zaman tüneli
elif şafak
açmayın grandma
devamını gör...
albino
şeyhlerin rengidir bazen.
devamını gör...
albino
albino hastası birey olarak bilinir.
teni üzerine un dökülmüş kadar beyazdır, saçları ise ya sarı, ya beyazdır. kirpikleri de aynı renktedir. gözleri genellikle mavidir.
albinizm ciltte pigment eksikliğine neden olan genetik bozukluktur.

teni üzerine un dökülmüş kadar beyazdır, saçları ise ya sarı, ya beyazdır. kirpikleri de aynı renktedir. gözleri genellikle mavidir.
albinizm ciltte pigment eksikliğine neden olan genetik bozukluktur.

devamını gör...
oyun istiyor abisi denilen köpek
açmayın ramsay bolton.
devamını gör...
bir yandan
alycab bar'dan daha güzel iğrek şarkısı.
devamını gör...
hollywood'un bazı oyuncuları ilahlaştırması
bir hollywood yönetmeni ile yapılan röportajda yönetmenin söylediğine göre bir oyuncuyu devleştirmek istiyorsanız kamera onun yüzüne gözlerine ve mimiklerine odaklanmalı ve o yıldız da yukarılara bakmalıymış o nedenle film afişleri daima dev boyutlarda ve yıldızlar gülümseyerek uzaktaki bir noktaya yukarıya bakarlarmış bu seyircinin gözünde onları ulaşılmaz yapar ve devleştirirmiş vallahi ben yönetmeni yalancısıyım
devamını gör...
fikirtepe
kadıköy'ün varoş olan tek semti. oranın da yeni yapılan binalarla artık çehresi değişiyor.
devamını gör...
zarar vermeden sevmek
sevmenin suç olduğu bu dünyada, zarar vermeden sevene can feda. öylesine denk gelmeniz dileğiyle...
devamını gör...
insanların yanında zoraki kibar olmak
(bkz: pavlov)
devamını gör...
garsondan istenen karabiberin gecikmesi veya hiç gelmemesi
yiyemedim karabiberim seni doyunca,
hep istedim seni garsondan yemek boyunca.
diğer garsonlar gibi ikimiz bir iletişim kuralım,
ayırmasın bahşişler bizi yemek boyunca.
sonu olmadı ya, neyse. next.
hep istedim seni garsondan yemek boyunca.
diğer garsonlar gibi ikimiz bir iletişim kuralım,
ayırmasın bahşişler bizi yemek boyunca.
sonu olmadı ya, neyse. next.
devamını gör...
yeşilçam'daki çok ilginç film konuları
yakınlarda izlediğim bir film konusu:
çok zengin bir adam bir tiyatro provasını izlemeye gidiyor orada kendisini eleştirmek üzere bir oyun yapmaya hazırlanan tiyatro ekibi onu eleştirdikleri zengin adama çok benzeyen bir oyuncu zannedip iş teklif ediyorlar o da oradaki güzel kızla tanışmak için bu teklifi kabul ediyor ve aslında kendi kendisini eleştiren filmde oyuncu rolüyle kendini oynuyor allah'ım bu senaryo nasıl yazılmış şaşıyorum olma ihtimali milyarda bir olmalı
çok zengin bir adam bir tiyatro provasını izlemeye gidiyor orada kendisini eleştirmek üzere bir oyun yapmaya hazırlanan tiyatro ekibi onu eleştirdikleri zengin adama çok benzeyen bir oyuncu zannedip iş teklif ediyorlar o da oradaki güzel kızla tanışmak için bu teklifi kabul ediyor ve aslında kendi kendisini eleştiren filmde oyuncu rolüyle kendini oynuyor allah'ım bu senaryo nasıl yazılmış şaşıyorum olma ihtimali milyarda bir olmalı
devamını gör...
bulaşık parlatıcısını bulaşık parlatıcısı gözüne dökmek
bulaşık parlatıcısını kör etme niyetiniz mi var? hayrola?
devamını gör...
bostan
iç anadolu'da bazı yerlerde karpuz anlamına gelir ancak eski türkçede yani osmanlı türkçesinde bostan sebze bahçesi demektir bal da meyve bahçesi demektir
devamını gör...
zarar vermeden sevmek
seven zarar vermez yahu seviyorum deyip de zarar veren ya sadisttir ya manyak
devamını gör...
kayıp romanlar
vedat türkali hayranıyım. yazdıklarının bir dönem müptelasıydım. yazdığı çoğu şeyi okudum. şimdilerde okusam aynı şekilde tesir eder mi bilemiyorum mesela. bir gün tek başına ile başlayan maceram yalancı tanıklar kahvesi ile bitti. son yazdığı bitti bitti bitmedi kitabını vefatından sonra satın aldım. ama niyeyse yazdığı son kitap olduğu için herhalde okumayı hep erteliyorum.
kayıp romanlar kitabı, vedat türkali'nin kendini anlattığı kitap diye bilinir. kitaptaki nahit, her şeyiyle vedat türkali'dir sanki. okuduğumda bu kitabı da çok beğenmiştim. on yılı geçiyor okuyalı sanırım. esme ve nahit. aralarındaki uçurum şeklindeki yaş farkına rağmen, aşklarına inanmıştım. nahit'in hırçın ve hoyrat bir şekilde esme'yi sürekli eleştirmesini, küçümsemesini de aralarındaki yaş farkına ve geç kalınmışlığa bağlamıştım. bu şekilde hıncını alıyor gibi gelmişti. ama esme'nin suçu ne nahit? zülfü livaneli'nin kardeşimin hikayesi kitabındaki ahmet bey ve gazeteci kız ilişkisini okurken niyeyse, nahit ve esme tadı almıştım. o kadar etkilemiş bu iki karakter beni.
ben vedat türkali okumayı çok seviyorum. insanların iç seslerini okumak, yaptıkları ve düşündükleri arasındaki farklılığı görmek hep çok ilginç geliyor bana. insan ikircikli bir varlıktır. yazdıklarıyla, insanın bu halini en iyi yansıtan yazar vedat türkali'dir. bu konuda gerçek bir ustadır.
kayıp romanlar kitabı, vedat türkali'nin kendini anlattığı kitap diye bilinir. kitaptaki nahit, her şeyiyle vedat türkali'dir sanki. okuduğumda bu kitabı da çok beğenmiştim. on yılı geçiyor okuyalı sanırım. esme ve nahit. aralarındaki uçurum şeklindeki yaş farkına rağmen, aşklarına inanmıştım. nahit'in hırçın ve hoyrat bir şekilde esme'yi sürekli eleştirmesini, küçümsemesini de aralarındaki yaş farkına ve geç kalınmışlığa bağlamıştım. bu şekilde hıncını alıyor gibi gelmişti. ama esme'nin suçu ne nahit? zülfü livaneli'nin kardeşimin hikayesi kitabındaki ahmet bey ve gazeteci kız ilişkisini okurken niyeyse, nahit ve esme tadı almıştım. o kadar etkilemiş bu iki karakter beni.
ben vedat türkali okumayı çok seviyorum. insanların iç seslerini okumak, yaptıkları ve düşündükleri arasındaki farklılığı görmek hep çok ilginç geliyor bana. insan ikircikli bir varlıktır. yazdıklarıyla, insanın bu halini en iyi yansıtan yazar vedat türkali'dir. bu konuda gerçek bir ustadır.
devamını gör...
garsondan istenen karabiberin gecikmesi veya hiç gelmemesi
ya unutmuştur ya da ulan içtiğin bir çorba zırt pırt onu bunu istiyorsun diye düşünmüş de olabilir bilemiyorum duruma bağlı yerine bağlı
devamını gör...
güne bir şarkı alıntısı bırak
"olsun demek de yok artık
çocuk düşlerimiz yok artık"
çocuk düşlerimiz yok artık"
devamını gör...
