1.
ülkemizde 2000 yılında yayımlanmış, frédéric dion ya da romanda kullandığı mahlasıyla homeric romanı. fransa'da ilk yayımlanma yılı 1998'dir.
doğan yayınlarından çıkmış, maalesef yayımlandığı dönemde biraz da önyargılı bakılıp hakkı tam teslim edilememiş, tarihi roman türünde kurgusal bir kitaptır. adında kurt kelimesinin olması ve hikayenin orta asya steplerinde geçiyor olması, kitabı bazı insanların nazarında, içine bakmaya gerek duymaksızın, "milliyetçilerin el kitabı" pozisyonuna sokmuştur. neyse
üslupla ilgili bir şey söylemem doğru olmaz, zira fransızca'dan dilimize çevrildiği için, üslubun homeric'e mi, yoksa çevirmen ali cevat akkoyunlu'ya mı ait olduğu tartışılır. yalnız hangisine ait olursa, akıcı ve bağlayıcı olduğunu söylemem gerekir. içeriğe baktığımızda ise, şahsi kanaatim, her okur kendi görmek istediğini görmüştür. çoğu tarihi roman, olayları anlatırken tarihsel bütünlükten kopar. sanki yaşanan bir çağ yokmuş, anlatılanlar bu çağın bir parçası değilmiş, sanki o çağda zaman durmuş da, bu okuduklarımız akmış sadece, gibi hissederiz bazı tarihi romanlarda. işte bu olumsuzluk yada eksiklik moğol kurdunda yok. bunu söyleyebiliriz.
yazar hikayesini gerçek insanlardan ve gerçek tarihten almış. hatta romanın ana karakteri ve kalbi olan timuçin'in kan kardeşi borçu karakteri bile gerçekte yaşamış bir kişidir. yazar, özellikle betimlemelerde çok başarılı olmuştur. doğayı çok güzel anlatmıştır. dağların, nehirlerin, ovaların, çimenlerin görüntüsünü, ernest hemingway tadında, öyle bir tanımlamıştır; ben
bu satırları okurken bu sahneleri gözlerimle gördüm, yaşadım diyebilirim. bu bağlamda, kitap bittiğinde (452 sayfa olmasına rağmen bir yada iki gün içinde bitirilecek bir akıcılıktadır) "ben bir kitap mı okudum, yoksa bir belgesel mi izledim?" diye sorabilirsiniz kendinize. bunun yanı sıra, moğolların yaşam şekli ve savaşları, çarpıcı daha doğrusu sert bir şekilde anlatılmıştır. bu sertlik zaten, kitabın vahşet dolu olduğu eleştirilerinin de nedenidir. aslında doğru olan bu anlatımdır. zira günümüzde moğollar, hala bu kitapta anlatılan geleneklerini yaşatmaktadırlar. eğer yazar, sevdiği kızı belinden tuttuğu gibi atının terkisine atıp kaçıran borçu'yu, sevdiği kıza çadırının önünde serenat yapan borçu gibi anlatsaydı, gerçeklere ters düşmüş olurdu.
kitap eleştirmenliği işim değil ve üzerime vazife değil. "ben bu kitabı okurken ne gördüm ya da ne anladım?"a cevap vermek istiyorum. ben bu kitabı okurken borçu'nun aşkını ve arkadaşa sadakati gördüm. benzer durum once upon a time in america adlı filmde de vardır. o filmde ben "arkadaş, bunu arkadaşına nasıl yapar?" diyerek sinirimden ağladığım gibi, bu romanda da borçu'nun yalnız başına, bir yerde boşa akan yıllarına üzüldüm. bu bakış açısıyla ilgili elbette.
özetle moğol kurdu, 13. yüzyılda yaşanan moğol genişlemesi yada istilasını cengizhanandası borçu'nun gözünden anlatan, borçu'nun gözünden cengizhan'ı ve kişiliğini, paylaştıklarını ve paylaşamadıklarını anlatan bir roman. ikilinin dostluğu, birbirleri için katlandıkları fedakarlıklar ve paylaşamadıkları da romanın gidişatını yönlendiriyor. ön yargılı olmadan okunması tavsiye olunan bir kitaptır bu. isteyen istediğini görebilecektir, satırlarda ve satır aralarında.
benim okuduğum 452 sayfalık 2000 baskısıydı. 480 sayfalık 2019 baskısının arka kapağını da yazalım:
tarihin en güçlü hükümdarlarından cengiz han’ın romanı
cengiz han yani temuçin… tüm dünyanın tanıdığı ve önünde korkuyla diz çöktüğü moğol imparatoru…
çin ve iran gibi imparatorlukları hâkimiyeti altına aldı, kendi ordusundan on kat daha kalabalık orduları bozguna uğrattı ve alınmaz kaleleri alarak, görkemli uygarlıklara son verdi.
içgüdüleri bir kurdunkinden farksız olan cengiz han’ı ve onun renkli hayatını, her türlü güçlük karşısında dimdik yanında duran sadık dostu borçu anlatıyor.
moğol kurdu, okuru cengiz han’ın kişiliği ve dehası konusunda aydınlatan destansı bir anlatı.
doğan yayınlarından çıkmış, maalesef yayımlandığı dönemde biraz da önyargılı bakılıp hakkı tam teslim edilememiş, tarihi roman türünde kurgusal bir kitaptır. adında kurt kelimesinin olması ve hikayenin orta asya steplerinde geçiyor olması, kitabı bazı insanların nazarında, içine bakmaya gerek duymaksızın, "milliyetçilerin el kitabı" pozisyonuna sokmuştur. neyse
üslupla ilgili bir şey söylemem doğru olmaz, zira fransızca'dan dilimize çevrildiği için, üslubun homeric'e mi, yoksa çevirmen ali cevat akkoyunlu'ya mı ait olduğu tartışılır. yalnız hangisine ait olursa, akıcı ve bağlayıcı olduğunu söylemem gerekir. içeriğe baktığımızda ise, şahsi kanaatim, her okur kendi görmek istediğini görmüştür. çoğu tarihi roman, olayları anlatırken tarihsel bütünlükten kopar. sanki yaşanan bir çağ yokmuş, anlatılanlar bu çağın bir parçası değilmiş, sanki o çağda zaman durmuş da, bu okuduklarımız akmış sadece, gibi hissederiz bazı tarihi romanlarda. işte bu olumsuzluk yada eksiklik moğol kurdunda yok. bunu söyleyebiliriz.
yazar hikayesini gerçek insanlardan ve gerçek tarihten almış. hatta romanın ana karakteri ve kalbi olan timuçin'in kan kardeşi borçu karakteri bile gerçekte yaşamış bir kişidir. yazar, özellikle betimlemelerde çok başarılı olmuştur. doğayı çok güzel anlatmıştır. dağların, nehirlerin, ovaların, çimenlerin görüntüsünü, ernest hemingway tadında, öyle bir tanımlamıştır; ben
bu satırları okurken bu sahneleri gözlerimle gördüm, yaşadım diyebilirim. bu bağlamda, kitap bittiğinde (452 sayfa olmasına rağmen bir yada iki gün içinde bitirilecek bir akıcılıktadır) "ben bir kitap mı okudum, yoksa bir belgesel mi izledim?" diye sorabilirsiniz kendinize. bunun yanı sıra, moğolların yaşam şekli ve savaşları, çarpıcı daha doğrusu sert bir şekilde anlatılmıştır. bu sertlik zaten, kitabın vahşet dolu olduğu eleştirilerinin de nedenidir. aslında doğru olan bu anlatımdır. zira günümüzde moğollar, hala bu kitapta anlatılan geleneklerini yaşatmaktadırlar. eğer yazar, sevdiği kızı belinden tuttuğu gibi atının terkisine atıp kaçıran borçu'yu, sevdiği kıza çadırının önünde serenat yapan borçu gibi anlatsaydı, gerçeklere ters düşmüş olurdu.
kitap eleştirmenliği işim değil ve üzerime vazife değil. "ben bu kitabı okurken ne gördüm ya da ne anladım?"a cevap vermek istiyorum. ben bu kitabı okurken borçu'nun aşkını ve arkadaşa sadakati gördüm. benzer durum once upon a time in america adlı filmde de vardır. o filmde ben "arkadaş, bunu arkadaşına nasıl yapar?" diyerek sinirimden ağladığım gibi, bu romanda da borçu'nun yalnız başına, bir yerde boşa akan yıllarına üzüldüm. bu bakış açısıyla ilgili elbette.
özetle moğol kurdu, 13. yüzyılda yaşanan moğol genişlemesi yada istilasını cengizhanandası borçu'nun gözünden anlatan, borçu'nun gözünden cengizhan'ı ve kişiliğini, paylaştıklarını ve paylaşamadıklarını anlatan bir roman. ikilinin dostluğu, birbirleri için katlandıkları fedakarlıklar ve paylaşamadıkları da romanın gidişatını yönlendiriyor. ön yargılı olmadan okunması tavsiye olunan bir kitaptır bu. isteyen istediğini görebilecektir, satırlarda ve satır aralarında.
benim okuduğum 452 sayfalık 2000 baskısıydı. 480 sayfalık 2019 baskısının arka kapağını da yazalım:
tarihin en güçlü hükümdarlarından cengiz han’ın romanı
cengiz han yani temuçin… tüm dünyanın tanıdığı ve önünde korkuyla diz çöktüğü moğol imparatoru…
çin ve iran gibi imparatorlukları hâkimiyeti altına aldı, kendi ordusundan on kat daha kalabalık orduları bozguna uğrattı ve alınmaz kaleleri alarak, görkemli uygarlıklara son verdi.
içgüdüleri bir kurdunkinden farksız olan cengiz han’ı ve onun renkli hayatını, her türlü güçlük karşısında dimdik yanında duran sadık dostu borçu anlatıyor.
moğol kurdu, okuru cengiz han’ın kişiliği ve dehası konusunda aydınlatan destansı bir anlatı.
devamını gör...