zaman tüneli
normal sözlük'teki en iyi nick
(bkz: rbf)
3 tane harf, sonsuz permütasyonla istediğin gibi tahmin et. adam global ya.
3 tane harf, sonsuz permütasyonla istediğin gibi tahmin et. adam global ya.
devamını gör...
normal sözlük'teki en iyi nick
öhöm!!!...
devamını gör...
geç kalmak
bazen geç kalmak, aslında kendine yetişmektir.
bazen kaybettiğini sandığın şey, seni sen yapacak yola çıkarır.
bazen en büyük kırılma, en sağlam duruşun başlangıcıdır.
ve bazen hayat, seni yıkmak için değil…
kim olduğunu hatırlatmak için sarsar.
devamını gör...
geç kalmak
insan bir kere birine geç kalır ve bir daha hiç kimse için acele etmez.
devamını gör...
26 şubat 2026 samsunspor skhendija maçı
stat niye dolmamış hacı abiler samsunda avrupa maçını izlemek dışında yapacağınız daha güzel bir etkinlik mi var? samsun kaç kere avrupada oynamış? son 16ya kalma ihtimalin yüksek, deplasmanda iyi oynayıp, kazanarak gelmişsin. sonra gençlik galatasarayı tutunca ooouuuvv
devamını gör...
geç kalmak
hayatım boyunca geç kalmaktan korktum. sadece randevulara, otobüse, toplantıya değil hayata geç kalmaktan.. bir şeyleri ıskalamaktan. herkes yerini almışken benim kapıda kalmamdan...
ironisi şurda ki insan en çok neyi kafasına takarsa oradan sınanıyor. ben de hep bu duygudan sınandım. oysa gerçekten dakik biriyimdir. bir kadının olmayacağı kadar dakik hatta. buluşmaya erken giderim, taksitlerimi günü gelmeden öderim, işlerimi son ana bırakmam. kontrol edebildiğim hiçbir şeyde gecikmem.
ama mesele zaten kontrol edemediklerimmiş...
ne zaman bir şeyi çok istesem, sanki bir adım geriden gelmişim gibi oldu. istediklerime hep geç sahip oldum. bazılarına hiç olamadım. sanki önümde görünmeyen bir trafik var, ben gaza bastıkça kırmızı yanıyor. yetişmeye çalıştıkça geri düşüren bir devinim bu. çabaladıkça ağırlaşan bir koşu bandı gibi.
bazen bunun bir lanet olduğunu düşünüyorum. herkes zamanın var dedi, ama insanın içindeki saat başkasının takvimine uymuyor. içimde sürekli bir gecikmişlik hissi… sanki hayat bir yerlere varmış da ben hala yoldayım. vay be efkarlandım sözlük..
ironisi şurda ki insan en çok neyi kafasına takarsa oradan sınanıyor. ben de hep bu duygudan sınandım. oysa gerçekten dakik biriyimdir. bir kadının olmayacağı kadar dakik hatta. buluşmaya erken giderim, taksitlerimi günü gelmeden öderim, işlerimi son ana bırakmam. kontrol edebildiğim hiçbir şeyde gecikmem.
ama mesele zaten kontrol edemediklerimmiş...
ne zaman bir şeyi çok istesem, sanki bir adım geriden gelmişim gibi oldu. istediklerime hep geç sahip oldum. bazılarına hiç olamadım. sanki önümde görünmeyen bir trafik var, ben gaza bastıkça kırmızı yanıyor. yetişmeye çalıştıkça geri düşüren bir devinim bu. çabaladıkça ağırlaşan bir koşu bandı gibi.
bazen bunun bir lanet olduğunu düşünüyorum. herkes zamanın var dedi, ama insanın içindeki saat başkasının takvimine uymuyor. içimde sürekli bir gecikmişlik hissi… sanki hayat bir yerlere varmış da ben hala yoldayım. vay be efkarlandım sözlük..
devamını gör...
normal sözlük'teki en iyi nick
herkesin nicki kendine güzel.
devamını gör...
saçma sapan şeylerin adet olması
neymiş efendim rakı arası çayı varmış
tamamen ezik beyaz yaka ütmek için uydurulmuş bi zırvadır bu
ben eski türk filmlerinde rakının yanında çay içildiğini görmedim
yani buradan bile belli uydurma olduğu
tamamen ezik beyaz yaka ütmek için uydurulmuş bi zırvadır bu
ben eski türk filmlerinde rakının yanında çay içildiğini görmedim
yani buradan bile belli uydurma olduğu
devamını gör...
antik çağda seçilecek meslek
bir sahil kasabasında şirin bir antikacı nasıl fikir? sadece arkadaşlarım gelse yeter. o dönemde maliyeti de yok. ikinci el eşya gibi düşün...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
normalde karalanmıyomuş gibi bi de karalama defteri açmışlar.
devamını gör...
rakı içerken çay molası vermek
midesizliktir, küffarlıktır, vatan hainliğidir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
beş günlük sürecin ilk günü.
saat 20:05, yola çıkıldı. bir fotoğraf karesi öpüldü. gözyaşı içe akıtıldı.
yol uzadıkça ömrüm kısalıyor gibiydi. kurşun geçirmez bir insandım artık.
1. gün...
saat 23:47
ileri bir noktadayız, hava çok sert. iyi miyim, bilmiyorum. peki ya özlem? özlemek insanı zayıf düşürüyor, hatalar yaptırıyor. ama ben bunu senden öğrenmiştim:"iyi ki varsın." demeyi.
saat 03:23
gece yürüyüşü, adımlar yavaş. nefes bile almıyoruz bazen. açık arazide sesler metrelerce öteden duyulur. sigara içmiyoruz kanasçılar bizi fark etmesin diye.
o karanlık... yüzlerimizi silen karanlık. her nefes dönmek kelimesini sayıklıyor. her adım dönememek korkusunu barındırıyor gibi.
ama benim korkum dönememek değil, sana kavuşamamak.
sana:"bak yaşıyorum" diyememek.
saat 08:50 - ilk temas
her şey çok sessizdi biliyor musun? hani bir şeyler olacak diye içinden geçirirsin ya, hah işte öyle bir andı.
o sessizlik bir anda ince ama iç ürperten çığlıklara dönüştü. kesik kesik, parçalı sesler...
kanastan gelen o ıslığı duymamak elde değil...
binbaşım atışın yapıldığı yeri anında tayin etti. hepimiz siper aldık. o birkaç dakika bile saatler gibi geçiyor. karşı ateş açmak riskli, mühimmatımız az çünkü. keskin nişancımız bir mehdi gibi yetişti imdadımıza. o an ben spotter ve arazici olarak takımla beraberdim. ama nişancımız olayı çözmüştü.
o sırada sıhhiyecimiz baktı gözlerime, bitti mi üsteğmenim der gibi bakıyordu gözlerime.
kafa salladım. kontrollü bir şekilde yavaşça sürünerek kapalı bir mevziye geçtik.
saat 12:15
kısa bir mola vermemiz gerekiyordu. yavaş yavaş su içiyoruz ama boğazımızdan geçmiyor.
takım komutanımız çok kısık bir sesle kısa bir değerlendirme yaptı.
bunlar yaşanırken aklıma sen geliyorsun hep... gerçi aklımdan çıkmıyorsun demek daha doğru. çatışmanın ortasında bile insanın içini yakan şey "o" gülüşün hayali oluyor.
saat 22:54 - ilk günün sonu
gece bastırırken bir arkadaşım sordu:"dönecek miyiz?"
döneceğiz dedim.
bazen asker olmak gerçeği bilmek değildir çünkü, başkalarının bir olguyu gerçek gibi kabullenmesini sağlamaktır.
ikinci günde görüşmek dileğiyle...
saat 20:05, yola çıkıldı. bir fotoğraf karesi öpüldü. gözyaşı içe akıtıldı.
yol uzadıkça ömrüm kısalıyor gibiydi. kurşun geçirmez bir insandım artık.
1. gün...
saat 23:47
ileri bir noktadayız, hava çok sert. iyi miyim, bilmiyorum. peki ya özlem? özlemek insanı zayıf düşürüyor, hatalar yaptırıyor. ama ben bunu senden öğrenmiştim:"iyi ki varsın." demeyi.
saat 03:23
gece yürüyüşü, adımlar yavaş. nefes bile almıyoruz bazen. açık arazide sesler metrelerce öteden duyulur. sigara içmiyoruz kanasçılar bizi fark etmesin diye.
o karanlık... yüzlerimizi silen karanlık. her nefes dönmek kelimesini sayıklıyor. her adım dönememek korkusunu barındırıyor gibi.
ama benim korkum dönememek değil, sana kavuşamamak.
sana:"bak yaşıyorum" diyememek.
saat 08:50 - ilk temas
her şey çok sessizdi biliyor musun? hani bir şeyler olacak diye içinden geçirirsin ya, hah işte öyle bir andı.
o sessizlik bir anda ince ama iç ürperten çığlıklara dönüştü. kesik kesik, parçalı sesler...
kanastan gelen o ıslığı duymamak elde değil...
binbaşım atışın yapıldığı yeri anında tayin etti. hepimiz siper aldık. o birkaç dakika bile saatler gibi geçiyor. karşı ateş açmak riskli, mühimmatımız az çünkü. keskin nişancımız bir mehdi gibi yetişti imdadımıza. o an ben spotter ve arazici olarak takımla beraberdim. ama nişancımız olayı çözmüştü.
o sırada sıhhiyecimiz baktı gözlerime, bitti mi üsteğmenim der gibi bakıyordu gözlerime.
kafa salladım. kontrollü bir şekilde yavaşça sürünerek kapalı bir mevziye geçtik.
saat 12:15
kısa bir mola vermemiz gerekiyordu. yavaş yavaş su içiyoruz ama boğazımızdan geçmiyor.
takım komutanımız çok kısık bir sesle kısa bir değerlendirme yaptı.
bunlar yaşanırken aklıma sen geliyorsun hep... gerçi aklımdan çıkmıyorsun demek daha doğru. çatışmanın ortasında bile insanın içini yakan şey "o" gülüşün hayali oluyor.
saat 22:54 - ilk günün sonu
gece bastırırken bir arkadaşım sordu:"dönecek miyiz?"
döneceğiz dedim.
bazen asker olmak gerçeği bilmek değildir çünkü, başkalarının bir olguyu gerçek gibi kabullenmesini sağlamaktır.
ikinci günde görüşmek dileğiyle...
devamını gör...
antik çağda seçilecek meslek
filozofluk.
düşün düşün düşün. zaten sürekli düşündüğümden en azından bir işe yarayıp zanaat haline gelsin.
varlığın varlığı yokluğun yokluğuyla mı sınırlıdır? yoksa yoksak var olmanın dayanılmaz hafifliği bize ağır mı gelir?
evet.
düşün düşün düşün. zaten sürekli düşündüğümden en azından bir işe yarayıp zanaat haline gelsin.
varlığın varlığı yokluğun yokluğuyla mı sınırlıdır? yoksa yoksak var olmanın dayanılmaz hafifliği bize ağır mı gelir?
evet.
devamını gör...
rakı içerken çay molası vermek
rakı içerken tek molayı işemek için veririm.
devamını gör...
rakı içerken çay molası vermek
ben bu başlığı daha önce yine burada görmüştüm diye hatırlıyorum, sıfırdan açılmış olamaz.
biz de deriniz...
devamını gör...
esnaf ahlakı
hile yapmamak üzerine kurulu olması gereken ahlaktır.
devamını gör...
konsantre erkek
rakı arası çayı gibi
ılıklar için götten uydurulmuş hurafelere inanmaz
bu tip şeyleri uygulamaz
ılıklar için götten uydurulmuş hurafelere inanmaz
bu tip şeyleri uygulamaz
devamını gör...
gençlerin çalışmak istememesi
bu iddia kulağa net geliyor ama gerçekte mesele o kadar basit değil. türkiye şartlarında konu biraz daha katmanlı..
bir kere gerçekten çalışmak isteyen ama düzgün şart bulamayan ciddi bir kesim var. asgari ücretle, uzun saatler, fazla mesai ücreti belirsiz, hafta sonu yok, mobbing var… üstüne üstelik kira fiyatları malum. genç biri doğal olarak bu maaşla nasıl yaşayacağım diye soruyor. üniversite okumuş birinin, ailesinden bağımsız yaşama ihtimali neredeyse yoksa, motivasyon da düşüyor. bu noktada mesele tembellik değil emek–karşılık dengesinin bozulması..
ama işin bir de başka tarafı da var. gerçekten iş beğenmeyen, daha yolun başındayken yüksek maaş-esnek saat-uzaktan çalışma paketi bekleyen bir kesim de var. tecrübe kazanmadan ben şu maaşın altına çalışmam diyenler, sektörü tanımadan hayal kırıklığı yaşayanlar da az değil. sosyal medyada görülen başarı hikayeleri de beklentiyi gerçeklikten koparıyor.
bir de kalifiye olamama meselesi var tabi. eğitim sistemi ile piyasa beklentisi arasında ciddi bir uyumsuzluklar var. üniversite diploması var ama pratik beceri yok. yabancı dil zayıf, teknik yetkinlik sınırlı. işveren nitelikli eleman bulamıyorum diyor, gençler iş bulamıyorum diyor. aslında iki taraf da kısmen haklı.
diğer yönden gençlerin bir kısmı da klasik mesai saatleri düzenine mesafeliler. daha esnek, proje bazlı, dijital ya da kendi işini kurmaya dönük bir arayış var. bu da çalışmak istemiyorlar algısı yaratıyor ama belki de çalışmanın tanımı değişiyor. kısa olmadı yine sözlükcüm ama kısaca eyyorlamam böyle.
bir kere gerçekten çalışmak isteyen ama düzgün şart bulamayan ciddi bir kesim var. asgari ücretle, uzun saatler, fazla mesai ücreti belirsiz, hafta sonu yok, mobbing var… üstüne üstelik kira fiyatları malum. genç biri doğal olarak bu maaşla nasıl yaşayacağım diye soruyor. üniversite okumuş birinin, ailesinden bağımsız yaşama ihtimali neredeyse yoksa, motivasyon da düşüyor. bu noktada mesele tembellik değil emek–karşılık dengesinin bozulması..
ama işin bir de başka tarafı da var. gerçekten iş beğenmeyen, daha yolun başındayken yüksek maaş-esnek saat-uzaktan çalışma paketi bekleyen bir kesim de var. tecrübe kazanmadan ben şu maaşın altına çalışmam diyenler, sektörü tanımadan hayal kırıklığı yaşayanlar da az değil. sosyal medyada görülen başarı hikayeleri de beklentiyi gerçeklikten koparıyor.
bir de kalifiye olamama meselesi var tabi. eğitim sistemi ile piyasa beklentisi arasında ciddi bir uyumsuzluklar var. üniversite diploması var ama pratik beceri yok. yabancı dil zayıf, teknik yetkinlik sınırlı. işveren nitelikli eleman bulamıyorum diyor, gençler iş bulamıyorum diyor. aslında iki taraf da kısmen haklı.
diğer yönden gençlerin bir kısmı da klasik mesai saatleri düzenine mesafeliler. daha esnek, proje bazlı, dijital ya da kendi işini kurmaya dönük bir arayış var. bu da çalışmak istemiyorlar algısı yaratıyor ama belki de çalışmanın tanımı değişiyor. kısa olmadı yine sözlükcüm ama kısaca eyyorlamam böyle.
devamını gör...
insan kasabı
insan keserler. doğrayıp yok ederler, etinden çeşitli mamüller yapabilirler de.
bu insanların günlük rutinleri sen-ben gibi sıradan olabilir. nezaket, görgü kuralları, toplum içinde son derece saygılı, itibarlı ve efendi olarak da bilinirler belki. hatta kurcalarsan hobileri bile vardır.
lakin, yanlışı gördüğünde o satırı, bıçağı veya motorlu testereyi çıkarıp, allah yarattı demeden pastırmalık, kuşbaşı, haşlamalık dilim dilim doğrarlar adamı.
aklıma kolpaçino filmindeki o başkan geldi birden.
bu insanların günlük rutinleri sen-ben gibi sıradan olabilir. nezaket, görgü kuralları, toplum içinde son derece saygılı, itibarlı ve efendi olarak da bilinirler belki. hatta kurcalarsan hobileri bile vardır.
lakin, yanlışı gördüğünde o satırı, bıçağı veya motorlu testereyi çıkarıp, allah yarattı demeden pastırmalık, kuşbaşı, haşlamalık dilim dilim doğrarlar adamı.
aklıma kolpaçino filmindeki o başkan geldi birden.
devamını gör...
vav harfi
eskiden vav kolyeleri vardı. bir dönem epey meşhurdu. ben kolyeci olmadığımdan vav harfli yüzük almıştım.
bir de aklıma mim harfi geldi. mim isminde bir kafe vardı üsküdar’da. aynısından süleymaniye’nin orada da vardı. islamik kafeler ve aksesuarlar geçmişim kabarıktır.
geçmiş. iyi ki geçmiş.
bir de aklıma mim harfi geldi. mim isminde bir kafe vardı üsküdar’da. aynısından süleymaniye’nin orada da vardı. islamik kafeler ve aksesuarlar geçmişim kabarıktır.
geçmiş. iyi ki geçmiş.
devamını gör...