1.
j.j. rousseau'un yazdığı bireysel insanın doğduğu an imzaladığı sözleşmeyi anlatan kitap. okuyun ve bireyin toplumdaki değerini anlayın
devamını gör...
(bkz: toplum sözleşmesi) rousseau'nun dört kitaptan oluşan, mülkiyet, eşitlik, özgürlük, yasa, devlet gibi konulara ele alıp insan ve toplumun gelişimini bu kavramlar üzerinden değerlendiriyor. özgür bireyin toplumla ve devletle ilişkisinin bilhassa üzerinde duruyor birinci bölüm " insan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur" diye başlar. ayrıca rousseau vatandaşlığı ise kitapta şu şekilde tanımlamıştır "biz bütün vatandaşlar kendi çıkarlarımızdan yine hepimizin ortak çıkarları için fedakarlık yaparız. devlet burada sadece bir rol üstlenici konumundadir aslında ve anayasa dedigimiz toplum sözleşmesi, hepimizin tabi olduğu ve kapsayıcı nitelik taşır. kısacası, kendini topluma bağlayan kişi, hiç kimseye bağlanmamış olur ve kendi üzerinden başkasına tanımış olduğu hakların aynını elde etmeyen hiçbir üye bulunmadığına göre de,herkes hem yitirdiginin tam karşılığını, hem de elindekini korumak için daha çok güç kazanmış olur". yine tek ve mutlak bir hükümet biçimi olmadığını devletlerin nüfusuna göre yönetim biçimlerinin de değişiklik göstermesi gerektiğini savunur. rousseaunun bu eseri aynı zamanda fransız devriminin öncülerine de esin kaynağı olmuştur.

-hükümet ya da yüksek yönetim diye yürütme gücünün yasal yoldan kullanılmasına; hükümdar ya da görevli diye de, bu yönetim işini üstüne alan kimseye ya da bütüne diyorum. sy 34
devamını gör...
ilk anda çarpan bir kitap. çünkü akademik etik dersinde sunmuştum ve incelerken çarpılacaktım az kalsın. yoksa çarpılmış halim mi bu? basketbol takımı metaforu ile açıklanabilmektedir.
devamını gör...
tarihin seyrini değiştiren ve dört kitaptan oluşan rousseau eseri. ayrıca bu eser , rousseau 'yu bu fikrin babası konumuna yükseltmiştir fakat hobbes , locke hatta suarez 'in fikirleri üzerine şekillendirilmiş bir eserdir. okunduktan sonra rousseau'nun ; ' l'homme est né libre, et partout il est dans les fers'aforizmasına hak vermemek elde değil.

--- alıntı ---

ıl y a donc trois sortes d'aristocratie : naturelle, élective, héréditaire. la première ne convient qu'à des peuples simples ; le troisième est le pire de tous les gouvernements. la deuxième est le meilleur ; c'est l'aristocratie proprement dite.

--- alıntı ---
devamını gör...
akparti'nin kurucularının referans aldığını düşündüğüm eser.
devamını gör...
jean-jacques rousseau tarafından yazılmış kitap.
devamını gör...
kitabında kişinin gerçek benliğini ve özgürlüğünü ancak topluluğun genel iradesine boyun eğerek bulacağını bulacağını savunur.
devamını gör...
rousseau'nun, özgürlüğün muazzam bir tanımını da içeren siyaset felsefesine dair eseri.

özgürlük, insanın dilediğini yapması değildir. rousseau bunu, arzularımızın kölesi olmaya benzetir. insan, kendi aklıyla koyduğu kurallara uyabildiği sürece özgürdür.
devamını gör...
bu kitapta,halkın haklarının hükümetin haklarının üstünde olduğunu vurgulayarak fransız devrimi'nde önemli etkisi olmuştur.
devamını gör...

halkın yönetimle mesafesi ne kadar artarsa, ödenmesi gereken vergiler de o kadar yüklü olur. örneğin demokraside halkın vergi yükü daha azdır, aristokraside daha çok yük altındadır, monarşide ise en büyük yükü taşır.


kitap okurken altlarını çiziyorsanız kaleminizi bitirecek olmasıyla birlikte çoğu kısmının da tanıdık geleceği kitaptır.
devamını gör...
insanın çıkmazlarina matkap olması amacıyla insan tarafından eser olmuşsa da yine insan tarafından oluşturulmasıyla sosyal fanusta uygulanması zor olacak ve tekrar benzeri ortaya konacaktır . döngü
devamını gör...
sözleşmeci düşünce modern insanın kendine taktığı bir kelepçedir. rousseau’nun kelepçeyi hobbes’tan daha gevşek takması ne yazık ki bunu değiştirmez. okurken haklılığına kapılmak değil şartları zorlayarak kavga etmek gerekir
devamını gör...
zamanın devrim niteliğinde olan kitabında;hükümetlere iktidarı halkın verdiğini ve dolayısıyla da halkın bunu geri de alabileceğini savunmuştur.
devamını gör...
içtima-i mukavele olarak dilimize ilk kez çevrilmiştir. siyaset biliminin başucu kitabı
devamını gör...
mustafa kemal'in "beni en çok etkileyen kitaplardan biridir." dedigi kitaptır.
devamını gör...
üstünkörü okunmaması gereken kitap, bir jean-jacques rousseau eseri.


“savaşa yol açan, insanlar arasındaki ilişkiler değil, olaylar arasındaki ilişkilerdir.”
“salt isteklerin itisine uymak kölelik, kendimiz için koyduğumuz yasalara boyun eğmekse özgürlüktür.”
devamını gör...
teorik kısmı kısmen geçerliliğini yitirse de günümüz siyasi düzeni hakkında güzel bir bakış açısı kazandıran jean-jacques rousseau eseri.
“eğer bir tanrılar ulusu olsaydı, demokrasi ile yönetilirdi. böylesine olgun bir yönetim insanların harcı değil.”
devamını gör...
'insan özgürdür fakat her yerden zincire vurulmuştur' diye ikonik bir cümleyle başlayan siyaset bilimi kitabı.
devamını gör...
jjr’ın küçük dev eseri. bakmayın ince olduğuna. anlamak için tek okuma yetmiyor, ya da benim kapasitem bu kadar.* böyle sakin bir ortamda altını çize çize, notlar ala ala birden çok kez okumak lazım. ara ara açıp notları, altı çizelen noktaları karıştırmak gerek.

eser insanın bireysel yaşamından, doğuştan sahip olduğu haklardan anlatmaya başlar, egemen güç, halk, hükümet kavramlarını açıklar. eserin isminden jjr’ın her şarta rağmen demokrasi savunduğu sonucuna varılmasın. yukarıda dediğim gibi, üstünkörü okunursa öyle bir anlaşılmaya gidilebilir uyarayım.

jjr kölelik ve köleliğin tarihini anlatır bir yerlerde. sonra döner ve der ki “kölenin çocuğu da köle oluyor. ama bu hak kimin? insan özgür doğar. o yüzden o çocuk köle olup olmayacağına kendisi karar vermeli”.
ardından şu soruyu da ekler “kölelik olmasaydı, bu medeniyet olur muydu?”o halde bazı noktalarda kölelik gereklidir der.

bazen der jjr, toplumlar özgürlüklerinden sözleşme gereği kendisi feragat eder. bu sözleşmede toplum özgürlüğün kendilerini sıkıntıya soktuğunu, kendi yararına olanın köle olmaları gerektiğinin farkına varır diye ekler.

demokrasinin küçük şehir devletlerine uygun bir yönetim biçimi olduğunu savunur. büyük ve kalabalık bir halka sahip devletlerin hiçbirisinin gerçek manada demokrasiyi uygulanamayacağını savunur. kendi yaşadığı tarihlerde demokrasiyi uyguladığını ve cumhuriyet olduğunu iddia eden ülkelerin çoğunun gerçek manada demokrasiyi uygulayamadığını söyler. hiçbirisi roma cumhuriyeti’nin eriştiği o demokrasi seviyesine erişemeyecekti der. roma cumhuriyeti, istediği her an forumda milyonlarca insanını toplayıp oylama yapardı ve neredeyse her kararını böyle alırdı şehirlerinde. bunu hangi devlet böyle uygulayabiliyor diye de sorar.

yukarıda “bazı toplumlar sözleşme gereği kendi istekleri ile özgürlüğünden vazgeçer” der demiştik. bunu şöyle destekler. bu tarz demokrasinin uygulanamadığı devletlerde der yarı aristokratik yarı demokratik bir düzen uygulanır. halk temsilciler seçer ve kendisi yerine yasa yapıcı olarak oy kullanmalarını ister. bu bir nevi özgürlüğü devretmektire getirir konuyu.

küçük şehir devletleri için demokrasinin uygun olduğunu savunur jjr. orta ölçekli kalabalıkta bir devlette ise aristokrasi düzeni daha iyidir der. burada özgürlük halkın yararına, refahına değil zararınadır diye ekler. çok daha büyük devletlerde ise monarşi rejiminin daha uygun olacağına kanaat getirir.

2 kez okumadan aklımda bu kadarı kaldı, bu kadarını anlayabildim. başucu eserlerimden biri oldu bu eser. sık sık okuyacağım. belki okudukça perspektifim değişir, farklı anlamlar çıkarırım. o zaman geldiğinde hala burada olursam gene bir şeyler karalarım.

edit: platon’un devlet, machiavelli’nin hükümdar ve jjr’ın bu eseri… sanırım bir devlet kuracak olsam, hükmedecek olsam işe 3’ünü önüme koyup analiz ederek bir yol haritası çıkarıp öyle başlarım.
devamını gör...
Bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

"toplum sözleşmesi" ile benzer başlıklar

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.