zaman tüneli
hayatını bir cümleyle tanımla
defkhan’ın da dediği gibi,
hayat dediğin bi çift bacak ve gidebildiği yol kadar..
hayat dediğin bi çift bacak ve gidebildiği yol kadar..
devamını gör...
sokarım politikana
bir bağzıları şarkısında da geçiyor bu fiil. eski naif şarkılar kalmadı, bir an yanlış duydum sandım ama küfrediyormuş meğer şarkıda.
büsbütün kaybettim
bana dokunmayın sakın
bunların düzenine sokayım
büsbütün kaybettim
bana dokunmayın sakın
bunların düzenine sokayım
devamını gör...
kadın cinayetleri
bitmiyor, sonu gelmiyor, her gün ayrı felakete uyanıyoruz. sayıp sövmekten ben yoruldum artık. 7 suç kaydı olan lavuğun dışarda işi ne ?? 8. suçunu da işlesin diye mi? sizin ben adaletinizi de yapacaginiz işi de, olmayan vicdanınızı da...
devamını gör...
kadın cinayetleri
bugün bir kadın çocukları önünde 7 suç kaydı olan boşanma aşamasındaki kocası tarafından katledildi.
artık gerçekten diyecek söz bulamıyorum.
x.com/i/status/202951868664...
artık gerçekten diyecek söz bulamıyorum.
x.com/i/status/202951868664...
devamını gör...
türkiye ispanya dostluğu
eger kiliseye giden bir ispanyolsa kesinlikle kapadokyaya gelmiştir,ve bir türk dostu oluverir.ha bu arada trabzonda düşen afganistandan dönen askerleri taşıyan uçak nedeni ile askeri bir bag da kurulmuştu.
devamını gör...
hayatını bir cümleyle tanımla
“hiçbir şey olmasa bile bir şeyler oluyor.”
devamını gör...
sokarım politikana
(bkz: nazan öncel) yazmış söylemiş çok da güzel anlatmış derdini hadi kaba tabirlerden uzak durayım.....politika dediği aşkta oynanan oyunlardır.. vardır ya sevgili triplerii yok aramayım merak etsin, yok geç cevap yazayım da çok ilgilendiiğimi anlamasın düşünceleri.. kim koyuyor bu kuralları arkadaşş..
devamını gör...
30 yaşında olmak
(bkz: kuzum inan hiç beklemediğin anda oluyor)
şimdiden sonra çok daha farklı başlangıçlara atıldığım yaş.
gerisini berisini sorgulamıyorum,
burası güzel.
şimdiden sonra çok daha farklı başlangıçlara atıldığım yaş.
gerisini berisini sorgulamıyorum,
burası güzel.
devamını gör...
meskun mahal muharebesi
tanım: binalar, bodrumlar, terk edilmiş meskenler, terk edilmiş metro hatları gibi dar alanlarda yapılan çok yönlü tehdit unsurlarıyla çevrili askeri muharebe.
(bkz: cqb)
olabildiğince yalın anlatmaya çalışacağım zira özel operasyon türleri içinde şahsımca en girift muharebe türü meskun mahal muharebesidir. (bundan sonra mmm olarak yazılacaktır.)
ülkemizde mmm yapmakla görevli olan askeri birimler:
polis özel harekat
sat/sas komandoları
ökk komandoları
özel eğitimli piyade komandolar
ekstrem bir durum yaşanmadıkça bu dört birlik haricinde hiçbir birlik izinsiz müdahalelerde bulunamaz.
mmm özellikleri ve zorlukları
muharebe dağlarda olduğu gibi değildir. çatışmalar en fazla 40-50 metre içinde yaşanır. muharebe çoğu zaman üç boyutlu bir satranç gibidir. sadece yatay değil, her yönde tehdit ve çatışma vardır.
görüş her daim kısıtlıdır. bana göre bu en büyük artı ve eksi.
en büyük tehdit ise her yerin tuzaklanabilmesi ve her yerden gelebilecek olan pusu riskidir.
yaşanan bir olay üzerinden örnek vereyim. bundan yaklaşık üç sene önce terk edilmiş bir binaya giriş yapıldı. binanın ikinci katına çıkarken merdivenlere tuzaklanan patlayıcılar infilak ettirildi ve o an sekiz personel hayatını kaybetti.
bir başka olayda, edd (entry denial device, giriş önleyici aygıt) tetiklendi ve o an iki personel hayatını kaybetti.
her askeri süreçte olduğu gibi mmm tarihide kanla yazılmıştır ve bu sayede sürekli gelişmektedir.
devam edelim...
peki girişler nasıl yapılıyor?
öncelikle bilinmesi gereken temel bilgi şu: standart bir giriş yoktur.
çünkü bütün operasyon alanları birbirlerinden farklıdır. çünkü bütün operasyonların şartları birbilerinden farklıdır.
bu sebeple mmm eğitimleri durmaksızın devam eder.
yine de en yaygın olanları listeleyelim:
1 - basit giriş
genellikle bina planına sahip olunan operasyonlarda tercih edilir.
bütün tim tek sıra halinde kapının önünde diziir.
sıranın en önündeki point man denen kişi kapının tuzaklı olup olmadığını kontrol eder.
bu kontrolden sonra kapı ya kırılır, ya fünyelenir (çok çeşitli patlatma teknikleri var) ya da direkt olarak açılır.
kapı açıldığı an yapılan saliselik kontrolden sonra bütün tim önceden planlanan şekilde içeri yayılır.
eğer gerek görülürse içeriye çok sayıda kör edici bomba atılır.
2 - hızlı giriş
olası rehine durumlarında veya anında müdahale edilmesi gereken durumlarda kapı uzaktan atılan bir patlayıcıyla veya koçbaşıyla anında kırılır ve tim kör edici bombalarla ani giriş yapar. çok riskli olduğu için genellikle ikinci planda tutulur.
3 - alternatif girişler
bütün operasyonlarda farklılık göstermekle beraber genellikle çatıdan rope inişi, camlardan sızma gibi teknikler kullanılır.
girişin temel kuralları
meskun mahal denilen yer hatayı affetmez. bir binaya girmek demek, sadece o kapıdan geçmek değil; hayatını tim arkadaşına, hızına ve tetiğine emanet etmek demektir. o eşiği geçtiğin an artık geri dönüş yoktur.
ilk kural bellidir: hız ve şiddet. kapıdan içeri sızmaya çalışmazsın, adeta o odaya patlarsın. eğer içeri girdiğinde bir saniye bile tereddüt edersen, hem kendini hem de arkandaki adamı "ölüm çukuru" dediğimiz o kapı ağzında yem yaparsın. amacımız içerideki kişinin/kişilerin ne olduğunu anlamasına fırsat vermeden, psikolojik ve fiziksel baskıyla üzerine çökmektir. o şaşkınlık anı, bizim hayatta kalma biletimizdir.
içeri girdiğin an gözün sadece kendi sektöründe olur. "acaba sağda ne var?" diye merak edip kafanı çevirdiğin an, senin sorumlu olduğun soldaki köşeden bir namlu çıkar ve her şey biter. herkes kendi alanına kilitlenir; böylece odada bakılmamış tek bir kör nokta, kontrol edilmemiş tek bir dolap arkası kalmaz. kimse kimsenin işine karışmaz ama herkes birbirinin sırtını kollar.
şehir savaşında en büyük düşmanın o göremediğin "ölü açılar"dır. kapı arkaları, derin köşeler, karanlık merdiven boşlukları... her adımda "açıyı dilimleyerek" ilerlersin. özellikle merdivenler ve koridorlar binanın can damarıdır; orayı tutamazsan üst kattan kafana ne geleceği belli olmaz.
tüm bu gürültünün içinde hayatta kalmanı sağlayan tek şey ise iletişimdir. uzun cümleler kurmazsın; "temiz!", "temas!", "dolduruyorum!" gibi kısa ve net komutlarla timin ortak aklını diri tutarsın. meskun mahalde bir yapıya girmek bir sanattır; hızın koordinasyonla, cesaretin ise disiplinle birleştiği bir süreçtir. orada tek bir tereddüt, koca bir timin kaybı demektir.
en önemli kural güvendir.
(bkz: cqb)
olabildiğince yalın anlatmaya çalışacağım zira özel operasyon türleri içinde şahsımca en girift muharebe türü meskun mahal muharebesidir. (bundan sonra mmm olarak yazılacaktır.)
ülkemizde mmm yapmakla görevli olan askeri birimler:
polis özel harekat
sat/sas komandoları
ökk komandoları
özel eğitimli piyade komandolar
ekstrem bir durum yaşanmadıkça bu dört birlik haricinde hiçbir birlik izinsiz müdahalelerde bulunamaz.
mmm özellikleri ve zorlukları
muharebe dağlarda olduğu gibi değildir. çatışmalar en fazla 40-50 metre içinde yaşanır. muharebe çoğu zaman üç boyutlu bir satranç gibidir. sadece yatay değil, her yönde tehdit ve çatışma vardır.
görüş her daim kısıtlıdır. bana göre bu en büyük artı ve eksi.
en büyük tehdit ise her yerin tuzaklanabilmesi ve her yerden gelebilecek olan pusu riskidir.
yaşanan bir olay üzerinden örnek vereyim. bundan yaklaşık üç sene önce terk edilmiş bir binaya giriş yapıldı. binanın ikinci katına çıkarken merdivenlere tuzaklanan patlayıcılar infilak ettirildi ve o an sekiz personel hayatını kaybetti.
bir başka olayda, edd (entry denial device, giriş önleyici aygıt) tetiklendi ve o an iki personel hayatını kaybetti.
her askeri süreçte olduğu gibi mmm tarihide kanla yazılmıştır ve bu sayede sürekli gelişmektedir.
devam edelim...
peki girişler nasıl yapılıyor?
öncelikle bilinmesi gereken temel bilgi şu: standart bir giriş yoktur.
çünkü bütün operasyon alanları birbirlerinden farklıdır. çünkü bütün operasyonların şartları birbilerinden farklıdır.
bu sebeple mmm eğitimleri durmaksızın devam eder.
yine de en yaygın olanları listeleyelim:
1 - basit giriş
genellikle bina planına sahip olunan operasyonlarda tercih edilir.
bütün tim tek sıra halinde kapının önünde diziir.
sıranın en önündeki point man denen kişi kapının tuzaklı olup olmadığını kontrol eder.
bu kontrolden sonra kapı ya kırılır, ya fünyelenir (çok çeşitli patlatma teknikleri var) ya da direkt olarak açılır.
kapı açıldığı an yapılan saliselik kontrolden sonra bütün tim önceden planlanan şekilde içeri yayılır.
eğer gerek görülürse içeriye çok sayıda kör edici bomba atılır.
2 - hızlı giriş
olası rehine durumlarında veya anında müdahale edilmesi gereken durumlarda kapı uzaktan atılan bir patlayıcıyla veya koçbaşıyla anında kırılır ve tim kör edici bombalarla ani giriş yapar. çok riskli olduğu için genellikle ikinci planda tutulur.
3 - alternatif girişler
bütün operasyonlarda farklılık göstermekle beraber genellikle çatıdan rope inişi, camlardan sızma gibi teknikler kullanılır.
girişin temel kuralları
meskun mahal denilen yer hatayı affetmez. bir binaya girmek demek, sadece o kapıdan geçmek değil; hayatını tim arkadaşına, hızına ve tetiğine emanet etmek demektir. o eşiği geçtiğin an artık geri dönüş yoktur.
ilk kural bellidir: hız ve şiddet. kapıdan içeri sızmaya çalışmazsın, adeta o odaya patlarsın. eğer içeri girdiğinde bir saniye bile tereddüt edersen, hem kendini hem de arkandaki adamı "ölüm çukuru" dediğimiz o kapı ağzında yem yaparsın. amacımız içerideki kişinin/kişilerin ne olduğunu anlamasına fırsat vermeden, psikolojik ve fiziksel baskıyla üzerine çökmektir. o şaşkınlık anı, bizim hayatta kalma biletimizdir.
içeri girdiğin an gözün sadece kendi sektöründe olur. "acaba sağda ne var?" diye merak edip kafanı çevirdiğin an, senin sorumlu olduğun soldaki köşeden bir namlu çıkar ve her şey biter. herkes kendi alanına kilitlenir; böylece odada bakılmamış tek bir kör nokta, kontrol edilmemiş tek bir dolap arkası kalmaz. kimse kimsenin işine karışmaz ama herkes birbirinin sırtını kollar.
şehir savaşında en büyük düşmanın o göremediğin "ölü açılar"dır. kapı arkaları, derin köşeler, karanlık merdiven boşlukları... her adımda "açıyı dilimleyerek" ilerlersin. özellikle merdivenler ve koridorlar binanın can damarıdır; orayı tutamazsan üst kattan kafana ne geleceği belli olmaz.
tüm bu gürültünün içinde hayatta kalmanı sağlayan tek şey ise iletişimdir. uzun cümleler kurmazsın; "temiz!", "temas!", "dolduruyorum!" gibi kısa ve net komutlarla timin ortak aklını diri tutarsın. meskun mahalde bir yapıya girmek bir sanattır; hızın koordinasyonla, cesaretin ise disiplinle birleştiği bir süreçtir. orada tek bir tereddüt, koca bir timin kaybı demektir.
en önemli kural güvendir.
devamını gör...
seni onaracağım diyen erkek
plastik cerrah olduğunu düşündüğüm tip.
hafif elmacık kemiklerim, ucundan çenem, tabii sen daha iyi bilirsin…
hafif elmacık kemiklerim, ucundan çenem, tabii sen daha iyi bilirsin…
devamını gör...
30 yaşında olmak
hiç anlamıyorsun bir anda oluyor olan.
devamını gör...
insanın kendi potansiyeline olan borcu
insanın kendi potansiyeline borcu olabilir. bu cümle kulağa çok doğru ve motive edici geliyor, buna itirazım yok. ama potansiyeli kinetik enerjiye çevirmek gerçekten sadece insanın kendi elinde olan bir şey olsaydı, o zaman bu sözün altına ben de rahatça imza atardım sözlük.
işin aslı çoğu zaman öyle işlemiyor. diyelim ki potansiyel olarak zirvesin ama çukurun içinde dünyaya gelmişsin. başkalarının hazır bulduğu imkanları sen dişinle tırnağınla kazımak zorundasın. birileri dümdüz yolda yürürken sen aynı mesafeyi yokuş tırmanarak gitmeye çalışıyorsun.
bir de bunun sosyal tarafı var. diyelim toplumda azınlık olan bir unsursun, yalnızsın. ya da kadınsın ve bazı kapılar daha baştan yarı kapalı. belki yıllarca çalışıyorsun ama dayın yok, torpilin yok. belki iyi bir fikirle yola çıkıyorsun ama sürekli başarısız girişimler abonesi gibi hissediyorsun kendini. bazen de mesele sadece para. alman gereken eğitimleri alamıyorsun, gideceğin yerlere gidemiyorsun, kullanman gereken araçlara ulaşamıyorsun.
yani tablo sandığımızdan çok daha karmaşık. insan bazen gerçekten çalışıyor, çabalıyor, emek veriyor ama yine de olmuyor. bu demek değil ki hiç çabalamayalım, nasılsa zor deyip kenara çekilelim. ama potansiyel meselesini de tamamen bireyin iradesine indirgemek gerçekçi gelmiyor bana.
fizikten basit bir benzetme yaparsak, potansiyel enerjinin tamamen kinetiğe dönüşmesi için sistemin sürtünmesiz olması gerekir. oysa gerçek hayatta sürtünme çok fazla. aile, para, çevre, toplumsal yapı, şans, sağlık… hepsi o enerjiyi yolda biraz biraz tüketiyor.
o yüzden bazen potansiyelimizle ulaştığımız yer arasında fark kalıyor. ve çoğu zaman bu fark sadece tembellikle ya da iradesizlikle açıklanamayacak kadar büyük oluyor.
işin aslı çoğu zaman öyle işlemiyor. diyelim ki potansiyel olarak zirvesin ama çukurun içinde dünyaya gelmişsin. başkalarının hazır bulduğu imkanları sen dişinle tırnağınla kazımak zorundasın. birileri dümdüz yolda yürürken sen aynı mesafeyi yokuş tırmanarak gitmeye çalışıyorsun.
bir de bunun sosyal tarafı var. diyelim toplumda azınlık olan bir unsursun, yalnızsın. ya da kadınsın ve bazı kapılar daha baştan yarı kapalı. belki yıllarca çalışıyorsun ama dayın yok, torpilin yok. belki iyi bir fikirle yola çıkıyorsun ama sürekli başarısız girişimler abonesi gibi hissediyorsun kendini. bazen de mesele sadece para. alman gereken eğitimleri alamıyorsun, gideceğin yerlere gidemiyorsun, kullanman gereken araçlara ulaşamıyorsun.
yani tablo sandığımızdan çok daha karmaşık. insan bazen gerçekten çalışıyor, çabalıyor, emek veriyor ama yine de olmuyor. bu demek değil ki hiç çabalamayalım, nasılsa zor deyip kenara çekilelim. ama potansiyel meselesini de tamamen bireyin iradesine indirgemek gerçekçi gelmiyor bana.
fizikten basit bir benzetme yaparsak, potansiyel enerjinin tamamen kinetiğe dönüşmesi için sistemin sürtünmesiz olması gerekir. oysa gerçek hayatta sürtünme çok fazla. aile, para, çevre, toplumsal yapı, şans, sağlık… hepsi o enerjiyi yolda biraz biraz tüketiyor.
o yüzden bazen potansiyelimizle ulaştığımız yer arasında fark kalıyor. ve çoğu zaman bu fark sadece tembellikle ya da iradesizlikle açıklanamayacak kadar büyük oluyor.
devamını gör...
seni onaracağım diyen erkek
gitsin ötede onarsın.
devamını gör...
seni onaracağım diyen erkek
(bkz: hiçbir gelin robot değildir)
devamını gör...
sözlüğün en iyi yazarı
bunu bilemem işte. bir yazarı seversin sevmezsin de en iyi denilecek yazarı seçmesi zor. pas geçiyorum.
devamını gör...
az kişinin bildiği muhteşem filmler
balkan sinemasından gidelim.
(bkz: gadjo dilo)
(bkz: babam iş gezisinde)
(bkz: yeraltı (1995))
(bkz: do you remember dolly bell)
yünaytıd siteyts of ımerika'dan (bkz: dogma)'yı ve filmin yönetmeni kevin smith'in diğer filmlerini söyleyebilirim. kaufman itini de seviyorum ancak o daha bilinen bir yönetmen.
evropa sinemasından benim favorim ise bertolucci'nin 5.5 saatlik (bkz: 1900) filmini söyleyebilirim, arz ederim.
(bkz: gadjo dilo)
(bkz: babam iş gezisinde)
(bkz: yeraltı (1995))
(bkz: do you remember dolly bell)
yünaytıd siteyts of ımerika'dan (bkz: dogma)'yı ve filmin yönetmeni kevin smith'in diğer filmlerini söyleyebilirim. kaufman itini de seviyorum ancak o daha bilinen bir yönetmen.
evropa sinemasından benim favorim ise bertolucci'nin 5.5 saatlik (bkz: 1900) filmini söyleyebilirim, arz ederim.
devamını gör...
eski reklamlar
pc oyunlarının cd reklamı,saç jölesi reklamları,oyuncak reklamları,mcdonalds ve burger king gibi restoranların hamburger reklamları,simit sarayı reklamları da çok yayınlanırdı
devamını gör...
30 yaşında olmak
bilemiyorum, daha gelmedim o yaşa. gelir miyim onu da bilmiyorum, zaman gösterecek. yalnız fazla anlam yükleniyor gibi geliyor bana.
devamını gör...
seni onaracağım diyen erkek
elektroniklerin sevgilisi olan erkek. oyun oğlanı olan game boy ilk aşkıdır.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
bazen iç ses bastırır ve herkesın içsesi başkadır. bu şarkıda bence iç sesını anlatmış. yüzleşmeyı seviyorum.
devamını gör...