büyü
midesi yanan genc, aciyla yattigi yerde bacaklarini karnina cekerek cenin pozisyonu aldi. kac yildir bu gastrit ile bogusuyordu, artik unutmustu. doktorlarin stresten kaynakli oldugunu soyledigi bu hastaligin verdigi rahatsizlik ilaclarla azalsa da ilaclar biter bitmez tekrar eski seviyeye cikiyordu. ne stresim olabilir diye dusundu. belirli bir sey yoktu. tamam oyle mutlu biri falan degildi ama mutsuz da sayilmazdi. iyi bir isi ve geliri vardi. bekar evinde yalniz yasiyordu, son kiz arkadasindan ayrilali uc ay olmustu ve yeni bir iliski icin pek hevesli degildi. zaten son bir kac senedir kiminle flort etse ya da sevgili olsa bir turlu yurumuyor, kisa surede sona eriyordu. hevessiz olmasi biraz da bu yuzdendi. sonra yarin tasinacagi aklina geldi ve belki de bu yuzden stresliyim diye dusundu. sonra o yuzden olmadigina karar verdi ve uyumaya calisti.
ertesi gun sabahtan annesi ile beraber esyalari toparlamaya basladilar. baska sehirde yasayan annesi tasinmasi ve yerlesmesi icin yanina gelmisti. tasinacak esyalar arasinda cok agir bir yun yorgan da vardi. kendisi onu atmak istedi. artik cok daha hafif yorganlar vardi, ama annesi karsi ciki. yun yorgan en sagliklisi, ben onu temizleyecegim dedi ve yorgani katlamaya koyuldu. anne tam o sirada yorganin ayak ucu tarafindaki dikislerin biraz atmis oldugunu gordu. burasini dikmem gerek diyerek iceriden igne iplik getirdi. dikmek icin yorgani tuttugunda eline bir sey geldi. yorganin icinde yun olmayan bir sey vardi. dikisleri sokerek cikardi. bu kucuk boyda dorde katlanmis bir kagitti. anne kagidi acti ve acar acmaz sapsari kesilerek yere atti ve ogluna seslendi. genc annesinin yanina kostu ve "ne oldu" diye sordu. annesi kagidi isaret edip "yorganin icinden cikti" dedi. adam kagidi aldi ve bakti. arapcaya benzer harflerle iki satir yazi vardi. "ne ki bu" diye annesine sordu. annesi dehsetle "buyu" diye karsilik verdi. genc guldu. "hadi canim, buyu falan boyle seyler yok. rahat ol." diyerek annesini rahatlatmaya calisti. gulerek kagidi katlayip cebine koydu. annesi "ne yapiyorsun onu hemen yakip denize atmamiz gerek" dedi. genc, "ne yazdigini merak ettim. arapca bilen bir arkadasima gosterecegim" dedi. annesi itiraz etse de dinlemedi.
tasinma bitip ise dondugunde arapca bilen arkadasina kagidi gosterdi. arkadasi "iyi de bu arapca degil ki birileri bir seyler karalamis. muhtemelen buyu yaptigini soyleyen bir dolandirici" dedi. o da omuz silkti ve aksam kagidi yakip kullerini cope atti. annesi denize atalim demisti ama o sahile gitmeye usenmisti.
bundan bir hafta sonra annesi yasadigi sehre geri dondu. o gider gitmez gastrit sancilari artti ve bir gece dayanilmaz noktaya ulasinca hastaneye gitmeye karar verdi. saat gecenin biri idi. en yakin ozel hastanenin aciline gitti ve sikayetini anlatti. acilde gorevli doktor kendisinden bir kac yas buyuk genc biriydi. hemen "midende muhtemelen helikobakteri" var dedi. mide sikayetiyle kac kez doktora gitmisti, ama ilk defa bu bakteriyi duyuyordu. genc doktor, "sana bir recete yazacagim. bir ay bu ilaclari kullan, sanmiyorum ama sikayetlerin devam ederse detayli tetkikler yapilmasi gerekecek. normal randevu alir gelirsin" dedi. ilaclari kullanmaya basladiktan uc gun sonra sancilari azalmaya basladi. "umarim genc doktorun dedigi gibi olur." diye dusundu. seneler icerisinde biri profesor olmak uzere uc farkli doktora gorunmustu. onlarin tedavi edemedigi bu hastaligi dahiliye uzmani bile olmayan bu genc doktorun tedavi edebilmesi kendisine inanilir gelmiyordu. bir ay sonra ilaclar bittiginde tamamen iyilesmisti. inanamiyordu ama gayet memnundu.
bundan bir sure sonra bir arkadasiyla birlikte tatile cikti. bir hafta boyunca ege kiyilarinda bir kac farkli yerde konaklayarak tatil yaptilar. hala izni oldugu icin donuste ailesinin yanina gitti. baba evine vardiginda saat gece 10du ve araba surmekten yorulmus vaziyetteydi. bir seyler yedi, sonra biraz sohbet ettiler. uyudugunda vakit hayli ilerlemisti. sabah annesi ona seslenerek uyandirdi. bu alisilmadik bir seydi. "arkadasin geldi asagida bekliyor, seni kahvaltiya goturecekmis" dedi. uykulu gozlerle annesine bakti ve "cok yorgunum ve uykum var. gelmeyecek de. aksama ben onunla bulusurum." annesi basini sallayarak gitti ve bir kac dakika sonra arkadasi yatagin basinda bitti. onu durturek "haydi oglum, miskinlik sirasi degil kalk gidiyoruz" dedi. "manyak misin bu saatte uyandiriyorsun. dun butun gun araba surdum zaten. uyumak istiyorum." diye karsilik verdi. arkadasi "oglum arabada iki kiz var gel iste, birlikte kahvalti yapalim sonra sen ne yaparsan yap, yardimin lazim" dedi. "lan buraya ayda yilda bir geliyorum, yardim edecek baska kimseyi bulamadin mi da beni uyandirdin" dedi. arkadasi "nazlanma ulan iste, kizlar bekliyor" deyince gulerek "tamam" dedi. "sen asagi git, ben de birazdan geliyorum." on dakika sonra arabanin arka koltugundaki kizin yanina oturmustu. ondeki kiz, sofor koltugundaki arkadasina "uyuyan prens tesrif etti sonunda" dedi. yaninda oturan diger kiz ve arkadasi buna yuksek sesle guldu. kendisi de gulumsedi. "bende sans olsa uyandirmaya ikinizden biri gelirdi. opmeyi de bilmiyor bu, dana gibi yaladi" dedi. hepsi guldu, sonra arkadasi kizlarla tanistirdi. arkadasinin sevgilisi olan kiz baska sehirde yasiyordu ve kalmak icin diger kizin yanina gelmisti. universiteden arkadastilar. ikisi de neseli gorunuyordu. iki erkek yol ve kahvalti boyunca sakalar yapip birbirlerini igneleyip durdular. bu karagoz hacivat tarzi sakalar kizlari bayagi eglendiriyordu. arada ciddi seylerden de bahsediyorlardi ama bu konusmalar kisa suruyordu. herkesin nesesi yerindeydi. ogleden sonra ne yapacaklarini tartisip uludag'a cikmaya karar verdiler. orada biraz yuruyus yaptiktan sonra et mangal lokantalarindan birine oturup yemek yediler. hepsinin uzerine tatli bir yorgunluk cokmustu. hava da sogudugu icin donmeye karar verdiler. sehre vardiklarinda hava karanlikti. arkadasi "once seni birakayim da kizin evini ogrenme" dedi gulerek. kiz da "olur mu hepinize kahve yapicam daha" diyerek davet etti. kahve ve kisa bir sohbetten sonra genc adam ve arkadasi vedalasarak evden ayrildi. guzel bir gun gecirmislerdi. arkadasi "bak sabah o kadar sikayet ettin seni getirdim fena mi oldu" dedi. o da "yok fena olmadi da senin bu kizlari bulmus olmana sasirdim. seviyeleri seni biraz asiyor" diye takildi.
o gunden bir yil sonra, o gun kendisini uyandiran arkadasi ve sevgilisinin dugunundeydi. yaninda oturan kiza bakti. bir yildir beraberlerdi. siyah abiye elbise icinde ve sade makyajiyla muhtesem gorunuyordu. "galiba biz de evlenecegiz" diye dusundu. tanistiklari gunu hatirladi ve acaba "annemin buldugu o kagit buyu muydu" diye dusundu. onu bulup yaktiktan sonra kisa sure icinde senelerdir kendisine cektiren hastaliktan kurtulmus ve belki de hayatinin askini bulmustu. acaba onu oraya kim koymustu. bir donem eve giren cikan belli olmadigi icin bir suru kisi olabilirdi. gercekten buyu diye bir sey var miydi?
(yasanmis hikaye)
ertesi gun sabahtan annesi ile beraber esyalari toparlamaya basladilar. baska sehirde yasayan annesi tasinmasi ve yerlesmesi icin yanina gelmisti. tasinacak esyalar arasinda cok agir bir yun yorgan da vardi. kendisi onu atmak istedi. artik cok daha hafif yorganlar vardi, ama annesi karsi ciki. yun yorgan en sagliklisi, ben onu temizleyecegim dedi ve yorgani katlamaya koyuldu. anne tam o sirada yorganin ayak ucu tarafindaki dikislerin biraz atmis oldugunu gordu. burasini dikmem gerek diyerek iceriden igne iplik getirdi. dikmek icin yorgani tuttugunda eline bir sey geldi. yorganin icinde yun olmayan bir sey vardi. dikisleri sokerek cikardi. bu kucuk boyda dorde katlanmis bir kagitti. anne kagidi acti ve acar acmaz sapsari kesilerek yere atti ve ogluna seslendi. genc annesinin yanina kostu ve "ne oldu" diye sordu. annesi kagidi isaret edip "yorganin icinden cikti" dedi. adam kagidi aldi ve bakti. arapcaya benzer harflerle iki satir yazi vardi. "ne ki bu" diye annesine sordu. annesi dehsetle "buyu" diye karsilik verdi. genc guldu. "hadi canim, buyu falan boyle seyler yok. rahat ol." diyerek annesini rahatlatmaya calisti. gulerek kagidi katlayip cebine koydu. annesi "ne yapiyorsun onu hemen yakip denize atmamiz gerek" dedi. genc, "ne yazdigini merak ettim. arapca bilen bir arkadasima gosterecegim" dedi. annesi itiraz etse de dinlemedi.
tasinma bitip ise dondugunde arapca bilen arkadasina kagidi gosterdi. arkadasi "iyi de bu arapca degil ki birileri bir seyler karalamis. muhtemelen buyu yaptigini soyleyen bir dolandirici" dedi. o da omuz silkti ve aksam kagidi yakip kullerini cope atti. annesi denize atalim demisti ama o sahile gitmeye usenmisti.
bundan bir hafta sonra annesi yasadigi sehre geri dondu. o gider gitmez gastrit sancilari artti ve bir gece dayanilmaz noktaya ulasinca hastaneye gitmeye karar verdi. saat gecenin biri idi. en yakin ozel hastanenin aciline gitti ve sikayetini anlatti. acilde gorevli doktor kendisinden bir kac yas buyuk genc biriydi. hemen "midende muhtemelen helikobakteri" var dedi. mide sikayetiyle kac kez doktora gitmisti, ama ilk defa bu bakteriyi duyuyordu. genc doktor, "sana bir recete yazacagim. bir ay bu ilaclari kullan, sanmiyorum ama sikayetlerin devam ederse detayli tetkikler yapilmasi gerekecek. normal randevu alir gelirsin" dedi. ilaclari kullanmaya basladiktan uc gun sonra sancilari azalmaya basladi. "umarim genc doktorun dedigi gibi olur." diye dusundu. seneler icerisinde biri profesor olmak uzere uc farkli doktora gorunmustu. onlarin tedavi edemedigi bu hastaligi dahiliye uzmani bile olmayan bu genc doktorun tedavi edebilmesi kendisine inanilir gelmiyordu. bir ay sonra ilaclar bittiginde tamamen iyilesmisti. inanamiyordu ama gayet memnundu.
bundan bir sure sonra bir arkadasiyla birlikte tatile cikti. bir hafta boyunca ege kiyilarinda bir kac farkli yerde konaklayarak tatil yaptilar. hala izni oldugu icin donuste ailesinin yanina gitti. baba evine vardiginda saat gece 10du ve araba surmekten yorulmus vaziyetteydi. bir seyler yedi, sonra biraz sohbet ettiler. uyudugunda vakit hayli ilerlemisti. sabah annesi ona seslenerek uyandirdi. bu alisilmadik bir seydi. "arkadasin geldi asagida bekliyor, seni kahvaltiya goturecekmis" dedi. uykulu gozlerle annesine bakti ve "cok yorgunum ve uykum var. gelmeyecek de. aksama ben onunla bulusurum." annesi basini sallayarak gitti ve bir kac dakika sonra arkadasi yatagin basinda bitti. onu durturek "haydi oglum, miskinlik sirasi degil kalk gidiyoruz" dedi. "manyak misin bu saatte uyandiriyorsun. dun butun gun araba surdum zaten. uyumak istiyorum." diye karsilik verdi. arkadasi "oglum arabada iki kiz var gel iste, birlikte kahvalti yapalim sonra sen ne yaparsan yap, yardimin lazim" dedi. "lan buraya ayda yilda bir geliyorum, yardim edecek baska kimseyi bulamadin mi da beni uyandirdin" dedi. arkadasi "nazlanma ulan iste, kizlar bekliyor" deyince gulerek "tamam" dedi. "sen asagi git, ben de birazdan geliyorum." on dakika sonra arabanin arka koltugundaki kizin yanina oturmustu. ondeki kiz, sofor koltugundaki arkadasina "uyuyan prens tesrif etti sonunda" dedi. yaninda oturan diger kiz ve arkadasi buna yuksek sesle guldu. kendisi de gulumsedi. "bende sans olsa uyandirmaya ikinizden biri gelirdi. opmeyi de bilmiyor bu, dana gibi yaladi" dedi. hepsi guldu, sonra arkadasi kizlarla tanistirdi. arkadasinin sevgilisi olan kiz baska sehirde yasiyordu ve kalmak icin diger kizin yanina gelmisti. universiteden arkadastilar. ikisi de neseli gorunuyordu. iki erkek yol ve kahvalti boyunca sakalar yapip birbirlerini igneleyip durdular. bu karagoz hacivat tarzi sakalar kizlari bayagi eglendiriyordu. arada ciddi seylerden de bahsediyorlardi ama bu konusmalar kisa suruyordu. herkesin nesesi yerindeydi. ogleden sonra ne yapacaklarini tartisip uludag'a cikmaya karar verdiler. orada biraz yuruyus yaptiktan sonra et mangal lokantalarindan birine oturup yemek yediler. hepsinin uzerine tatli bir yorgunluk cokmustu. hava da sogudugu icin donmeye karar verdiler. sehre vardiklarinda hava karanlikti. arkadasi "once seni birakayim da kizin evini ogrenme" dedi gulerek. kiz da "olur mu hepinize kahve yapicam daha" diyerek davet etti. kahve ve kisa bir sohbetten sonra genc adam ve arkadasi vedalasarak evden ayrildi. guzel bir gun gecirmislerdi. arkadasi "bak sabah o kadar sikayet ettin seni getirdim fena mi oldu" dedi. o da "yok fena olmadi da senin bu kizlari bulmus olmana sasirdim. seviyeleri seni biraz asiyor" diye takildi.
o gunden bir yil sonra, o gun kendisini uyandiran arkadasi ve sevgilisinin dugunundeydi. yaninda oturan kiza bakti. bir yildir beraberlerdi. siyah abiye elbise icinde ve sade makyajiyla muhtesem gorunuyordu. "galiba biz de evlenecegiz" diye dusundu. tanistiklari gunu hatirladi ve acaba "annemin buldugu o kagit buyu muydu" diye dusundu. onu bulup yaktiktan sonra kisa sure icinde senelerdir kendisine cektiren hastaliktan kurtulmus ve belki de hayatinin askini bulmustu. acaba onu oraya kim koymustu. bir donem eve giren cikan belli olmadigi icin bir suru kisi olabilirdi. gercekten buyu diye bir sey var miydi?
(yasanmis hikaye)
devamını gör...

