1.
güzide ilimiz adıyaman'da bulunmaktadır.
devamını gör...
2.
devamını gör...
3.
kommagene kralı kendisine mezar olarak yaptırmış zamanında ve öldükten sonra mezarının üstüne çakıl taşı yığılmasını istemiş ki kimse onun mezarına ulaşamasın. yığının kenarlarına yapılan tanrı heykelleri de aslında oturur pozisyondalardır ama zamanla kafaları düşerek günümüzdeki şeklini almıştır.
devamını gör...
4.
adıyaman'daki daha fazla bilinse de bitlis'in tatvan ilçesinde de volkanik versiyonu bulunan dağdır. aynı zamanda en son volkanik faaliyetini çoook uzun zaman önce gerçekleştirmiş olsa da aktif bir yanardağdır. tepesinde yer alan nemrut krater gölüne çıktığınızda fokurdayan göl de bunun göstergelerinden biridir. ilk gördüğünüzde kurbağa filan diye düşünmemek lazım benim gibi. bu göl aynı zamanda dünyanın ikinci, türkiye'nin de en büyük krater gölüdür. fakat ne muhteşem görüntüler yakalatır size anlatamam, hele sonbaharda mütüşşş.
devamını gör...
5.
adıyaman'da bulunan 2150 metre yüksekliğe sahip dağ, komagene kralı tarafından yapılmış olan anıtsal heykellerle tanınır. turizm faaliyetlerine katkıda bulunarak, özellikle gün doğumunu ve gün batımını izlemek isteyen turistler tarafından ziyaret edilir.
devamını gör...
6.
nemrut dağı ya da nemrut stratovolkanı, bitlis ilinintatvan ilçesinde, doğu anadolu bölgesi'nde yer alan yüksek dağlardan biridir. van gölü'nün batısına düşer. nemrut, uyuyan aktif bir yanardağdır ve 1441 yılında son kez lav çıkışı olmuştur. tepesindeki kraterde nemrut gölü yer alır. krater etrafında, en yüksek tepe olan sivritepe 2935 m, doğu nemrut tepesi 2625 m, güneydeki tursuktepe 2828 m ve batıda nemrut dağı tepesi 2801 m yüksekliktedir.
kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Nemru...
geçenlerde bir beton dökmeyle gündem olmuştu... işte
biz 2013 senesinde ziyaret etmiştik...sıcak ve soğuk krater gölü olan yerler muazzam bir yer... çevresindeki huş ağaçlarının sesi muhteşem
orada çadırdan yapılmış bir işletme vardı çay içebiliyordunuz... çadır kurabiliyorsunuz...yol boyunca dikkatimi çeken şey ise dağın külden yapılmış olmasıydı...ciddi söylüyorum bastığınız zaman ayağınız külün içine gömülüyor..öyle bir toprak yapısı var...gidip görmenizi isterim şiiri yazılsa az gelir...
tavsiye ederim..
kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Nemru...
geçenlerde bir beton dökmeyle gündem olmuştu... işte
biz 2013 senesinde ziyaret etmiştik...sıcak ve soğuk krater gölü olan yerler muazzam bir yer... çevresindeki huş ağaçlarının sesi muhteşem
orada çadırdan yapılmış bir işletme vardı çay içebiliyordunuz... çadır kurabiliyorsunuz...yol boyunca dikkatimi çeken şey ise dağın külden yapılmış olmasıydı...ciddi söylüyorum bastığınız zaman ayağınız külün içine gömülüyor..öyle bir toprak yapısı var...gidip görmenizi isterim şiiri yazılsa az gelir...
tavsiye ederim..
devamını gör...
7.
dönemin kommagene kralı antiochos theos tarafından mö 62 tarihinde yaptırılan bir tür tanrılar meydanı. dağda theos heykeli başta olmak üzere; birçok yunan ve pers tanrısının heykeli de bulunmaktadır.
tanrılarla çevrili bu dağı kendine bir tapınak, mezarlık olarak düşünen ve ölümsüzlük mertebesine erişmek isteyen theos, ölümünden sonra nemrut dağı'nın fırat nehrine bakan tarafına taşlar ile gömülmüştür. mezarı hâlâ bulunamamıştır.

peki akıllara bir soru gelmez mi? kelimelerin kifayetsiz, duyguların tercümansız kaldığı o an. kalpten çıkagelip düşüncelerin kıyısına vuran o soru:
fazla mı ciddiye almıştı dünyayı insanoğlu? ölümsüz theos'a bile kalmamıştı oysa..
tanrılarla çevrili bu dağı kendine bir tapınak, mezarlık olarak düşünen ve ölümsüzlük mertebesine erişmek isteyen theos, ölümünden sonra nemrut dağı'nın fırat nehrine bakan tarafına taşlar ile gömülmüştür. mezarı hâlâ bulunamamıştır.

peki akıllara bir soru gelmez mi? kelimelerin kifayetsiz, duyguların tercümansız kaldığı o an. kalpten çıkagelip düşüncelerin kıyısına vuran o soru:
fazla mı ciddiye almıştı dünyayı insanoğlu? ölümsüz theos'a bile kalmamıştı oysa..
devamını gör...
8.
vakti zamanında güneydoğu gezisine katılıp görme şansı bulduğum muhteşem yer.
güneşin doğuşuna yetişmek için sabahın 4’ünde kahta’da kaldığımız otelden yola çıkmıştık. hem yorgun olduğumdan, hem de çok erken saatte kalkınca pek bir şey anlamamış (afyonum patlamamıştı), hatta güneş her yerden aynı doğmuyor mu ya? diye diye baya da sokranmıştım. gezinin rehberi olan arkadaşım da baya saydırmıştı bana. *
olaya şahit olan oradaki tanrılar tarafından kendisi haksız bulunmuş olacak ki tam güneşin doğacağı dakikalarda da (ishal olduğu için) karın ağrısından kıvranıp çökecek yer arıyordu. *
allah cezanı versin senin be! anılarımda ne güzel yer edinmişsin!
güneşin doğuşuna yetişmek için sabahın 4’ünde kahta’da kaldığımız otelden yola çıkmıştık. hem yorgun olduğumdan, hem de çok erken saatte kalkınca pek bir şey anlamamış (afyonum patlamamıştı), hatta güneş her yerden aynı doğmuyor mu ya? diye diye baya da sokranmıştım. gezinin rehberi olan arkadaşım da baya saydırmıştı bana. *
olaya şahit olan oradaki tanrılar tarafından kendisi haksız bulunmuş olacak ki tam güneşin doğacağı dakikalarda da (ishal olduğu için) karın ağrısından kıvranıp çökecek yer arıyordu. *
allah cezanı versin senin be! anılarımda ne güzel yer edinmişsin!
devamını gör...
9.
2 defa çıkmayı başarabildiğim, efsanevi dev heykellerin olduğu bir yerdir. insanların güneşin doğuşunu ve batışını izlemek için çıktıkları da bilinmektedir. yabancı turistler de ilgi göstermektedirler. adıyaman ve malatya illerinin tam ortasında kalan, ancak adıyaman halkının sahip çıktığı eski uygarlıkların hüküm sürdüğü bölge ve dağdır.
devamını gör...
10.
nemrut'a kar düşmesine son bir gün kala gidip görmeye karar verdik. gittiğimizde hangi merdiven tarafından çıksak daha iyi olacağını bilemediğimiz için dehşet rüzgarlar içinde uçmadan gerçekten en zor tarafı seçerek çıkmayı başardık. * ama öyle bir yer ki rüzgardan 2-3 metre öteni zor duyuyorsun. gel gelelim diğer taraf güllük gülistanlıkmış... neyse, pek sakar bir kişi olduğumdan da merdivenin son basamağına geldiğimde yanlış bir taşa basarak kayıp kaval kemiğimi taşa çarpmış ve orada acıdan gülmekle ağlamak arasında kalmış olsam da, zirveye vardığımızda gördüklerimizle ve hikayelerle büyülendik. bulutlu bir gün olduğundan güneşin batışına orada şahit olamadık ama unutulmaz bir andı.
mevsiminde gidilmesi halinde daha hoş olacağına emin olmakla birlikte muhakkak gidiniz, görünüz..
mevsiminde gidilmesi halinde daha hoş olacağına emin olmakla birlikte muhakkak gidiniz, görünüz..
devamını gör...
11.
daha önce gidip gördüğüm bitlis'teki nemrut için tanım yazmışım.
lakin henüz adıyaman'dakini göremedik.
görmeden ilgimi çeken bir kaç şey yazmak istiyorum hakkında , ilerde görürsek ekleme yaparız.
2000 yıl önce yaşamış bir uygarlık kommagane kırallığı ....
bu krallığın kalıntılarından biri olan aslanlı horoskop'u 1883 yılında her zamanki gibi ecnebiler keşfediyorlar. soy isimleri human ve punchstein...
alışığız biz bizim için sorun yok. fotoğraf çekiyorlar, fotoğraf aşağıda. fotoğrafta iki şeye dikkat etmenizi istiyorum
1- 2000 yıldır var olan bu aslanın sapa sağlam durmasına,
2- bu fotoğraftaki aslanın üstündeki yıldızlara ve boynundaki aya
''
''
önce 1 için konuşalım.
aslanın bugünkü foturafı
''
''
2000 yıldır dağa taşa,güneşe, suya doluya, kara dayanan aslanın keşfedildikten sonra geldiği durum bu...
neredeyse 100 yıllık süreçte yok olma noktasına gelmiş...
ziyaretçilerin ellerinin etkisidir bu arkadaşlar. 2000 yıllık zamandan ''tehlikeli'' olduğu açıktır.
şimdi sıra 2 de.
''
''
bu fotoğraftan anlaşılan nedir piki;
kommagane krallığı falcısı,
m.ö. 7 temmuz 61'de gökyüzüne bakmış ve kral antiochosun doğum falına bakmış ve bu haritayı görmüş.
bunu da heykelle ölümsüzleştirmek istemişler...
harika değil mi?!
lakin henüz adıyaman'dakini göremedik.
görmeden ilgimi çeken bir kaç şey yazmak istiyorum hakkında , ilerde görürsek ekleme yaparız.
2000 yıl önce yaşamış bir uygarlık kommagane kırallığı ....
bu krallığın kalıntılarından biri olan aslanlı horoskop'u 1883 yılında her zamanki gibi ecnebiler keşfediyorlar. soy isimleri human ve punchstein...
alışığız biz bizim için sorun yok. fotoğraf çekiyorlar, fotoğraf aşağıda. fotoğrafta iki şeye dikkat etmenizi istiyorum
1- 2000 yıldır var olan bu aslanın sapa sağlam durmasına,
2- bu fotoğraftaki aslanın üstündeki yıldızlara ve boynundaki aya
''
''önce 1 için konuşalım.
aslanın bugünkü foturafı
''
''2000 yıldır dağa taşa,güneşe, suya doluya, kara dayanan aslanın keşfedildikten sonra geldiği durum bu...
neredeyse 100 yıllık süreçte yok olma noktasına gelmiş...
ziyaretçilerin ellerinin etkisidir bu arkadaşlar. 2000 yıllık zamandan ''tehlikeli'' olduğu açıktır.
şimdi sıra 2 de.
''
''bu fotoğraftan anlaşılan nedir piki;
kommagane krallığı falcısı,
m.ö. 7 temmuz 61'de gökyüzüne bakmış ve kral antiochosun doğum falına bakmış ve bu haritayı görmüş.
bunu da heykelle ölümsüzleştirmek istemişler...
harika değil mi?!
devamını gör...
12.
8 yıl önce, güneşin doğuşunu karşılamak ve tarihi kalıntılarda dolaşmak için çıkmıştım nemrut dağına. gece 3 gibi adıyaman'da kaldığımız otelden çıktık. dağa doğru yaklaştığımızda gökyüzü inanılmazdı. yıldızlar sanki üstümüze düşecek gibiydi. mezopotamya medeniyetlerinin gökyüzü cisimlerini neden bu kadar kutsal saydıklarını anlayabiliyorsunuz.
dağa tırmanıp, seyir terasında yerimizi aldık ve beklemeye koyulduk. önce her yer turuncu, sarı renge boyandı. sonra birden bire güneş kırmızı bir top halinde göründü. hem atmosfer hem de manzara o kadar muhteşemdi ki hiç unutamıcam deneyimlerim arasındadır.
bütün bu anılar iskender pala'nın abumrabum kitabını okurken zihnimde canlandı. kitapta 17. yüzyılda yazılmış bir hikaye yer alıyor. doğu masallarını da seven biri olarak çok hoşuma gitti.
o hikayede, milattan önce otuzlu yılların başında, çivi yazılı metinlerde kummuh diye anılan kommagene krallığı'nın ihtişamlı hükümdarı antiokhos tarafından yaptırılmış abidevi bir kümbet yani bir anıtmezardan bahsedilmektedir.
babil, pers ve yunan soyundan gelen bu kral, rivayete göre, söz konusu anıtmezarı hükmettiği ortak medeniyetin görkemli bir sembolü olmak ve tanrılara minnettarlığını göstermek için yaptırmış. güneşin doğuşunu izlemeyi çok sevdiği için gündoğumunun ihtişamını gösterecek yükseklikte olmasını şart koşmuş. "sonsuz uykuma dalacağım mekan öyle bir yer olsun ki" diyormuş, "tıpkı bir saray gibi, çevresine teraslar yapılabilsin, bu teraslarda tanrılarım ve atalarımın dev heykelleri bana eşlik etsin, zenginliklerim benimle edebiyete akarken adım çağlar boyu anılsın ve çevremde insanlar eğleşsin." dünyanın neresinde bir ünlü mimar varsa abideyi yapmak üzere krala müracaat etmişler. nihayet sin-ammar adlı iyi kalpli, temiz, dürüst bir mimarın projesi beğenilmiş..
sin-ammar önce abidenin yerini seçmek gerektiğini düşünmüş.. seçtiği tepe gün doğumu ile gün batımının fevkalade güzel seyredilebildiği bir yer, 2150 metrelik bir yüksekliğin zirvesiymiş. oraya her tırmanışta gördüğü ihtişamdan sarhoş olmuş ve başını göklere çevirip iştar'ı (jüpiter), sin'i (ay) ve şamas'ı(güneş) günlerce ve gecelerce izlemiş. bir yandan da taşlar yontuluyor, harçlar karılıyormuş.
günler haftaları, haftalar ayları, aylar mevsimleri kovalamış ve iki senede kah dağı yontarak, kah yontulan taşlardan inşa ederek dört katlı geniş ve muhteşem bir abide ortaya çıkarmış. saray gibi yüksek, saray misali geniş. mermer ve kumtaşından odaları, terasları, şahnişinleri olan görkemli bir bina. doğusunda ve batısında envai çeşit bitkilerle bezenmiş iki tenezzüh terası...
inşaat tamamlandığında sin-ammar krala haber salmış. kral da adamlarıyla birlikte abidesini görmek için gelmişler. karşılarındaki binanın uzaktan görünüşünü bile göz kamaştırıcı buluyorlarmış. yakınına vardıkça güzelliklerini birer birer keşfedip hayran kaldıkları bir yapı. güzel çiçek kokuları arasında bahçe ve terasları gezdikleri sırada kral hemen emrini vermiş:
"ülkemin bütün yontucuları seferber olsun, bu teraslara atalarımın ve tanrılarımızın heykelleri dikilsin. batı terasına batılı tanrı ve atalarımın, doğu terasına doğulu tanrı ve atalarımın... devasa heykeller olsun, her biri on beş, yirmi arşın; ta ki sin-ammar'ın ihtişamlı mimarisine yakışabilsinler."
akşam herkes eğlenip, coşmuş. şölenler, şenlikler... kral gecenin yarısına doğru sin-ammar'a kendisi için hazırladığı mezarın yerini ve hazine odasını sormuş. ikisi birlikte ellerinde meşaleler, mahzene ilerlemişler. yanlarına kimseyi almadan elbette. dehlizler, yollar ve labirentler. sin-ammar yolu şaşırmasın diye kralına küçük işaretler gösteriyor, o sırada söylediği kelimelerin bazılarını rakamsal karşılıkları ile telaffuz ediyormuş; bir şifre gibi:
"şu eşikten temiz kalplilikle geçiniz, şu taşı dosdoğru atlayınız, bu köşeden sola dönerken sabırlı davranınız, sağa dönerken dilinizi kötülüklerden korumanız, sonraki üç basamakta hosgörüyü düşünmeniz gerekiyor. ardından merhamet hissiyle ilerlemek, şu kayaya asla sarhoşken gelmemek, şuraya da pak ve berrak bir zihinle dokunmak ve şu keskin kulpa haddi aşmadan yapışmak gerekiyor majesteleri. ve sonraaa.. işte size zenginlikler ve hazineler dünyanız!"
kral, bu sekiz erdemi, temiz kalplilik, doğruluk, sabır, dilini korumak, hoşgörü, merhamet, pak zihin ve haddi aşmamak (hanif) olarak aklına kazımış hatta bunların babil'deki rakamsal karşılıklarını da ezberlemiş: 401, 110, 167, vs...
hazine odasına geldiklerinde kral şaşırmış, bomboş bir oda. "bu nedir bre ustam! abidemin bunca güzelliği yanında hazinemi koyacağım oda böyle mi olmalıydı!"
"asla yüce kralım. işte şu disk... kelimelerin ve resimlerin en güzeli ile süslendi. yuvasına yerleştirdiğinizde size hazineniz için çekmeceler, sergenler sunacak."
sin-ammar el ayası kadara bir diski krala sunmuş. sonra da ona şifre kelimeleri sırasıyla söylemesini rica etmiş; yüksek sesle.. ardından kendisi bağırmış: "kulluk tek ilah'adır, o'na karşı gelme!" ses önce birkaç kez yankılanmış, sonra odanın akustik düzeneği devreye girmiş ve duvarda, kol boyunca dikdörtgen bir taş yerinden oynayıp öne doğru çıkmış. sonra da ikişer karış olacak şekilde ortadan ikiye ayrılmış. meğer taşın altında diskin yerleşeceği bir yuva gizliymiş. kral diski yuvaya oturttuğunda bir araba tekeri döner gibi gıcırtılar eşliğinde bütün duvarlar ve zemin sandık sandık açılıvermiş.
"yüce kralım, labirentlerde rakamları, hazine odasında kelimeleri, kapıyı açmak için de diski kullanacağınızı size arz etmiş oldum."
"üç kademeli şifre koyman hoşuma gitti değerli mimar; zekanı takdir ettim."
"şimdi size dördüncü kademeden bahsetmeliyim yüce kralım. bu kademe yalnızca sizin için... buraya koyduğunuz hiçbir şeyi, siz istemezseniz başkaları görmeyecek, bu odayı bulanlar hazinenizi bulamayacaktır.
bu adımda, şu diski yuvasına her koyuşunuzda diskin hazinesinden iki avuç kum boşalmış olacaktır, yerine iki avuç kum doldurmanız gerekir."
kral, sin-ammar'ın dediğini yapıp da diski tekrar gediğine yerleştirdiğinde bütün oda tekrar düz duvara dönüşüvermiş.
"eğer bunu yapmazsanız, sizin için cennete açılan bu kapı, bedenliler tarafından bir daha asla açılamayacaktır. sizin asil naaşınız şuraya konulduğu vakit kimse bu kumları yerine koyamayacağı için mekanizma kendiliğinden kurulacak ve ölümden sonraki hayata huzurla gitmiş olacaksınız."
sim-ammar beşinci adımdan, bütün abideyi kapsayan yepyeni bir şifreden ve doldurulmak yerine boşaltılması gereken bambaşka bir kumdan bahsetmeye hazırlanırken, antiochos'un yüzüne bakınca artık çok yorulduğunu anlamış ve müsaade istemiş.
kral ertesi sabah terasta güneşi beraber izlemek ve ardından kahvaltı yapmak üzere mimara yol vermiş. sin-ammar'dan ayrılınca öncelikle bu alçak gönüllü mimara karşı nasıl bir cömertlik yapacağını düşünmüş. yaptığı abidenin dünyada adını ilelebet yaşatacağından memnuniyet duyuyormuş. ve çok geçmeden bu görkem kendisine kibir getirmiş; "ya sin-ammar, aynı görkemli binayı veya daha güzelini bir başkası için de yaparsa!"
ertesi sabah sin-ammar terasa ilerlerken önce krala beşinci kademe şifreyi ve şifreli taşın yerini söyleyip boşaltılması gereken kumu anlatmakmış niyeti. meğer zeki mimar; antiochos'un bu abideden daha iyisini yaptırmak yahut fikrini değiştirip başka yere gömülmek isterse diye bütün binayı bir anda yıkıp yumurta yumurta taş yığınına döndürecek bir mekanizma daha düzenlemiş. antiochos mezara gömüldükten sonraki sekizinci gün devreye girecek bu mekanizmaya göre temiz kalp eşiğine gizlediği taşın çıkarılıp haznesinde biriken kumun boşaltılması, sonra da her kırk yedi yılda bir bu işlemin tekrarlanması gerekecekmiş. sin-ammar, şamas, sin ve iştar'ın, yani güneş, ay ve jüpiter'in gökte aynı dizilimde buluştukları kırk yedinci yıllarda, biriken bu kum torbalarının boşaltılmasını bir vasiyet olarak hanedanına tembihlemesini de isteyecekmiş. çünkü eğer o taşın haznesinde biriken kum boşaltılmazsa ilk kırk yedinci yılın sonunda saray kendiliğinden çöküp çakıl yığınına dönecek ve zamanla kralın mezarı üstünde yumurta taşların yığıldığı devasa bir tümülüs yahut kümbet görünümünü alacakmış.
sin-ammar krala bütün bunları söylemek için yanına varmış. o sırada şafağın kızıllığı ufku hareketlendirmekteymiş. dağların sırtından güneş yüzünü gösterdi gösterecek...ne çare kral güneşin o muhteşem doğumunu izlemek yerine sahte bir tebessümle sin-ammar'ın koluna girip teras burcundaki mazgallara kadar götürmüş ve muhafızların yardımıyla aşağı ittirivermiş. sin-ammar çırpınarak mermer terasa doğru düşerken haykırmış:
"diğer taş kralım, kumu boşaltılacak diğer taş!.. beşinci adım!"
dağa tırmanıp, seyir terasında yerimizi aldık ve beklemeye koyulduk. önce her yer turuncu, sarı renge boyandı. sonra birden bire güneş kırmızı bir top halinde göründü. hem atmosfer hem de manzara o kadar muhteşemdi ki hiç unutamıcam deneyimlerim arasındadır.
bütün bu anılar iskender pala'nın abumrabum kitabını okurken zihnimde canlandı. kitapta 17. yüzyılda yazılmış bir hikaye yer alıyor. doğu masallarını da seven biri olarak çok hoşuma gitti.
o hikayede, milattan önce otuzlu yılların başında, çivi yazılı metinlerde kummuh diye anılan kommagene krallığı'nın ihtişamlı hükümdarı antiokhos tarafından yaptırılmış abidevi bir kümbet yani bir anıtmezardan bahsedilmektedir.
babil, pers ve yunan soyundan gelen bu kral, rivayete göre, söz konusu anıtmezarı hükmettiği ortak medeniyetin görkemli bir sembolü olmak ve tanrılara minnettarlığını göstermek için yaptırmış. güneşin doğuşunu izlemeyi çok sevdiği için gündoğumunun ihtişamını gösterecek yükseklikte olmasını şart koşmuş. "sonsuz uykuma dalacağım mekan öyle bir yer olsun ki" diyormuş, "tıpkı bir saray gibi, çevresine teraslar yapılabilsin, bu teraslarda tanrılarım ve atalarımın dev heykelleri bana eşlik etsin, zenginliklerim benimle edebiyete akarken adım çağlar boyu anılsın ve çevremde insanlar eğleşsin." dünyanın neresinde bir ünlü mimar varsa abideyi yapmak üzere krala müracaat etmişler. nihayet sin-ammar adlı iyi kalpli, temiz, dürüst bir mimarın projesi beğenilmiş..
sin-ammar önce abidenin yerini seçmek gerektiğini düşünmüş.. seçtiği tepe gün doğumu ile gün batımının fevkalade güzel seyredilebildiği bir yer, 2150 metrelik bir yüksekliğin zirvesiymiş. oraya her tırmanışta gördüğü ihtişamdan sarhoş olmuş ve başını göklere çevirip iştar'ı (jüpiter), sin'i (ay) ve şamas'ı(güneş) günlerce ve gecelerce izlemiş. bir yandan da taşlar yontuluyor, harçlar karılıyormuş.
günler haftaları, haftalar ayları, aylar mevsimleri kovalamış ve iki senede kah dağı yontarak, kah yontulan taşlardan inşa ederek dört katlı geniş ve muhteşem bir abide ortaya çıkarmış. saray gibi yüksek, saray misali geniş. mermer ve kumtaşından odaları, terasları, şahnişinleri olan görkemli bir bina. doğusunda ve batısında envai çeşit bitkilerle bezenmiş iki tenezzüh terası...
inşaat tamamlandığında sin-ammar krala haber salmış. kral da adamlarıyla birlikte abidesini görmek için gelmişler. karşılarındaki binanın uzaktan görünüşünü bile göz kamaştırıcı buluyorlarmış. yakınına vardıkça güzelliklerini birer birer keşfedip hayran kaldıkları bir yapı. güzel çiçek kokuları arasında bahçe ve terasları gezdikleri sırada kral hemen emrini vermiş:
"ülkemin bütün yontucuları seferber olsun, bu teraslara atalarımın ve tanrılarımızın heykelleri dikilsin. batı terasına batılı tanrı ve atalarımın, doğu terasına doğulu tanrı ve atalarımın... devasa heykeller olsun, her biri on beş, yirmi arşın; ta ki sin-ammar'ın ihtişamlı mimarisine yakışabilsinler."
akşam herkes eğlenip, coşmuş. şölenler, şenlikler... kral gecenin yarısına doğru sin-ammar'a kendisi için hazırladığı mezarın yerini ve hazine odasını sormuş. ikisi birlikte ellerinde meşaleler, mahzene ilerlemişler. yanlarına kimseyi almadan elbette. dehlizler, yollar ve labirentler. sin-ammar yolu şaşırmasın diye kralına küçük işaretler gösteriyor, o sırada söylediği kelimelerin bazılarını rakamsal karşılıkları ile telaffuz ediyormuş; bir şifre gibi:
"şu eşikten temiz kalplilikle geçiniz, şu taşı dosdoğru atlayınız, bu köşeden sola dönerken sabırlı davranınız, sağa dönerken dilinizi kötülüklerden korumanız, sonraki üç basamakta hosgörüyü düşünmeniz gerekiyor. ardından merhamet hissiyle ilerlemek, şu kayaya asla sarhoşken gelmemek, şuraya da pak ve berrak bir zihinle dokunmak ve şu keskin kulpa haddi aşmadan yapışmak gerekiyor majesteleri. ve sonraaa.. işte size zenginlikler ve hazineler dünyanız!"
kral, bu sekiz erdemi, temiz kalplilik, doğruluk, sabır, dilini korumak, hoşgörü, merhamet, pak zihin ve haddi aşmamak (hanif) olarak aklına kazımış hatta bunların babil'deki rakamsal karşılıklarını da ezberlemiş: 401, 110, 167, vs...
hazine odasına geldiklerinde kral şaşırmış, bomboş bir oda. "bu nedir bre ustam! abidemin bunca güzelliği yanında hazinemi koyacağım oda böyle mi olmalıydı!"
"asla yüce kralım. işte şu disk... kelimelerin ve resimlerin en güzeli ile süslendi. yuvasına yerleştirdiğinizde size hazineniz için çekmeceler, sergenler sunacak."
sin-ammar el ayası kadara bir diski krala sunmuş. sonra da ona şifre kelimeleri sırasıyla söylemesini rica etmiş; yüksek sesle.. ardından kendisi bağırmış: "kulluk tek ilah'adır, o'na karşı gelme!" ses önce birkaç kez yankılanmış, sonra odanın akustik düzeneği devreye girmiş ve duvarda, kol boyunca dikdörtgen bir taş yerinden oynayıp öne doğru çıkmış. sonra da ikişer karış olacak şekilde ortadan ikiye ayrılmış. meğer taşın altında diskin yerleşeceği bir yuva gizliymiş. kral diski yuvaya oturttuğunda bir araba tekeri döner gibi gıcırtılar eşliğinde bütün duvarlar ve zemin sandık sandık açılıvermiş.
"yüce kralım, labirentlerde rakamları, hazine odasında kelimeleri, kapıyı açmak için de diski kullanacağınızı size arz etmiş oldum."
"üç kademeli şifre koyman hoşuma gitti değerli mimar; zekanı takdir ettim."
"şimdi size dördüncü kademeden bahsetmeliyim yüce kralım. bu kademe yalnızca sizin için... buraya koyduğunuz hiçbir şeyi, siz istemezseniz başkaları görmeyecek, bu odayı bulanlar hazinenizi bulamayacaktır.
bu adımda, şu diski yuvasına her koyuşunuzda diskin hazinesinden iki avuç kum boşalmış olacaktır, yerine iki avuç kum doldurmanız gerekir."
kral, sin-ammar'ın dediğini yapıp da diski tekrar gediğine yerleştirdiğinde bütün oda tekrar düz duvara dönüşüvermiş.
"eğer bunu yapmazsanız, sizin için cennete açılan bu kapı, bedenliler tarafından bir daha asla açılamayacaktır. sizin asil naaşınız şuraya konulduğu vakit kimse bu kumları yerine koyamayacağı için mekanizma kendiliğinden kurulacak ve ölümden sonraki hayata huzurla gitmiş olacaksınız."
sim-ammar beşinci adımdan, bütün abideyi kapsayan yepyeni bir şifreden ve doldurulmak yerine boşaltılması gereken bambaşka bir kumdan bahsetmeye hazırlanırken, antiochos'un yüzüne bakınca artık çok yorulduğunu anlamış ve müsaade istemiş.
kral ertesi sabah terasta güneşi beraber izlemek ve ardından kahvaltı yapmak üzere mimara yol vermiş. sin-ammar'dan ayrılınca öncelikle bu alçak gönüllü mimara karşı nasıl bir cömertlik yapacağını düşünmüş. yaptığı abidenin dünyada adını ilelebet yaşatacağından memnuniyet duyuyormuş. ve çok geçmeden bu görkem kendisine kibir getirmiş; "ya sin-ammar, aynı görkemli binayı veya daha güzelini bir başkası için de yaparsa!"
ertesi sabah sin-ammar terasa ilerlerken önce krala beşinci kademe şifreyi ve şifreli taşın yerini söyleyip boşaltılması gereken kumu anlatmakmış niyeti. meğer zeki mimar; antiochos'un bu abideden daha iyisini yaptırmak yahut fikrini değiştirip başka yere gömülmek isterse diye bütün binayı bir anda yıkıp yumurta yumurta taş yığınına döndürecek bir mekanizma daha düzenlemiş. antiochos mezara gömüldükten sonraki sekizinci gün devreye girecek bu mekanizmaya göre temiz kalp eşiğine gizlediği taşın çıkarılıp haznesinde biriken kumun boşaltılması, sonra da her kırk yedi yılda bir bu işlemin tekrarlanması gerekecekmiş. sin-ammar, şamas, sin ve iştar'ın, yani güneş, ay ve jüpiter'in gökte aynı dizilimde buluştukları kırk yedinci yıllarda, biriken bu kum torbalarının boşaltılmasını bir vasiyet olarak hanedanına tembihlemesini de isteyecekmiş. çünkü eğer o taşın haznesinde biriken kum boşaltılmazsa ilk kırk yedinci yılın sonunda saray kendiliğinden çöküp çakıl yığınına dönecek ve zamanla kralın mezarı üstünde yumurta taşların yığıldığı devasa bir tümülüs yahut kümbet görünümünü alacakmış.
sin-ammar krala bütün bunları söylemek için yanına varmış. o sırada şafağın kızıllığı ufku hareketlendirmekteymiş. dağların sırtından güneş yüzünü gösterdi gösterecek...ne çare kral güneşin o muhteşem doğumunu izlemek yerine sahte bir tebessümle sin-ammar'ın koluna girip teras burcundaki mazgallara kadar götürmüş ve muhafızların yardımıyla aşağı ittirivermiş. sin-ammar çırpınarak mermer terasa doğru düşerken haykırmış:
"diğer taş kralım, kumu boşaltılacak diğer taş!.. beşinci adım!"
devamını gör...