türkçe konuşurken araya sürekli yabancı kelimeler sokusturan, bununla da pek bir övünüp "-oh yea" modunda ortalıkta dolaşan insanlara sürekli söylenmesi gerekendir. arada kalmışliktir, hiç gerek yoktur. bir de yetinmeyip yazıda da kullananlar vardir, daha da fenadir.
düzenleme gelmeli o vakit : yazar burada aralara ingilizce kelime serpistirilmesinden bahsediyordu.tamamen öz turkceye dönersek elbette işimiz zor.*
devamını gör...
none of your iş. oh yeah.
devamını gör...
mümkün değildir ne yazık ki. fena derken bile arapça kökenli bir kelime kullanmış oluyoruz mesela* artık istemsizce dilimize yerleşen bu kelimeleri kabullendik ve devam ediyoruz, takılmaya gerek yok. aksi takdirde konuşmak mümkün olmaz.

+ pekala ben ikna oldum. *
devamını gör...
bu durum çevremizde çok yanlış anlaşılabiliyor. her dil başka kültürlerden etkilenebilir. bizim dilimizi baz alırsak, türkçe; arapça, farsça ve moğolca dillerinden etkilenmiştir. bunun çeşitli sebepleri var. din, kültür, coğrafya, ticaret vs. yani diller doğar, büyür ve gelişirler. tabii ki bunu yaparken özünü kaybetmemesi önemlidir. kastedilen budur. mümkünse tabi öz türkçe kelimeler tercih edilmelidir. yani kimse hadi göktürkçe konuşalım demiyor. dediğim gibi eğer mümkünse elbette öz türkçe tercih edilmeli eğer mevcut degilse zaten dilimize yerleşmiş ifadelerin kullanılmasında bir sorun olmaması gerekir. “türkçesi varken” uyarısı yapıldığında ee senin kullandığın kelimenin kökeni arapça demenin o yüzden anlamı yoktur. öyle olsa cevabı “ha öyle mi? o zaman likelamak, flash disk, destinasyon, informasyon kullanalım, hatta komple ingilizceye geçelim çünkü arapça, farsça kökenli kelimeler kullanıyoruz” şeklinde olmalıdır. buna da he olsun nolacak diyenler olabilir. bir milleti, millet yapan dilidir, kültürüdür. bugün çok gelişmiş addettiğimiz ingiltere ve abd’de gençler büyük bir yozlaşma içindedir. aile kavramı yok olmakta, uyusturucu batağına saplanmakta ve devlet bunu değiştirme mücadelesi vermektedir. o yüzden dil de kültür de bizi biz yapan değerlerdir. bu konuya dair oktay sinanoğlu’nun bye bye türkçe kitabını sizlere öneriyorum.
devamını gör...
aması falan olmamalı. türkçesi varken türkçe kullanılmalı.. şunun kökü bunun dalı gerekçeleriyle türkçeyi aşağılamak, yetersiz göstermeye çalışmak doğru bir tutum değil.
hele hele alengirli afili yabancı sözcüklerle yazıp, konuşmak asla bir kültürlülük belirtisi değil.
anadile saygı, dilden önce kendine saygının gereğidir. kendini inkar edip başkalaşıyor ve bunu sorun saymıyorsan, bu seni ilgilendiren bir kusurdur; bunu dilde kusur varmış bahanesiyle maskelemeye çalışmak anlamsızdır.
devamını gör...
kusura bakılmasın ama çogu dünya dilinde aynı isimleler yerleşik kalan örnegin fotokopi,faks gibi teknolojik aletlere tıpkı basım,belgeçer gibi tanımlamalar getirmek,ya da avukata savlav tabirini uygun görmek her şeyden önde dil felsefesine dil sosyolojisine pek de uygun degil.
devamını gör...
oktay sinanoğlu’nun meşhur ettiği bir hassasiyet.

dükkan, kurum vs tabelalarından kaldırmaya yönelik kamusal önlemler alınmasında bir sakınca görmüyorum ama günlük dilde kelime avcılığı yapmak işi şirazesinden çıkarıyor.

kendisini ilk fark ettiğim anda bütün kitaplarını okumuş, hatta kendisiyle maillaşmış (e-postalaşmış!!!) biri olarak; tamam, kültürel yozlaşmanın önüne geçme açısından faydalı ancak dil pek de böyle bir şey değil.

zira çok temel ve somutu imleyen kelimeler dışında kavramlar algı paketleriyle gelir, bırakın bir dildeki kelimenin diğer dildeki birebir karşılığını, aynı kelimenin aynı dilde çerçevelediği kavram seti bile zamanla ciddi değişkenlik gösterir.

kaldı ki, arapça ve farsça ile bilmem kaç yüzyıl iç içe geçmiş kültürel hasılayı kelime kökenine dair yapay seçimlerle saflaştırmak söz konusu bile olamaz.

zira, ‘diğer’ kültüre dair benimsenen soyutlamalar sadece kelime ikamesiyle öz haline getirilemez, bunun için sizin ‘asli’ kültürünüzde benzer bir tarihsellik ve bağlam olması, sizin de onu kendi dilinizde aynı mantık ve nedensellikle tanımlamış olmanız gerekir. bunun da ne denli nadir olabileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. diğer yandan kültürel ortaklaşmada her iki dilde de evvelden karşılığı bulunmayan ve o coğrafyada o tarihte o ortaklaşmada üretilen/geliştirilen/genişletilen kavramlar için de böylesi bir kök değişikliğine gidilemez, zira böylesi bir durumda iki kültürde de geriye dönük bir karşılık yoktur ve o ilk anda hangi dili kullandıysanız artık ona mecbursunuzdur.

kısacası, düşünsel bir indirgeme yaşamadan, kültürünüzü ve tarihinizi kısırlaştırıp budamadan dilde geçmişe/öze dönmek mümkün değildir. cerrahi bir hassasiyetle bunu başarsanız bile bunun, getirmesi umulan faydadan çok daha büyük bir zarara yol açması kaçınılmazdır.

ancak hali hazırda, yansıma yahut uydurma sanılan, istanbul türkçesi denilen garabette kendine yer bulamayan yüzlerce öz türkçe kelime yöresel ağızlarda kullanılmaktadır. yüz yıllarca korunmuş bu kelimelerin canlı tutulması dahi amaca yeterince hizmet eder.
devamını gör...
dil dediğimiz şey, üstünde vara yoğa tepinebileceğimiz, dünya görüşümüz yahut ideolojilerimiz uğruna kesip biçip, söküp takıp guguk kuşuna çevirme hakkına sahip olduğumuz bir nesne değil öncelikle bunda bir anlaşalım. yani eline bir çekiç aldın diye gördüğün herşeyi çivi zannetmeyeceksin.

dil bir hamura benzer. girdisi ve çıktısı ile bir terkip oluşturur. tarih ise dilin mayasıdır. o dili konuşanlar bazen elindeki malzemelerle, bazense etkileşime girdikleri diğer kültürlerden aldıkları malzeme ya da araç-gereçle o hamuru sürekli yoğururlar ve dil bu süreçte kıvamlanır.

dil canlıdır. bir millet tarihin belirli bir bölümünde çeşitli kültürlerle askeri, ticari, sosyal ve edebi ilişkiler kurar. ihtiyacına göre onlardan kelime alır, sözcük verir. bu durum o medeniyetin diğer dünya medeniyetleri ile benzer olgunlukta olan bir düşünce ikliminde yer aldığının nişanesidir. evet, o milletin azınlık bir kısmı bir yüksek sanat oluşturma gayesiyle bir dilden aşırıya kaçacak şekilde kelime ve kaide alabilir. örneğin divan edebiyatı şairleri böyle yapmışlardır. ama bu durum halkın konuştuğu duru türkçe'ye bir zarar vermemiştir. halk edebiyatı ve yüksek edebiyat ayrımı -ki birisini diğerinden üstün tutmuyorum, terminoloji böyle olduğu için yüksek olarak telakki ediyorum ikincisini- her medeniyette vardır. niye bir toplumun bütün kesimleri aynı şekilde yazsın veya konuşsun.

sen yine anadile saygı adını verdiğin süslü püslü paket içinde araptan, farstan, amerikalıdan, fransızdan nefret et, hakkındır. muhakkak haklı gerekçelerin de vardır. ama bu nefretinin, mensubu olduğun mümtaz medeniyetin başka dünyalara hitap etme potansiyeline olumsuz manada sirayet etmesine de mani ol. o dili konuşanların yüzyıllardır belirli bir anlam setinden, belirli ihtiyaçlar doğrultusunda tarih imbiğinden damıttığı kelimeleri hasım belleyip öztürkçecilik oynamak ne özlü ne de türk bişeydir. türkçe hiç değildir.

not: alfabe değişimleri başka bir konu. latin alfabesine geçiş gerekliydi, faydasını da artan okuma oranlarıyla gördük. atatürk'e ve kurduğu cumhuriyete diğer pek çok hususun yanı sıra bunun için de müteşekkirim.
devamını gör...
türkçesi varken yabancı kelime kullanmak sadece dilimize oturmamış kelimeler için iğretidir. yoksa dile oturmuş kelimeler için bana iğreti gelmiyor. ama günaydın varken mesela uzata uzata ; guuuudddmuuurniiinngg demekle fotokopi makinası demek aynı şey değil, ilki acayip iğreti ve özenti duruyor ikincinin aksine. yine de kimse kimseyi engelleyemez tabii. doğum günü kutlamasında da var aynı iğreti, özentilik mesela; hepy börtday ne la? öte yandan fotokopi makinası için başka kelime icat edip, dayatmaya çalışmak da aynı derecede iğreti ve özentilik.

türksen türksündür, türk olmaya özenmezsin, türk değilsen de değilsindir ya da ingiliz değilsen değilsindir, özenmekle olmaz bu işler. türkiyede ingiliz gibi ingilizce konuşmaya çalışan aşağılık kompleksli hem ingiliz özentisi, hem türk özentisi, ne ingiliz, ne türk, kimliksiz, devşirme bir yığın var. en türk benim, en ingiliz benim şovu yapmaya çalışıyorlar. öyle olunca da iğreti duruyorlar ve aşırı fanatik bir kitle bunlar.
devamını gör...
dizilerde araya bazı kelimeler yerleştirirler, yabancılara sempatik gelsin diye. bizim için türkçesi varsa türkçe olmalı esas olan.
devamını gör...
bazı alanlardaki teknik kavramların çoğunun tam türkçe karşılığı maalesef henüz yoktur. sonradan bazı akademisyenlerin uydurduğu ve her birisinin de farklı ifadeler seçerek tarif etmeye çalıştığı çorbalar da yok değil tabii.
devamını gör...
"türkçesi varken" derken bile türk dil kurumunun bir dili nasıl katlettiğini görebiliriz. "-çe" eki yamulmuyorsam fars tesiriyle dilimize girmiş bir ek. küçültme katıyor il-çe divan-çe kız-çe gibi buradaki asıl ek ise "ce" ekidir yani görelik anlamını elimize tutuşturan ek bence bizce ingilizce gibi ingilizce yani ingilize göre şimdi birileri bana "fıstıkçı şahap, peçe tak! diyebilir ben de onlara bu kaidelerin kimler tarafından niçin uydurulduğunu sorarım. yani diyorlar ki k sesi (hangi "k" sesi? bilen bilir dilimizde en az 2 tane "k" sesi vardır) sonrasında sert sessiz benzeşmesi diye bir ses olayı. ne oluyor? işte k ile biten bir kelimeye "ce" eki gelirse o tövbe estağfirullah bir şey olup bambaşka bir manayı haiz "çe"ye dönüşür. bunun aslı yok. yıllarca ben de hakikat yayınevi ile dalga geçtim "olmuşdur" falan yazarak ama konuşurken eğer doğru konuşan insanlara denk geldi iseniz gerçekten olmuş"t"ur denilmediğini oradaki sesin bilakis "d"ye yakın telaffuz edildiğini duyabilirsiniz. tabi kalmadı artık dilimizin bu sesini hatırlayan aynı "pronominal n" yahut "damak n"si olarak tabir edilen sesin yok olması gibi. yok ettiler kimse deñiz demiyor. halbuki kelime öyle rahmetli neşet ertaş'ın göñül demesi gibi aynı ses. bu sesi bu türk kere türk olan sesi niçin yok ettiler onun hesabı bile sorulmadı kime ne anlatıyorsam. sustum.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"türkçesi varken" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim