zaman tüneli

mutlu cumartesiler;)
gupgunaydın.
simdi bi saat temizlik yapıcam. cok bi sry yok zaten. birkac bulasık var, yerleri supurucem, banyoyu ciflicem, birkac kıyafeti yerlestiricem.
markete gidicem. birkac bi sey alıcam..
eve gelip birkac yemek yapıcam ilerleyen gunler icin.
sonra işim bitiyor.
cafeye gider, bi latte soyler kitap okurum;)
huzurlu bi gun bugun.

o halde size de musmutlu cumartesiler;)
galp.
devamını gör...

macaristan yazar sándor márai'nin 1942'de yazdığı kısa ama çok büyük etkiye sahip romanı. ben yapı kredi yayınları 'ndan okudum. 114 sayfa ve çevirisini eser tezel yapmış.


mumlar sonuna kadar yanar’ı bitirdiğimde, bir hikâyenin sonuna gelmiş gibi değil de uzun süredir içimde dolaşan bir soruyla baş başa kalmış gibi hissettim. kitap boyunca anlatılan şeyler yüksek sesle söylenen gerçekler değildi; daha çok, insanın kendine bile itiraf edemediği duyguların yavaş yavaş yüzeye çıkışıydı.
bu roman bana dostluğun ne kadar kutsal olduğu kadar ne kadar kırılgan da olabileceğini düşündürdü. yıllarca taşınan bir suskunluğun, tek bir gecede sözcüklere dökülmesi hem rahatlatıcı hem de yaralayıcıydı.
márai’nin yaptığı şey, bir ihanet hikâyesi anlatmaktan çok, insanın içindeki adalet duygusunu sorgulatmaktı. gerçekten affediyor muyuz, yoksa sadece hatırlamayı mı erteliyoruz? bu soruları kendime de sordum durdum.
okurken en çok etkilendiğim şey, zamanın romandaki ağırlığı oldu. geçmiş, geçmişte kalmıyor; aksine karakterlerin bugünkü varoluşunu sessizce şekillendiriyor. bu da ister istemez beni kendi hayatıma döndürdü: ben hangi kırgınlıkları yıllardır içimde saklıyorum? hangilerini “geçti” sanıyorum ama aslında hiç geçmedi?
márai’nin dili çok sakin ama bu sakinlik aldatıcı. her cümle, insanın içine doğru ilerleyen bir adım gibi. yürekte ağırlık oluşturan cinste adımlar. kitabı hızlıca bitirmek mümkün ama etkisi geçmiyor. bitirdiğimde kendimi biraz hüzünlü, biraz düşünceli ama en çok da insan ilişkilerinin karmaşıklığına karşı daha dikkatli hissettim. bu sorgulamalar ve benim zihnimde, kalbimde oluşanlar birkaç gün geçmeyecek ve ben bu kitabı hayatımın bazı dönemlerinde tekrar tekrar okuyacağım.


mumlar sonuna kadar yanar, bana göre dostluk, sadakat ve yüzleşme üzerine yazılmış en sessiz ama en güçlü romanlardan biri. okuduktan sonra insanın içindeki bazı mumlar gerçekten de sonuna kadar yanıyor.


herkese gönülden tavsiyemdir.
devamını gör...

son stand up gösterisi komikti. özel hayatından bana ne.
devamını gör...

allah'a, bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama senin kızların çok güzel! demektir.

bence bizi yaratan allah'ın da hoşuna gider bu içten konuşma. insanı aşka getiren rabbim sana sonsuz şükürler olsun. sen bize nasıl bir göz ve nasıl bir kalp verdin?
ateşler içinde kaldı kalbimiz ey allahım.
bu nasıl sevda. senin kızların ne büyük sevdalar yaratıyor sinemizde böyle. ah allah'ım. ey güzel allah'ım...
sen bizi doğru yola ilet. hayırla andığın kimselerin yoluna.
devamını gör...

ben bir defasında ısrarla ozellikleri geceleri solun deyim yerindeyse icinden gecmesi diye bir ceza almıştım. ne olduğunu anlamadım ama neticede olumsuz bir şeydi.
devamını gör...

hasan sabbah bir insandır.
devamını gör...

gerçek anlamda türk sinemasının öncüsü,ve ilk türk sinemacısıdır.
devamını gör...

tumrp artık iran ı istemiyor yani aslında istiyor yönetimi olmayan bir devlet olsun unutmamak lazım mollara destek veren aynı adamlardı iran yıkılırsa bir şekilde aslında israil ekmeğine yağ sürülmüş olacak iran zaten gözümüzde büyütülecek bir ülke değil molla yönetimi zaten halkın parasını abd üzerinde yiyorlar halkıda işte din tüccarlığı ile uyutuyor adamlar.
devamını gör...

tavana terlik atmak kasdı ile işaret eyle bkz:penci zornosu ise iş değişirmi hojam ?
devamını gör...

gotten bacak bir soru olmuş
devamını gör...

