zaman tüneli

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

cok bilgim olmayan.

life of pi nin cekimlerinin bir kısmının montreal de oldugunu biliyorum.
sucker punch ın kanada filmi oldugunu biliyorum.
the butterfly effect in aynen.
bir de mr nobody nin kanada fransa belcika ortak yapımı oldugunu biliyorum.
devamını gör...

bu ülke bi' mizah ülkesi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başa sarıp sarıp tekrar izlemelik bi iş yapmış adamlar.
giray altınok zaten beğeniliyordu ama bu başka bir seviye olmuş, her sahnesi her cümlesi ayrı olay adamın. mizah yapacağım diye çok zorlama şeyler de izledik, prens öyle değil kendine has yeni bir mizah anlayışı yaratmış.

karakterlerin hepsi iyi ama elçi sangu ve köle dümdüz dururken bile kahkaha attırıyor. sangu'nun küçük kelime oyunları da çok başarılı. bazı ünlü oyuncular fazla kasıntı durmuş yalnız. elçin sangu ve burcu özberk misal.
bir de hasharia'nın "gerizakalı" demesinden gına geliyor bir yerden sonra.

her sezon bir öncekinden daha iyi, 3. sezon en iyisi olmuş. finali osmanlıyla yapmaları da zekice. prens'e bi adab-ı muaşeret dersi şarttı tabi.

bu arada giray altınok prens karakterini bi arkadaşından esinlenerek yarattığını söylemişti, nasıl biriyse artık ülkenin en iyi komedi dizisinin ilham kaynağı olmuş adam.
4.sezonun çekimlerine de 2026'nın ortalarında başlanacakmış. böyle giderse 10. sezon dahi gelir, beklenti yüksek. hadi bakalım.

edit: yalnız 3. sezonun son bölümünde ağlattı, olmadı bu..
devamını gör...

acun'un hukukçuları şimdi harıl harıl mevzuat çalışıyorlardır. (hayır şeyma için değil, şeyma'ya ödenmekte olan nafaka ve tazminat vs. den sıyırtabilir miyiz diye. öyle ya şeyma gözaltındayken nihayeti ne kadar para ihtiyacı olabilir ki. keza sürdüreceği yaşam standardı için gerekecek miktar da düştü.)
edit: başlıktaki tutuklama gözaltı olarak editlendi. -ki yasal karar da o yöndedir- tanımı da editlemek gerekti. bilginiz olsun.
devamını gör...

aşk...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

devil in the detail.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yazma diyince yazmıyorlar.*
devamını gör...

cin i kafamıza dikiyoruzdur?

şahsen ben london dry ve tonik ile seviyorum.
devamını gör...

önce gebze'de provası yapılır.
devamını gör...

"cinlerim tepeme çıktı" diyen insana sorsak bilemez. dolayısıyla cinlere sorulması gereken sorudur.

neden durduk yere adamın tepesine çıkıyorsunuz işsiz herifler?
devamını gör...

aklıma bir siyasetçi geliyor ama mahpusa girmek için çok gencim.
devamını gör...

bitmiyor ankara romantikleri.

herhangi bir şehirde aşık olmaktan farksız durumdur. bir şehrin bu kadar romantize edilmesini de gereksiz buluyorum.
devamını gör...

valla kimseye de güven olmuyor ki.. dün zürrüyetsiiizz.. diye bağırdığı zürriyetsizi baştacı yapıp onunla kolkola giren zürriyetli tanıyorum.
al birini vur ötekine.. yani zürriyet falan hikaye..
devamını gör...

#3837261
5 de yetmez 10 milyon.
devamını gör...

sanki hepsi hasret senin nefesine
sen...
devamını gör...

kanada ya dair cok bi sey bilmedigimi fark ettim.
the english patient ı biliyorum.
life of pi yi biliyorum.
baska kanada yapımı bi sey gelmiyor aklıma.
2026 da biraz kanada edebiyatı okumaya niyet ettim;)

kanadalılara dair bildigim tek sey de asırı kibar ve naif insanlar oldukları.
devamını gör...

senaryosu mustafa nebi filik tarafından yazılan ve tuğçe kayaarası tarafından yönetilen 19 dakikalık kısa film; bu sene yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
film bu sene yayınlanmış olsa da olaylar 2023 yılında geçmekte ve 6 şubat depreminde ailesini yitiren genç bir annenin son umudunu konu almaktadır.

genç kadının öğretmen eşi ve çocuğu depremde hayatını kaybeder, deprem olduğu zaman hâmiledir ve onu hayata bağlayan tek kişi ise doğmamış evlâdından başkası değildir.

genç kadın pansiyon işletmektedir ama işler hep böyle rast gitmeyecektir, işi kötüye gittiği için artık sadece ördüğü örgüleri satarak geçimini sağlayacaktır, kızı dünyaya gelmiş ve aradan yıllar geçmiştir.

kızı okullu olur, kendisinin tek ve son umudu odur, kalbindeki acılara dayanabilmesinin en büyük nedenidir, ondan başka kimsesi de yoktur.

kızının okullu olması ve annesini gururlandırmasıyla filmimizin sonlarına doğru yaklaşırız.

benim için duygusal sayılabilecek bir kısa filmdi, konusu ve oyunculuklar çok üst düzeyde değildi belki ama düşündürmeyen hiçbir yanı da yok değildi.

yaşanılan kayıplara rağmen kişinin umudunu muhafaza etmesi gerektiğini hatırlatan bir kısa filmdi.

bana düşündürdüğü en büyük şey şu oldu;

bazen artık yaşamak istemezsin, kaybetmişsindir, daha ne kadar acı çekebilirim ki dersin ama sevdiğin bir insandan geriye kalan tek şey senin yaşama sebebin olur...

devamını gör...

kaygılı bağlanmanın özellikleri:

- *kontrol ihtiyacı:* kişi, partnerinin sürekli yanında olmasını ve onu kontrol etmesini ister.
- *sevgi arayışı:* kişi, partnerinden sürekli sevgi ve onay bekler.
- *korku ve endişe:* kişi, partnerinin kendisini terk edeceği veya sevmediği korkusuyla yaşar.
- *bağımlılık:* kişi, partnerine aşırı derecede bağımlıdır ve onsuz yapamaz.

ilginç. kaygılı bağlanma problemim olduğunu öğrendim.
devamını gör...

hedef 5 milyon...
devamını gör...

geçenlerde bir görsel atmıştım bazı arkadaşlar itiraz etmiş o zaman bize de sapla butonuna basmak düşer. *

insan doğasını zerre bilmeden laboratuvar ortamında üretilmiş, teoride pırlanta gibi parlayan ama gerçek hayatta sscb de, kübada,venezüela da, korede, çinde ve hatta marsta bile çalışmayacak o meşhur ideolojik mastürbasyon.

herkes eşittir bir masaldır, sosyalizm, kağıt üzerinde sınıfsız bir toplum vaat ederken; pratiğe döküldüğünde karşımıza devasa, hantal ve her şeye burnunu sokan bir devlet aygıtı çıkarır. tam bu noktada faşizm ile yolları, sanki aynı liseden mezun olmuşlar gibi kesişir.

birey ne ola ki?: her iki sistem de "toplumun ali menfaatleri" uğruna bireyi bir dişli çarkına indirger. faşizm bunu "ulus/ırk" yada “ulus/millet” sosuyla servis eder, sosyalizm ise "proletarya/sınıf" sosuyla. sonuç değişmez: sabah kaçta kalkacağından neyi alkışlayacağına kadar devlet karar verir.

kollektif mallık: ikisinde de devlet bir "tanrı-kurum" haline gelir. farklı sesler korodan çıkarılır, aykırı notalar ise genellikle çalışma kamplarında son bulur.

ekonomik sömürü sosyalizmin ekonomik teorisi, aslında olmayan bir pastayı adilce bölüştürmeye çalışırken pastaneyi yakma hikayesidir.

teşvik mekanizmasının g.te gelmesi: kapitalizm, insanın en ilkel ama en güçlü motoru olan "kendini geliştirme ve daha fazlasına sahip olma" güdüsünü (kâr hırsı) üretim için yakıt olarak kullanır. bir kapitalist, daha iyi bir ayakkabı üretir çünkü daha çok satmak ister. sosyalizmde ise "zaten maaşım aynı, neden daha iyi bir cıvata üreteyim ki?" diyen bir işçinin elinde sistem yavaş yavaş paslanır.

