61.
32.gün programında hafif sertlikte ve medeni sınırlar içinde geçen tartışmada birden doğu perinçek 'in karşıdaki muhatabına söylediği söz.
izlemeyenler ve bilmeyenler için tartışmanın "hayır savunmadım, ispatla, çıkar göster, yalancı" ile başlayıp "devgenç'in yumruğu kafanda patlar" ile devam ederek "alçak, p..t" ile bittiğini hatırlatalım.
izlemeyenler ve bilmeyenler için tartışmanın "hayır savunmadım, ispatla, çıkar göster, yalancı" ile başlayıp "devgenç'in yumruğu kafanda patlar" ile devam ederek "alçak, p..t" ile bittiğini hatırlatalım.
devamını gör...
62.
anime kızlı seslendirmesi çok daha iyi olmuştur. ayrıca artık bu da son bulmalıdır yeni şeyler bulun da gülün. bu eskidi.
halen gülen varsa reddit check yapınız.
halen gülen varsa reddit check yapınız.
devamını gör...
63.
çıkar!!! gösteerrr!!!
devamını gör...
64.
alçak, p*şt.
devamını gör...
65.
bu efsane işte!
devamını gör...
66.
savunmadım.
devamını gör...
67.
hayır savunmadım.
devamını gör...
68.
ertuğrul kürkçü çıkar göster dediğinde doğu perinçek çıkarıp gösterseydi bence solda birleşme sağlanırdı.
not: sözlüğe dönüş - ilk tanım.hoşbulduk.
not: sözlüğe dönüş - ilk tanım.hoşbulduk.
devamını gör...
69.
bunun ayıp bir durummuş gibi lanse edilmesi çok ilginç.
devamını gör...
70.
savunmadım! çıkar göster!
devamını gör...
71.
gelmiş geçmiş en iyi tartışmadır. her izlediğimde gülüyorum ulan ahahah.
hayır savunmadım! çıkar göster! ahlaksız adam! alçak puşt! bir tane çakacağım! hiçbir şey yapamazsın!
hayır savunmadım! çıkar göster! ahlaksız adam! alçak puşt! bir tane çakacağım! hiçbir şey yapamazsın!
devamını gör...
72.
konuşma l*n gebeş kaplumbağa.*
devamını gör...
73.
doğu perinçek’in yalan söyleme ve manipülasyon konusundaki pervasızlığının en net örneklerindendir.
abdülhamit’i savunmakla suçladığı ertuğrul kürkçü’nün abdülhamit mevzusuyla doğrudan ilgisi yoktur. (ertuğrul kürkçü’yü hem şahıs olarak hem siyasi pozisyon olarak zerre kadar sevmem, ayrı konu)
videoda bülent uluer’e yönelik bir abdülhamit savunma suçlaması yok zaten.
efenim, mahir çayan’ın hapiste olduğu dönem yusuf küpeli ile arasında ciddi görüş ayrılıkları meydana gelir. daha dışarıdayken bile az-çok var olan bu ihtilaflar mahir çayan’ın hapisten kaçtığı dönem yapılan görüşmelerle derinleşir. bu ihtilaf yusuf küpeli ve münir ramazan aktolga’nın thkp-c’den atılmasıyla sonuçlanır. mahir çayan 1972’de kızıldere’de öldürülür. yusuf küpeli aynı yıl tekrar hapse atılır.
yusuf küpeli, 1983’te şartlı tahliyeyle serbest kalınca isveç’e kaçar ve hayatının sonuna (2021) kadar orada yaşar. hayatının son dönemlerinde isveç’te açtığı bir web sitesiyle 60’lı 70’li yıllarda yaşadıklarını vs anlatır.
yazılardan anlaşıldığına göre, mahir çayan’a aşırı derecede öfkelidir. thkp-c’nin çekirdek kadrosundayken örgütten atılmasına dair bir öfkeden ziyade, doğrudan mahir çayan’ın kişiliğine yönelik tahlilleri vardır. onun anlattığına göre; mahir çayan psikopati özelliklerini haiz biridir, muhtemelen devletin karanlık yanlarından biriyle ilişki halindedir. taa o zamanlarda angaje edilmiş olabileceğinden bahseder. dahası, mahkemelerde thkp-c ile alakası olmayan hadiseleri üstlenmekte ve thkp-c’yi tam da mahkemelerin istediği şekilde ve oldukça abartılı şekilde lanse etmektedir. kendisine neden böyle yaptığını sorduklarında çayan’ın “örgütü güçlü göstermek” gibi bir gerekçe sunduğundan bahseder. bu durum, yusuf küpeli’nin hoşuna gitmediği gibi daha sonraki süreçte yaşadıklarını da ele aldığında mahir çayan’ın solcuların içine yerleştirildiği sonucuna varmaktadır. devletin derin bir kanadının sağ ve sol marjinal grupları hem muhtıra öncesi yönlendirdiği hem de muhtıra sonrası buna devam ettiğine kanaat getirmiştir.
yusuf küpeli genel olarak o dönemki sol içi fraksiyonlaşma ve cepheleşmeyi çok anlamlı görmez, kendisinin filistin’e gitmesi de bu çerçeveyi biraz yüzeysel bulmasıyla ilgilidir. ve hatta sonraki yıllarda o dönem hareketlerinin romantize edilmesinden faydalanan sol figürlerden de pek hoşlanmaz. kendisi o hareketlerin en başat aktörlerinden birisi olarak (fkf başkanlığı, deniz gezmiş’le olumlu geçmişi, thkp-c’nin kurucu çekirdek kadrosunda olması vs) bu tip silik kişilerin uydurduğu yalanları, kendilerini olduğundan önemli gösterme çabalarını eleştirir ve hatta bunlardan biriyle internette çok sert bir polemiğe girer. yusuf küpeli kendini veya o dönem gençlik hareketlerini de öyle abartarak veya romantize ederek anlatmaz. hatta o genç yaşta bazı bilinçsiz hallerine özeleştiri de getirir. o dönemin isimlerinden, başat aktörlerden birisi olarak bu yönüyle ayrılır.
ayrıca mahir çayan’ın deniz gezmiş’i hiç sevmediğini ve kıskandığını söyler. rehine eylemlerini eleştirir. maltepe askeri cezaevinden kaçışını oldukça şüpheli bulur, derin devlet tarafından kaçmasına müsade edildiğini ima eder. daha sonra, kürecik radar üssünden ele geçirdikleri rehinelerle kaçıp; rehineleri bırakmak için deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan için verilen idam kararının infazının durdurulması şartını koymasını eleştirir. zira idam kararlarının infazının durdurulması için zaten olumlu bir hava mevcuttur. senatodan idam karşıtı imzalar toplanmaya başlamıştır. ancak mahir çayan ve arkadaşlarının eylemi neticesinde bu hava dağılır ve imza verenler imzalarını geri çekerler. yusuf küpeli mahir çayan’ın, bu eylemiyle denizlerin asılmaktan kurtulma ihtimalini ortadan kaldırdığını ima eder.
hatta doğrudan söylemese bile; mahir çayan’ın muhtemel psikopati kişiliği, ‘garip’ mahkeme ifadeleri, deniz gezmiş antipatisi, maltepe cezaevinden kaçabilmiş olması ve eylemin sonucu ele alındığında satır aralarından gizli bir elin bu süreci yürüttüğüne dair bir kanaatte olduğu düşünülebilir.
diğer yandan, ertuğrul kürkçü kızıldere’de öldürülmeyen tek kişidir. kürkçü’nün anlattığına göre; rehinelerden birisi çatıya çıkarılıp ‘eğer gitmemize müsade etmezseniz bizi öldürecekler’ demesine rağmen, ‘onlar sizi zaten öldürecekler’ cevabını alınca oraya gelen ekibin rehine kurtarmak gibi bir derdi olmadığına kanaat getirirler. eve doğrudan öldürme amacıyla ateş açılır. çatışma başlayınca rehineleri öldürürler, eve havan ve bazuka atılır, ağır ateş altına alınır, ertuğrul kürkçü samanlıkta samanların altına saklanır, diğer herkes öldürülür. gelen ekip kontrgerilla tarzı bir yapıdır, evde ölüleri kontrol eder, her yeri arar ama ilginçtir ki kürkçü’yü bulamaz, herkesin öldüğüne kanaat getirince çekip gider. kürkçü’yü daha sonra olay yerine gelen jandarma ekibi bulur ve tutuklar, bu sayede öldürülmez.
1972 yılında thkp-c davasından yargılanan yusuf küpeli ve münir ramazan aktolga mahir çayan’a kızgındır. çayan’ın yaptığı eylemler ülke gündemine oturmuştur, dolayısıyla zaten aranmakta olan thkp-c üyeleri (daha önce eleştirdikleri o eylemler nedeniyle örgütten atılmış olmalarına rağmen) mahkemede bu eylemlerin sorumluluğunu taşımaktadır. hapishanedeki çayan’cı ekiple araları da zaten bu yüzden oldukça gergindir. thkp-c’nin çayan’la birlikte 3 kurucusundan bu 2 isim, diğer bir thkp-c’li (kızılderede hayatta kalan) ertuğrul kürkçü ve thko’lu nahit töre ile aynı koğuşta kalırlar. dava sürecindeki tutumları nedeniyle bu koğuş pişmancılar koğuşu olarak adlandırılır.
zira yusuf küpeli ve münir ramazan aktolga mahir çayan ekibinin eylemlerini mahkemede eleştirir. yusuf küpeli eylemleri ideolojik çerçevede çocukça bulur ve terör eylemi olarak niteler. bulunduğu (yahut içine düşürüldüğü) konuma dair özeleştiride bulunur; cuntalarca kullanıldıklarını ve farkında olmadan işçi sınıfının karşı safında yer aldıklarını söyler. demirel’in bile mevcut durumda avrupa destekli burjuva kontrolündeki haliyle daha abd karşıtı bir pozisyonda olduğunu söyler.
münir ramazan aktolga ise, abd’nin, üretici güçleri destekleyen demirel’e karşı olduğunu; kendilerinin demirel’e karşı pozisyon almakla abd ve onun desteklediği 12 martçıları destekleme pozisyonuna düştüklerini savunur. menderes’in asılması, demirel’e darbe yapılması vs türkiye’nin gelişimine engellemek isteyen abd’nin işidir.
thko’lu nahit töre benzer özeleştiriler getirmekle birlikte; meseleyi abdülhamit, serbest fırka, menderes, demirel silsilesini gerçek ilericiliği temsil etmeye kadar vardırır.
keza irfan uçar ve ertuğrul kürkçü de çayan’ı eleştirir, nedamet bildiririler. hatta irfan uçar demirel’e övgü dolu sözler söyler.
kısacası, eleştirinin muhatabı olan ertuğrul kürkçü’nün doğrudan abdülhamit’e yönelik bir savunusu yoktur. abdülhamit söylemi nahit töre’ye aittir. zaten abdülhamit söylemi aşırı eleştirilince bir daha gündeme gelmemiştir. kürkçü’nün demirel, menderes değerlendirmesi var mı yok mu çok belli değil. ancak küpeli ve aktolga’dan farklı olarak kızıldere’de çayan’la birlikte bulunan, çayan’ın ekibinden birisi olarak çayan eleştirisi ilginçtir.
diğer yandan, bu kişiler daha çok yakın bir zamanda 3 devrimcinin idam edildiği bir ortamda, doğrudan idamla yargılanan ve büyük ihtimalle işkence gören veya bu tehdit altında bulunan kişilerdir. hatta irfan uçar daha önce deniz gezmiş’le hapis yattığı dönemde çok ağır işkence görmüş birisidir.
mahkemedeki tutumlarının ve verdikleri ifadelerin idamdan kurtulma amacıyla stratejik olduğu çok bellidir. gelgelim yusuf küpeli ve münir ramazan aktolga’nın mahir çayan’a yönelik eleştirel tutumu zaten çok öncesinde başlamış, bu nedenle örgütten atılmışlardır ve sonraki dönemde bu eleştiriyi sürdürmüşlerdir ve çayancılarla hep karşıttırlar. dolayısıyla mahkemede çayan eleştirileri samimi de görülebilir. hatta küpeli kendi özeleştirisinde demirel’in abd karşıtı pozisyonunu, avrupa sermayesinin güdümünde olmasıyla açıklamaktadır. yani bilindiği kadarıyla özeleştirel tutumundan demirel ve menderes’e giden bir yol yoktur.
hasılı, meşhur abdülhamit mevzusu, perinçek denilen dönme dolabın, sanki kendisi çok tutarlı ve ilkeli birisiymiş gibi kullandığı bir kozdur.
zira pişmancılar ekibinin; çayan’ın eylemciliğiyle oldukça ağırlaşmış bir yükün varlığı nedeniyle idam ve işkence riskiyle karşı karşıya olmalarına rağmen, mahkemelerde benimsedikleri söylem, sol cenahta teslimiyetçi bir tutum olarak görülmüştür. keza onlar kadar ön planda olmasalar da çoğunluğu çayan ekibini destekleyen hapishanedeki alt düzey örgüt mensuplarından böylesi bir ‘teslimiyet’ sergileyen yoktur. hatta öyle ki, birçokları ilk etapta bu mahkeme ifadelerine dair söylentileri fazla irrasyonel bulduklarından inanmak bile istememiştir. gerçekliği anlaşılınca ciddi bir şaşkınlık ve şok yaşanmıştır.
yani sol’dan aforoz edilişleri daha hapishane sürecinin başında gerçekleştiğinden, bu durum ne pişmancılar, ne diğerleri için sol içi bir tartışmanın konusu değildir. iki taraf için de tevillik bir durum yoktur.
kürkçü hariç. o yıllar sonra hdp’de siyasete heves edince kendini pişmancılardan ayıran bir söylem geliştirmeyi ihmal etmemiştir. çayan’ı eleştirmiş olsa bile diğer ifadelerde bulunmadığına iddia ederek kendini bu işten sıyırmaya çalışacaktır.
ekibin geri kalanı ise, geçmişle aralarına mesafe koyup hapishane sonrası sıradan ve pasif bir hayat sürdürecek; sol cenahta, iç muhasebelerin nadiren tali konusu olmak dışında gündeme getirilen aktörleri olmayacaklardır.
abdülhamit’i savunmakla suçladığı ertuğrul kürkçü’nün abdülhamit mevzusuyla doğrudan ilgisi yoktur. (ertuğrul kürkçü’yü hem şahıs olarak hem siyasi pozisyon olarak zerre kadar sevmem, ayrı konu)
videoda bülent uluer’e yönelik bir abdülhamit savunma suçlaması yok zaten.
efenim, mahir çayan’ın hapiste olduğu dönem yusuf küpeli ile arasında ciddi görüş ayrılıkları meydana gelir. daha dışarıdayken bile az-çok var olan bu ihtilaflar mahir çayan’ın hapisten kaçtığı dönem yapılan görüşmelerle derinleşir. bu ihtilaf yusuf küpeli ve münir ramazan aktolga’nın thkp-c’den atılmasıyla sonuçlanır. mahir çayan 1972’de kızıldere’de öldürülür. yusuf küpeli aynı yıl tekrar hapse atılır.
yusuf küpeli, 1983’te şartlı tahliyeyle serbest kalınca isveç’e kaçar ve hayatının sonuna (2021) kadar orada yaşar. hayatının son dönemlerinde isveç’te açtığı bir web sitesiyle 60’lı 70’li yıllarda yaşadıklarını vs anlatır.
yazılardan anlaşıldığına göre, mahir çayan’a aşırı derecede öfkelidir. thkp-c’nin çekirdek kadrosundayken örgütten atılmasına dair bir öfkeden ziyade, doğrudan mahir çayan’ın kişiliğine yönelik tahlilleri vardır. onun anlattığına göre; mahir çayan psikopati özelliklerini haiz biridir, muhtemelen devletin karanlık yanlarından biriyle ilişki halindedir. taa o zamanlarda angaje edilmiş olabileceğinden bahseder. dahası, mahkemelerde thkp-c ile alakası olmayan hadiseleri üstlenmekte ve thkp-c’yi tam da mahkemelerin istediği şekilde ve oldukça abartılı şekilde lanse etmektedir. kendisine neden böyle yaptığını sorduklarında çayan’ın “örgütü güçlü göstermek” gibi bir gerekçe sunduğundan bahseder. bu durum, yusuf küpeli’nin hoşuna gitmediği gibi daha sonraki süreçte yaşadıklarını da ele aldığında mahir çayan’ın solcuların içine yerleştirildiği sonucuna varmaktadır. devletin derin bir kanadının sağ ve sol marjinal grupları hem muhtıra öncesi yönlendirdiği hem de muhtıra sonrası buna devam ettiğine kanaat getirmiştir.
yusuf küpeli genel olarak o dönemki sol içi fraksiyonlaşma ve cepheleşmeyi çok anlamlı görmez, kendisinin filistin’e gitmesi de bu çerçeveyi biraz yüzeysel bulmasıyla ilgilidir. ve hatta sonraki yıllarda o dönem hareketlerinin romantize edilmesinden faydalanan sol figürlerden de pek hoşlanmaz. kendisi o hareketlerin en başat aktörlerinden birisi olarak (fkf başkanlığı, deniz gezmiş’le olumlu geçmişi, thkp-c’nin kurucu çekirdek kadrosunda olması vs) bu tip silik kişilerin uydurduğu yalanları, kendilerini olduğundan önemli gösterme çabalarını eleştirir ve hatta bunlardan biriyle internette çok sert bir polemiğe girer. yusuf küpeli kendini veya o dönem gençlik hareketlerini de öyle abartarak veya romantize ederek anlatmaz. hatta o genç yaşta bazı bilinçsiz hallerine özeleştiri de getirir. o dönemin isimlerinden, başat aktörlerden birisi olarak bu yönüyle ayrılır.
ayrıca mahir çayan’ın deniz gezmiş’i hiç sevmediğini ve kıskandığını söyler. rehine eylemlerini eleştirir. maltepe askeri cezaevinden kaçışını oldukça şüpheli bulur, derin devlet tarafından kaçmasına müsade edildiğini ima eder. daha sonra, kürecik radar üssünden ele geçirdikleri rehinelerle kaçıp; rehineleri bırakmak için deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan için verilen idam kararının infazının durdurulması şartını koymasını eleştirir. zira idam kararlarının infazının durdurulması için zaten olumlu bir hava mevcuttur. senatodan idam karşıtı imzalar toplanmaya başlamıştır. ancak mahir çayan ve arkadaşlarının eylemi neticesinde bu hava dağılır ve imza verenler imzalarını geri çekerler. yusuf küpeli mahir çayan’ın, bu eylemiyle denizlerin asılmaktan kurtulma ihtimalini ortadan kaldırdığını ima eder.
hatta doğrudan söylemese bile; mahir çayan’ın muhtemel psikopati kişiliği, ‘garip’ mahkeme ifadeleri, deniz gezmiş antipatisi, maltepe cezaevinden kaçabilmiş olması ve eylemin sonucu ele alındığında satır aralarından gizli bir elin bu süreci yürüttüğüne dair bir kanaatte olduğu düşünülebilir.
diğer yandan, ertuğrul kürkçü kızıldere’de öldürülmeyen tek kişidir. kürkçü’nün anlattığına göre; rehinelerden birisi çatıya çıkarılıp ‘eğer gitmemize müsade etmezseniz bizi öldürecekler’ demesine rağmen, ‘onlar sizi zaten öldürecekler’ cevabını alınca oraya gelen ekibin rehine kurtarmak gibi bir derdi olmadığına kanaat getirirler. eve doğrudan öldürme amacıyla ateş açılır. çatışma başlayınca rehineleri öldürürler, eve havan ve bazuka atılır, ağır ateş altına alınır, ertuğrul kürkçü samanlıkta samanların altına saklanır, diğer herkes öldürülür. gelen ekip kontrgerilla tarzı bir yapıdır, evde ölüleri kontrol eder, her yeri arar ama ilginçtir ki kürkçü’yü bulamaz, herkesin öldüğüne kanaat getirince çekip gider. kürkçü’yü daha sonra olay yerine gelen jandarma ekibi bulur ve tutuklar, bu sayede öldürülmez.
1972 yılında thkp-c davasından yargılanan yusuf küpeli ve münir ramazan aktolga mahir çayan’a kızgındır. çayan’ın yaptığı eylemler ülke gündemine oturmuştur, dolayısıyla zaten aranmakta olan thkp-c üyeleri (daha önce eleştirdikleri o eylemler nedeniyle örgütten atılmış olmalarına rağmen) mahkemede bu eylemlerin sorumluluğunu taşımaktadır. hapishanedeki çayan’cı ekiple araları da zaten bu yüzden oldukça gergindir. thkp-c’nin çayan’la birlikte 3 kurucusundan bu 2 isim, diğer bir thkp-c’li (kızılderede hayatta kalan) ertuğrul kürkçü ve thko’lu nahit töre ile aynı koğuşta kalırlar. dava sürecindeki tutumları nedeniyle bu koğuş pişmancılar koğuşu olarak adlandırılır.
zira yusuf küpeli ve münir ramazan aktolga mahir çayan ekibinin eylemlerini mahkemede eleştirir. yusuf küpeli eylemleri ideolojik çerçevede çocukça bulur ve terör eylemi olarak niteler. bulunduğu (yahut içine düşürüldüğü) konuma dair özeleştiride bulunur; cuntalarca kullanıldıklarını ve farkında olmadan işçi sınıfının karşı safında yer aldıklarını söyler. demirel’in bile mevcut durumda avrupa destekli burjuva kontrolündeki haliyle daha abd karşıtı bir pozisyonda olduğunu söyler.
münir ramazan aktolga ise, abd’nin, üretici güçleri destekleyen demirel’e karşı olduğunu; kendilerinin demirel’e karşı pozisyon almakla abd ve onun desteklediği 12 martçıları destekleme pozisyonuna düştüklerini savunur. menderes’in asılması, demirel’e darbe yapılması vs türkiye’nin gelişimine engellemek isteyen abd’nin işidir.
thko’lu nahit töre benzer özeleştiriler getirmekle birlikte; meseleyi abdülhamit, serbest fırka, menderes, demirel silsilesini gerçek ilericiliği temsil etmeye kadar vardırır.
keza irfan uçar ve ertuğrul kürkçü de çayan’ı eleştirir, nedamet bildiririler. hatta irfan uçar demirel’e övgü dolu sözler söyler.
kısacası, eleştirinin muhatabı olan ertuğrul kürkçü’nün doğrudan abdülhamit’e yönelik bir savunusu yoktur. abdülhamit söylemi nahit töre’ye aittir. zaten abdülhamit söylemi aşırı eleştirilince bir daha gündeme gelmemiştir. kürkçü’nün demirel, menderes değerlendirmesi var mı yok mu çok belli değil. ancak küpeli ve aktolga’dan farklı olarak kızıldere’de çayan’la birlikte bulunan, çayan’ın ekibinden birisi olarak çayan eleştirisi ilginçtir.
diğer yandan, bu kişiler daha çok yakın bir zamanda 3 devrimcinin idam edildiği bir ortamda, doğrudan idamla yargılanan ve büyük ihtimalle işkence gören veya bu tehdit altında bulunan kişilerdir. hatta irfan uçar daha önce deniz gezmiş’le hapis yattığı dönemde çok ağır işkence görmüş birisidir.
mahkemedeki tutumlarının ve verdikleri ifadelerin idamdan kurtulma amacıyla stratejik olduğu çok bellidir. gelgelim yusuf küpeli ve münir ramazan aktolga’nın mahir çayan’a yönelik eleştirel tutumu zaten çok öncesinde başlamış, bu nedenle örgütten atılmışlardır ve sonraki dönemde bu eleştiriyi sürdürmüşlerdir ve çayancılarla hep karşıttırlar. dolayısıyla mahkemede çayan eleştirileri samimi de görülebilir. hatta küpeli kendi özeleştirisinde demirel’in abd karşıtı pozisyonunu, avrupa sermayesinin güdümünde olmasıyla açıklamaktadır. yani bilindiği kadarıyla özeleştirel tutumundan demirel ve menderes’e giden bir yol yoktur.
hasılı, meşhur abdülhamit mevzusu, perinçek denilen dönme dolabın, sanki kendisi çok tutarlı ve ilkeli birisiymiş gibi kullandığı bir kozdur.
zira pişmancılar ekibinin; çayan’ın eylemciliğiyle oldukça ağırlaşmış bir yükün varlığı nedeniyle idam ve işkence riskiyle karşı karşıya olmalarına rağmen, mahkemelerde benimsedikleri söylem, sol cenahta teslimiyetçi bir tutum olarak görülmüştür. keza onlar kadar ön planda olmasalar da çoğunluğu çayan ekibini destekleyen hapishanedeki alt düzey örgüt mensuplarından böylesi bir ‘teslimiyet’ sergileyen yoktur. hatta öyle ki, birçokları ilk etapta bu mahkeme ifadelerine dair söylentileri fazla irrasyonel bulduklarından inanmak bile istememiştir. gerçekliği anlaşılınca ciddi bir şaşkınlık ve şok yaşanmıştır.
yani sol’dan aforoz edilişleri daha hapishane sürecinin başında gerçekleştiğinden, bu durum ne pişmancılar, ne diğerleri için sol içi bir tartışmanın konusu değildir. iki taraf için de tevillik bir durum yoktur.
kürkçü hariç. o yıllar sonra hdp’de siyasete heves edince kendini pişmancılardan ayıran bir söylem geliştirmeyi ihmal etmemiştir. çayan’ı eleştirmiş olsa bile diğer ifadelerde bulunmadığına iddia ederek kendini bu işten sıyırmaya çalışacaktır.
ekibin geri kalanı ise, geçmişle aralarına mesafe koyup hapishane sonrası sıradan ve pasif bir hayat sürdürecek; sol cenahta, iç muhasebelerin nadiren tali konusu olmak dışında gündeme getirilen aktörleri olmayacaklardır.
devamını gör...
74.
sözlükte durum daha vahim...
sen kelenderis'i savundun...
vurun abalıya .
sen kelenderis'i savundun...
vurun abalıya .
devamını gör...
75.
sözlükteki kelenderis denen herifin insanların bam teline dokunduğundan olabilir mi?
dayı anladık ponçik takılıyorsun da vurduğumuz kişiler abalı değil ve hakta ediyorlar.
sur u üflerken kıtır kıtır sur tıkanınca meee yok öyle.
çin malı feminist gibi takılıp benim kadın düşmanım kıymetli demekte yok öyle. hak edene hak ettiği gibi.
dayı anladık ponçik takılıyorsun da vurduğumuz kişiler abalı değil ve hakta ediyorlar.
sur u üflerken kıtır kıtır sur tıkanınca meee yok öyle.
çin malı feminist gibi takılıp benim kadın düşmanım kıymetli demekte yok öyle. hak edene hak ettiği gibi.
devamını gör...