zaman tüneli

zıt kutupların birbirini çekmesi diye de bir gerçek var. biri daha sakin, diğeri daha hareketli… biri planlı, diğeri anlık yaşayan… dışarıdan bakınca uyumsuzluk gibi görünen şey, aslında içeride bir denge kuruyor olabilir. eksik olanı tamamlamak gibi değil de, birbirinin alanını açmak gibi.

nice çift vardır, dışarıdan alakasız görünür ama kendi içlerinde öyle bir dil kurmuşlardır ki, başkası çözemez. biz sadece yüzeydeki farkları görürüz. onların arasındaki o görünmeyen bağı, küçük alışkanlıkları, birbirlerini nasıl tolere ettiklerini bilemeyiz.

ilişki dediğin biraz da kimya meselesi. her zaman mantıkla açıklanmaz. bazen gerçekten tencere kapak gibi otururlar birbirine ama o kapak dışarıdan bakana yamuk görünür.

o yüzden bazı ilişkiler için uyumsuz demek kolay, ama eksik. çünkü biz sadece görüneni yorumluyoruz. asıl mesele, onların kendi dünyasında kurdukları dengede saklı.
devamını gör...

bir "adanalı" dizisi karakteridir. bu role hayat veren oyuncu "mehmet akif alakurt" tur. bu adam benim idolümdü küçükken.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu herifoloji hep benden bir tık önce benim yazacağımı yazıyor iki oldu bu.*
kendi dalgası güldürüyor.
iyi yazarımız.
devamını gör...

rengiyle alakası yok bunun. biz bunu her yerde anlattık. tavşan kanı çay denilen şeyi tavşan avlayanlar ya da besleyip kesenler bilir. tavşanın kanı bol olur. ve kesilince çok uzun süre bedeninden süzülmeye devam eder. bu yüzden tavşan kanı çay denir.
çay var içersen.
ben var seversen.
devamını gör...

kadın çocuğuna vefalıdır kocasına değil. erkek de kötü günde terk ediyor test edildi onaylandı. kendi gücünüzü arttırın kötü gününüzde kendiniz yaralarınızı sarın. herkes haysiyetsiz çünkü.
devamını gör...

tavşanın kanı çok olduğu için söylenir.
yani tavşan kanı çay, çayın rengiyle ilgili değil herkese yetmesinde, bolluğunda ve bereketindedir.
devamını gör...

hangi ahlak? kimin ahlakı? ahlaksızlığın sınırını kim belirliyor? sen ben. e o zaman sen sensin ben benim. senin ahlak anlayışının sınırlarından banane?
devamını gör...

belki biraz uzun bir yazı olacak, baştan kusura bakmayın. ama kırk yıl dediğin şey de öyle iki cümleyle geçilecek gibi değil. insan o kadar zamanda sadece yaş almıyor, biriktiriyor, yoruluyor, öğreniyor, vazgeçiyor… ve en çok da fark ediyor. o yüzden bu satırlar biraz uzun, biraz dolambaçlıysa, bilinsin ki kırk yılın içinden süzülüp geliyor.

kırkından sonra gelen o şey… adına aydınlanma demek belki fazla iddialı ama, insan bir sabah uyanıp da dünyanın yerli yerinde olduğunu, sadece kendi içinin değiştiğini fark ediyor.

eskiden çok önemli sandığın şeyler sessizce anlamını yitiriyor. bir tartışmayı kazanmanın, birine kendini kanıtlamanın, herkes tarafından sevilmenin… aslında ne kadar yorucu ve ne kadar gereksiz olduğunu anlıyorsun. bu bir anda olmuyor. yavaş yavaş, fark etmeden çözülüyor içindeki düğümler.

bir gün bakıyorsun, artık her şeye yetişmek istemiyorsun. her şeyi yaşamak, her fırsatı kovalamak zorunda hissetmiyorsun. çünkü ilk kez şunu kabul ediyorsun; hepsi senin olmak zorunda değil. ve garip bir şekilde, bu kabulleniş seni eksiltmiyor… hafifletiyor.

insan kırkından sonra sanırım biraz da susmayı öğreniyor. ama bu küskün bir susmak değil. daha çok, gereksiz gürültüyü hayatından çekmek gibi. daha az açıklama yapıyorsun, daha az savunuyorsun kendini. seni anlayan zaten anlıyor, anlamayan içinse artık eskisi kadar çabalamıyorsun.

en çok da kendinle ilgili fikirlerin değişiyor. yıllarca ben buyum diye sıkı sıkı tuttuğun şeylerin aslında sadece bir dönemlik hikâyeler olduğunu görüyorsun. kim olduğunu yeniden yazma cesareti geliyor içten içe. daha yumuşak, daha gerçek, daha az gösterişli bir versiyonun çıkıyor ortaya.

bir de şu var tabii… zaman. gençken sınırsız sanıyorsun. sonra bir noktada, onun da bir sınırı olduğunu hissediyorsun. korkutucu gibi geliyor önce. ama sonra tuhaf bir netlik getiriyor bu duygu. kimlerle vakit geçirmek istediğini, neler için enerji harcamaya değdiğini daha iyi biliyorsun artık.

kırkından sonra gelen farkındalık biraz da hayatı kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçip, onunla birlikte yürümeyi öğrenmeye benziyor.

her şey çözülmüş olmuyor. hatta bazı şeyler hâlâ karmaşık. ama artık o karmaşanın seni boğmasına izin vermiyorsun. çünkü biliyorsun ki, hayat zaten hiçbir zaman tamamen düzenli bir şey değildi.

ve belki de en tuhafı,
onca yıl aradığın huzurun, büyük cevaplarda değil… küçük kabullerde saklı olduğunu fark ediyorsun.
devamını gör...

refleks.

yaşamla bağ kurmanın diğer yollarını unuttuk. el telefona giderken düşünmüyoruz. son derece refleksif bir davranış hâline geldi.

tiyatroda bile görüyoruz bunu. "telefonunuzu kapatın" anonsu olmasına rağmen illa oyun esnasında telefon çıkarıp çekim yapan oluyor. çünkü günümüz insanına gözle deneyimlemek yetmiyor. göz ile nesne arasına dijital bir varlık girmediğinde yaşadığımız deneyimi deneyimden saymıyoruz.
devamını gör...

alenen ortada kim sapık aslında ama...
katletmek meşrulaşınca sapıklık da baş tacı oluyor.

bir katil bir sapığa gel beraber bireberber...

aaaa ona da mı dememiş... yoksa ona da mı demiş...
devamını gör...

toplumun normalleştirdiği birçok şey. en basitinden uzun bir kuyrukta kaynak yapmak bile bir ahlaksızlıktır veya bir işi almak için yalakalık yapmak
devamını gör...

şöyle bir şeydir:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yanında çok büyük şeylere ihtiyacı yoktur. bir parça sessizlik, belki bir dost, belki sadece kendi düşüncelerin… yeter de artar bile..
yani tavşan kanı çay, sadece iyi demlenmiş bir çay değil
insanın kendine ayırdığı küçük ama gerçek bir zamandır..
devamını gör...

daha yeni sömestır tatilindeydiler. bu çok lüzumsuz.
devamını gör...

uzun bir süredir devam eden rezilliktir.
sanırım ilk önce tarık akan'ın cenazesinde türedi bu güruh ve artarak devam etti.
en son büyük alim rahmetli ilber ortaylı'nın cenazesinde de düştü önümüze. celal şengör ile selfie çeken tipleri de gördük.
bunlar hakkında 10 paragraf çözümleme de üretilir ama değmez.
bu kadar ünlü birinin cenazesine de "ünlü birileri gelir" diyerek gitmek dangozluğun üstten ikinci aşaması ise onlarla selfie çekmek için gitmek birinci seviyesidir.
insanlar sevdiği, saydığı biri için son görevini yerine getirmek derdinde, bunlar sosyal medyaya resim koyup kendilerince "bak gördün mü" dedirtme telaşındalar.
bu şekilde dünya onların ekseninde nasıl da dönüyor gösterecekler ya...
adamın verdiği eser kadar kitap okumamış versiyonun cahil sürümünden fazlasını beklemek de gene bizim ayıbımız olsun.
10 paragrafa giderken burada keselim, değmez...
bu acayip vesile ile büyük tarihçi, alim ve entelektüel ilber hocaya rahmet dileyelim...
devamını gör...

ekrem imamoğlu davasını anlık takip edebileceğiniz web sitesi

aciksilivri.org
devamını gör...

ara tatil meselesi bende tam olarak oturmuş bir şey değil. yıllardır hayatımı çocukların okul takvimine göre ayarlıyorum zaten. onlar okuldaysa ben işteyim, onlar tatildeyse benim evdeki mesai başlıyor.
açıkçası bu tatillerin hangi mantıkla konulduğunu da tam çözebilmiş değilim. çocuklar gerçekten dinleniyor mu, yoksa sadece rutinden kopup daha da mı düzensizleşiyorlar, emin değilim. bizim gibi çalışan ebeveynler içinse çoğu zaman bir ara değil, aksine daha yoğun bir dönem oluyor.
belki bir kesim için gerçekten nefes alma fırsatıdır, ona bir şey diyemem. ama kendi adıma konuşmam gerekirse sanırım bu işten en memnun olanlar öğretmenler gibi geliyor bana.
yanlış anlaşılmasın, çocuklar dinlenmesin demiyorum. ama keşke bu sistem biraz daha herkesin hayatına dokunan, biraz daha gerçekçi bir yerden planlansa.
devamını gör...

yaşamanızla ilgilenmiyor olabilirler.

kadın olarak neler gördüm:
son dakikada hala aldatmadım yemini eden falan...

bire bir çözemezsiniz bunlarla hiç bir şeyi...
birin biri değilsin ikinin birincisi olduğunu da "şimdilik" kabuldeler...

bire bir konuşurken "o geniş hayal alemlerinde" gezmeyi seviyorsanız duyacaklarınızın sınırı yok emin olunuz.
sevgili gerçek kadınlar...
diğerleri eğlenedursunlar...

böyle bir dünya yok diyen halt etmiş...

bire bir tartışın da görün neler var neler...
devamını gör...

#3925875
güldüm, iyi yakalamışsınız *
ama biz yine de işi tıbba fazla kaptırmayalım… yoksa her “gönlü geniş” olana reçete yazmaya başlarız.

bizim bahsettiğimiz genişlik biraz mecazi, hani insanın içinin ferahlaması, dertlere daha çok yer açabilmesi falan… kardiyomegaliye kadar götürürsek işin romantizmi kalmaz, direkt check-up’a bağlanır konu..*

bu arada sayenizde “kardiyomegali”yi de öğrenmiş oldum, onu da not düştüm kenara.
teşekkür ederim, espriyi de bilgiyi de kaydettim.*
devamını gör...

flood'u silerek doğru yapmış moderasyondur. sanırım moderasyon değişti. çünkü öncekiler biraz kezbandı. yeniler daha hızlı, çevik ve ahlaklı.

dua okumak istesek açar kitabı okuruz. duaya update gelmediyse bence burda işi yok. ha derseniz ki tanımlıyoruz, ne olduğunu anlatıyoruz, o zaman da sorun yok.

mesela ben çalıkışu'ndan 100 sayfayı buraya kopyalarsam benim entrymi de silsinler. niye? çünkü flood.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim