80 tl'ye normal sözlük hesabını satan yazar
kafa sözlüğün değerlenmeye başladığının bir göstergesi olan başlıktır.
hadi bismillaaah..
hadi bismillaaah..
devamını gör...
şehit
dini terim olması hasebiyle; ancak, allah'ın rızası gözetilerek can verildiği zaman hak edilen sıfattır.
demokrasi ya da benzeri ideolojiler uğruna, töre-namus uğruna can verenler maalesef şehitlik tanımının dışında "niyazi" oluyorlar.
"kimin için(ne uğruna) öldüysen ödülünü ondan bekle" seyyid kutub
demokrasi ya da benzeri ideolojiler uğruna, töre-namus uğruna can verenler maalesef şehitlik tanımının dışında "niyazi" oluyorlar.
"kimin için(ne uğruna) öldüysen ödülünü ondan bekle" seyyid kutub
devamını gör...
yalın alpay
ufuk açıcı konuşmalarını pürdikkat dinlediğim çok donanımlı bir entelektüel. zihnimde düşünce girdapları oluşuyor. hep konuşsun hep dinleyeyim diyorum.
devamını gör...
15 kez ceza yiyen kadının pişkinliği
bunun 2 sebebi var;
1) kesilen cezalar ödenmek zorunda değil. çok bilmesem de başvuruyla iptal ediliyor kolayca.
2) ceza davranışı yok etmez erteler. (bkz: edimsel koşullanma) istediğiniz kadar ceza verin çoğunlukla işe yaramayacaktır. bir de şunu es geçmemek lazım sosyal öğrenme; şimdi bu ablamız cb iftarlar yasakken iftara giderken ben salak mıyım diyordur kendisine, çoğumuz gibi.
bugün hasta annem dün vefat eden halasını bu tedbirler yüzünden göremeyecek. korona yüzünden ölmesede aileye gösterilmeden 30 kişiyle defnedilmesi gerekiyor. şıh değil anneanem diye mi göremiyruz ?
1) kesilen cezalar ödenmek zorunda değil. çok bilmesem de başvuruyla iptal ediliyor kolayca.
2) ceza davranışı yok etmez erteler. (bkz: edimsel koşullanma) istediğiniz kadar ceza verin çoğunlukla işe yaramayacaktır. bir de şunu es geçmemek lazım sosyal öğrenme; şimdi bu ablamız cb iftarlar yasakken iftara giderken ben salak mıyım diyordur kendisine, çoğumuz gibi.
bugün hasta annem dün vefat eden halasını bu tedbirler yüzünden göremeyecek. korona yüzünden ölmesede aileye gösterilmeden 30 kişiyle defnedilmesi gerekiyor. şıh değil anneanem diye mi göremiyruz ?
devamını gör...
normal sözlük’ü tavsiye ederken kullanılan cümle
çok değerli yazarlar var diyorum.
devamını gör...
zamanla eleştirilen ebeveyne benzemek
eve biraz geç kalsak annem hemen camlardan bakar türlü senaryolar kurardı. aman bu kadar da abartılamaz derdim. şimdi çocuğum var, annemi çok iyi anlıyorum. canım anam.
devamını gör...
elma kurdu (yazar)
nickaltıma tanım yazan herkese cok teşekkür ederim. kimisi güldürdü, kimisi de gururlandırdı. girilen tanımlara bakınca sahiden tanıyor beni insanlar. hele de o sinir olayı çık oturdu.*
nereden anladınız sevgili yazar?
bu karikatürü de bir arkadaşım bana benziyor diye atmıştı. onu da bırakayım tam olsun.
nereden anladınız sevgili yazar?
bu karikatürü de bir arkadaşım bana benziyor diye atmıştı. onu da bırakayım tam olsun.
devamını gör...
sözlük yazarlarının şahit olduğu absürt ortamlar
18 yaşındayken ilk defa rahmetli babamın köyüne gittim. ( o zaman sağdı) "işte bu teyzemin oğlu, işte bu halamın oğlu" falan diye ev ev dolaştırıyordu.
22 sene önce, cep telefonu falan sadece zenginlerde vardı, internet ise şehirlerde cafelerde... köyde genç nüfus yok denecek kadar az, köyde kalan gençlerin de zihinsel engelleri var gibiydi. ziyaret ettiğimiz evlerin sakinleri çipil çipil gözlerle, egzotik bir hayvanı inceler gibi, bizi, özellikle de beni inceliyorlardı. bir kaç kız evlilik hayalleriyle köyden şehre göçmenin, inek boku atmaktan kurtulmanın hesabıyla beni kesiyordu. hatta biri o zamanlar dillere pelesenk olmuş bir yonca evcimik şarkısıyla "bak o kadar da köylü değilim, pop dinliyorum" mesajı veriyordu. olanca tiz sesleriyle istanbul aksanıyla konuşup beni etkilemeye çalışıyorlardı. köyün kesif bok kokusu ciğerlerimi yakarken ben ise bir an önce oradan kaçmak için can atıyordum.
kalabalık evlerden kurtulup son olarak babamın teyzesini ziyaret edip köyden ayrılacaktık. herhalde yılın bu zamanlarıydı. saat yedi gibi güneş batmış, sobalarda yanan kömürün kokusu bok kokusuyla birleşip depresif bir hava yaratmıştı. (kızların köyden kaçma isteği boşuna değildi.) babamın teyzesi genç yaşta dul kalmış, çoluğu çocuğu olmayan bir ihtiyarcıktı. biraz sohbet, köydeki ölümler, şehirdeki akrabalardan ölenler vs konuşulduktan sonra, babam iki eliyle dizlerine vurup "eh hadi bakalım" diyerek kavak ağacından yapılmış sedirden doğruldu. nihayet ayrılıyorduk. ihtiyarcık "burada kalsanıza oğlum" deyiverdi. babam da bana bakarak "oğlum bu gece teyzeme yarenlik yap, ben de halamda kalayım" deyiverdi. dünyam başıma yıkıldı sanki. ihtiyarcığın neşesi yerinde, elleri ayaklarına dolaşıyordu. babam gittikten sonra biberleri gölgede nasıl kuruttuğundan, saçına yaktığı kınadan, akrabalarımın kendi hakkını gasplarından ve binlerce şeyden söz etti. ben ise sadece "yaaa, allah allah, tüh" gibi ses efektleri veriyordum. bir yandan da kadına acıyordum. belki yıllar sonra yatılı bir misafiri olmuştu. büyük teyzemin evi de sadece iki odaydı. toplamda 25m² falandı. yer yer dökülmüş yeşil toz boyanın altından mavi toz boya, onun altından da belki 70 sene önceki kireç görünüyordu. bütün evde eski bir gazete parçası, yırtık bir kitap sayfası, çince bile olsa üzerine harf basılı en ufak bir nesne yoktu. zweig'ın satrancını okuyanlar ne demek istediğimi çok iyi anlar. işte bu ahval ve şeraitte dahi tek latince harf casio marka saatimdeki cuma anlamına gelen fri yazısıydı. hani elime kuran meali geçse sevinçten kıçıma sokardım. sonra saatime bir baktım ki saat daha yeni yeni sekiz oluyor. zeki demirburkuz filmlerindeki gibi, teyzeyle bir birimize baktık durduk. ara sıra havlayan köpekler sessizliği bozunca kendime geliyor, bir süre sonra tekrar o müthiş boşlukta boğuluyordum.
o günden sonra bir yolculuğa çıkarken mutlaka ve mutlaka yanıma kitap almaya karar vermiştim.
22 sene önce, cep telefonu falan sadece zenginlerde vardı, internet ise şehirlerde cafelerde... köyde genç nüfus yok denecek kadar az, köyde kalan gençlerin de zihinsel engelleri var gibiydi. ziyaret ettiğimiz evlerin sakinleri çipil çipil gözlerle, egzotik bir hayvanı inceler gibi, bizi, özellikle de beni inceliyorlardı. bir kaç kız evlilik hayalleriyle köyden şehre göçmenin, inek boku atmaktan kurtulmanın hesabıyla beni kesiyordu. hatta biri o zamanlar dillere pelesenk olmuş bir yonca evcimik şarkısıyla "bak o kadar da köylü değilim, pop dinliyorum" mesajı veriyordu. olanca tiz sesleriyle istanbul aksanıyla konuşup beni etkilemeye çalışıyorlardı. köyün kesif bok kokusu ciğerlerimi yakarken ben ise bir an önce oradan kaçmak için can atıyordum.
kalabalık evlerden kurtulup son olarak babamın teyzesini ziyaret edip köyden ayrılacaktık. herhalde yılın bu zamanlarıydı. saat yedi gibi güneş batmış, sobalarda yanan kömürün kokusu bok kokusuyla birleşip depresif bir hava yaratmıştı. (kızların köyden kaçma isteği boşuna değildi.) babamın teyzesi genç yaşta dul kalmış, çoluğu çocuğu olmayan bir ihtiyarcıktı. biraz sohbet, köydeki ölümler, şehirdeki akrabalardan ölenler vs konuşulduktan sonra, babam iki eliyle dizlerine vurup "eh hadi bakalım" diyerek kavak ağacından yapılmış sedirden doğruldu. nihayet ayrılıyorduk. ihtiyarcık "burada kalsanıza oğlum" deyiverdi. babam da bana bakarak "oğlum bu gece teyzeme yarenlik yap, ben de halamda kalayım" deyiverdi. dünyam başıma yıkıldı sanki. ihtiyarcığın neşesi yerinde, elleri ayaklarına dolaşıyordu. babam gittikten sonra biberleri gölgede nasıl kuruttuğundan, saçına yaktığı kınadan, akrabalarımın kendi hakkını gasplarından ve binlerce şeyden söz etti. ben ise sadece "yaaa, allah allah, tüh" gibi ses efektleri veriyordum. bir yandan da kadına acıyordum. belki yıllar sonra yatılı bir misafiri olmuştu. büyük teyzemin evi de sadece iki odaydı. toplamda 25m² falandı. yer yer dökülmüş yeşil toz boyanın altından mavi toz boya, onun altından da belki 70 sene önceki kireç görünüyordu. bütün evde eski bir gazete parçası, yırtık bir kitap sayfası, çince bile olsa üzerine harf basılı en ufak bir nesne yoktu. zweig'ın satrancını okuyanlar ne demek istediğimi çok iyi anlar. işte bu ahval ve şeraitte dahi tek latince harf casio marka saatimdeki cuma anlamına gelen fri yazısıydı. hani elime kuran meali geçse sevinçten kıçıma sokardım. sonra saatime bir baktım ki saat daha yeni yeni sekiz oluyor. zeki demirburkuz filmlerindeki gibi, teyzeyle bir birimize baktık durduk. ara sıra havlayan köpekler sessizliği bozunca kendime geliyor, bir süre sonra tekrar o müthiş boşlukta boğuluyordum.
o günden sonra bir yolculuğa çıkarken mutlaka ve mutlaka yanıma kitap almaya karar vermiştim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şu an ihtiyacı olan şey
biri şu an beynimi yerinden söküp, yarın taksa ne güzel olur? azıcık sessizlik yahu, sus be susssss...
devamını gör...
aşırı çıplaklığın tahrik edici olmaması
bilmek isteyip bilinmeyen/bilinemeyen her zaman çekici olmuştur.
devamını gör...
ahmet burak erdoğan
akp genel başkanı recep tayyip erdoğan'ın dört çocuğundan biri.****
fakat kendisinden yıllardır doğru düzgün bir haber alınamıyor. haber kanallarında, gazetelerde yıllardır haberi çıkmıyor. nerede olduğu, ne yaptığı, çocuğu olup olmadığı bilinmiyor. yüzü bile bilinmiyor çünkü son yıllara ait bir fotoğrafı bile yok. hatta çoğu insan kendisinin varlığından bile haberdar değil.
kendisi hakkında bilinenler şunlar:
11 mayıs 1998'de 34 abr 93 plakalı opel marka otomobil ile yaptığı trafik kazası (!) sonucu sevim tanürek'in ölümüne sebep oldu. burak erdoğan'ın, olay tarihi itibarı ile ehliyetsiz olduğu iddia edildi. fakat bu kaza (!) sonucu sevim tanürek 8'de 8 kusurlu bulundu, burak erdoğan ise kusursuz bulundu. burak erdoğan hakkında kusursuzluk raporu veren adli tıp kurumu ihtisas dairesi'nin başındaki eyüp çakmak, türkiye denizcilik işletmeleri a.ş.'ye genel müdür oldu. burak erdoğan ise kazadan sonra ingiltere'ye gitti.
2000 yılında kasımpaşa deniz hastanesi'nden aldığı çürük raporu sayesinde askerlikten muaf oldu. rapor hiçbir zaman ortaya çıkmadı. burak erdoğan'ın testis kanseri olduğu iddia edildi.
2007 yılında önce bir "gemicik" satın aldı. ardından üstün ticaret zekası (!) sayesinde büyük bir armatör oldu. günümüzde burak erdoğan'ın mb denizcilik adlı şirketin ve büyük bir gemi filosunun sahibi olduğu biliniyor.
(bkz: sevim tanürek)
fakat kendisinden yıllardır doğru düzgün bir haber alınamıyor. haber kanallarında, gazetelerde yıllardır haberi çıkmıyor. nerede olduğu, ne yaptığı, çocuğu olup olmadığı bilinmiyor. yüzü bile bilinmiyor çünkü son yıllara ait bir fotoğrafı bile yok. hatta çoğu insan kendisinin varlığından bile haberdar değil.
kendisi hakkında bilinenler şunlar:
11 mayıs 1998'de 34 abr 93 plakalı opel marka otomobil ile yaptığı trafik kazası (!) sonucu sevim tanürek'in ölümüne sebep oldu. burak erdoğan'ın, olay tarihi itibarı ile ehliyetsiz olduğu iddia edildi. fakat bu kaza (!) sonucu sevim tanürek 8'de 8 kusurlu bulundu, burak erdoğan ise kusursuz bulundu. burak erdoğan hakkında kusursuzluk raporu veren adli tıp kurumu ihtisas dairesi'nin başındaki eyüp çakmak, türkiye denizcilik işletmeleri a.ş.'ye genel müdür oldu. burak erdoğan ise kazadan sonra ingiltere'ye gitti.
2000 yılında kasımpaşa deniz hastanesi'nden aldığı çürük raporu sayesinde askerlikten muaf oldu. rapor hiçbir zaman ortaya çıkmadı. burak erdoğan'ın testis kanseri olduğu iddia edildi.
2007 yılında önce bir "gemicik" satın aldı. ardından üstün ticaret zekası (!) sayesinde büyük bir armatör oldu. günümüzde burak erdoğan'ın mb denizcilik adlı şirketin ve büyük bir gemi filosunun sahibi olduğu biliniyor.
(bkz: sevim tanürek)
devamını gör...
konuşurken sürekli dokunan insanlar
sinir bozuculardır. ya kardeşim zaten dikkatim sende, neden dokunuyorsun? ayrıca zaten sakar birisin, dokunma bana!
devamını gör...
admin ve modların entrylerini beğenen tip
her sözlükte bulunan fakat yeni açılan sözlüklerde daha gözle görülür bir şekilde yaşanan durumdur. bu durum şöyle gelişir; sözlüğe yeni katılan yazar kişisi sözlüğü ve ortamı tanımak ve sözlük ile ilgili endişelerini belirten başlık ve entrylerle sözlüğe katkıda bulunur. bu durum eleştiri kabul edilir ve sözlüğün saaabısı ve modları hemen savunmaya geçer ve karşı entrylerle bu eleştirisel başlık veya etnryleri savuşturmaya çalışır. işte bahsettiğimiz tip de tam olarak burada devreye girer ve savunma halindeki admin veya mod kişisini + puana boğar. bundan maksat şudur ki; admin veya mod kişisinin gözüne girmek ve sözlük ile ilgili basit birkaç yetki alabilmek.
gerek var mı bu gibi minik ve basit şeylere, bence yoktur. anın dadını çıkarın efenim.
gerek var mı bu gibi minik ve basit şeylere, bence yoktur. anın dadını çıkarın efenim.
devamını gör...
v for vendetta
baskı ve korkunun hüküm sürdüğü hükümete karşı, "insanlar kendi hükümetlerinden korkmamalı, hükümetler insanlarından kormalı" diyen v'nin önderliğinde başlayan özgürlük savaşını konu alan film.
v'nin maske takması bir nevi batman'in maske takmasına benzer. maskenin altındaki yüzün bir önemi ya da olağandışı bir farkı yoktur. güçlü olabilirler, sizi yok edebilirler, ölümsüz değiliz ama fikirler ölümsüzdür; fikir yaşadıkça herkes v olabilir mesajı taşır.
v'nin maske takması bir nevi batman'in maske takmasına benzer. maskenin altındaki yüzün bir önemi ya da olağandışı bir farkı yoktur. güçlü olabilirler, sizi yok edebilirler, ölümsüz değiliz ama fikirler ölümsüzdür; fikir yaşadıkça herkes v olabilir mesajı taşır.
devamını gör...
kendimizi gerçekten tanıyor muyuz sorusu
önemli bir soru.
fakat önemi evet şu şu şu durumlarda şöyle davranıyorum veya davranmıyorumdan ziyade ne kadar doğru tanıdığımız gerçeğini de barındırması. bazen sahte bir ben' e hapsediyoruz kendimizi. gerçeği gizliyoruz.
farkındalığımız ve hayat deneyimlerimiz geliştikçe de olaylara farklı gözlerle bakabilir duruma geliyoruz.
birinde gördüğümüz bizi rahatsız eden bir davranışı düşündüğümüzde bizim de bu davranışı yaptığımız ve bunu göz ardı ettiğimiz gerçeği ile karşılaşıp şoka girebiliyoruz. kendi riyakarlığımızı gizleyip başkalarını eleştirmek daha kolay gelebiliyor. işte tüm bunları fark edebiliyorsak kendimizi doğru tanımaya başladık demektir. ve bu özellikleri iyi olana, güzele yaklaştırmak için de çalışmaya başlanır. bu kendini sevme kısmı da burada devreye girer.
deniyoruz...
fakat önemi evet şu şu şu durumlarda şöyle davranıyorum veya davranmıyorumdan ziyade ne kadar doğru tanıdığımız gerçeğini de barındırması. bazen sahte bir ben' e hapsediyoruz kendimizi. gerçeği gizliyoruz.
farkındalığımız ve hayat deneyimlerimiz geliştikçe de olaylara farklı gözlerle bakabilir duruma geliyoruz.
birinde gördüğümüz bizi rahatsız eden bir davranışı düşündüğümüzde bizim de bu davranışı yaptığımız ve bunu göz ardı ettiğimiz gerçeği ile karşılaşıp şoka girebiliyoruz. kendi riyakarlığımızı gizleyip başkalarını eleştirmek daha kolay gelebiliyor. işte tüm bunları fark edebiliyorsak kendimizi doğru tanımaya başladık demektir. ve bu özellikleri iyi olana, güzele yaklaştırmak için de çalışmaya başlanır. bu kendini sevme kısmı da burada devreye girer.
deniyoruz...
devamını gör...
yakın arkadaşının sözlükte hangi yazar olduğunu bulmak
çok sevdiğim dostum sözlükte hangi yazar olduğumu eliyle koymuş gibi buldu işte kafa sözlük yazarı böyle zekidir, ileride çocuklarımıza anlatıp güleceğimiz bir anı
tanım:insanı şaşırtan ve mutlu eden şeyler
tanım:insanı şaşırtan ve mutlu eden şeyler
devamını gör...
nft
kisaca kripto dijital sanati olarak adlandirilabilir. ismi non-fungible token (nft) den gelmektedir. meseleyi acmak gerekirse, degistirilemeyen yani urunun orjinalini muhafaza eden bir sistemdir. ornek verecek olursak dolar, altin, hatta bitcoin sahiplerinde ayni degerdedir. ama nft'de dijital sanat eseri sahibinin, urununu blockchain agi uzerinde sifreleyip, urununun taklitleri yapilsa bile orjinalligini muhafaza etmeyi saglayabilimektedir. ozellikle bitcoin'le oldukca karistirilsa da bu nokta da bitcoin'den ayrilmaktadir. son zamanlarda adini cok fazlaca duysak da bu yeni bir teknoloji degil aslinda, kurulumu 2010'lara kadar dayanmaktadir. 2017'den beri hayatimizin icerisinde ama son zamanlarda tipki bitcoin gibi piyasasi buyudugu icin gundemde yer edinmis durumda. ilk cumlede dijital sanat olarak belirtsem de sadece dijital sanat eserleri alinip satilmamaktadir tabi. ornegin sporcu kartlari, instagram ve twitter paylasimlari, sanal emlak, sanal karakterler ve dijital moda urunleri de nft yontemiyle orjinalleri muhafaza edilip alinip satilabilmektedir. ornegin beeple adli bir sanatcinin 5000 gorseli birlestirdigi dijital tablosu 69 milyon dolara satildi. twitter ceo'su jack dorsey'in attigi ilk tweet, 3 milyon dolara satildi. bir diger ornek nyan cat. o da tam 590 bin dolara satildi.




devamını gör...
yazarların an itibarıyla düşündüğü şey
kara kara düşünmeye iten sinir bozucu olayların toplamı.
ev taşıma işleri yetişecek mi?
evin masraflarına artık yetişemiyorum. astarı yüzünü geçti. ne olacak bu böyle?
bety'e veteriner bulamadım. bulduklarıma güvenemedim. şehir dışındaki uzmana gidene kadar başına bir şey gelmese bari.
hasan abinin kliniğini boşaltmaya başlamışlar onun gamı kasvetide çöktü üstüme değme artık keyfime.
bugün baya depresifim sizin gününüz, akşamınız güzel olsun cancağızlar.
ev taşıma işleri yetişecek mi?
evin masraflarına artık yetişemiyorum. astarı yüzünü geçti. ne olacak bu böyle?
bety'e veteriner bulamadım. bulduklarıma güvenemedim. şehir dışındaki uzmana gidene kadar başına bir şey gelmese bari.
hasan abinin kliniğini boşaltmaya başlamışlar onun gamı kasvetide çöktü üstüme değme artık keyfime.
bugün baya depresifim sizin gününüz, akşamınız güzel olsun cancağızlar.
devamını gör...

