sözlüğe farklı farkli amaçlarla rağbet olabilir. kimisi küfürsüz diye kimisi yeni diye gelmiş normaldir.
fakat hayatın her alanında olan şeyler sözlükte olunca çok abartılı tepkiler geldiğini fark ettim. siyaset, atışmalar, cinsellik vs vs hepsi hayatin her alaninda var ve olacak. ama sözlükte ufak bir atışma dahi olsa biz buraya şu şu beklentiyle geldik ama burada tartışma var aaa tepkisi oluşuyor. burası top havuzu olmadığı için hepsi çok normaldir efendim.
devamını gör...

(bkz: nikolay vasilyeviç gogol) tarafından yazılmış, rus edebiyatının en önemli eserlerinden biri. o ki dostoyevski hepimiz gogol'un palto'sundan çıktık demiştir. bu sözüyle bu eserin hem rus hem dünya edebiyatında ne kadar önemli bir yeri olduğu ifade etmek istemiştir. zira bu eser kendisinden sonra gelen bir çok psikolojik, kara mizah ve toplumu ve bireyleri eleştiren romanlar, öyküler, tiyatro oyunları üzerinde etki bırakmıştır. gogol bu hikayede baş kahramanımız akaki akakiyeviç üzerinden bürokrasi, memuriyet ve sistem eleştirisi yapıyor. bu arada hatırlatmakta fayda var gogol'un kendisi de bir memurdur. ve neredeyse tüm ömrü boyunca kronik depresyondan müzdariptir. bana bu 2 haliyle kafka'yı anımsatır. kafka da bir memur ve depresyon mağduru, o da eserlerinin hemen hepsinde bürokrasi, sistem ve otorite eleştirisi yapar. öyle ki (bkz: dava) kitabı tamam bu konuyu ele almıştır.
rus edebiyatında sonradan çoğu eserde gördüğümüz sanki kahramanlar kitap kahramanı değil de gerçekten sen ben gibi yaşayan sıradan insanlarmış hissi palto'da çok net hissediliyor. akaki sanki devlet dairesinde birlikte çalıştığım bir arkadaşım, ya neden ben bu adama yardımcı olmuyorum neden arkadaşlık kurup depresyonuna iyi gelmiyorum falan diyorum okurken.
hülasa; zaten kısa bir öykü olması sebebiyle neredeyse tek oturuşta bitirilebilecek bir kitap. ve bir çok kişi için dostoyevski'nin hepimiz gogol'un palto'sundan sonra çıktık demesi okumak için yeterli sebep bence.
devamını gör...

www.sozcu.com.tr/2021/yazar...

tarihe nottur ve devran dönecektir.

edit : küfür konusunda ben de kendimi zor tuttum.
devamını gör...

aynı gezegende yaşayıp, aynı gökyüzüne aynı yıldızlara bakıp da nasıl birlikte uyum içinde yasayamiyoruz. insanlar olarak birbirimize nasıl saygı duyamıyoruz anlamıyorum.

yavaş yavaş ölürler; okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.pablo neruda
[[/alıntı]]
devamını gör...

an itibari ile
bizim oralarda gezen alper tüydeş'in
bizim oraların nemine yönelik tweeti.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

acilen yok olması gereken bir sistem
devamını gör...

hayatımda gördüğüm en güzel insanlardansınız. ama bu güzellik dış görünüşle ilgili bir şey değil. ruhunuz o kadar güzel ki... içinde kötü olan hiçbir şeye yer yok gibi. bize verebileceğiniz her şeyi en güzel şekilde verdiğiniz için size ne kadar çok teşekkür etsem az kalıyor. bir zamanlar sizin gibi bir öğretmene sahip olduğum için çok şanslıyım.
dünyada hani yaşaması gereken kişiler olur. bakınca "sen yaşamalısın." dediğimiz. siz de kesinlikle böyle bir insansınız. daha çok yaşamalısınız, daha çok öğrenci yetiştirmelisiniz. uzun ve hayırlı bir ömrünüz olsun hocam.
_sizi her zaman çok seven biricik öğrenciniz zümrüd-ü anka_*
devamını gör...

"aşka ve kıskançlığa büyük saygım vardır.
aşkın karşısında şapkamı çıkarır, kıskançlığın karşısında önümü iliklerim.."
devamını gör...

sözlük kurallarına uymuyorsa saçmalık olmayan durumdur. ilk tanım diye müsamaha gösterilmesi fazlasıyla saçma bence.
devamını gör...

okyanusu geçip derede boğulmamak'tır.
devamını gör...

kullanılabilir karma puanı olmayanlara, aşkta da kumarda da kaybedenlere selamlar.
devamını gör...

ileride kafa sözlük'teki en önemli yazarlar arasında yerini alacağına inandığım yazar arkadaş.
devamını gör...

isveççe bir kelimedir. kişilerin komşularının veya hiç tanımadığı insanların bahçelerine girip meyve çalmasına denmektedir.
-genel olarak yol üstünde ya da köye gidildiği zaman yapılan eylemlerdir.
devamını gör...

eskiden patlayan şekerler vardı 25 krş a onları yerken ne mutluydum bee .. şimdi birkaç dakika düşünmem gerekti ucuz ne var diye
devamını gör...

herkese memleketinin suyu güzel gelir. memleketinden uzak başka bir memlekete gittiği zaman insan, orada içtiği suyun tadını farklı algılar. oradaki suyun farklılığı, insana kendi memleketinin suyunu arattırır. su, her yerde aynı su ama tadı her yerde aynı değildir.
devamını gör...

en büyük pişmanlığım bu hayatta. pandemi dönemimde daha da yoğun hissediyorum bunu.

hastanede hocaların ego tatmin aracıyız sadece stajyerler ve intörnler olarak, ne kadar çalışırsak çalışalım yeterli değil, sözlüde hoca ters tarafından kalkmışsa bütün emeğimizi yok sayarak herkese düşük verip bırakabilir, sadece var olduğun için sana sinirlenebilir, özel hayatın hakkında üzerine vazife olmayan yorumlar yapabilir, evde yaşadığı bir olay yüzünden suçsuzken insanların yanında seni rencide edebilir, hiçbir şey diyemezsin çünkü bu devran böyle gelmiş böyle gidecektir, kimseye şikayet edemezsin, hakkını arayamazsın. haksızlığa uğramayı kaldıramayan bünyelere çok ağır geliyor böyle şeyler. her bölümde vardır manyak hocalar, olmaması gereken olaylar ama tıp fakültesinde sistematikleşmiş bir mobbing var en tepeden aşağıya.

durmadan ders çalışıp bir yandan da mobbing ve sağlıkta şiddet olaylarını görerek meslek hayatı hakkında her geçen gün daha da umutsuzluğa kapılıyoruz, öğrenciliğimiz bitince rahat edicez diyemiyoruz. birkaç ay önce bir doktor intihar etti, intihar mektubunda hastanede uygulanan mobbingin kendisini ne kadar etkilediğinden bahsediyordu. ruh sağlığı bozulan, istifa eden bir sürü doktor var benzer şekilde.

şiddet haberleri asla bitmiyor zaten. daha yeni bir ortopedi asistanının parmakları kesildi hasta tarafından sahte rapor hazırlamadığı için, muhtemelen birkaç ay sonra benzer bir haberle karşılaşıcaz. hiçbir zaman yeterli önlem alınmıyor, şiddeti uygulayanlar kınanıyor sadece ama bu o doktorun ellerini kullanamayacağı için cerrahlık hayatının bitmesini düzeltmiyor. yarın şiddet uygulanan kişi biz de olabiliriz ve kimse bizi korumaz biliyoruz.

türkiye’de okunuyorsa bir haksızlıklar zincirine, her yerde müthiş bir hiyerarşiye, daha birinci sınıftayken hocaların “siz doktor olacaksınız sosyal hayatınız olamaz” gibi aptalca laflarına, sosyal hayatsızlığınızın sonunda da meslek hayatınızda ruh sağlığınızın ve canınızın iki kuruşluk değeri olmamasına hazır olunmalı.

birinci sınıfta doktor olacağı için heyecanlı olan insanların yıllar geçtikçe her şeyden ne kadar bıktıklarını görüyorum ve üzülüyorum. ama hangi noktada bu devran döner bilmiyorum.
devamını gör...

her kadını geçtim, her insanin başına en az 2 kere gelen olaydır kendisi. hatırlıyorum, bir keresinde toplu taşımanın birinde kalabalık bahanesiyle dizime dayamıştı 30 yaşlarındaki bir adam. oysa boş olan bir sürü yer vardı fakat biz sanki 100 kişiymişiz gibi sıkışmıştık. iki koluyla da hareketimi engelliyordu ilk durakta affini isteyerek izin istedim geçebilmek için. keşke o an çaksaydim, bağırsaydım bi tane ama o an belki yanlışlıkla oluyordur vs. diyorsunuz. inince anlaşılıyor fakat o zaman da iş işten geçmiş oluyor zaten. bi' ara listeme bakayım kaçıncı tacizdi acaba bu ya hatırlayamadım şimdi bak.
devamını gör...

kemik genişliğine ve tendon kuvvetine göre tâbi ki halterci güreşçi yada jujitsu sporcusu olmaya uygun erkek. eğer tendon ve kas yapısı da güçlü değilse hayatını küçük enişte olarak sürdürür.
devamını gör...

aynı zamanda çeşitli formatlarda alıntılama hizmeti sağlamaktadır. bunu da makalenin altında yer alan tırnak simgesi ile yapabilirsiniz.
devamını gör...

flatliners, gerilim/bilim kurgu türünün kült örneklerinden bir tanesi. çekildiği tarih ve ele aldığı konu itibarıyla zamanının ötesinde bir film. özellikle karakterlerin işleniş biçimi, korkuları, hırsları, çocukluk travmaları ve tüm bunların yaptıkları deneye olan etkisi muazzam bir şekilde işlenmiş. benim için nelson ve david karakterlerinin yeri ayrıdır. iki muazzam zekanın farklı karakter özellikleri taşımaları sebebiyle yaşadıkları sinir harbi bence filmin lokomotif noktası. bu iki karakterin çizginin ötesine geçmekten ziyade yarattıkları zihinsel ve duygusal çizgi, filmin en büyük başarısı.

mevzu ölümden sonra yaşananlar(!) olsa da, filmin verdiği mesaj ya da benim filmden aldığım mesaj tamamen yüzleşme üzerineydi. ne halt yerseniz yiyin, hangi dine mensup olursanız olun, -cesur, korkak, narsist, yardımsever- hangi karakter özelliklerini taşırsanız taşıyın, yediğiniz nanelerle yüzleşin mesajını inceden inceye alıyorsunuz. nelson'un mezarlık sahnesi muazzamdır. hele o ağaca tüneyişi yok mu? vallahi billahi o adama bile acır hale geliyorsunuz bir yerden sonra. halüsinasyonların veriliş biçimi, mekan seçimleri falan gerilim ögelerini ciddi anlamda kuvvetlendiriyor. filmi nelson-david karşıtlığı üzerinden izlemek, yukarıda da söylediğim gibi filmin en keyifli yanı. o ayrıntıyı es geçmemek lazım.

yeni versiyonu için çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim zira beğenmedim. uzun uzadıya da yazmak istemiyorum. tekrar çekilen filmlerde bu sıkıntıyı her daim yaşıyorum. taklitler genelde asıllarını yaşatıyor. 1990 yapımı olan filmi, bu türü seviyorsanız ve izlemediyseniz kesinlikle izleyin derim.

ölmek için güzel bir gün! * kötü de olabilir tabi. izleyin görün.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim