır mevzusu var.
amerika ve yerliler meselesine oradan zıplıyorum. dinsiz yamyamlara gelişmiş ve aydınlanmış insanlar olarak tanrı ile birlikte "su çiçeği"ni de götürüp soykırım yapmaları muazzam oldu gerçekten :d. bizim kahraman da yeltendi böyle işlere, neyse ki aşk hepimiz için kurtarıcı.*
aşkı için gözlerinden vazgeçecek miydi? aşk için ne yapılır?
zaten o da tüm bir geçmişten ve bütün gerçeklikten vazgeçmek bu arada. aşk da tam olarak budur aslında bi noktada, bunlara arkanı dönmek. orada da doğru ve yanlış belirleyici, idealizm aşka yönelik olmazsa aşkı her zaman sekteye uğratıyor.
bir de dilin evrimi meselesi var.
nasıl konuşuyorsan öyle düşünürsün, neyi yaşıyorsan öyle konuşursun.
tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan meselesini hiçbir şekilde çözebilmiş değilim ama eril dil ile tam olarak bu yüzden derdim yok. ben de toplumun değişmesi ile dilin de kendiliğinden zaten değişeceğini düşünüyorum bi yandan. körler ülkesinde ışık, görmek gibi kavramların hiç olmayışı da zihnimde işte böyle bir pencere açıyor.
tebrik ediyorum kendisini 62 sayfalık bir kitapla beni böyle sağa sola savurduğu için.
emine'ye de çok teşekkür ediyorum.
tavsiyedir.
devamını gör...
3.
h.g wells'in 1904 yılında yayınladığı kitabıdır..
nesiller boyunca kör insanların yaşadığı ülkeye, bir şekilde yolu düşen bir insanı ve gelişen garip olayları anlatıyor kitap..
kitabımızın kahramanı nunez..
"körler ülkesi'nde tek gözlü insan kral'dır " düşüncesiyle kibrine yenilir önce.. "ben görüyorum, onlar görmüyor; öyleyse onlardan üstünüm." diye düşünüyor.. fakat zaman geçtikçe üstünlük sandığı şeyin aslında hiçbir işe yaramadığını fark ediyor..
körler doğduklarından beri aynı dünyada yaşıyorlar.. onlar için gökyüzü, renkler, yıldızlar, ufuk diye bir kavram hiç olmamış.. bu yüzden nunez'in anlattıkları onlara masal gibi geliyor.. kendi normlarında yaşayan bir topluma hiç bilmedikleri şeyleri anlatan kahramanımıza acıyarak bakmaya başlıyorlar.. çünkü onlara göre nunez'in anlattığı saçmalıkların tek sebebi gözleri.. zihnini bozan gereksiz çıkıntılar..
nunez ve körlerimiz düşünce bazında çarpışırken, kahramanımız bir de aşık oluyor.. işte tam da burada psikolojik ve felsefik bir çok konu çıkıyor ortaya.. nunez'in sevdiği kadınla birlikte olabilmesi için gözlerinden vazgeçmesi gerekmektedir.. ancak o zaman normal bir insan olacağına inanan bir toplumla savaşmaktadır..
sevgi uğruna her şey yapılır mı?
ve insanın toplum tarafından kabul görmek için kendinden vazgeçmesi ne kadar mümkündür?
okuyup sorguladıkça soruların dahası da geliyor..
kitabı okurken körlere de kötü diyemiyoruz.. kendi doğrularına sıkı sıkıya bağlı insanlar.. düzenleri var, çalışıyorlar, birbirlerine yardım ediyorlar.. yani kendi bildiklerinin tek gerçek olduğuna o kadar inanıyorlar ki başka bir ihtimali düşünemiyorlar.. *
hangi zaman dilimine bakarsak bakalım, toplumsal çoğunluk farklı bir düşünceye maruz kaldığında onu anlamak yerine, o düşüncenin yanlış ve kötü olduğuna inandırmaya çalışıyor karşı tarafı.. böylece herkes kendi "körler ülkesini" kuruyor..
sonuç olarak bir insanın çoğunluğa karşı ne kadar dayanabileceğini anlatan bir kitap olmuş.. okurken, zihnimle savaşsam da güzeldi..
nesiller boyunca kör insanların yaşadığı ülkeye, bir şekilde yolu düşen bir insanı ve gelişen garip olayları anlatıyor kitap..
kitabımızın kahramanı nunez..
"körler ülkesi'nde tek gözlü insan kral'dır " düşüncesiyle kibrine yenilir önce.. "ben görüyorum, onlar görmüyor; öyleyse onlardan üstünüm." diye düşünüyor.. fakat zaman geçtikçe üstünlük sandığı şeyin aslında hiçbir işe yaramadığını fark ediyor..
körler doğduklarından beri aynı dünyada yaşıyorlar.. onlar için gökyüzü, renkler, yıldızlar, ufuk diye bir kavram hiç olmamış.. bu yüzden nunez'in anlattıkları onlara masal gibi geliyor.. kendi normlarında yaşayan bir topluma hiç bilmedikleri şeyleri anlatan kahramanımıza acıyarak bakmaya başlıyorlar.. çünkü onlara göre nunez'in anlattığı saçmalıkların tek sebebi gözleri.. zihnini bozan gereksiz çıkıntılar..
nunez ve körlerimiz düşünce bazında çarpışırken, kahramanımız bir de aşık oluyor.. işte tam da burada psikolojik ve felsefik bir çok konu çıkıyor ortaya.. nunez'in sevdiği kadınla birlikte olabilmesi için gözlerinden vazgeçmesi gerekmektedir.. ancak o zaman normal bir insan olacağına inanan bir toplumla savaşmaktadır..
sevgi uğruna her şey yapılır mı?
ve insanın toplum tarafından kabul görmek için kendinden vazgeçmesi ne kadar mümkündür?
okuyup sorguladıkça soruların dahası da geliyor..
kitabı okurken körlere de kötü diyemiyoruz.. kendi doğrularına sıkı sıkıya bağlı insanlar.. düzenleri var, çalışıyorlar, birbirlerine yardım ediyorlar.. yani kendi bildiklerinin tek gerçek olduğuna o kadar inanıyorlar ki başka bir ihtimali düşünemiyorlar.. *
hangi zaman dilimine bakarsak bakalım, toplumsal çoğunluk farklı bir düşünceye maruz kaldığında onu anlamak yerine, o düşüncenin yanlış ve kötü olduğuna inandırmaya çalışıyor karşı tarafı.. böylece herkes kendi "körler ülkesini" kuruyor..
sonuç olarak bir insanın çoğunluğa karşı ne kadar dayanabileceğini anlatan bir kitap olmuş.. okurken, zihnimle savaşsam da güzeldi..
devamını gör...