fiyat mekanizması nerede lan allahsız gomünisler: kapitalizmde fiyatlar bir sinyaldir; arz ve talep arasındaki dengenin gps’idir. sosyalizmde fiyatlar merkezden belirlendiği için, sistem kör bir dev gibidir. bir bakarsınız ülkede milyonlarca sol ayak ayakkabısı üretilmiş ama kimsenin giyecek sağ ayakkabısı kalmamış.


kapitalizm kusursuz mu? kesinlikle hayır, hatta bazen oldukça vahşi. ancak bir üstünlüğü var: üretim odaklı olması. kapitalist sistem, "önce o kaynağı yaratalım, sonra (belki) paylaşırız" der. sosyalizm ise "kaynağı nasıl paylaştıracağımızı bulalım" derken, eldeki kaynağı da verimsizlik denizinde boğar.

sosyalizm, bir toplumun tamamını tek bir dev şirkete (devlet) dönüştürmeye çalışır. ancak bu şirketin ne ik departmanı düzgün çalışır ne de ar-ge'si.

20 yılda araba almak: sovyetler'de bir araba almak için 10 yıl sıra beklerdiniz. sonunda aldığınız o lada, 1960'ların teknolojisini 1980'lerde size sunardı. neden? çünkü rekabet yoktu. "daha iyisini yapmazsam batarım" korkusunun olmadığı yerde, teknolojik gelişme sadece askeri sanayiye hapsolur.

kore deneyi: aynı genetik yapıya, aynı dile ve aynı tarihe sahip bir halkı ortadan ikiye böldüler. birine "merkezi planlama" (kuzey), diğerine "vahşi piyasa" (güney) verdiler. bugün biri dünyayı kasıp kavuran akıllı telefonlar ve diziler üretiyor, diğeri ise sadece "büyük lider" fotoğrafları ve kıtlık haberleri. bu, ekonomik teorinin en acımasız sağlamasıdır.

kapitalizm, sadece bir ekonomik sistem değil, aynı zamanda bir "verimlilik takıntısı" dır. peki nasıl bu kadar büyüdü?

sanayi devrimi ve artık değerin yeniden yatırımı: kapitalizmin sırrı, kazandığı parayı yemek yerine onu tekrar makinaya yatırmasıdır. sosyalizmde devlet bu parayı "sosyal yardım" veya "bürokrasi" için eritirken, kapitalist yeni bir fabrika açar.

ölçek ekonomisi: kapitalizm "herkesin bir tane olsun" demez, "herkese ucuza milyonlarca satayım" der. bu hırs, üretimi o kadar devasa boyutlara taşır ki, bugün orta sınıf bir insanın sahip olduğu imkanlar, 200 yıl önceki bir kralın hayal bile edemeyeceği seviyeye gelir.

yaratıcı yıkım: sosyalizmde verimsiz bir fabrika "işçiler işsiz kalmasın" diye 50 yıl boyunca devlet zararıyla ayakta tutulur. kapitalizmde ise verimsiz olan batar, yerine yenisi gelir. acımasızdır ama sistemin taze kalmasını sağlar.

birçok kişi bu ikisini zıt kutuplar sansa da, ekonomi yönetiminde birbirlerinin "aynalı görüntüsü" gibidirler.

şirketçilik ve devletçilik: faşizmde (özellikle mussolini italyası ve nazi almanyası) mülkiyet kağıt üzerinde şahıslardadır ama neyi, ne kadar, hangi fiyata üreteceğinize devlet karar verir. sosyalizmde ise mülkiyet zaten direkt devletindir.

sonuç ikisinde de serbest piyasanın "fiyat sinyalleri" susturulur. devlet, ekonomiyi bir ordu gibi yönetmeye çalışır. ancak ekonomi orduya benzemez; ekonomi daha çok bir ormana benzer. kendi dengesini bulması gerekir, aksi takdirde ağaçlar kurur.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim