zaman tüneli
kendinden vazgeçecekken umudunu yeşerten insan
çocuklarım..
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenlerin tam tersi
kesin çekik gözlüdür. profil resmi japon animesi gibi.
devamını gör...
çocukluğa dair özlenen şeyler
müstakil bahçeli evler, hayvanlarla ve bitkilerle iç içe bir yaşam ve babam..
devamını gör...
ben pizza değilim
evet ben bir pizza değilim ve herkesi mutlu edemem.
devamını gör...
kaşı çizik tas kafa erkek modeli
bu uçuk kaçık modaların sonu yoktur. bugünkü tas kafalılar yarın üçgen kafa olurlar.
devamını gör...
yemekten sonra gelen tatlı yeme isteği
bir aydır direndiğim istektir. elma ya da armut dilimleyip üstüne tarçın serperek veya şekersiz türk kahvesi ya da bitki çayıyla isteği oyalıyorum.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenlerin tam tersi
allah uzun ömürler versin dese birisi, taksirle ölüme neden olmaya kadar gider iş.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenlerin tam tersi
#3865883 hocam sen saç ektir bak iyi gelir belki kış günüasişlşşlkjlş
dahlver içindi. kayar kayar da 2 kişi de kaymaz be.
dahlver içindi. kayar kayar da 2 kişi de kaymaz be.
devamını gör...
bu çağın insanı
popüler kültürün kölesi. *
devamını gör...
kaşı çizik tas kafa erkek modeli
erkekler çekici olduklarını varsayıyorlar ama gerçekten çok kötü duruyor. keşke ülke çapında bir bilgilendirme yapılsa da, şu tarzın önüne geçilse.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenlerin tam tersi
arabesk düşkünü, tam bir anadolu erkeği, camiden çıkmaz, orucunu aksatmaz..
@dahliveee gari içindi kskks
@dahliveee gari içindi kskks
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenlerin tam tersi
bi bok anlamadım
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
rumuzunu okurken niyeyse dalağımda koşmuş da yorulmuşum gibi ağrı hissediyorum.
devamını gör...
ağaç
seni bu ziyaretimde de gördüğüm için çok mutlu oldum güzel dostum.
ve aklıma hermann hesse’nin ağaçlar isimli kitabı geldi.
ve aklıma hermann hesse’nin ağaçlar isimli kitabı geldi.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenlerin tam tersi
hep bu başlığı açmak istemişimdir. şaka şaka, şu anda bir anda aklıma geldi.
burada bol bol birbirimizi aşağılayabiliriz, övüyorsak da üstteki yazarı sevmiyoruz demektir. *
burada bol bol birbirimizi aşağılayabiliriz, övüyorsak da üstteki yazarı sevmiyoruz demektir. *
devamını gör...
kaşı çizik tas kafa erkek modeli
ben bu çizik kaş olayını yara izi sanıyordum. çok görünce dedim ulan hepsi mi aynı yeri vuruyor duvara kafa atma trendi mi var ne. toslamış gibi duruyor allah akıl versin. abuk subuk bir şey.
devamını gör...
aşırı kitap okumanın kişiyi dünyadan koparması
akşamüstüydü. odanın ışığı loştu, sanki bilerek kısılmış gibi. kitaplar masanın üstünde değil, etrafımdaydı. ve ben ilk kez, yalnız olmadığımı bu kadar net hissettim.
raskolnikov pencerenin yanında duruyordu. dar bir odada yaşamaya alışık bedenini buraya da taşımış gibiydi. ellerini cebine soktu, yere baktı.
“insan” dedi, “kendini bir fikir uğruna ezdiğinde suçlu olmaz sanıyor. asıl ceza sonra başlıyor.”
ona baktım.
“peki ya dayanamayacak kadar ağırsa?” dedim.
gülümsedi. acı bir gülümsemeydi.
“dayanmak zorunda değilsin. ama kaçamazsın.”
bazarov koltuğa oturmuştu, bacak bacak üstüne atmış. her şeye olduğu gibi bize de mesafeliydi.
“bu kadar duygusallık fazla” dedi. “insan kendini kandırmayı bırakmalı.”
“ya her şeyi inkar edince ne kalıyor?” diye sordum.
omuz silkti.
“hiçlik kalıyor. ama en azından dürüst.”
meursault sessizdi. masanın kenarında duruyor, dışarıdaki ışığa bakıyordu.
“bir şey söylemeyecek misin?” dedim.
başını çevirmeden konuştu:
“her şey aynı. konuşmak değiştirmiyor.”
ses tonu ne sertti ne yumuşak. sadece dümdüzdü. onun bu kayıtsızlığı, odadaki herkesten daha yüksek sesle konuşuyordu.
kayra yerde oturuyordu. sanki buraya ait değildi ama yine de tam merkezdeydi.
“zaman çok hızlı” dedi. “ama içimizdeki boşluk daha hızlı büyüyor.”
“peki ne yapacağız?” diye sordum.
gözlerini kaldırdı.
“anlam aramayı bırakmayacağız. çünkü bırakırsak, her şey daha da ağırlaşır.”
oblomov kanepeye yayılmıştı. kalkmaya niyeti yoktu.
“hayat” dedi esneyerek, “fazla çaba istiyor. insan bazen hiçbir şey olmamayı seçmek ister.”
“kaçmak bu,” dedim.
“hayır,” dedi sakince. “yorulmak istememek.”
son olarak grenouille konuştu. onun varlığı bile huzursuz ediciydi.
“insanları anlamak gereksiz,” dedi. “onları hissetmek yeterli. korkularını, arzularını… kokularından.”
“sevgi?” dedim.
gülümsedi.
“sevgi bir zayıflık. ama işe yarar.”
o an anladım. ben bu insanları hayal etmiyordum. onlar zaten hep buradaydı. hayatın içinde, benim görmediğim yerlerde. kitaplar sadece kapıyı açmıştı.
konuşmalar bittiğinde oda yine sessizleşti. ama sessizlik eskisi gibi değildi. gerçek hayata döndüğümde, sokaktaki insanlara baktım. hepsinde biraz raskolnikov’un yükü, biraz bazarov’un inkarı, meursault’nun kayıtsızlığı, kayra’nın boşluğu, oblomov’un yorgunluğu ve grenouille’in karanlığı vardı.
belki de roman kahramanları hayata gelmiyordu. belki biz, onların dünyasında yaşamaya çoktan başlamıştık.
raskolnikov pencerenin yanında duruyordu. dar bir odada yaşamaya alışık bedenini buraya da taşımış gibiydi. ellerini cebine soktu, yere baktı.
“insan” dedi, “kendini bir fikir uğruna ezdiğinde suçlu olmaz sanıyor. asıl ceza sonra başlıyor.”
ona baktım.
“peki ya dayanamayacak kadar ağırsa?” dedim.
gülümsedi. acı bir gülümsemeydi.
“dayanmak zorunda değilsin. ama kaçamazsın.”
bazarov koltuğa oturmuştu, bacak bacak üstüne atmış. her şeye olduğu gibi bize de mesafeliydi.
“bu kadar duygusallık fazla” dedi. “insan kendini kandırmayı bırakmalı.”
“ya her şeyi inkar edince ne kalıyor?” diye sordum.
omuz silkti.
“hiçlik kalıyor. ama en azından dürüst.”
meursault sessizdi. masanın kenarında duruyor, dışarıdaki ışığa bakıyordu.
“bir şey söylemeyecek misin?” dedim.
başını çevirmeden konuştu:
“her şey aynı. konuşmak değiştirmiyor.”
ses tonu ne sertti ne yumuşak. sadece dümdüzdü. onun bu kayıtsızlığı, odadaki herkesten daha yüksek sesle konuşuyordu.
kayra yerde oturuyordu. sanki buraya ait değildi ama yine de tam merkezdeydi.
“zaman çok hızlı” dedi. “ama içimizdeki boşluk daha hızlı büyüyor.”
“peki ne yapacağız?” diye sordum.
gözlerini kaldırdı.
“anlam aramayı bırakmayacağız. çünkü bırakırsak, her şey daha da ağırlaşır.”
oblomov kanepeye yayılmıştı. kalkmaya niyeti yoktu.
“hayat” dedi esneyerek, “fazla çaba istiyor. insan bazen hiçbir şey olmamayı seçmek ister.”
“kaçmak bu,” dedim.
“hayır,” dedi sakince. “yorulmak istememek.”
son olarak grenouille konuştu. onun varlığı bile huzursuz ediciydi.
“insanları anlamak gereksiz,” dedi. “onları hissetmek yeterli. korkularını, arzularını… kokularından.”
“sevgi?” dedim.
gülümsedi.
“sevgi bir zayıflık. ama işe yarar.”
o an anladım. ben bu insanları hayal etmiyordum. onlar zaten hep buradaydı. hayatın içinde, benim görmediğim yerlerde. kitaplar sadece kapıyı açmıştı.
konuşmalar bittiğinde oda yine sessizleşti. ama sessizlik eskisi gibi değildi. gerçek hayata döndüğümde, sokaktaki insanlara baktım. hepsinde biraz raskolnikov’un yükü, biraz bazarov’un inkarı, meursault’nun kayıtsızlığı, kayra’nın boşluğu, oblomov’un yorgunluğu ve grenouille’in karanlığı vardı.
belki de roman kahramanları hayata gelmiyordu. belki biz, onların dünyasında yaşamaya çoktan başlamıştık.
devamını gör...
evli olup sözlüklerde fingirdeşmek
çok ayıp… *
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
sözlükte tanışıp sohbet etmek goy goy yapmak istediğim birisi. şarap da içeriz ama fazla romantik olur *
@alaniaris abim içindi.
@alaniaris abim içindi.
devamını gör...
gözlüklü erkeklerin çok çirkin olması
çirkinlik gözlükte değil, kalın camlı merceklerde, kadın veya erkek olsun, miyop ve astigmat kusuru olan merceklerin ardındaki gözler çipil vaziyettedir. bu durum da karşı cinsi albeniden uzak gösterir.
devamını gör...