z kuşağının normal sözlük'e girişinin yasaklanması gerekliliği
neden? size ne zararımız var? kendi halimizde takılıp tanım giriyoruz. etliye sütlüye karışmıyoruz. bi' kere sizler gibi seksist başlıklar açmıyoruz.
devamını gör...
mesaj atmayana mesaj atmam diyenler
bir adım atana on adım atarım ama asla ilk adımı atmam. ayağımı keserim ilk adımı atmam. atmam işte, allah allah!*
devamını gör...
murphy kanunları
kanunun yazılı olmayan bir maddesi de şudur; flash belleği en az üçüncü denemede takabilirsiniz.
devamını gör...
megaloman
uzak durulması gereken insan tipi.
devamını gör...
araba ile uzun yolculuğu bir seviye yukarı taşıyan detaylar
konforlu bir araba ve yol boyu deli karışık en sevdiğim parçaları dinlemek .
devamını gör...
yazarlara göre uzaktan eğitim
eğitimle uzaktan yakından alakası yoktur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
zamanında gelmeyen adalete edilecek onlarca küfür biliyorum ama bunları kullanmayacağım bu yazıda. siz kendi küfür dağarcığınız elverdiğince tahminlerde bulunun ve sanki küfür ederek başlamışım gibi okuyun bu yazıyı.
adalet geciktikçe adil olmaktan çıkacağı için tam zamanında uygulanmalıdır diye bar bar bağırırken hiç gelmeyen adaletlere düşeceğimizi tahmin eder miydik acaba?
elbette hukukun belli kuralları vardır ve buna uyulması düzen gereğidir ama o kurallar yine insanlar tarafından konulduğuna göre ve biz insanlığa olan güvenimizi her geçen gün kaybettiğimize göre hukukun bağlı olduğu bu kurallara saygı duymalı mıyız hala?
doğa katliamı olaylarına tepki vererek başladık mücadeleye ama sonuçta elde kalan sıfırla ne yapacağını bilmez halde dolaşan doğaseverlere dönüştük. elimizdeki sıfır hep sola koyduk sanki. olmadı.
kadına şiddet olayları için sokaklara döküldük. bağırdık, çağırdık, adalet istedik. sanki bağırdıkça sesimiz azalıyormuş gibi davranıldı. elimizde amaçsızca tuttuğumuz sıfırımızın yanına bir sıfır daha eklendi.
çocuk istismarı konusunda yeri göğü inlettik ama yeterli değildi aslında. bu eksiğimizin farkına vardık ve artık daha da öfkeliyiz. ama bilin bakalım sonuç ne oldu? elde var üç sıfır, elde var hüzün.
olumlu yönden bakalım biz yine de. zamanı gelince elimizdeki sıfırlar sonunda çocukların, kadınların ve çiçeklerin mutlu olduğu bir masalın ardından gökten düşen üç elmaya dönüşecek.
sakın enseyi karartmayın. insanlığı, insanların elinden kurtaracağız.
adalet geciktikçe adil olmaktan çıkacağı için tam zamanında uygulanmalıdır diye bar bar bağırırken hiç gelmeyen adaletlere düşeceğimizi tahmin eder miydik acaba?
elbette hukukun belli kuralları vardır ve buna uyulması düzen gereğidir ama o kurallar yine insanlar tarafından konulduğuna göre ve biz insanlığa olan güvenimizi her geçen gün kaybettiğimize göre hukukun bağlı olduğu bu kurallara saygı duymalı mıyız hala?
doğa katliamı olaylarına tepki vererek başladık mücadeleye ama sonuçta elde kalan sıfırla ne yapacağını bilmez halde dolaşan doğaseverlere dönüştük. elimizdeki sıfır hep sola koyduk sanki. olmadı.
kadına şiddet olayları için sokaklara döküldük. bağırdık, çağırdık, adalet istedik. sanki bağırdıkça sesimiz azalıyormuş gibi davranıldı. elimizde amaçsızca tuttuğumuz sıfırımızın yanına bir sıfır daha eklendi.
çocuk istismarı konusunda yeri göğü inlettik ama yeterli değildi aslında. bu eksiğimizin farkına vardık ve artık daha da öfkeliyiz. ama bilin bakalım sonuç ne oldu? elde var üç sıfır, elde var hüzün.
olumlu yönden bakalım biz yine de. zamanı gelince elimizdeki sıfırlar sonunda çocukların, kadınların ve çiçeklerin mutlu olduğu bir masalın ardından gökten düşen üç elmaya dönüşecek.
sakın enseyi karartmayın. insanlığı, insanların elinden kurtaracağız.
devamını gör...
30 yıl önce donan su ayısının yeniden canlanması
bilim insanlarının 30 yıl sonra donmuş bir hayvanı hayata döndürmeyi başardığı bildirildi. minik hayvan 1983'te antarktika'daki yosun tabakasından alınmış, 2014'te buzu çözülmüştü.
japonya ulusal kutup araştırmaları enstitüsü, bilim insanlarının antarktika'dan getirdikleri "tardigrad"ı yeniden canlandırmayı başardığını belirtti.
"su ayısı" veya "yosun domuz yavrusu" olarak bilinen bu canlılar, çok minik ve suda yaşayan 1 milimetreden küçük, ekstrem ve düşmanca koşullarda bulunan "ekstremofiller".
metabolizma faaliyetlerini kayda değer süreler boyunca yavaşlatabiliyor veya durdurabiliyorlar.
cryobiology adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmaya göre 1983'te antarktika'daki yosun bitkileri arasında tardigradlara rastlandı. bulundukları yerden çıkarılan canlılar eksi 20 santigrat derecede saklandı. mayıs 2014'te buzları başarıyla çözüldü.
bir yumurta ve yaşayan bir hayvan yeniden canlandırıldı. canlı hayvan iki haftanın ardından hareket edip yiyecek tüketmeye başladı. yumurtaysa 14'ü başarıyla çatlayan toplam 19 yumurta bıraktı. yumurtadan çıkan yeni doğmuş hayvanlarda herhangi bir kusur veya anormallik bildirilmedi.
buradan
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
hayatımdan çıkan insanların bana bıraktığı anıları çok özlüyorum. şu anda bulunduğum yerden ve tanıştığım insanlardan o kadar nefret ediyorum ki bu nefret beni akıl sağlığımı korumak için geçmişte yaşamaya itiyor. gidenler beni unutmuştur belki ama ben pek çoğunu günaşırı anıyor ve hatırlıyorum. en çok da o'nu özlüyor ve unutamıyorum. bazen kendime ne olacaksa olsun dünyaya bir kere geleceksin yaz gitsin diyorum ama bunun sonucunda gelebilecek olan bir üzüntüyü kaldıramayacağımı biliyorum. terazide mutluluğun getirisi çok büyük ama üzüntünün ağırlığı katbekat fazla, göze alamıyorum.
devamını gör...
çılga
ilkbaharda dağlarda eriyen karın suya dönüşüp akarken çıkardığı sestir.
kar çiçeğine, karın güneş ışığında parıldamasına, yemeni üzerine bağlanan ince kumaş parçasına da çılga denir.
kırgızca’da ise iplik iplik akan akarsu çılga olarak tanımlanır.
son yıllarda kız çocuklarına konulan bir isim olarak ön plana çıkmaktadır çılga.
“küçük, duru, sevimli, bir çılga su. zorlansa övendire kalınlığına varacak” - mustafa kutlu
cılga ile çılga kelimeleri zaman zaman karıştırılmaktadır. cılga kelimesi patika anlamına gelmektedir.
“ahmetten bigane nadandır yola
istikamet şaşar çılga incinir
kendini bilmeyen yaramaz kula
güneş değse bile gölge incinir” – ilkay çoşkun.
birlik ve beraberlik ile kar yığınları erir; tabiat çılgalarla ile canlanır, toplumlar da...
“toplumun içinden çıkan her büyük insan, yakıcı bir büyüteç gibidir. milletin bütün gücünü ve dehasını kendi şahsında toplar; kendi halkına ve başka halklardan binlerce insana ilham kaynağı olur.
fakat hava kapalıysa ve atmosferde güneş ışınları yoksa bu büyüteç ne kar yığınlarını eritebilir ne de bir damla suyu ısıtabilir” -grigory petrov.
kar çiçeğine, karın güneş ışığında parıldamasına, yemeni üzerine bağlanan ince kumaş parçasına da çılga denir.
kırgızca’da ise iplik iplik akan akarsu çılga olarak tanımlanır.
son yıllarda kız çocuklarına konulan bir isim olarak ön plana çıkmaktadır çılga.
“küçük, duru, sevimli, bir çılga su. zorlansa övendire kalınlığına varacak” - mustafa kutlu
cılga ile çılga kelimeleri zaman zaman karıştırılmaktadır. cılga kelimesi patika anlamına gelmektedir.
“ahmetten bigane nadandır yola
istikamet şaşar çılga incinir
kendini bilmeyen yaramaz kula
güneş değse bile gölge incinir” – ilkay çoşkun.
birlik ve beraberlik ile kar yığınları erir; tabiat çılgalarla ile canlanır, toplumlar da...
“toplumun içinden çıkan her büyük insan, yakıcı bir büyüteç gibidir. milletin bütün gücünü ve dehasını kendi şahsında toplar; kendi halkına ve başka halklardan binlerce insana ilham kaynağı olur.
fakat hava kapalıysa ve atmosferde güneş ışınları yoksa bu büyüteç ne kar yığınlarını eritebilir ne de bir damla suyu ısıtabilir” -grigory petrov.
devamını gör...
istanbul’da en sevilen mekan
tek yer söylesem diğerlerinin hakkı kalır. şöyle bir liste yaptım.
gül çay evi; süleymaniye'de iü hemen yanında kirazlı mescit sokağının hemen başında. gül abla ve oğlu batuhan işletiyor. etraflarında şaşalı mekanlar olmasına rağmen bir çok kişinin tercih ettiği ve insan manzaralarını izlenebilecek en güsel yerlerden biridir.
kitapçı ahmet; okuduğum kitapların çoğunu aldığım yerdir. çoğu yerde bulmadığım kitabı burda buldum. sadece melih cevdet anday' ın teknenin ölümü kitabını bulamadım.
day day pastanesi; beyazıt meydanda kapalı çarşı'nın çarşıbaşı kapısına yönelirken sağdaki ilk sokaktan girildiğinde ilerde sol yapıldığında sağdaki ilk dükkan. tadı enfes elmalı turta, ve portakallı kurabiyeleri var. çörekleri ve kekleri de çok güsel.
bena dondurmacısı; istanbul da en güsel dondurmalı kadayıfı burada yiyebilirsiniz. bence öyle 8 yıl önce yolumu kaybederken bulmuştum. o günden beri ne zaman yolum düşse boş zamanım olsa giderim. aynı zamanda da müthiş sütlü tatlıları da var. yeri de beyazıt'dan çemberlitaş'a giderken solda gazi atik ali paşa camii'nin içine girildiğinde solda çarşı tarafının olduğu kapının hemen yanında sağda kalıyor.
karaköy istanbul kitapçısı; burayı tarif etmiyorum gidin yaşayın çok güsel bir yer. bir ara belediyenin caz konserleri vardı hep o günlerde işten sonra oraya giderdim. pandemi bitse de gitsek özledim.
gemilerin orası ve gökyüzünü izleme durağıda var aslında bu yer ile ilgili bilgileri yazamıyorum, umarım bir gün yazabilirim.
gül çay evi; süleymaniye'de iü hemen yanında kirazlı mescit sokağının hemen başında. gül abla ve oğlu batuhan işletiyor. etraflarında şaşalı mekanlar olmasına rağmen bir çok kişinin tercih ettiği ve insan manzaralarını izlenebilecek en güsel yerlerden biridir.
kitapçı ahmet; okuduğum kitapların çoğunu aldığım yerdir. çoğu yerde bulmadığım kitabı burda buldum. sadece melih cevdet anday' ın teknenin ölümü kitabını bulamadım.
day day pastanesi; beyazıt meydanda kapalı çarşı'nın çarşıbaşı kapısına yönelirken sağdaki ilk sokaktan girildiğinde ilerde sol yapıldığında sağdaki ilk dükkan. tadı enfes elmalı turta, ve portakallı kurabiyeleri var. çörekleri ve kekleri de çok güsel.
bena dondurmacısı; istanbul da en güsel dondurmalı kadayıfı burada yiyebilirsiniz. bence öyle 8 yıl önce yolumu kaybederken bulmuştum. o günden beri ne zaman yolum düşse boş zamanım olsa giderim. aynı zamanda da müthiş sütlü tatlıları da var. yeri de beyazıt'dan çemberlitaş'a giderken solda gazi atik ali paşa camii'nin içine girildiğinde solda çarşı tarafının olduğu kapının hemen yanında sağda kalıyor.
karaköy istanbul kitapçısı; burayı tarif etmiyorum gidin yaşayın çok güsel bir yer. bir ara belediyenin caz konserleri vardı hep o günlerde işten sonra oraya giderdim. pandemi bitse de gitsek özledim.
gemilerin orası ve gökyüzünü izleme durağıda var aslında bu yer ile ilgili bilgileri yazamıyorum, umarım bir gün yazabilirim.
devamını gör...
fabl
en önemli temsilcisi (bkz: la fontaine) isimli fransız yazardır. çocuklara yönelik olduğu düşünülür ama büyüklerin de okuması gerekir. hem düşündüren hem de güldüren hikayelerdir. hayvan diyalogları kullanılır. bir örnek olarak (bkz: karga ile tilki hikayesi) verilebilir.
devamını gör...
kusma hissi uyandıran insan davranışları
yılışık,kaba,ukala olanlar.
devamını gör...
karakteri çekici olan insan
çekicilik konusunda illa ki hepimizin belli başlı kriterleri vardır. işte gözü şu renk olsun, boyu şu kadar, böyle davransın, bunu yapmasın gibisinden ama bazı insanlar var ki adamın karakteri çekici.
ne yaparsa yapsın çekici geliyor. daha doğrusu hiçbir şey yapmasa bile çekici oluyor bu insanlar. bakıyorsun güzel mi, yakışıklı mı? eh işte, belki de değil ama hareketleri, tavırları, tepkileri. belli bir duruşu var ve değişmiyor. değişse de değişmiyor.
hepimizin elbette ki bir duruşu var hayatta. bazen kimi yerlerde, kimilerinin yanında daha farklıdır bazen de hep aynıdır ama bu tür insanların duruşları, hâlleri, tavırları değişse bile karşısındaki insana karşıı (yalakalıktan bahsetmiyorum tabiki) hep içinde bir aura var ve onu görebiliyorsunuz.
hatta çekici olmak değil, çok karakteristik bir karakterleri var bu kişilerin. bir tek onda görebileceğiniz zevkleri, huyları veya alışkanlıkları. gittikleri her yere farklarını da götürürler ve en önemlisi o kadar kendileri oluyorlar ki özgünlük tavan. hani bu saydıklarımı düşününce zaten böyle olan insan çekici gelir diyebiliriz ama böyle olan her insan çekici gelse bile "karakteri "çekici olmuyor. doğuştan böyle olan kişilerin karakteri çekiyor. yaptığı şeyler hoşunuza gitmeye başlıyor. kişi beden dilini, diksiyonu oturtmuş; davranışları, sözleri çok güzel ve kendisi de güzellik veya yakışıklılık anlamında zirve olsa bile bu kişiler onun önüne geçebiliyor. bahsettiğim kişiler de çok iyi bir şekilde beden dilini, diksiyonu, davranışlarını yansıtabiliyor ama kendini kontrol etmesine gerek kalmıyor kişinin doğal hali böyle çünkü sadece kendisi oluyor ve bu da döngü halinde hoş geliyor göze ya da saçma davranışları bile gözünüze güzel gelebiliyor. ama aslında o insanın içinde olan bir şey çekiyor sizi. aura desek? tam karşılamıyor sanki çünkü aura da bir yere kadar eğer insan altını dolduramıyorsa sıkmaya başlıyor. zannediyorum böyle bir auraya sahip olup da altını doldurabilmiş kişiler diyebiliriz.
neyse, var böyle kişiler.
ne yaparsa yapsın çekici geliyor. daha doğrusu hiçbir şey yapmasa bile çekici oluyor bu insanlar. bakıyorsun güzel mi, yakışıklı mı? eh işte, belki de değil ama hareketleri, tavırları, tepkileri. belli bir duruşu var ve değişmiyor. değişse de değişmiyor.
hepimizin elbette ki bir duruşu var hayatta. bazen kimi yerlerde, kimilerinin yanında daha farklıdır bazen de hep aynıdır ama bu tür insanların duruşları, hâlleri, tavırları değişse bile karşısındaki insana karşıı (yalakalıktan bahsetmiyorum tabiki) hep içinde bir aura var ve onu görebiliyorsunuz.
hatta çekici olmak değil, çok karakteristik bir karakterleri var bu kişilerin. bir tek onda görebileceğiniz zevkleri, huyları veya alışkanlıkları. gittikleri her yere farklarını da götürürler ve en önemlisi o kadar kendileri oluyorlar ki özgünlük tavan. hani bu saydıklarımı düşününce zaten böyle olan insan çekici gelir diyebiliriz ama böyle olan her insan çekici gelse bile "karakteri "çekici olmuyor. doğuştan böyle olan kişilerin karakteri çekiyor. yaptığı şeyler hoşunuza gitmeye başlıyor. kişi beden dilini, diksiyonu oturtmuş; davranışları, sözleri çok güzel ve kendisi de güzellik veya yakışıklılık anlamında zirve olsa bile bu kişiler onun önüne geçebiliyor. bahsettiğim kişiler de çok iyi bir şekilde beden dilini, diksiyonu, davranışlarını yansıtabiliyor ama kendini kontrol etmesine gerek kalmıyor kişinin doğal hali böyle çünkü sadece kendisi oluyor ve bu da döngü halinde hoş geliyor göze ya da saçma davranışları bile gözünüze güzel gelebiliyor. ama aslında o insanın içinde olan bir şey çekiyor sizi. aura desek? tam karşılamıyor sanki çünkü aura da bir yere kadar eğer insan altını dolduramıyorsa sıkmaya başlıyor. zannediyorum böyle bir auraya sahip olup da altını doldurabilmiş kişiler diyebiliriz.
neyse, var böyle kişiler.
devamını gör...
annenin ölmesi
ruhun kefeninden önce çürümesi. yaşarken ölmek. bir daha asla eski sen olamama durumu. yazık.
devamını gör...




