zaman tüneli
ev beyi
ev adamı. ev insanı ev canlısı ev.
devamını gör...
ev hanımı olmanın dayanılmaz cazibesi
dayanılmaz evet. dayanamayıp çalışıyoruz çalışmak iyidir yeğen. tabii tercih meselesidir o ayrı.
devamını gör...
hanımeli çiçeğinin balını emmek
eski ballar, eski çiçekler kalmadı
hangi çiçeğe baksam hepsi patlıcan kurusu gibi
ballar desen glikoz şurubu.
üzgünüz ve ağlamaklı.
hangi çiçeğe baksam hepsi patlıcan kurusu gibi
ballar desen glikoz şurubu.
üzgünüz ve ağlamaklı.
devamını gör...
hanımeli çiçeğinin balını emmek
evet kardeşim tüm klitorisler senin olsun en iyi sen emiyorsun bravo.
devamını gör...
eşinin çalışmasını istemeyen erkek
haklı erkek. bakamıyosanız evlenmeyin kardeşim.
bi kadınımı ne idüğü belirsiz yerlerde, milletin ağız kokusunu çeksin diye mi 2 metre altın kemer verip aldım ya.??.?
bi kadınımı ne idüğü belirsiz yerlerde, milletin ağız kokusunu çeksin diye mi 2 metre altın kemer verip aldım ya.??.?
devamını gör...
hanımeli çiçeğinin balını emmek
bunu yapan nesil farkında olmadan klitorise nasıl müdahele edilmesi gerektiğini de öğrenmiştir. hem bal veriyor hem kadın mutlu ediyor. mükemmel bir çiçek.
edit:hiçbir cümlede "ben" geçmemesine rağmen gelip 3 iq'nuz ile mabadınızdan anladığınız yazıya aforizma kasmayın.
edit:hiçbir cümlede "ben" geçmemesine rağmen gelip 3 iq'nuz ile mabadınızdan anladığınız yazıya aforizma kasmayın.
devamını gör...
ev beyi
karısı çalışırken ev işleri ile ilgilenen kılıbıkvari erkeğe denir.
devamını gör...
geceye bir türkü bırak
müslüm gürses - işte ahvalimiz böyledir dostlar
devamını gör...
seni asla bırakmayacağım diyen herkesin bırakması
insan ruhu da tıpkı cennet ve cehennem gibi... kat kat. her bir katta bahçeler, azap çukurları, çiçekler ve ateşler vardır. cehennemine inildikçe kendi kötülüklerinle yüzleşirsin. mazinin karanlığı bitmez bir gölge gibi takip eder seni. söylediğin yalanlar, kırdığın kalpler, kıskançlıklar, haksızlıklar, hainlikler, kötü niyetler dikilir karşına. bir zamanlar kalpten ettiğin ve bozduğun yeminler, ölümsüz hayaletler gibi karşında durur. işte o vakit anlarsın; insan: ben bunu yapmam dedi mi bir kere... şeytan, işini gücünü bırakır, onu yaptırana kadar uğraşır.
never say never...
devamını gör...
alfa kuşağı
breh breh breh.. ! (e tabi klasik alfabe z'de bitti. artık alfa, beta, gamalara gelindi dimi.)
ben asıl daha daha sonrakileri merak ediyorum.. netice de bu seri de bir tarihte bitecek. n'olacak peki; mors alfabesine mi geçilecek mesela:
"biz iki tık tık bir tire kuşağıyız uleeyynn" diyen gençler mi çıkacak.. kuşaksız kalacak halleri yok zaar.. :)
ben asıl daha daha sonrakileri merak ediyorum.. netice de bu seri de bir tarihte bitecek. n'olacak peki; mors alfabesine mi geçilecek mesela:
"biz iki tık tık bir tire kuşağıyız uleeyynn" diyen gençler mi çıkacak.. kuşaksız kalacak halleri yok zaar.. :)
devamını gör...
ev hanımı olmanın dayanılmaz cazibesi
her genç kızın hayallerini süsleyen olay. zaten bütün işi makineler yapıyo, sen evde oturup pembe sunum hazırlıyosun.
instagrama da “işler bittiiii, sıra keyif kahvemizde” diye fotoyu attın mıydı tamamdır.
instagrama da “işler bittiiii, sıra keyif kahvemizde” diye fotoyu attın mıydı tamamdır.
devamını gör...
meteoroloji (yazar)
yuce rabbım su nickaltında yalvarıyorum muhalifin bilgilisini istiyorum senden, bunların aptalı başka olup kimseyi sallandırmıyor falan diyorlar.
devamını gör...
seni asla bırakmayacağım diyen herkesin bırakması
daha zengini ve kaslısını bulunca gerçekleşen olay. yani zengin ve kaslıdan uzak durucan abi.
ne biliyim, lüks otelde tatil yapmayın mesela. orda zengin kaslı çok oluyo çünkü. atletli dayıların denizde debelendiği kıyıları tercih edin.
zengin kaslı gördün mü yolunu değiştir yani.
ne biliyim, lüks otelde tatil yapmayın mesela. orda zengin kaslı çok oluyo çünkü. atletli dayıların denizde debelendiği kıyıları tercih edin.
zengin kaslı gördün mü yolunu değiştir yani.
devamını gör...
cahit berkay
azıcık makyajla çok süper pennywise olacağını düşünürüm hocamızın. yüz hatları aşırı uygun bence pennywise olmaya. müziğini de severim gerçi. keşke sinemaya da açılsaydı 27 senede bir.
devamını gör...
seni asla bırakmayacağım diyen herkesin bırakması
seni asla bırakmayacağım diyenler ilk gidecek olanlardır buna şaşırmak için ergen olmak gerekir.
hayatın gerçeklerinden biridir. ben de bırakırım bu sözü söylesem. bu söz tılsımlıdır. söylendiği an sakata geleceğinizi anlayın.
hayatın gerçeklerinden biridir. ben de bırakırım bu sözü söylesem. bu söz tılsımlıdır. söylendiği an sakata geleceğinizi anlayın.
devamını gör...
parayla saadet olmaz
valla parayı bi verin bakalım oluyo mu olmuyo mu kendimiz test edip görelim
devamını gör...
seni asla bırakmayacağım diyen herkesin bırakması
(bkz: seni asla terk etmeyeceğim diyen sevgili)
girilen entry: #2285379
entry'e gitmek istemeyenler için amme hizmeti;
diyen sevgili, diyen arkadaş, diyen bla bla bla...
çok seviyoruz büyük büyük konuşmaları ve bunları duymayı. kendimize gelmemiz gereken bir konu bu aslında.
- hep yanımda ol.
+ sana bunun için söz veremem. eğer sana; hayatımın sonuna kadar yanındayım ve seni seveceğim dersem bu yalandan başka bir şey olmaz. fakat buradayken, birlikteyken, hayat bizi birlikte tuttuğu müddetçe elini tutacağım.
aramızda şöyle bir diyalog geçen o dönemki sevgilim, bir süre sonra ettiğimiz bir kavgada bu cümlemi ''beni ilk yarı yolda bırakışın oydu, çok vurmuştu söyleyememiştim. gözün kapalı sonsuza kadar seveceğim bile diyemiyorsun.'' demişti. bu ruh halinden korkmuştum ama geri adım atmamıştım. o günden sonra hayatıma giren kimseye karşı da farklı bir şey söylemedim. bundan sonra da hayatıma biri girerse bunu demekten çekinmeyeceğim.
bana karşı söylendiği zaman ise hemen irite oluyorum. sahte çünkü, samimiyetsiz.
işin özü dürüst olun, gerçekçi olun. bırakın, seveceğimiz varsa severiz zaten. yaşayarak görmeye ne dersiniz?
girilen entry: #2285379
entry'e gitmek istemeyenler için amme hizmeti;
diyen sevgili, diyen arkadaş, diyen bla bla bla...
çok seviyoruz büyük büyük konuşmaları ve bunları duymayı. kendimize gelmemiz gereken bir konu bu aslında.
- hep yanımda ol.
+ sana bunun için söz veremem. eğer sana; hayatımın sonuna kadar yanındayım ve seni seveceğim dersem bu yalandan başka bir şey olmaz. fakat buradayken, birlikteyken, hayat bizi birlikte tuttuğu müddetçe elini tutacağım.
aramızda şöyle bir diyalog geçen o dönemki sevgilim, bir süre sonra ettiğimiz bir kavgada bu cümlemi ''beni ilk yarı yolda bırakışın oydu, çok vurmuştu söyleyememiştim. gözün kapalı sonsuza kadar seveceğim bile diyemiyorsun.'' demişti. bu ruh halinden korkmuştum ama geri adım atmamıştım. o günden sonra hayatıma giren kimseye karşı da farklı bir şey söylemedim. bundan sonra da hayatıma biri girerse bunu demekten çekinmeyeceğim.
bana karşı söylendiği zaman ise hemen irite oluyorum. sahte çünkü, samimiyetsiz.
işin özü dürüst olun, gerçekçi olun. bırakın, seveceğimiz varsa severiz zaten. yaşayarak görmeye ne dersiniz?
devamını gör...
seni asla bırakmayacağım diyen herkesin bırakması
insanoğlu çiğ süt emmiş sözü herhalde 1000 seneliktir. ne bırakmayanlar gördü bu gözler.
ama en ufak menfaati veya egosu zarar görünce hemen en yakın kapıyı aradı o gözler.
ya biz yanlış yetiştirildik, ya da bu geleceğe uygun değiliz. zaman her şeye ilaç demişlerdi, biz öyle öğrenmiştik meğer her güzel şeyin katiliymiş. tabi bunları düşünürken, söylerken kimsenin umurunda olmamak ve o sahte mutluları izlemekle yetiniyoruz.
hesap var elbet. tek tutunduğumuz dal o galiba. onu da ancak canımızı teslim edince öğreneceğiz.
ama en ufak menfaati veya egosu zarar görünce hemen en yakın kapıyı aradı o gözler.
ya biz yanlış yetiştirildik, ya da bu geleceğe uygun değiliz. zaman her şeye ilaç demişlerdi, biz öyle öğrenmiştik meğer her güzel şeyin katiliymiş. tabi bunları düşünürken, söylerken kimsenin umurunda olmamak ve o sahte mutluları izlemekle yetiniyoruz.
hesap var elbet. tek tutunduğumuz dal o galiba. onu da ancak canımızı teslim edince öğreneceğiz.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
her pazar taksim'e gittiğim için, üstelik bunu bir de süslenip püslenip en özenli halimle yaptığım içim annem bir sevgilim var zannediyor. anne, bir sevgilim olsa haftada bir mi buluşurum? neyse...
bugün yine bir pazar adeti olarak taksimdeyim. her zamanki kafemde. pazar günü olduğu için oldukça kalabalıktı ve biraz geç gitmemden mütevellit, içeride yer bulamadım. üşüyeceğimi bilmeme rağmen dışarıda bir masaya çöreklendim.
kahve almak üzere içeriye gittiğimde daha önce denemediğim bir kahve almaya karar verdim. barista sorduğu birkaç sorunun ardından bana pek çok seçenek sundu. ben de bir zamanlar çok aradığım "lavantalı dondurma" nın etkisiyle, "lavantalı kahve nasıl olur acaba?" diye düşünerek lavantalı kahveyi seçtim. aman allahım! bu nasıl kötü bir tat? sanki içeceği ağzımla değil de burnumla içiyormuşum gibiydi. hem tadı hem de kokusu burnuma kadar geldi, hissettim. kahvenin bütün tadını baskılamakla beraber içinde hoş bir tat da bırakmamış.
her neyse. buna rağmen 1,5 saat orada vakit geçirdim. kafeye gelmeden önce hakikat kırtasiye'ye uğramış ve biten malzemelerimi tammalamıştım. 300 gramlık kağıt almayı unutmuşum. fark edince "belki yetişirim" umudu ile alel acele yerimden kalktım ama yetişemedim. çünkü zaten kapanmasına 27 dakika vardı ve ben sirkeci'ye indiğimde 2 dakika kalmıştı. buna biraz üzüldüm. hatta moralimi bozdu. ama sonra dedim ki: "nasılsa elimdeki kağıt tümüyle bitmiş değil. onu da haftaya alırız, ne yapalım?"
sonrasııı, işte eve geldim. aldığım boyaları denemek için biraz resim yaptım. çok hoşuma gitti. verniklemediğim resimleri vernikledim. bu esnada da 4-5 tane psikoloji videosu dinledim. ilk video hariç diğerlerini ben açmadım. kendileri otomatik oynatmada açıldı. son 2 videonun oldukça canımı yaktığını söyleyebilirim. biraz nefesimi tutarak hatta zaman zaman yutkunamayarak, huzurum kaçmış bir şekilde dinledim.
sonra odada gün sonu temizliği yaptım. fırçaları yıkadım ve peteğin üstüne koydum. kurumasını bekleyip yerine yerleştirdim. " atılacak bir şey var mı?" diye düşünüp çöplerden kurtuldum. bugün kullandığım çantayı boşalttım. yeni aldığım boyaları yerleştirdiğim ve boya dolabını düzenledim. halihazırda var olan kalemliğimi attım. haftaya yenisini almayı düşünüyorum. biraz ksu ile konuştum. dimka'dan dolayı çok yorgun. :( ama ne yapabilirizki? bir hiç.
ve işte en sonunda cilt bakımını yaptım ve yataktayım. cildim serumları emsin diye beklerken böyle bir yazı yazmaya karar verdim. ( siparişlediğim fırçaların gelmesini 4 gözle bekliyorum. denemek için sabırsızlıkla bekliyorum. - ki zaten tersini söylesem abes olurdu. çünkü kişiliğim düşünüldüğünde sabır mefhumundan bi'haber bir kişiyim. -
iyi keçiler! ;)
bugün yine bir pazar adeti olarak taksimdeyim. her zamanki kafemde. pazar günü olduğu için oldukça kalabalıktı ve biraz geç gitmemden mütevellit, içeride yer bulamadım. üşüyeceğimi bilmeme rağmen dışarıda bir masaya çöreklendim.
kahve almak üzere içeriye gittiğimde daha önce denemediğim bir kahve almaya karar verdim. barista sorduğu birkaç sorunun ardından bana pek çok seçenek sundu. ben de bir zamanlar çok aradığım "lavantalı dondurma" nın etkisiyle, "lavantalı kahve nasıl olur acaba?" diye düşünerek lavantalı kahveyi seçtim. aman allahım! bu nasıl kötü bir tat? sanki içeceği ağzımla değil de burnumla içiyormuşum gibiydi. hem tadı hem de kokusu burnuma kadar geldi, hissettim. kahvenin bütün tadını baskılamakla beraber içinde hoş bir tat da bırakmamış.
her neyse. buna rağmen 1,5 saat orada vakit geçirdim. kafeye gelmeden önce hakikat kırtasiye'ye uğramış ve biten malzemelerimi tammalamıştım. 300 gramlık kağıt almayı unutmuşum. fark edince "belki yetişirim" umudu ile alel acele yerimden kalktım ama yetişemedim. çünkü zaten kapanmasına 27 dakika vardı ve ben sirkeci'ye indiğimde 2 dakika kalmıştı. buna biraz üzüldüm. hatta moralimi bozdu. ama sonra dedim ki: "nasılsa elimdeki kağıt tümüyle bitmiş değil. onu da haftaya alırız, ne yapalım?"
sonrasııı, işte eve geldim. aldığım boyaları denemek için biraz resim yaptım. çok hoşuma gitti. verniklemediğim resimleri vernikledim. bu esnada da 4-5 tane psikoloji videosu dinledim. ilk video hariç diğerlerini ben açmadım. kendileri otomatik oynatmada açıldı. son 2 videonun oldukça canımı yaktığını söyleyebilirim. biraz nefesimi tutarak hatta zaman zaman yutkunamayarak, huzurum kaçmış bir şekilde dinledim.
sonra odada gün sonu temizliği yaptım. fırçaları yıkadım ve peteğin üstüne koydum. kurumasını bekleyip yerine yerleştirdim. " atılacak bir şey var mı?" diye düşünüp çöplerden kurtuldum. bugün kullandığım çantayı boşalttım. yeni aldığım boyaları yerleştirdiğim ve boya dolabını düzenledim. halihazırda var olan kalemliğimi attım. haftaya yenisini almayı düşünüyorum. biraz ksu ile konuştum. dimka'dan dolayı çok yorgun. :( ama ne yapabilirizki? bir hiç.
ve işte en sonunda cilt bakımını yaptım ve yataktayım. cildim serumları emsin diye beklerken böyle bir yazı yazmaya karar verdim. ( siparişlediğim fırçaların gelmesini 4 gözle bekliyorum. denemek için sabırsızlıkla bekliyorum. - ki zaten tersini söylesem abes olurdu. çünkü kişiliğim düşünüldüğünde sabır mefhumundan bi'haber bir kişiyim. -
iyi keçiler! ;)
devamını gör...
