zaman tüneli
siberkondria
kişinin internetten hastalık araştırıp kendine teşhis koyması durumudur.

siberkondrik bireyler, yaptıkları araştırmalar sonucunda içinde bulundukları duruma teşhis koymaya ve internetten elde ettikleri bilgilerde kendilerini tedavi etmeye çalışmaktadır.
bu durumun hasta ve hekim arasındaki ilişkiyi tamamen dönüşüme uğratan bir patoloji oluşu yapılan araştırmalar kapsamında tartışmalı olsa da siberkondrinin tıbba karşı derin bir güvensizliğe neden olma riski taşıdığı ifade edilebilir

siberkondrik bireyler, yaptıkları araştırmalar sonucunda içinde bulundukları duruma teşhis koymaya ve internetten elde ettikleri bilgilerde kendilerini tedavi etmeye çalışmaktadır.
bu durumun hasta ve hekim arasındaki ilişkiyi tamamen dönüşüme uğratan bir patoloji oluşu yapılan araştırmalar kapsamında tartışmalı olsa da siberkondrinin tıbba karşı derin bir güvensizliğe neden olma riski taşıdığı ifade edilebilir
devamını gör...
normal sözlük yazarlarından aforizmalar
en beğendiğim kısmın da sen varsın hayatımın.
devamını gör...
hasan cihat örter
zamanında fetö tehlikesini belli etmiş olan tarikatçı hcö'dür. vatanseverleri o yüzden it horozu diye adlandırmıştır.
twitter.com/hustaddoktor/st...
"yaptığın taciz tahrik hakaretttt"
twitter.com/hustaddoktor/st...
"yaptığın taciz tahrik hakaretttt"
devamını gör...
imera fera
doğum gününüz kutlu olsun doktorcum. şıkır şıkır, rengarenk, çok çok yıllarınız olsun...
devamını gör...
cam tavan sendromu
cam tavanlar adlı türk dizisi vardı ve başroldeki kadının başarılı olmasına sürekli engel olunuyordu, dizinin adının neden cam tavanlar olduğunu bu başlık ile fark ettim.
bir kişiyi başarısız olduğuna ve olacağına inandırmak olarak bilinen kavram.
bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. metal zemin ısıtılır. sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.

artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. zemin tekrar ısıtılır. tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersi’ne sadık halde yaşarlar. pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. çünkü engel artık zihinlerindedir. onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm’den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.
bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir.
bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar” dr. david j. schwartz
bir kişiyi başarısız olduğuna ve olacağına inandırmak olarak bilinen kavram.
bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. metal zemin ısıtılır. sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.

artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. zemin tekrar ısıtılır. tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersi’ne sadık halde yaşarlar. pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. çünkü engel artık zihinlerindedir. onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm’den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.
bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir.
bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar” dr. david j. schwartz
devamını gör...
turan ateş
tersten dinleyince bütün illuminati fetöcülerin gizli planları açıklanıyor.
şeytana uyyyy şeytana uyyyyy kişiye tapppp
twitter.com/hustaddoktor/st...
şeytana uyyyy şeytana uyyyyy kişiye tapppp
twitter.com/hustaddoktor/st...
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
keşke yanımızda olsaydı dediklerimiz
hande ataizi.
ya o tatilde, o popiş nasıl sıkıştı bar tuvaleti penceresine. derinlemesine dinlemek isterdim. izah etse keşke.
ya o tatilde, o popiş nasıl sıkıştı bar tuvaleti penceresine. derinlemesine dinlemek isterdim. izah etse keşke.
devamını gör...
imera fera
#2761148 sanırım bugün doğum günü olan yazar.
nice mutlu yıllar dilerim....
nice mutlu yıllar dilerim....
devamını gör...
bir sözlük kızıyla tanışıp buluşmak
henüz nasip olmayandır. bir arkadaş kahve sözü vermişti hala içeceğiz. oysaki "benimle bir fincan kahveye hayır demezsin umarım" diye afili bir mesaj bile atmıştım. nasip bu işler. bekliyoruz.
devamını gör...
normal sözlük
sözlüğün durumuna çok ağlıyoz.
adilerrrrr.
adilerrrrr.
devamını gör...
symphony x
son entry'yi ben girmişim ama daha sözlükte yeni olduğum zamanlardı. şimdi favori grubumla ilgili detaylı bir şeyler yazmak istedim.
90'ların ilk yarısından günümüze gelen önemli progressive metal gruplarından biridir. 8 senedir albüm çıkarmıyorlar ama dağılmış da değiller. hatta yeni bir albüm üzerinde çalıştıklarını da açıklamışlardı. ben bu zamanlar (2023 sonları) yeni albüm gelir diyordum fakat daha bekleyeceğiz gibi görünüyor.
ilk albümlerinden son albümlerine; her işi kaliteli ve sürprizli bir gruptur kanımca, symphony x. bir tek paradise lost isimli, 2007 çıkışlı albümlerine olumlu anlamda şaşıramadım ama onda da the walls of babylon isimli epik bir parça var.
öncelikle grubun 90'lar dönemine girelim.
1994'te kendi isimleriyle çıkarttıkları ilk albümlerindeki vokalist rod tyler her ne kadar russell allen kadar iyi olmasa da, masquerade parçasına onun sinsi ve karanlık sesini daha fazla yakıştırıyorum. bana göre sx'in en iyi şarkılarından biri o ve russell ile de yeni bir versiyonunu sundular lakin ben orijinalini alayım mümkünse; hem vokaller hem de gitar soloları daha nefis bence orijinalinde.
sonrasında 1995'te the damnation game albümü geldi. russell'lı ilk albümleri. çok iyi bir albüm bence ama her parçasına bayılmıyorum eserin. the edge of forever, a winter's dream (part i-ii) gibi harikalıklar var elbette bu işte. ayrıca albüme ismini veren şarkı ve dressed to kill de fevkaladedir.
gelgelelim, the divine wings of tragedy ile 1996'da ilk dev adımını atmıştır amerikalı grup; bir sonraki albümüyle yani. bu albüm baştan sona harikuladedir. out of the ashes, the accolade ve albüme ismini veren parça ekstra güzel olanlarıdır.
sonra 1998'de gelen albüm twilight in olympus sanki ufak bir geri adım gibi olsa da bu da çok iyidir aslında. jason rullo'nun kendisine sakladığı gerekçelerle gruptan ayrılmasıyla tom walling* baget sallama işini devralmıştır burada ki hiç de fena bir iş çıkartmamış olsa da rullo'suz symphony x çok da yahşi değil. neyse, through the looking glass (part i-ii-iii) başta olmak üzere bu albümdeki şarkılar da çok iyidir.
ve 90'lar bitiyor, 2000'ler başlıyor... v: the new mythology suite albümlerini 2000 senesinde çıkarttılar ve ben de bu sene ve bu albümle kendileriyle tanışmıştım zaten. ilk dinlememde sound'unu çok tuhaf bulup, "bi daha dinlemem herhalde..." demiştim ama elimde başka fazla yeni cd olmadığından bir iki kere daha dinledim ve müzik algım değişti diyebilirim. hala da en sevdiğim iki albümden biridir v. diğeri için, bakınız: beyond twilight - for the love of art and the making. v albümleri cidden mükemmel ve kusur içermeyen tek albümleri diyebilirim, kendi adıma. başkaları farklı düşünebilir bu hususta elbette. epik oğlu epik bir albümdür v. yani ne yazsam eksik kalır. gene de fallen ve rediscovery (part ii) - the new mythology parçalarına özel dikkat çekebilirim. ha, bu albümle davulcu rullo gruba geri dönmüştür ve thomas miller yerine mike lepond basçı olarak gruba dahil olmuştur, bu arada.
2002 senesinde ise the odyssey geliyor. bu albümün sound'una çok ısınamıyorum ama gene de bu da aşırı epik bir albüm. grubu neredeyse mainstream'e çıkaran işleri budur diyebilirim. emin gibiyim ki topluluk bundan sonra 5 sene albüm çıkarmamazlık yapmasaydı ve 1-2 sene sonrasında bir albüm daha çıkarsalardı metal müziğin en tanınan gruplarından biri olabilirlerdi. the odyssey ile birlikte çok konser veren, turneden turneye koşturan bir grup oldular. v sonrasındaki albümlerinin tümünde aslında canlıda iyi tınlayacak şarkılar ve sound'lar seçtiklerini/yarattıklarını söyleyebilirim. albüme ismini veren final parçası cidden de destansıdır. bunu eklemesem olmazdı. bir de awakenings isimli muhteçem şarkı... ya da incantations of the apprentice ve inferno'yu da mı eklesem. haha.
2007'de paradise lost çıktı... işte o çok da ısınamadığım işleri bu. bunun temel sebebi ise, gavurların deyişlerinin dilimize çevirisiyle, "masaya yeni bir şey getirmemeleri" diyebilirim. sx, her yeni albümünde teorik bağlamda inovasyonlar, yenilikler yaptı. paradise lost'tan benim tek aldığım şey gaz, gaz, gaz... yani hiç şaşırmadım bu albümdeki herhangi bir fikirlerine ve bu ilk kez oldu. gene de sağlam albümdür. hatta çoğu sx hayranı da bu albümle ilgili görüşlerime katılmaz.
2011'de ise iconoclast geldi. açılış şarkısı (albüme ismini veren parça) öküz gibi iyi. hakikaten yıkıp geçiyorlar. en sevdiğim sx parçalarından biridir bu. albüm ise... yani... az sevdiğim işlerinden biri diyebilirim total olarak baktığımda. gene de iconoclast parçası cidden hükmediyor! 2026 senesinde buraya bir ekleme yapayım dedim. yani bu albümü de bayağı seviyorum ben açıkçası. sadece isim şarkısı iconoclast dışında çıldırtacak kadar iyi bir parça ihtiva etmiyor albüm. when all is lost'u da başlarda olağanüstü bulmuştum ama dinledikçe sadece "çok güzel bir şarkı"ya dönüştü gözümde. zaten syx'in çıtası çok yüksektir. yani bu albüme "az sevdiğim işlerinden biri" demişsem de işte bu grubun ölüsü bile kalite saçar, yargı dağıtır. iconoclast albümü ilk çıktığında, v'dan sonra en iyi albümü demiştim. şimdi düşününce bu kadar yükseğe koymam sanırım ama işte sonuçta orijinal bir albüm ve çok beğeniyorum. kendi özel yeri de var bende yani. bazen sıralamalar o kadar da mühim değil.
şimdilik son albümleri olan underworld ise 2015 senesinde çıktı. ben çok sevdim bu albümü valla. kiss of fire gibi ultra-gaz bir parça da var pakette, without you gibi şehirli ballad'ı da var. kapanış şarkısı legend ise epik bir sonlandırış. diğer parçalarının da çoğunu çok severek dinliyorum şahsen albümün. run with the devil'ın gitar solosu beni uçuruyor mesela.
symphony x, çok istikrarlı ve az ama öz albümlar çıkartmış bir topluluk. eleman değişikliği de pek yaşamadılar. v'dan önce grupta çalan basçı mesela "kişisel meseleler" yüzünden gruptan gitmedi diye biliyorum. veya ilk albümdeki vokalist. böyle şeker gibi insanlar bunlar; öyle bir izlenim veriyorlar en azından. hiçbir skandala falan karışmışlıkları da yok. michael pinnella mesela. şahane bir klavyeci olmasının yanında dünyanın en mütevazı insanı falan olabilir. ahaha. michael romeo gibi bir "boss" ile çalışmaya kimsenin hayır diyebileceğini de düşünmüyorum açıkçası.
seviyorum ülennn bu grubu!
symphony x rocks & rules!
not: paldır küldür yazdım valla. bir kere bile google amcaya danışmadım bunları yazarken. *
90'ların ilk yarısından günümüze gelen önemli progressive metal gruplarından biridir. 8 senedir albüm çıkarmıyorlar ama dağılmış da değiller. hatta yeni bir albüm üzerinde çalıştıklarını da açıklamışlardı. ben bu zamanlar (2023 sonları) yeni albüm gelir diyordum fakat daha bekleyeceğiz gibi görünüyor.
ilk albümlerinden son albümlerine; her işi kaliteli ve sürprizli bir gruptur kanımca, symphony x. bir tek paradise lost isimli, 2007 çıkışlı albümlerine olumlu anlamda şaşıramadım ama onda da the walls of babylon isimli epik bir parça var.
öncelikle grubun 90'lar dönemine girelim.
1994'te kendi isimleriyle çıkarttıkları ilk albümlerindeki vokalist rod tyler her ne kadar russell allen kadar iyi olmasa da, masquerade parçasına onun sinsi ve karanlık sesini daha fazla yakıştırıyorum. bana göre sx'in en iyi şarkılarından biri o ve russell ile de yeni bir versiyonunu sundular lakin ben orijinalini alayım mümkünse; hem vokaller hem de gitar soloları daha nefis bence orijinalinde.
sonrasında 1995'te the damnation game albümü geldi. russell'lı ilk albümleri. çok iyi bir albüm bence ama her parçasına bayılmıyorum eserin. the edge of forever, a winter's dream (part i-ii) gibi harikalıklar var elbette bu işte. ayrıca albüme ismini veren şarkı ve dressed to kill de fevkaladedir.
gelgelelim, the divine wings of tragedy ile 1996'da ilk dev adımını atmıştır amerikalı grup; bir sonraki albümüyle yani. bu albüm baştan sona harikuladedir. out of the ashes, the accolade ve albüme ismini veren parça ekstra güzel olanlarıdır.
sonra 1998'de gelen albüm twilight in olympus sanki ufak bir geri adım gibi olsa da bu da çok iyidir aslında. jason rullo'nun kendisine sakladığı gerekçelerle gruptan ayrılmasıyla tom walling* baget sallama işini devralmıştır burada ki hiç de fena bir iş çıkartmamış olsa da rullo'suz symphony x çok da yahşi değil. neyse, through the looking glass (part i-ii-iii) başta olmak üzere bu albümdeki şarkılar da çok iyidir.
ve 90'lar bitiyor, 2000'ler başlıyor... v: the new mythology suite albümlerini 2000 senesinde çıkarttılar ve ben de bu sene ve bu albümle kendileriyle tanışmıştım zaten. ilk dinlememde sound'unu çok tuhaf bulup, "bi daha dinlemem herhalde..." demiştim ama elimde başka fazla yeni cd olmadığından bir iki kere daha dinledim ve müzik algım değişti diyebilirim. hala da en sevdiğim iki albümden biridir v. diğeri için, bakınız: beyond twilight - for the love of art and the making. v albümleri cidden mükemmel ve kusur içermeyen tek albümleri diyebilirim, kendi adıma. başkaları farklı düşünebilir bu hususta elbette. epik oğlu epik bir albümdür v. yani ne yazsam eksik kalır. gene de fallen ve rediscovery (part ii) - the new mythology parçalarına özel dikkat çekebilirim. ha, bu albümle davulcu rullo gruba geri dönmüştür ve thomas miller yerine mike lepond basçı olarak gruba dahil olmuştur, bu arada.
2002 senesinde ise the odyssey geliyor. bu albümün sound'una çok ısınamıyorum ama gene de bu da aşırı epik bir albüm. grubu neredeyse mainstream'e çıkaran işleri budur diyebilirim. emin gibiyim ki topluluk bundan sonra 5 sene albüm çıkarmamazlık yapmasaydı ve 1-2 sene sonrasında bir albüm daha çıkarsalardı metal müziğin en tanınan gruplarından biri olabilirlerdi. the odyssey ile birlikte çok konser veren, turneden turneye koşturan bir grup oldular. v sonrasındaki albümlerinin tümünde aslında canlıda iyi tınlayacak şarkılar ve sound'lar seçtiklerini/yarattıklarını söyleyebilirim. albüme ismini veren final parçası cidden de destansıdır. bunu eklemesem olmazdı. bir de awakenings isimli muhteçem şarkı... ya da incantations of the apprentice ve inferno'yu da mı eklesem. haha.
2007'de paradise lost çıktı... işte o çok da ısınamadığım işleri bu. bunun temel sebebi ise, gavurların deyişlerinin dilimize çevirisiyle, "masaya yeni bir şey getirmemeleri" diyebilirim. sx, her yeni albümünde teorik bağlamda inovasyonlar, yenilikler yaptı. paradise lost'tan benim tek aldığım şey gaz, gaz, gaz... yani hiç şaşırmadım bu albümdeki herhangi bir fikirlerine ve bu ilk kez oldu. gene de sağlam albümdür. hatta çoğu sx hayranı da bu albümle ilgili görüşlerime katılmaz.
2011'de ise iconoclast geldi. açılış şarkısı (albüme ismini veren parça) öküz gibi iyi. hakikaten yıkıp geçiyorlar. en sevdiğim sx parçalarından biridir bu. albüm ise... yani... az sevdiğim işlerinden biri diyebilirim total olarak baktığımda. gene de iconoclast parçası cidden hükmediyor! 2026 senesinde buraya bir ekleme yapayım dedim. yani bu albümü de bayağı seviyorum ben açıkçası. sadece isim şarkısı iconoclast dışında çıldırtacak kadar iyi bir parça ihtiva etmiyor albüm. when all is lost'u da başlarda olağanüstü bulmuştum ama dinledikçe sadece "çok güzel bir şarkı"ya dönüştü gözümde. zaten syx'in çıtası çok yüksektir. yani bu albüme "az sevdiğim işlerinden biri" demişsem de işte bu grubun ölüsü bile kalite saçar, yargı dağıtır. iconoclast albümü ilk çıktığında, v'dan sonra en iyi albümü demiştim. şimdi düşününce bu kadar yükseğe koymam sanırım ama işte sonuçta orijinal bir albüm ve çok beğeniyorum. kendi özel yeri de var bende yani. bazen sıralamalar o kadar da mühim değil.
şimdilik son albümleri olan underworld ise 2015 senesinde çıktı. ben çok sevdim bu albümü valla. kiss of fire gibi ultra-gaz bir parça da var pakette, without you gibi şehirli ballad'ı da var. kapanış şarkısı legend ise epik bir sonlandırış. diğer parçalarının da çoğunu çok severek dinliyorum şahsen albümün. run with the devil'ın gitar solosu beni uçuruyor mesela.
symphony x, çok istikrarlı ve az ama öz albümlar çıkartmış bir topluluk. eleman değişikliği de pek yaşamadılar. v'dan önce grupta çalan basçı mesela "kişisel meseleler" yüzünden gruptan gitmedi diye biliyorum. veya ilk albümdeki vokalist. böyle şeker gibi insanlar bunlar; öyle bir izlenim veriyorlar en azından. hiçbir skandala falan karışmışlıkları da yok. michael pinnella mesela. şahane bir klavyeci olmasının yanında dünyanın en mütevazı insanı falan olabilir. ahaha. michael romeo gibi bir "boss" ile çalışmaya kimsenin hayır diyebileceğini de düşünmüyorum açıkçası.
seviyorum ülennn bu grubu!
symphony x rocks & rules!
not: paldır küldür yazdım valla. bir kere bile google amcaya danışmadım bunları yazarken. *
devamını gör...
keşke yanımızda olsaydı dediklerimiz
özkan uğur
gideli 3 ay olsa da hâlâ şaka gibi geliyor, isterse şarkı söylemesin. yaşadığını bilmek yetiyordu.
gideli 3 ay olsa da hâlâ şaka gibi geliyor, isterse şarkı söylemesin. yaşadığını bilmek yetiyordu.
devamını gör...
normal sözlük
neden hep sözlüğe birşey oluyormuş gibi entry giriliyor anlamıyorum. herkes yazıyor işte troller de yok. illa abuk subuk başlıklar mı görmek istiyorsunuz? ne güzel işliyor işte sol frame. sakin olalım vakit birlik olma vakti. bu sözlük hepimizin sahip çıkalım. güzel yazanları küstürmeden.
devamını gör...
filozof atakan'ın yeni kariyer planı
halen de bu bebenin hiç kitap okumadığı tamamen bir viral reklam olduğu açıklanmadı. bizim kitap okumayan türk halkı sadece inanır bunun gerçek olduğuna.
devamını gör...
sallantı
zemin ve zeminden bağımsız her şey kendi yörüngesinde sallanıyor. durduramıyorum.
devamını gör...
sait faik abasıyanık
pembe rengini ve hayvanları çok sevdiği için hayvan çiftliği kitabı alan kıza "sen hayırdır?" demiş olan yazar..
devamını gör...

