zaman tüneli
hobi olarak zincir marketleri gezmek
hobi olarak gezdiğim tek zincir market macrocenter.
onda değişik ürünler olabiliyor bazen.
nadiren de file, onun da kendine ait "aaa bu neymiş acaba?" sorusu sordurma özelliği var.
migros-a101-bim-şok vs zaten tamamen aynı ürün yelpazesi artık, sıkıcı.
#3839482
yalnız yüz kızartıcı suçu da böyle anlatmak olmamış sevgili yazar.
hırsızlık serbest falan değildir, vicdani bir sorumluluktur.
onda değişik ürünler olabiliyor bazen.
nadiren de file, onun da kendine ait "aaa bu neymiş acaba?" sorusu sordurma özelliği var.
migros-a101-bim-şok vs zaten tamamen aynı ürün yelpazesi artık, sıkıcı.
#3839482
yalnız yüz kızartıcı suçu da böyle anlatmak olmamış sevgili yazar.
hırsızlık serbest falan değildir, vicdani bir sorumluluktur.
devamını gör...
hobi olarak zincir marketleri gezmek
çocukken hobi olarak zincir ya da değil fark etmeksizin marketlerde soygun yapıyorduk. zincir olanları soymak daha kolaydı. o zamanlar güvenlik kamerası ya da kapıda öten alarmlar yoktu. çaktırmadan cebe atabildiğin her şeyi götürmek serbestti. zaten çaktırmadığın sürece yasak diye bir şey yoktur. çaktırma. işin püf noktası bu.
devamını gör...
soundcore space q45
ben bu segmentte bundan daha dandik bir kulaklık daha görmedim.
daha önce jbl kulaklık kullanıyordum. uzun bir süre kullandıktan sonra bozuldu. jbl'de şikayetçi olduğum tek şey kulaklığın, kulağımı sarmaması ve üzerinde durması idi.
bu sefer kulağı saran bir şey almak istedim. araştırdım ve izlediğim videolardan en iyi seçimin soundcore space q45 olduğu kanaatine vardım. jbl kulaklığın fiyatı 1500 civarında iken bu süprüntüye 4500 tl saydım.
sonuç:
- kulaklığı her açtığımda, windows'un tekrar görmesi için 40 takla atmam
- ergonomi olarak jbl'den daha rahatsız edici olması.
- terleme yapması
- ses kalitesinin ise yine jbl'in eline dökememesi
parayla rezil olmak deyimini yaşıyorum şu anda. gelecek ay bir jbl alıp bunu da kızıma vereceğim.
daha önce jbl kulaklık kullanıyordum. uzun bir süre kullandıktan sonra bozuldu. jbl'de şikayetçi olduğum tek şey kulaklığın, kulağımı sarmaması ve üzerinde durması idi.
bu sefer kulağı saran bir şey almak istedim. araştırdım ve izlediğim videolardan en iyi seçimin soundcore space q45 olduğu kanaatine vardım. jbl kulaklığın fiyatı 1500 civarında iken bu süprüntüye 4500 tl saydım.
sonuç:
- kulaklığı her açtığımda, windows'un tekrar görmesi için 40 takla atmam
- ergonomi olarak jbl'den daha rahatsız edici olması.
- terleme yapması
- ses kalitesinin ise yine jbl'in eline dökememesi
parayla rezil olmak deyimini yaşıyorum şu anda. gelecek ay bir jbl alıp bunu da kızıma vereceğim.
devamını gör...
ray carmine (yazar)
#3839087
e sırayla gidelim madem:
#3836254 ne demişsin?
yani en azından şirazeyi bilim nedir, nasıl işler temelinden çıkaracak kadar kaçırmamak gerekiyor ki ''x çalışması yanlış çıktı ehie'' tarzı bir şeyi eleştiriye derinlik katan bi argümanmış gibi sunulduğu komik bir durumda kalınmasın
neye istinaden?
adamın 30 küsur yıldır kendi öz uzmanlık alanında savunduğu, televizyon televizyon gezip 8’lik deprem olacak diye çığırtkanlık yaptığı konuda aksi yönde veri elde edilmiş, buna dair çalışma uluslararası alanda bilimsel yayın olarak sunulmuş. buna rağmen celal şengör “bilimsel veriler bunu gösteriyor” türküsünü söylemeye devam etmiş.
üzerine, itü’de bir öğretim görevlisi çalışmasıyla bunların (celal şengör’ün deyimiyle) zırvalık olduğunu tespit etmiş. peki ‘direkt olarak jeoloji literatürünü değiştiren’ biri olarak “bilim nedir, nasıl işler” mevzularında söz sahibi olan celal şengör ne yapmış? “yahu bu bilimdir, yanlışlanma bilimin doğasında vardır, bizim çalışma kökten yanlış çıktı” dememiş, önce çalışma sahibine yanlamaya kalkmış, bakmış olmayacak “biz seni arayacağız” deyip adamın çalışmasına çöreklenip onu dışarıda bırakmış. onunla da yetinmemiş, o çalışmayı da, kendi haritalarının 14 farklı versiyonuna emniyet sübabı olarak revizyon malzemesi yapıp yine gerçeği sümen altı etmiş ve yine televizyon televizyon gezip aynı masalı anlatmış.
cenk yaltırak’ın konu dışına paslanmaya çalışılan bu iddialarından anlaşıldığı kadarıyla; bilimsel veri tahrifinden tut da, bilgi gizleme ve başkasının çalışmasını aparmaya kadar, bir bilim adamı için utanç kaynağı olarak örneklenebilecek her türlü etik dışı davranışı sergilemiş mi? sergilemiş. hazır literatür değiştirmişken “bilim nedir nasıl işler”e dair bir kaide değişikliğine de gideyim, demediyse bunları etik bağlamda ele almak fazla naif kalıyor.
konunun asli unsuru olan bu çerçeveyi tekrar veriyorum ki, “bilim de bilim” sloganları arasında bade olmasın.
benim yazdığım ilk entry’de #3836218 cümle devamında bariz şekilde açılan ve akabinde açıkça vurgulanan şey mevzunun bu yönü değilmiş de; sanki tezin yanlışlığı merkeze alınmış gibi “x çalışması yanlış çıktı” hokkabazlığıyla lanse edilen eleştiri üzerinden laf harcamanın bir ederi olması için devamında söylenenler arasında ilişki olmaması, bunların ayrı ayrı argümente edilmiş olması iktiza eder.
zira temel düzeyde okuduğunu anlama yetisini haiz birinin, bahsedilen yanlışlığın eleştiriye derinlik katan değil, bağlam sağlayan bir fonksiyonu olduğunu anlaması beklenir. hani, aksi yönde bir ispat olsa, eleştiri, icra edilen alengirli işlerden bağımsız olarak tezin yanlışlığı üzerinden ayrıca işlense neyse! hayır, adamın tezinin yanlışlanmasına göbekten bağlı bir olay örgüsü ve bununla yüzleşen celal şengör’ün ‘bilimsel’ tutumuna dair eleştiriyi, mezkur yanlışlanmayı ifade etmeden nasıl yapacaksak artık! doğrulanmış tez üzerinden farazi rant çelişkisi üretir gibi divan açıp “bakın bilimsel bir tez, argüman veya veri seti yanlışlanabilir” diye dipnot atacağız ki, birileri çıkıp bilimsellik-101 üzerinden keh keh yapmasın.
direkt olarak jeoloji literatürünü değiştiren, yer biliminde devrim olarak nitelendirilen bir çok keşifte ismi olan, dolayısıyla bir jeologun alabileceği en prestijli ödülleri alabilmiş bir bilim insanını, bilgisayarın cılız ışığı altında hınçla yermeye çalışırken de b.kunu çıkarmamak gerekiyor.
madem konuya bilimsel yaklaşıyoruz, usule de riayet edelim.
bak mesela bu söylediklerinin, ne celal şengör’ün kendi uzmanlık alanında, ne de söz söylediği diğer alanlarda bilimsel anlamda beş kuruşluk ederi yok.
değil celal şengör, dünyanın gelmiş geçmiş en etkin, en başarılı bilim insanları için de bunlar sadece ve sadece referanstan ibarettir. günün sonunda, kadro/unvan ayırma, finanse etme, kaynak sağlama, dinlemeye değer görme, itibar etme, kamuoyuna örnekleme seçimleri için intiba edinmekten öte bir değer arz etmez. bunların ömrü ise kelam edene kadardır. çünkü o, işleyişine vukufiyetle övündüğünüz bilim, ortaya atılan iddiayı, sunulan tezi, edilen kelamı taşınan unvanlardan ve kişisel referanslardan bağımsız değerlendirmekle mükelleftir.
keza tartışma usülü açısından da durum aynıdır. celal
şengör’ün ya da herhangi birinin, uzmanlık alanında ya da uzmanlık alanı dışında ortaya attığı iddia, yaptığı değerlendirme (kendi rızasıyla) aleniyete intikal ettiği andan itibaren o kişinin taşıdığı titrlerin hiçbir kıymeti yoktur; kelam para eder. geçer akçe, sözünüzün/iddianızın doğruluğu, akla/mantığa uygunluğu, tutarlılığı, mümkünse sınanabilirliği ve olası tenkitler karşısındaki stabilitesidir.
haliyle her kim olursa olsun, o kelamı ettikten, o işi yaptıktan sonra; bilgisayarın cılız ışığı altından, portakal kasası üzerinden, kuytu köşe başlarından yahut makbul meskenlerden gelen herhangi bir eleştiriden; taşıdığı unvan, aldığı ödül veya kendisine atfedilen değer nedeniyle azade değildir. mesela ben bunları, telefonun ekran parlaklığından yararlanarak yazıyorum. neden? çünkü mevzu intiba terazisine vurulacak sınırı geçmiş.
‘biri vedat milör’e söz söylese de adamın cv’sini yayınlasam’ diye fırsat kollayanlar gibi, her mevzuda celal şengör’ün akademik geçmişini yüceltmenin iler tutar bir yanı yok.
bilimsel alanda etik dışı davranıyorsa davranıyordur; herhangi bir alanda saçmalıyorsa saçmalıyordur; bunları ifade etmek için kimsenin bilmem ne bilimler akademisine dilekçeyle başvurup icazet alma yükümlülüğü yok. geçelim o fasılları.
boku cümle içinde kullanarak şakayı da yaptık, kıps.
bak mesela şöylesi bir lakaytliğe karşı aynı tondan mukabele etmemişim. ki, uslûbu belirleyen muarızken meşruiyet açısından bir sorun yok ve üzerinize afiyet, biraz talimliyimdir o işlerde ama bilimperestlikmiş, celalmiş, şuymuş, buymuştan hiza alarak istihza divanı açıp kimseleri tahkir edesim yok. böyle kalmasını umuyorum.
sonraki entry’inde diyorsun ki:
bahsi geçen entry'de edit olarak kullandığı yazıyı, dil ve anlatım açısından her ne kadar talihsiz ve bahsi geçen konuyla da bir o kadar alakasız bulsam da, bir de üşenmeden nickaltıma kopyalayıp ''okuduğunu anlamak elzem'' dedikten sonra sanki eleştirinin kendisine değil de iddia ettiği garip şeylere dair bi karşıt tez varmış gibi tekrardan aynı iddiaları dile getirmesini şaşkınlıkla okudum açıkçası.
konuda isabetliliğine geleceğiz de; dil ve anlatımın talihsizliğinden neyi kastediyorsun bilmiyorum. üslup mu, niyet mi, çerçeve mi, içerik mi? genelde böylesi vurgular, yazının yazan kişiye yakışmazlığına dair bir gönderme içerir. ki, celal’den farklı olarak, konuştuğum alanda geçmişe dönük referansıma yaslanmadığım gibi yaslanılmasını geçerli görmüyorum. mevzu bu değilse, ne yapalım, bir talihsizliktir olmuş, diyeyim bari.
söylemin konuyla ilişkisi ise çok bariz. senin, benim yazdığım yazıyı bilimsel yanlışlanabilirlik çerçevesine alarak çarpıttığını, bilakis, mevzunun künhünün, o yanlışlamadan sonra celal’in sergilediği tutum ve davranışlar olduğunu söylemişim ve bunu daha da ayrıntılamışım.
bu konuda iddia edilen şeyler garip değil, vahim. aksine matuf bir iddian varsa elini tutan yok.
yok konu illa “x çalışması yanlış çıktı” olarak çerçevelenecek, diyorsan, o dediğine, cımbızlamayla tevil deniyor ve şu anda olduğu gibi beyan sahibini ısrarla dışlamayı gerektiriyor. tek taraflı bir şey olduğu için iştirak edemiyorum, kusura bakma.
entry’deki edit’i üşenmeden nick altına kopyalamamın iki sebebi var:
birincisi, burada (her nedense) aynı başlık altına mükerrer entry girilmiyor. (radyo, futbol, ıvık zıvık konular dışında yasakmış) böyle bir durumda herhangi bir konuda silsile gözetecek şekilde tartışma yürütmenin tek yolu, bunu nickaltına taşımak.
ama editle cevap vermek gibi aptalca bir yöntem kullanılabiliyor. entry giremediğin başlıkta bunu yapmaz da sadece nickaltında mukabele edersen, o başlıkta konuya dair ihtilafı gösteren bir şey olmuyor.
ikincisi; sadece edit yaparsan cevap verdiğin kişinin bundan haberi olmayabilir. şahsen ben bir konuda ihtilaf edip entry girdiğim her başlığı sonradan entryler editlenmiş mi diye kontrol etmiyorum. haliyle, madem sana mukabele ettim ve ihtilafın sürmesi muhtemel, editlemekle kalmayıp nickaltına da yazdım ki, haberdar olasın.
herhangi bir tartışmayı, aklı başında insanların kural koyduğu sözlüklerde nickaltına taşımak yahut yazılıp bitmiş bir entryi anlam düşüklüğü, typo, imla hatası düzeltme maksadı dışında editlemek gibi huylarım yoktur.
zira her ne kadar konu içinde kalsan da dışarıdan bakan için ister istemez ad hominem intibası yaratıyor. şahsileştirmek kaçınılmazsa dahi bunu ilgili başlıkta yapmayı tercih ederim. ancak mevcut şartlar buna müsade etmiyor.
ama madem buna dair bir gönderme var, aha şimdi buradan yazıyorum. bundan ötesini kuralı koyana aksettirmek lazım, ki şahsen benim muhatap olasım yok.
benle ilgili bulabildiğim tek kısma gelirsek; ilgili entry'nin neredeyse 5 te 1'ini kaplayan bi cümleyi ''bir yana'' şeklinde diye bitirince ''bunu geçtik'' anlamına geldiğini sanmasın tuhaflığı 'bir yana'(bunu geçmedik), ''bunu geçtik'' diye vermeye çalıştığı bilginin de bilimde bir yeri yok zaten. zaten geçili.
hayır, yine kasıtlı çarpıtıyorsun. entry’nin editten önceki kısmında (ki cümlelerinden ne kastettiğin, neyi refere ettiğin doğru düzgün anlaşılmıyor) “bir yana” ibaresinden sonra virgül geliyor ve ondan sonra celal şengör’ün yanlışlamadan sonraki tutumu vurgulanıp o şekilde devam ediliyor. “bir yana” şeklinde bitirmek söz konusu olmadığı gibi, sonradan dönülüp yanlışlanmışlık üzerinden eleştiri getirilmiyor. edit kısmında da açıkça zaten neyin eleştirildiği tekrar vurgulanıyor. gün gibi aşikar olan, orada duran entrydeki cümleler hakkında bile ‘bir yana diye bitirme’ iddiasında bulunmak, deli numarası yapmıyorsan, celal şengörvari bir etik anlayışına tekabül eder, uyandırmış olayım.
ayrıca yazının 5’te 1’ine tekabül eden cümleden senin cımbızlayarak çarpıtmaya çalıştığın kısım yazının kabaca 10’da 1’ine tekabül ediyor ve her ne kadar “kaplayan” diye zoomlanarak yazının odağı gibi lanse edilmeye çalışılsa da, bu kısım yazıda eleştiri unsuru olarak ele alınmayan tek kısım. ne kadar ilginç değil mi?
bunu geçtik diye verdiğim bilginin, daha önce de söylediğim gibi, celal şengör’ün bilimsel duruşunu sergilediği olaylarda bağlam belirleyici, meselenin geçmişini ve künhünü açıklayıcı bir yanı var. o olmadan celal’in yanlışlanmadan yanlışlanmış evhamına kapılıp türlü katakülllilere tevessül ettiği gibi irrasyonel bir anlatı ortaya çıkardı. yanlışlanmışken bile televizyonlarda eski tezi üzerinden söylem geliştiren adamın böyle bir halde kılını kıpırdatması beklenmez.
ama iddia ettiğinin aksine, bitmemiş cümleden cımbızlamayla tevil konusunda bu kadar ısrarcıyan bilime giriş-101 sloganı atmanın benim için bir sakıncası yok. iştirak edemesem de, gönlün olur.
tıpkı 300 milyon km öteden geçen bi buz parçasına ortada elle tutulur hiçbir veri yokken ''uzaylı kolonisi'' olduğu çalışmasını ortaya atan astrofizikçinin yanılmış olmasının da bi değeri olmadığı gibi. bilim böyle bir şey.
örneklerin paralel olmadığını varsaymak istiyorum çünkü “ortada hiçbir elle tutulur veri yokken” ibaresinden celal’e gidersek konu artık yanlışlanma değil spekülasyona dönüşür ki, bu halde konu üzerinden ürettiği söylemler etiğin değil, türk ceza kanunu’nda tanımlı suçun kapsamına girer. benim bile şu çerçevede celal hakkında böyle bir söylemim yok.
o yüzden şu “bilim böyle bir şey” diye verilen örneği tekil ele almak daha sağlıklı olacak.
300 milyon km öteden geçen bir buz parçasında ortada elle tutulur hiçbir veri yokken uzaylı kolonisi olduğuna dair ‘çalışması’nı ortaya atan astrofizikçiyi, bırak bilim çevrelerini, aklı başında hiçbir insan ciddiye almaz. bu kişi bilimsellik iddiasındaysa ‘akli melekeleri yerinde mi’ şüphesi yaşanır. zira, doğruluğu veya yanlışlığından bağımsız olarak, bunun bilimsel çerçevede ele alınmasının birincil şartı veri ve o verinin bilgiye yahut ham veriden teoriye dönüşmedeki nedenselliğidir. olmayan veriden bilgi üretilemeyeceği gibi teorik çıkarımlar da yapılamaz. hatta bu halde öncül önerme de mümkün olmadığı ve genel olarak buz parçaları değil seçili bir buz parçası ele alındığı için (bilim felsefesi kapsamında) argüman olarak bile değerlendirilemez.
bunun bilimsel çalışmayla, bilimsel tezle, teoriyle; kısacası bilimle bağdaştırılacak hiçbir yanı yok. örnekte bilimle alakalı görünen bir tek astrofizikçi unvanı var, onun da kariyeri parlak gözükmüyor. astrolojiye geçiş aşamasında gider ayak gündem kovalıyor olabilir.
ve evet, onun yanılmış olmasının tabi ki hiçbir değeri yok, zira pozitif bilim alanında ortaya yanlışlanabilir/sınanabilir bir iddia koymadığından zaten bilimsel bir çerçevede değildi. bilim bununla ilgilenmez. hatta sana şöyle söyleyeyim; o buz parçası üzerinde bir uzaylı kolonisinin gerçekten var olduğu daha sonra keşfedilse dahi, aynı sebeplerle, o kişinin haklı çıkmasının bilimsel açıdan yine hiçbir değeri olmazdı.
bilimin işleyişinden dem vurup “bilim böyle bir şey” diyerek şöyle rezalet bir örnek vermek hakikaten akıl izan sınırları dışında. şu halinizle keh keh yapmalara hevesleniyorsunuz!
özetle; ''0 antropoloji bilgisi, 0 fizik, 0 hede bilgisi'' şeklinde mübalağanın cılkını çıkarıldığı, ''x çalışmasında yanıldı'' tarzında hiçbir değer taşımayan söylemlerle eleştirilmeye kalkılmasının ucuzluğuna itafen bir yazıydı.
mevzu mübalağaysa, diyelim ki öyle, ne oluyor yani?
hadi onu 0 değil de az bilmeye çekelim, o haliyle de eleştirmek için kafi değil mi?
ama zaten ortada bir mübalağa da yok çünkü burada ölçüyü veren, baremi belirleyen ben değilim, bizzat celal. çıktığı her programda “bilim, veri, bilimsellik” türküsü söyleyen, şunun bunun akademik kariyerini ‘bak şimdi fatihhh’le diline dolayan kendisi değil mi?
sosyal bilimler çerçevesinde değerlendirilebilecek söylemlerinin absürtlüğüne hiç değinmiyorum, hadi bunları sıradan cehaletin tezahürü olarak ele alalım. bilmiyor ama boş lak lak etmiş, diyelim.
uzmanlık alanı dışındaki pozitif bilim konularında dahi bilimsel konuştuğu iddiasında olan kendisi değil mi?
bakıyorsun, “babam bana matematik öğren demişti, onu dinlemedim, matematik bilmiyorum” diyor.
aynı adam, bilimsellik iddiasıyla, daha yasanın formülasyonunda çarpma mı toplama mı yapılması gerektiğini bilmeden kütle çekimini anlatmaya kalkıyor. yahut kulaktan dolma 3-5 şeyle rölativiteye içkin konuları anlatmaya kalkıyor. ve bilimsel bir konuşma yapma iddiasında!
yıllardır deprem gündemi köpürte köpürte edindiği bilinirlik, taşıdığı titr ve basındaki ilişkilerinin sağladığı imkanla bilimsel kavuğunu başına geçirip karagöz oynatır gibi her alanda apır sapır konuşuyor.
jeoloji alanında alan dışından biri böyle lambur lumbur konuşsa bilimsel ölçüt belirleyici celal’in o söylemi hiç (0) derekesine indirgeyeceğine dair en ufak şüphesi olan var mı?
hadi uzmanlığı falan geçelim de, kelamın para ettiği noktaya gelelim; e söyledikleri ya yanlış, ya eksik yahut nedenselliğine dair açıklama yapabilecek kadar bilmiyor.
biz de bütün bu zırvalıkları jeoloji alanında bilmem neler yapmış olmayla meşrulaştıracağız, celal’e söz söylemekliğin önüne cv seti çekeceğiz, dün bozduğumuz kantarda tartılmayı reddedeceğiz.
neredeymiş o yoğurdun bolluğu, söylesin de azıcık da biz serinleyelim.
bunlara dair söz söylersek de şu düzeydeki bilim telakkisinden bilim dersi alacağız!
hasılı, bilim sloganı atmak için bile daha fazlası gerekiyor.
e sırayla gidelim madem:
#3836254 ne demişsin?
yani en azından şirazeyi bilim nedir, nasıl işler temelinden çıkaracak kadar kaçırmamak gerekiyor ki ''x çalışması yanlış çıktı ehie'' tarzı bir şeyi eleştiriye derinlik katan bi argümanmış gibi sunulduğu komik bir durumda kalınmasın
neye istinaden?
adamın 30 küsur yıldır kendi öz uzmanlık alanında savunduğu, televizyon televizyon gezip 8’lik deprem olacak diye çığırtkanlık yaptığı konuda aksi yönde veri elde edilmiş, buna dair çalışma uluslararası alanda bilimsel yayın olarak sunulmuş. buna rağmen celal şengör “bilimsel veriler bunu gösteriyor” türküsünü söylemeye devam etmiş.
üzerine, itü’de bir öğretim görevlisi çalışmasıyla bunların (celal şengör’ün deyimiyle) zırvalık olduğunu tespit etmiş. peki ‘direkt olarak jeoloji literatürünü değiştiren’ biri olarak “bilim nedir, nasıl işler” mevzularında söz sahibi olan celal şengör ne yapmış? “yahu bu bilimdir, yanlışlanma bilimin doğasında vardır, bizim çalışma kökten yanlış çıktı” dememiş, önce çalışma sahibine yanlamaya kalkmış, bakmış olmayacak “biz seni arayacağız” deyip adamın çalışmasına çöreklenip onu dışarıda bırakmış. onunla da yetinmemiş, o çalışmayı da, kendi haritalarının 14 farklı versiyonuna emniyet sübabı olarak revizyon malzemesi yapıp yine gerçeği sümen altı etmiş ve yine televizyon televizyon gezip aynı masalı anlatmış.
cenk yaltırak’ın konu dışına paslanmaya çalışılan bu iddialarından anlaşıldığı kadarıyla; bilimsel veri tahrifinden tut da, bilgi gizleme ve başkasının çalışmasını aparmaya kadar, bir bilim adamı için utanç kaynağı olarak örneklenebilecek her türlü etik dışı davranışı sergilemiş mi? sergilemiş. hazır literatür değiştirmişken “bilim nedir nasıl işler”e dair bir kaide değişikliğine de gideyim, demediyse bunları etik bağlamda ele almak fazla naif kalıyor.
konunun asli unsuru olan bu çerçeveyi tekrar veriyorum ki, “bilim de bilim” sloganları arasında bade olmasın.
benim yazdığım ilk entry’de #3836218 cümle devamında bariz şekilde açılan ve akabinde açıkça vurgulanan şey mevzunun bu yönü değilmiş de; sanki tezin yanlışlığı merkeze alınmış gibi “x çalışması yanlış çıktı” hokkabazlığıyla lanse edilen eleştiri üzerinden laf harcamanın bir ederi olması için devamında söylenenler arasında ilişki olmaması, bunların ayrı ayrı argümente edilmiş olması iktiza eder.
zira temel düzeyde okuduğunu anlama yetisini haiz birinin, bahsedilen yanlışlığın eleştiriye derinlik katan değil, bağlam sağlayan bir fonksiyonu olduğunu anlaması beklenir. hani, aksi yönde bir ispat olsa, eleştiri, icra edilen alengirli işlerden bağımsız olarak tezin yanlışlığı üzerinden ayrıca işlense neyse! hayır, adamın tezinin yanlışlanmasına göbekten bağlı bir olay örgüsü ve bununla yüzleşen celal şengör’ün ‘bilimsel’ tutumuna dair eleştiriyi, mezkur yanlışlanmayı ifade etmeden nasıl yapacaksak artık! doğrulanmış tez üzerinden farazi rant çelişkisi üretir gibi divan açıp “bakın bilimsel bir tez, argüman veya veri seti yanlışlanabilir” diye dipnot atacağız ki, birileri çıkıp bilimsellik-101 üzerinden keh keh yapmasın.
direkt olarak jeoloji literatürünü değiştiren, yer biliminde devrim olarak nitelendirilen bir çok keşifte ismi olan, dolayısıyla bir jeologun alabileceği en prestijli ödülleri alabilmiş bir bilim insanını, bilgisayarın cılız ışığı altında hınçla yermeye çalışırken de b.kunu çıkarmamak gerekiyor.
madem konuya bilimsel yaklaşıyoruz, usule de riayet edelim.
bak mesela bu söylediklerinin, ne celal şengör’ün kendi uzmanlık alanında, ne de söz söylediği diğer alanlarda bilimsel anlamda beş kuruşluk ederi yok.
değil celal şengör, dünyanın gelmiş geçmiş en etkin, en başarılı bilim insanları için de bunlar sadece ve sadece referanstan ibarettir. günün sonunda, kadro/unvan ayırma, finanse etme, kaynak sağlama, dinlemeye değer görme, itibar etme, kamuoyuna örnekleme seçimleri için intiba edinmekten öte bir değer arz etmez. bunların ömrü ise kelam edene kadardır. çünkü o, işleyişine vukufiyetle övündüğünüz bilim, ortaya atılan iddiayı, sunulan tezi, edilen kelamı taşınan unvanlardan ve kişisel referanslardan bağımsız değerlendirmekle mükelleftir.
keza tartışma usülü açısından da durum aynıdır. celal
şengör’ün ya da herhangi birinin, uzmanlık alanında ya da uzmanlık alanı dışında ortaya attığı iddia, yaptığı değerlendirme (kendi rızasıyla) aleniyete intikal ettiği andan itibaren o kişinin taşıdığı titrlerin hiçbir kıymeti yoktur; kelam para eder. geçer akçe, sözünüzün/iddianızın doğruluğu, akla/mantığa uygunluğu, tutarlılığı, mümkünse sınanabilirliği ve olası tenkitler karşısındaki stabilitesidir.
haliyle her kim olursa olsun, o kelamı ettikten, o işi yaptıktan sonra; bilgisayarın cılız ışığı altından, portakal kasası üzerinden, kuytu köşe başlarından yahut makbul meskenlerden gelen herhangi bir eleştiriden; taşıdığı unvan, aldığı ödül veya kendisine atfedilen değer nedeniyle azade değildir. mesela ben bunları, telefonun ekran parlaklığından yararlanarak yazıyorum. neden? çünkü mevzu intiba terazisine vurulacak sınırı geçmiş.
‘biri vedat milör’e söz söylese de adamın cv’sini yayınlasam’ diye fırsat kollayanlar gibi, her mevzuda celal şengör’ün akademik geçmişini yüceltmenin iler tutar bir yanı yok.
bilimsel alanda etik dışı davranıyorsa davranıyordur; herhangi bir alanda saçmalıyorsa saçmalıyordur; bunları ifade etmek için kimsenin bilmem ne bilimler akademisine dilekçeyle başvurup icazet alma yükümlülüğü yok. geçelim o fasılları.
boku cümle içinde kullanarak şakayı da yaptık, kıps.
bak mesela şöylesi bir lakaytliğe karşı aynı tondan mukabele etmemişim. ki, uslûbu belirleyen muarızken meşruiyet açısından bir sorun yok ve üzerinize afiyet, biraz talimliyimdir o işlerde ama bilimperestlikmiş, celalmiş, şuymuş, buymuştan hiza alarak istihza divanı açıp kimseleri tahkir edesim yok. böyle kalmasını umuyorum.
sonraki entry’inde diyorsun ki:
bahsi geçen entry'de edit olarak kullandığı yazıyı, dil ve anlatım açısından her ne kadar talihsiz ve bahsi geçen konuyla da bir o kadar alakasız bulsam da, bir de üşenmeden nickaltıma kopyalayıp ''okuduğunu anlamak elzem'' dedikten sonra sanki eleştirinin kendisine değil de iddia ettiği garip şeylere dair bi karşıt tez varmış gibi tekrardan aynı iddiaları dile getirmesini şaşkınlıkla okudum açıkçası.
konuda isabetliliğine geleceğiz de; dil ve anlatımın talihsizliğinden neyi kastediyorsun bilmiyorum. üslup mu, niyet mi, çerçeve mi, içerik mi? genelde böylesi vurgular, yazının yazan kişiye yakışmazlığına dair bir gönderme içerir. ki, celal’den farklı olarak, konuştuğum alanda geçmişe dönük referansıma yaslanmadığım gibi yaslanılmasını geçerli görmüyorum. mevzu bu değilse, ne yapalım, bir talihsizliktir olmuş, diyeyim bari.
söylemin konuyla ilişkisi ise çok bariz. senin, benim yazdığım yazıyı bilimsel yanlışlanabilirlik çerçevesine alarak çarpıttığını, bilakis, mevzunun künhünün, o yanlışlamadan sonra celal’in sergilediği tutum ve davranışlar olduğunu söylemişim ve bunu daha da ayrıntılamışım.
bu konuda iddia edilen şeyler garip değil, vahim. aksine matuf bir iddian varsa elini tutan yok.
yok konu illa “x çalışması yanlış çıktı” olarak çerçevelenecek, diyorsan, o dediğine, cımbızlamayla tevil deniyor ve şu anda olduğu gibi beyan sahibini ısrarla dışlamayı gerektiriyor. tek taraflı bir şey olduğu için iştirak edemiyorum, kusura bakma.
entry’deki edit’i üşenmeden nick altına kopyalamamın iki sebebi var:
birincisi, burada (her nedense) aynı başlık altına mükerrer entry girilmiyor. (radyo, futbol, ıvık zıvık konular dışında yasakmış) böyle bir durumda herhangi bir konuda silsile gözetecek şekilde tartışma yürütmenin tek yolu, bunu nickaltına taşımak.
ama editle cevap vermek gibi aptalca bir yöntem kullanılabiliyor. entry giremediğin başlıkta bunu yapmaz da sadece nickaltında mukabele edersen, o başlıkta konuya dair ihtilafı gösteren bir şey olmuyor.
ikincisi; sadece edit yaparsan cevap verdiğin kişinin bundan haberi olmayabilir. şahsen ben bir konuda ihtilaf edip entry girdiğim her başlığı sonradan entryler editlenmiş mi diye kontrol etmiyorum. haliyle, madem sana mukabele ettim ve ihtilafın sürmesi muhtemel, editlemekle kalmayıp nickaltına da yazdım ki, haberdar olasın.
herhangi bir tartışmayı, aklı başında insanların kural koyduğu sözlüklerde nickaltına taşımak yahut yazılıp bitmiş bir entryi anlam düşüklüğü, typo, imla hatası düzeltme maksadı dışında editlemek gibi huylarım yoktur.
zira her ne kadar konu içinde kalsan da dışarıdan bakan için ister istemez ad hominem intibası yaratıyor. şahsileştirmek kaçınılmazsa dahi bunu ilgili başlıkta yapmayı tercih ederim. ancak mevcut şartlar buna müsade etmiyor.
ama madem buna dair bir gönderme var, aha şimdi buradan yazıyorum. bundan ötesini kuralı koyana aksettirmek lazım, ki şahsen benim muhatap olasım yok.
benle ilgili bulabildiğim tek kısma gelirsek; ilgili entry'nin neredeyse 5 te 1'ini kaplayan bi cümleyi ''bir yana'' şeklinde diye bitirince ''bunu geçtik'' anlamına geldiğini sanmasın tuhaflığı 'bir yana'(bunu geçmedik), ''bunu geçtik'' diye vermeye çalıştığı bilginin de bilimde bir yeri yok zaten. zaten geçili.
hayır, yine kasıtlı çarpıtıyorsun. entry’nin editten önceki kısmında (ki cümlelerinden ne kastettiğin, neyi refere ettiğin doğru düzgün anlaşılmıyor) “bir yana” ibaresinden sonra virgül geliyor ve ondan sonra celal şengör’ün yanlışlamadan sonraki tutumu vurgulanıp o şekilde devam ediliyor. “bir yana” şeklinde bitirmek söz konusu olmadığı gibi, sonradan dönülüp yanlışlanmışlık üzerinden eleştiri getirilmiyor. edit kısmında da açıkça zaten neyin eleştirildiği tekrar vurgulanıyor. gün gibi aşikar olan, orada duran entrydeki cümleler hakkında bile ‘bir yana diye bitirme’ iddiasında bulunmak, deli numarası yapmıyorsan, celal şengörvari bir etik anlayışına tekabül eder, uyandırmış olayım.
ayrıca yazının 5’te 1’ine tekabül eden cümleden senin cımbızlayarak çarpıtmaya çalıştığın kısım yazının kabaca 10’da 1’ine tekabül ediyor ve her ne kadar “kaplayan” diye zoomlanarak yazının odağı gibi lanse edilmeye çalışılsa da, bu kısım yazıda eleştiri unsuru olarak ele alınmayan tek kısım. ne kadar ilginç değil mi?
bunu geçtik diye verdiğim bilginin, daha önce de söylediğim gibi, celal şengör’ün bilimsel duruşunu sergilediği olaylarda bağlam belirleyici, meselenin geçmişini ve künhünü açıklayıcı bir yanı var. o olmadan celal’in yanlışlanmadan yanlışlanmış evhamına kapılıp türlü katakülllilere tevessül ettiği gibi irrasyonel bir anlatı ortaya çıkardı. yanlışlanmışken bile televizyonlarda eski tezi üzerinden söylem geliştiren adamın böyle bir halde kılını kıpırdatması beklenmez.
ama iddia ettiğinin aksine, bitmemiş cümleden cımbızlamayla tevil konusunda bu kadar ısrarcıyan bilime giriş-101 sloganı atmanın benim için bir sakıncası yok. iştirak edemesem de, gönlün olur.
tıpkı 300 milyon km öteden geçen bi buz parçasına ortada elle tutulur hiçbir veri yokken ''uzaylı kolonisi'' olduğu çalışmasını ortaya atan astrofizikçinin yanılmış olmasının da bi değeri olmadığı gibi. bilim böyle bir şey.
örneklerin paralel olmadığını varsaymak istiyorum çünkü “ortada hiçbir elle tutulur veri yokken” ibaresinden celal’e gidersek konu artık yanlışlanma değil spekülasyona dönüşür ki, bu halde konu üzerinden ürettiği söylemler etiğin değil, türk ceza kanunu’nda tanımlı suçun kapsamına girer. benim bile şu çerçevede celal hakkında böyle bir söylemim yok.
o yüzden şu “bilim böyle bir şey” diye verilen örneği tekil ele almak daha sağlıklı olacak.
300 milyon km öteden geçen bir buz parçasında ortada elle tutulur hiçbir veri yokken uzaylı kolonisi olduğuna dair ‘çalışması’nı ortaya atan astrofizikçiyi, bırak bilim çevrelerini, aklı başında hiçbir insan ciddiye almaz. bu kişi bilimsellik iddiasındaysa ‘akli melekeleri yerinde mi’ şüphesi yaşanır. zira, doğruluğu veya yanlışlığından bağımsız olarak, bunun bilimsel çerçevede ele alınmasının birincil şartı veri ve o verinin bilgiye yahut ham veriden teoriye dönüşmedeki nedenselliğidir. olmayan veriden bilgi üretilemeyeceği gibi teorik çıkarımlar da yapılamaz. hatta bu halde öncül önerme de mümkün olmadığı ve genel olarak buz parçaları değil seçili bir buz parçası ele alındığı için (bilim felsefesi kapsamında) argüman olarak bile değerlendirilemez.
bunun bilimsel çalışmayla, bilimsel tezle, teoriyle; kısacası bilimle bağdaştırılacak hiçbir yanı yok. örnekte bilimle alakalı görünen bir tek astrofizikçi unvanı var, onun da kariyeri parlak gözükmüyor. astrolojiye geçiş aşamasında gider ayak gündem kovalıyor olabilir.
ve evet, onun yanılmış olmasının tabi ki hiçbir değeri yok, zira pozitif bilim alanında ortaya yanlışlanabilir/sınanabilir bir iddia koymadığından zaten bilimsel bir çerçevede değildi. bilim bununla ilgilenmez. hatta sana şöyle söyleyeyim; o buz parçası üzerinde bir uzaylı kolonisinin gerçekten var olduğu daha sonra keşfedilse dahi, aynı sebeplerle, o kişinin haklı çıkmasının bilimsel açıdan yine hiçbir değeri olmazdı.
bilimin işleyişinden dem vurup “bilim böyle bir şey” diyerek şöyle rezalet bir örnek vermek hakikaten akıl izan sınırları dışında. şu halinizle keh keh yapmalara hevesleniyorsunuz!
özetle; ''0 antropoloji bilgisi, 0 fizik, 0 hede bilgisi'' şeklinde mübalağanın cılkını çıkarıldığı, ''x çalışmasında yanıldı'' tarzında hiçbir değer taşımayan söylemlerle eleştirilmeye kalkılmasının ucuzluğuna itafen bir yazıydı.
mevzu mübalağaysa, diyelim ki öyle, ne oluyor yani?
hadi onu 0 değil de az bilmeye çekelim, o haliyle de eleştirmek için kafi değil mi?
ama zaten ortada bir mübalağa da yok çünkü burada ölçüyü veren, baremi belirleyen ben değilim, bizzat celal. çıktığı her programda “bilim, veri, bilimsellik” türküsü söyleyen, şunun bunun akademik kariyerini ‘bak şimdi fatihhh’le diline dolayan kendisi değil mi?
sosyal bilimler çerçevesinde değerlendirilebilecek söylemlerinin absürtlüğüne hiç değinmiyorum, hadi bunları sıradan cehaletin tezahürü olarak ele alalım. bilmiyor ama boş lak lak etmiş, diyelim.
uzmanlık alanı dışındaki pozitif bilim konularında dahi bilimsel konuştuğu iddiasında olan kendisi değil mi?
bakıyorsun, “babam bana matematik öğren demişti, onu dinlemedim, matematik bilmiyorum” diyor.
aynı adam, bilimsellik iddiasıyla, daha yasanın formülasyonunda çarpma mı toplama mı yapılması gerektiğini bilmeden kütle çekimini anlatmaya kalkıyor. yahut kulaktan dolma 3-5 şeyle rölativiteye içkin konuları anlatmaya kalkıyor. ve bilimsel bir konuşma yapma iddiasında!
yıllardır deprem gündemi köpürte köpürte edindiği bilinirlik, taşıdığı titr ve basındaki ilişkilerinin sağladığı imkanla bilimsel kavuğunu başına geçirip karagöz oynatır gibi her alanda apır sapır konuşuyor.
jeoloji alanında alan dışından biri böyle lambur lumbur konuşsa bilimsel ölçüt belirleyici celal’in o söylemi hiç (0) derekesine indirgeyeceğine dair en ufak şüphesi olan var mı?
hadi uzmanlığı falan geçelim de, kelamın para ettiği noktaya gelelim; e söyledikleri ya yanlış, ya eksik yahut nedenselliğine dair açıklama yapabilecek kadar bilmiyor.
biz de bütün bu zırvalıkları jeoloji alanında bilmem neler yapmış olmayla meşrulaştıracağız, celal’e söz söylemekliğin önüne cv seti çekeceğiz, dün bozduğumuz kantarda tartılmayı reddedeceğiz.
neredeymiş o yoğurdun bolluğu, söylesin de azıcık da biz serinleyelim.
bunlara dair söz söylersek de şu düzeydeki bilim telakkisinden bilim dersi alacağız!
hasılı, bilim sloganı atmak için bile daha fazlası gerekiyor.
devamını gör...
tek eşlilik
çok güzel masallar yazıyorlardı, cicili bicili. masallar üzerine yola çıktık hep beraber. etrafta masallara uymaya dair ikaz ediyordu herkes birbirini. dışarı çıkmak yasaktı adeta. hapsolmuştuk resmen. herkes tüymenin bir yolunu arıyordu üstelik. az bir şey gevşetildiğinde ipler tüyen tüyene. yürüdük öylece. az gittik uz gittik. bayağ bir yol katettik. sonuna vardığımızda hep birlikte masalların hepsi de geride kalmıştı. ellerimizde tiksinç gerçeklerle kalakaldık öylece. bazıları hala sayıklamaya devam ediyordu. diğerleri sayıklamayı bırakmış feryat ediyordu. ben ise gülüyordum kahkahalarla. agam biz bu poku niye yedik? kimse bilmiyordu cevabını. insan dediğin alt tarafı ahmaklık girişimlerini sonsuza uzatmaya çalışan bir canlıdır. evet. sonsuza kadar. hep beraber.
devamını gör...
iş yerinde ansızın bastıran uyku
yahu durun mesai başlayalı 22 dakika oldu be*
öğleden sonra gelebilir, onu anlarım.
öğleden sonra gelebilir, onu anlarım.
devamını gör...
hobi olarak zincir marketleri gezmek
çok severim. hatta öğrencilik yıllarımda hava yağmurluysa bunu yapardım, yağmur azalınca küçük bir şey alıp çıkardım...
devamını gör...
iş yerinde ansızın bastıran uyku
ne de tatlı olur. insanın gözünü açası gelmez. ama iş de beklemez.
devamını gör...
iş yerinde ansızın bastıran uyku
uykusuz geçen bir gecenin ardından gerçekleşen durum. bu sebeple erken yatın. kafaya hiç bir şeyi takmayın. mümkünse tabii. millete derken bizim ne kadar uygulayabildiğimiz de meçhul.
devamını gör...
hobi olarak zincir marketleri gezmek
en bi sevdiklerimden. özellikle yeni ürünleri aramak için geziyorum. maaşımın yarısından fazlası marketlerde gördüğüm abuk subuk şeylere gidiyor ama napalım canım bu da benim hobim.
devamını gör...
araba kullanırken düşünmek
sadece an olsa iyi yol uzun ise kaybettiğin yıllara bakarsın, gözlerin dolar..
devamını gör...
araba kullanırken düşünmek
kişi aynı anda iki işi yapamaz. ya araba sürmek ya da durup düşünmek. tercihe kalmış.
devamını gör...
araba kullanırken düşünmek
silecekler camdaki yağmuru temizlemeye çalışırken sen dikiz aynasından arkada kalan yollara değil, kaybettiğin o ana bakarsın. freni olmayan bir "keşke" seansıdır.
devamını gör...
bihter
#3839368 yanlış bilgi. insanları yanıltmayın lütfen.
sümerce' de (bkz: bih teremen) / yürüyen kadın kökeninden türemiştir ve (bkz: kadın mehter) anlamında kullanılır.
sümerce' de (bkz: bih teremen) / yürüyen kadın kökeninden türemiştir ve (bkz: kadın mehter) anlamında kullanılır.
devamını gör...
kısa süreli ilişki
benim ilişkilerimin %90 ı bu aşamaya bile gelmemiştir, flört evresinde arkamı dönüp gitmekle meşhurum...
devamını gör...
yolda yürürken yapılmaması gerekenler
yengeç yürüyüşü dediğimiz kolları iki yana açıp sallarken bacakları da pişik olmuş gibi aça aça yürümek.
bi tanıdığı görünce ne sağda ne solda tam ortada aniden durarak muhabbete başlamak.
birden karşıya geçmek için yola atlamak.
bi tanıdığı görünce ne sağda ne solda tam ortada aniden durarak muhabbete başlamak.
birden karşıya geçmek için yola atlamak.
devamını gör...
kısa süreli ilişki
en sevdiğim ilişki türü.
dırdır, kapris, saçma sapan şeylerin kavgası yoktur. iş bittikten sonra kimse kimseyi tanımaz, saplantı geliştirmez herkes yoluna bakar.
ve normal bir ilişkide çekindiğiniz için dile getirmediğiniz, utandığınız ya da yapmaya kıyamadığınız her türlü pozisyon ve fanteziyi kısa süreli ilişkilerde yapabilirsiniz.
zannımca sevilen kişiyle sevişmek kadar ruhsal tatmin sağlamasa da bedensel tatminin sınırlarını zorluyor.
dırdır, kapris, saçma sapan şeylerin kavgası yoktur. iş bittikten sonra kimse kimseyi tanımaz, saplantı geliştirmez herkes yoluna bakar.
ve normal bir ilişkide çekindiğiniz için dile getirmediğiniz, utandığınız ya da yapmaya kıyamadığınız her türlü pozisyon ve fanteziyi kısa süreli ilişkilerde yapabilirsiniz.
zannımca sevilen kişiyle sevişmek kadar ruhsal tatmin sağlamasa da bedensel tatminin sınırlarını zorluyor.
devamını gör...
gece yatmadan önce yapılan son şey
şu sıralar gece yatmadan önce yapılan son şey benim için gerçekleşmesi zor olan hayaller kurmak. bizimde sınavımız bu.
devamını gör...
üniversitede yaşanan gariplikler
birinci sınıfın bahar dönemi, matematik bütünlemesinde sadece üç kişi var. finalden kalan tek aritmetik yoksunu benim, diğer ikisi ucu ucuna geçtikleri için yükseltmek için büte girmişler...
neyse ki sorular matrix sorusuydu da olağanüstü bir aritmetiğe gerek kalmadı.
neyse ki sorular matrix sorusuydu da olağanüstü bir aritmetiğe gerek kalmadı.
devamını gör...