abd: ustamm hayırlı işler her zamankinden sar.
iran: eywallah , poşede az da nükleer atayımmı yeni geldi şifa şifa.
devamını gör...

devamını gör...

düşündüm.
öyle biri yok.
devamını gör...

ooooo en sevdiğim en sevdiğim(kandıralı ferdi sesi ile) rus kızlarının tadına çok bakıldı gelsin yarrasa yiyen mini mini çin kızları.
devamını gör...

bırakınız yapsınlar bırakınız etsinler (işin gırgırı) .esasında engellemeye çalışmamak gerekiyormuş şahısları sakince gel bir konuşalım istersen yine atlarsın -yaparsın diyerek intiharın ertelenebileceği fikrini vermek daha etkili bir yöntemmiş (insan ertelemeyi sever) mekan -alet hala burada ama ertele gibisinden {yeniyim burada umarım anlatabilmişimdir}
devamını gör...

h.p. lovecraft’ın aynı adlı kısa öyküsünden uyarlanmış, kozmik korku türünde bir filmdir. lovecraftian eserler arasında bence hak ettiği değeri tam görememiştir. gerçi bu tarz yapımlar geleneksel korku filmlerinden her zaman daha az ilgi görür. sebebi ise sonucun tam bağlanmamasıdır. bu bilinçli bir tercihtir. çünkü lovecraft, evrenleri böyle kurgular. bilinemezlik olgusunun ve delirlemenin yarattığı süreci yaşarsınız. herkese göre değildir. özellikle bizim ülkemizde " anlamıyorsam o halde kötüdür" bakış açısı çok yaygın olduğu için haliyle pek beğenilmemiştir. insanlığın algılayamadığı ve asla algılayamayacağı kozmik güçlerin yarattığı o tedirginlik bu filmde iyi işlemiş.

olaya gelirsek; çiftlik sahibi bir aile var. gökten çok tuhaf bir meteor düşüyor. sonra bu eriyor gidiyor lakin geride dünyaya tanımlanamayan bir enerji bırakıyor. bu renkli enerji; toprak, su, hayvan ne varsa bozuyor. en önemlisi insanların zihnini ve bedenini de bozmaya başlıyor.

peki temel korku nereden kaynaklanıyor filmde?

öncelikle bu enerjinin veya varlığın umursamaz olmasından büyük bir sıkıntı çekiyoruz. ne demek bu? aslında bu güç odağı iyi veya kötü değil. sen umrunda bile değilsin. bu değersizlik hissini sana yaşatınca haliyle " evrende çok anlamsızım " hissi senin benliğini tedirgin ediyor. film bu hissi inanılmaz iyi kullanıyor.

zihinsel bozulma yani delirme demiştik. bu tek başına bile gerici bir durumken olaya bir de fiziksel bozulmalar ekleniyor. buna body horror deniyor. grotesk haldeki bedenler güzel gösterilmiş. tam dozunda ne az ne fazla. çok iyi bir ton elde etmişler bu konuda.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
unutulmaması gereken bir konu da şudur; lovecraftı tam olarak anlayıp bunu filme aktarabilmek çok zordur. herkes bunu yapamaz. daha %100 yapabilen çıkmadı. haliyle bu film de elbetteki " heh tam gerçek lovecraft " dedirtmedi fakat çok ciddi yol almış bir yapımdı.

oyunculuklar benim için yeterliydi. kendileri de bu işe inanmışlar. abartılı jest mimikler yoktu. diyalogların belli belirsiz bir şekilde, kişilerin deliliğe doğru yol aldıklarının belirleyici unsuru olması kusursuzdu.

oyunculara ve karaktere bakacak olursak;
nicolas cage : nathan gardner
ailenin babası, çiftliğin sahibi

joely richardson : theresa gardner
anne, kanser tedavisi gören mimar

madeleine arthur : lavinia gardner
ailenin kızı, wicca ile falan ilgileniyor

brendan meyer : benny gardner
büyük oğul

julian hilliard : jack gardner
küçük oğul ( ah ah ne sahneydi bu çocuğun sahnesi )

elliot knight : ward phillips
hidrolog (su bilimci), bölgeyi inceleyen bilim insanı

tommy chong : ezra
çiftliğin yakınında yaşayan garip bir adam.

sonuç olarak, kozmik korku candır canandır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sıfır olan görsel hafızam nedeniyle kesin hatırlamam; diyelim ki hatırladım, görmezden gelirim, tanımamış gibi yaparım. hiç uğraşamam.
yıllar sonra karşına çıkan insandan hayır gelmez. işime yarasaydı zaten yıllar öncesinde bırakmazdım.
devamını gör...

kimle karşılaştığın her şeyi değiştirir.
umarım özlemini çektiğimiz insanlarla karşılaşırız. yeter ki biraz özlem dağılsın.
devamını gör...

cem yılmaz bir soru sormuştur
www.youtube.com/shorts/g3vV...
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim