yazar : sait faik abasıyanık
yayım yılı : 1952
türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan sait faik'in balıkçıları, ada yaşamını ve her gün karşılaşabileceğimiz insanları kahramanlaştırarak yazmış olduğu on dokuz öyküden oluşan eserdir.
yayım yılı : 1952
türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan sait faik'in balıkçıları, ada yaşamını ve her gün karşılaşabileceğimiz insanları kahramanlaştırarak yazmış olduğu on dokuz öyküden oluşan eserdir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "johannes" tarafından 05.05.2023 01:05 tarihinde açılmıştır.
1.
sait faik'in aynı adı taşıyan bir hikayesini de muhteva eden 19 hikayeden oluşan kitabıdır. burgazada'nın denizinin mavisinden, rüzgarından, kırlangıcından, kahvelerinden ve tabi ki insanından ebemkuşağı misali rengarenk manzaralar taşıyan güzelim hikayelerin bulunduğu bir kitap bu.
hikayelerde daha çok çeşitli meslek erbaplarına odaklandığını görüyoruz sait faik'in. balıkçıdan, kürekçiye, kahveciden, duvar ustasına ve dondurmacı çırağına kadar çeşitli mesleklerle uğraşan ada halkının sıkıntıları, sevinçleri, mesleklerine bağlılıkları onların yanında sıkı bir gözlemci olan yazarımız tarafından ayrıntısıyla anlatılır hiç sıkmadan, sıkılmadan.
hikayeleri okurken günden güne ilerleyen yozlaşmaya, değer yargılarının değişimine, doğanın insana küskünlüğüne ve nihayet hep var olan baş belası geçim derdine tanık oluruz.
"dünya değişiyor dostlarım. günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. biz kuşları ve yeşillikleri gördük. sizin için kötü olacak. benden hikayesi."
hayatın derdi çilesi bitmez düşününce. bu varoluşçu kabulleniş, hikayelerdeki anlatılan insanların yaşama sımsıkı tutunmalarını engellememiştir. yaşamanın kıymeti belki de dert ile yoğrulmuş o gülüşlerde saklıdır:
"bir insan yüzüne doğuştan gelip oturmuş gülüş, üzülüş, düşünüş gibi şeylerin hiç uçmaması lazım. uçtu muydu, sanki kişi ölmüş demektir."
en güzel hikayelerden biri, bir marangoz ustası ve sanat erbabı olan mercan usta'nın hikayesidir. mercan usta öyle bir adamdır ki tesadüfi bir şekilde sait faik'in dostu bedri rahmi de anlatmıştır hikayesinde bu burgazada'nın sanat ehlini. yazarın sevdiği gibi sevesiniz geliyor mercan ustayı; hiç görmeden, istanbul ilinde yaşadığını bilmeden, birdenbire, zanaatından ve adından sevesiniz...
"canım mercan ustam! ellerinden hürmetle öperim.biz de zanaat ehliyiz: yazı yazıyoruz a. ne mercan usta'ya, ne kilimleri dokuyan ellere, ne yazmaları boyayanlara, ne kalıpları dökenlere, ne çeşmibülbülleri üfleyenlere saygı duyduk. saygı duymadık da ne oldu? dünyayı birbirine kattık işte... sofralarımızı, kapılarımızı, gönüllerimizi kapadık. kapadık da ne ettik? dünyayı birbirine kattık."
hikayelerde daha çok çeşitli meslek erbaplarına odaklandığını görüyoruz sait faik'in. balıkçıdan, kürekçiye, kahveciden, duvar ustasına ve dondurmacı çırağına kadar çeşitli mesleklerle uğraşan ada halkının sıkıntıları, sevinçleri, mesleklerine bağlılıkları onların yanında sıkı bir gözlemci olan yazarımız tarafından ayrıntısıyla anlatılır hiç sıkmadan, sıkılmadan.
hikayeleri okurken günden güne ilerleyen yozlaşmaya, değer yargılarının değişimine, doğanın insana küskünlüğüne ve nihayet hep var olan baş belası geçim derdine tanık oluruz.
"dünya değişiyor dostlarım. günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. biz kuşları ve yeşillikleri gördük. sizin için kötü olacak. benden hikayesi."
hayatın derdi çilesi bitmez düşününce. bu varoluşçu kabulleniş, hikayelerdeki anlatılan insanların yaşama sımsıkı tutunmalarını engellememiştir. yaşamanın kıymeti belki de dert ile yoğrulmuş o gülüşlerde saklıdır:
"bir insan yüzüne doğuştan gelip oturmuş gülüş, üzülüş, düşünüş gibi şeylerin hiç uçmaması lazım. uçtu muydu, sanki kişi ölmüş demektir."
en güzel hikayelerden biri, bir marangoz ustası ve sanat erbabı olan mercan usta'nın hikayesidir. mercan usta öyle bir adamdır ki tesadüfi bir şekilde sait faik'in dostu bedri rahmi de anlatmıştır hikayesinde bu burgazada'nın sanat ehlini. yazarın sevdiği gibi sevesiniz geliyor mercan ustayı; hiç görmeden, istanbul ilinde yaşadığını bilmeden, birdenbire, zanaatından ve adından sevesiniz...
"canım mercan ustam! ellerinden hürmetle öperim.biz de zanaat ehliyiz: yazı yazıyoruz a. ne mercan usta'ya, ne kilimleri dokuyan ellere, ne yazmaları boyayanlara, ne kalıpları dökenlere, ne çeşmibülbülleri üfleyenlere saygı duyduk. saygı duymadık da ne oldu? dünyayı birbirine kattık işte... sofralarımızı, kapılarımızı, gönüllerimizi kapadık. kapadık da ne ettik? dünyayı birbirine kattık."
devamını gör...
2.
sait faik abasıyanık'ın 1952 yılında yayınlanan hikâye kitabı. sait faik, türk edebiyatının en sevdiğim yazarı. neden bilmiyorum, belki de yaralarımız birbirini andırıyordur. bu kitapta bir hikaye var, haritada bir nokta, bu hikayenin öyle güzel bir finali vardır ki... kitabın en değerli cümleleri sanki.
"söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. hırs, hiddet neme gerekti? yapamadım. koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. oturdum. ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. kalemi yonttum. yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım."
ankara devlet tiyatrosu, meraklısı için öyle bir hikaye adıyla sait faik'in hayatının, eserlerinin anlatıldığı bir oyunu oynar. alıntısını yaptığım an, öyle güzel oynanır ki tüyleriniz diken diken olur. özlemle...
"söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. hırs, hiddet neme gerekti? yapamadım. koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. oturdum. ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. kalemi yonttum. yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım."
ankara devlet tiyatrosu, meraklısı için öyle bir hikaye adıyla sait faik'in hayatının, eserlerinin anlatıldığı bir oyunu oynar. alıntısını yaptığım an, öyle güzel oynanır ki tüyleriniz diken diken olur. özlemle...
devamını gör...
