harry potter evreninden bir karakter.

bu nasıl cast?
oğlum adamın kendisi karanlık değil, karanlık sanatlara karşı savunma derslerine giriyordu. okumadınız mı ulan kitabı sevgili eyçbiyo?
devamını gör...
kitap hakkında şöyle ipucu verir: solgun ten, yağlı siyah saçlar, kanca burun, yarasa gibi süzülen bir pelerin. bu detaylar dekor değil. karakterin içinden sızan şeyler. çünkü snape dediğin adam, uzaktan bakınca soğuk, yaklaştıkça yanık kokan bir hikâye.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

garip olan şu, snape’i izlerken ya da okurken hissettiğim şey hayranlık değil. rahatlık hiç değil. daha çok huzursuz bir merak. bu adam neyin tarafında? gerçekten bir tarafı var mı? aynı sahnede doğruyu yapıp içini rahatsız edebilen nadir karakterlerden.

tom riddle ile kurulan paralellik boşuna değil. ikisi de yarı-kan, ikisi de eksik büyümüş, ikisi de “özelim” fikrine tutunarak ayakta kalmış. aynı yerden çıkan iki farklı ihtimal gibi. biri korkuyu seçip lord voldemort olurken, diğeri ne olduğunu tam bilmeden sürüklenir. ya da belki biliyordur da kabul etmiyordur, orası biraz muğlak.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

fark güç değil bu arada. çünkü güç ikisinde de var. snape daha öğrenciyken büyü icat ediyor, lanet yazıyor, iksir kitabını resmen yeniden düzenliyor. sectumsempra gibi bir şeyi düşünmek bile normal bir zihin işi değil.
mesele şu: snape sevebiliyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ama bu sevgi öyle “temiz” bir şey değil. romantik hiç değil. baya rahatsız edici, tek taraflı ve takıntılı. ama gerçek. lily evans onun için bir insan değil neredeyse, bir sabit nokta. karanlığa tamamen bırakmayan son ip ve o ip kopmuyor.

o yüzden snape hiçbir zaman tam kötü olamıyor. ama iyi de değil. zaten mesele bu. arada kalmak dediğimiz şeyin ete kemiğe bürünmüş hali. harry’i koruyup aynı anda çocukluğunu zehir edebilen birini başka nasıl açıklayacaksın bilmiyorum.

film tarafı bu griyi biraz cilalıyor. alan rickman “göğe selam olsun!”, öyle bir karizma katıyor ki, ister istemez snape’i olduğundan daha cool hatırlıyorsun. o ses tonu, o duruş.. adamı resmen ağırbaşlı bir trajedi figürüne çeviriyor. ama kitapta durum daha sert. daha küçük hesaplı, daha sinirli, daha kırıcı. yani daha insani aslında.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

snape’i anlamaya çalışınca dönüp çocukluğuna bakıyorsun. annesi eileen prince, eski ama çok da parlak olmayan safkan bir aileden. babası tobias snape, muggle ve kitap bunu açık açık yazmasa da hissediyorsun: bu evde huzur yok. yoksulluk var, bağırış var, aşağılanma hissi var.

“melez prens” lakabı da öyle havalı bir şey değil aslında. annesinin soyadına tutunmak, babasını silmeye çalışmak. yani biraz kimlik uydurma, biraz kaçış.

sonra lily evans giriyor işin içine. çocukken onunla kurduğu bağ.. belki de snape’in olabileceği insanın tek fragmanı. daha kırılmamış hali. ama orada da uzun sürmüyor zaten. hogwarts’ta yollar ayrılıyor. lily gryffindor, snape slytherin. bu sadece bina farkı değil, baya dünya farkı. snape kendini kabul eden dışlanmadığı yere, karanlığa daha yakın olan tarafa kayar. çünkü orada “garip” değil.

burada james potter ve tayfası giriyor devreye. kitapta bu olaylar filmlerdekinden daha sert. bu iş “şaka” değil, baya sistematik aşağılama. snape zaten kırık, iyice parçalanıyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ve o an geliyor.
lily’ye “mudblood” dediği an.
tek bir kelime ama her şey orada bitiyor.
hangi tarafa kaydığını ilan ettiği an.
lily’yi kaybettiği an.
belki de bütün hikâyenin kilidi.

sonrası karanlık zaten.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

snape ölüm yiyenlere katılıyor. yani lord voldemort’un tarafına geçiyor. burada savunulacak bir şey yok, bu net bir seçim. güç, aidiyet ve biraz da kin. ama sonra o meşhur kırılma. voldemort’un lily’yi öldüreceğini öğrenmesi. işte orada ilk defa gerçekten çöküyor.
gidip albus dumbledore’a yalvarıyor. ama dikkat, harry için değil. lily için.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


yani hâlâ bencil aslında. dumbledore’un “ya çocuk?” diye sorması boşuna değil.

lily öldükten sonra snape değişiyor ama bu bir “aydınlanma” değil.
bu baya ceza. kendi kendine verdiği bir ceza.
buradan sonra çift taraflı ajan hikâyesi başlıyor. herkesin ortasında, kimsenin tarafında olmadan yaşamak. harry’e davranışı da burada oturuyor. çocuğu koruyor ama aynı zamanda james’in oğlu olduğu için ondan nefret ediyor. yani hem koruyup hem eziyor. bu çok temiz bir karakter değil, ama çok gerçek.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

büyü kısmına gelirsek, snape gerçekten anormal derecede iyi. kendi büyülerini yazıyor, iksirleri baştan kuruyor, zihinsel savunmada ustalaşıyor. voldemort’u bile kandırabilecek seviyede.

ve patronus. lily’nin geyiği. orada zaten bütün mesele bitiyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



“after all this time?”
“always.”




o “always” dediği yer var ya, orası snape’in özeti.

adam bütün hayatını tek bir hatanın etrafında yaşıyor. yaptığı her iyi şey, geçmişte yaptığı tek bir kötü seçimin yankısı gibi. bu bir kahramanlık hikâyesi değil. bu baya kendine verilmiş bir ömür boyu ceza.

snape’i düşününce benim aklıma hep şu geliyor: eski bir ev. sıvası dökülmüş, içerden ses geliyor ama kapıyı açsan girip oturmak istemezsin. yine de geçip gidemiyorsun. çünkü o evin içinde bir şey var. rahatsız eden ama bırakamadığın bir şey. snape tam olarak o.

bu yüzden sevmesi zor. ama unutması daha zor.
devamını gör...
harry'nin annesine çocukken deli gibi aşık olan, harry'e kötü davransa da onu korumak için her şeyi yapan, half blood prince diye 6.kitaba ismini kazıtmış karakterdir. evet elemanın voldemort gibi geçmişi varmış ama onun aksine analı babalı büyümüş yani piş değildir.. zaten ilk kitaptan beri hep voldemort'un ajanı olduğu düşüncesi de kafamızdan çıkamamıştır ki voldemort'tan lily'i öldürdüğü için nefret ettiği zamanla anlaşılır.. zaten ilk kitabın sonunda da profesör quirrell snape'in harry'i nasıl maçta korumaya çalıştığını hatta sırf onu korumayı garanti etmek için maça hakem olduğunu ancak dumbledore'un da o maçta olduğundan dolayı bu yaptığının ne kadar gereksiz ve zavallıca olduğunu, egosuna yenik düşüp gryffindor'a düşmanlığını maçta sürekli gryffindor'a haksızlık ederek belirtmesinden kendisini sevimsizleştirdiğini söylemektedir. harry'nin babasından nefret eder çünkü babası ve kankaları olan marauders onu zamanında epey aşağılamıştır ve lily'nin zaten james potter'ı seçmesinden dolayı bunun ezikliğini hep harry'i azarlayarak belli eder. ölürken gene o klişe "gözlerin anneninkiler gibi" demektedir.. azkaban tutsağı kitabında harry ve arkadaşlarını korumak için kendi canını bile ortaya koymaktaydı. her sene karanlık sanatlara karşı savunma dersine profesör olmak için başvurur ama talebi reddedilir.. e yani zaten her sene bir sorun çıkıyo o senenin öğretmeniyle bir zahmet.. ayrıca 3.senede karanlık sanatlara karşı savunma dersinde neville tarafından epey maymun edilmiştir babaanne kılığına sokularak..

o değil de yeni oyuncusu niye bob marley bozuntusu oldu lan? fazıl say olarak daha iyiydi..
devamını gör...
potter'ın hikayesinde en acınası karakterdir. neden böyle kurgulandığı hakkında en ufak bir fikrim yok ama "güç" olgusu snape üzerinden fazlasıyla aşağılanır.

snape, gücün odak sembolüdür. kara büyüler üzerine olan yetkinliği ve gözüktüğünden daha derin olan zekasıyla inanılmaz stratejik bir tiptir. yine de, böylesine yüksek bir bilinç, lily'nin saplantılı aşığı gibi gösterilir ve snape'e asla başka bir kadınla şans tanınmaz. hikaye'de sadece potter'ın izin verdiği ölçüde var olan yan karakter olarak sunulur. oysa ki, yan karakterden fazlasıdır.

snape final'de sağ kalması gereken asıl karakterlerden biridir. buna rağmen çok küçük düşürücü şekilde öldürülür. bu kadar zeki bir adamın voldemorth'un hortkuluğu tarafından öldürülebilecek kadar basite indirgenmesi ne kadar tutarlıdır? ölümü ve ölme biçimi beni gıcık etmiştir. koskoca kara büyü ustası, basit bir hamleyle yok edilebilecek yılana yenilir.

keza benzerini dumbledore için de yapar. gözümüzünde gücün ve bilgeliğin kralı olarak konumlandırdığı bir lider büyücüyü inanılmaz basit şekilde ölüme mahkum eder.

bu açılardan, rowling tutarlı bir yazar değildir hatta hermonie- ron eşlemesini de fazlasıyla alakasız buluyorum. hepimizin gözü harry- hermonie iletişimindeyken, ilerleyen filmlerde bir anda dinamik ron- hermonie'ye döner. harry ise bütün seri boyunca doğru düzgün iletişim kurmadığı, aralarında çekimin 0 olduğu hatta savaşında dahi yanında yer almamış, ron'un kardeşi buz gibi ginny weasley ile evlenir.. rowling yıllar sonra bu eşleşmenin yanlış olduğunu, hikayenin aslında harry- hermonie şeklinde kurgulaması gerektiğini ifade etmiştir. buradan anlaşılıyor ki kurguyu karakterlerin duygusallıklarını derinlemesine gözeterek yazmamış. en büyük hatası bence bu. harry potter sadece fantastik değil, duygusal bir seridir de. duygu + paranormalite barındırdığı için izliyoruz ama duygusal açıdan düpedüz batıyor.

kısaca: rowling seriyi ana bir kaç odağı yanlış yöne sürükleyerek bence harcamıştır. ana finaldeki woldemorth- harry düellosunun da daha yüksek bir şekilde yazılması- tasarlanması gerekiyordu. hepimizin beklediği ana tek karşılaşma oydu. bana kalırsa, gayet sönük yazılmış.

velhasıl, fikir güzel fakat işleyiş sorunlu.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"severus snape" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim