zaman tüneli

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir gün tüm bakliyatlar etsiz pişirilecek. et ve suyu isteğe göre sofrada yemeğe eklenecek. sos gibi.

ben o günlere şimdiden eriştim.

insanlık beni bir kaç on yıl geriden takip eder. bu hep böyledir.
devamını gör...

yaptığımdır. baab dahil görüşmüyorum kafam kulağım rahat. ben kendim ve kahyam öyle uygun görüyoruz. kimsenin aptal aptal kuyu kazmalarını çekemem. kimse hayatıma da karışamaz.
devamını gör...

yoldaş başkana geçen mesaj attım. bu hediyeler nerede kaldı, madem beceremiyorsun hiç düzenleme diye ayar çekiyordum ki çok hastayım emine, kafamı döşekten kaldıramıyorum, nolur kızma diye bir cevap atmış. vicdanıma oynadı. yoksa darbeyi yapacaktım anında. bu sözlüğün bir emine başkana ihtiyacı var. siz de aynı şeyi düşünüyorsanız seçim yapalım. yoldaş kalsın diyenler beğeniye, parti kur oy verelim emine diyenler favoriye bassın. ne saçmalıyorsun çekil git şuradan diyenler oy kullanmasın. hayırsızlar.
devamını gör...

meşhur osman, seslenince karşı bloğun önünden koşa koşa gelip sevdirdi kendini iyice sonra da arazi oldu.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ister etli olsun ister etsiz fark etmez. önemli olan fasulyenin tadı,iyi pişmesi. geri kalan fasa fiso.
devamını gör...

yalancıları kendi yalanları yok eder zaten, karaktersizlerle ekstra uğraşmaya değmez.
devamını gör...

burger king'in bir türlü taklit edemediği üründür. bunun lezzeti bir başka ve yanına yaklaşan başka bir ürün yok.
devamını gör...

türkiye'deki ürünleri ile yurtdışındaki ürünlerinin arasında ciddi fark var. tahmin ettiğiniz gibi türkiye'deki ürünler daha kötü ve türkiye'de neredeyse %250 daha pahalı. uzun bir süre yurtdışıdayken haftada 2-3 kez big mac menü yedim ve garip bir şekilde kilo verdim.
devamını gör...

1950' lerde yazılmış bir korku distopyası. benim gibi bilim- kurgudan hazetmeyenlerde dahi merak uyandırabiliyor.

insanların kitap okumayı reddettiği, chatgpt aracılığıyla özet bilgiler öğrenip durduğu ve sadece izlemekten ve zarar vermekten hoşlandığı distopyanın kendisini 70 yıl sonra gerçekleştirmiş olması ne kadar da acınası... sadece bugünlerde kitapların yakılmasına gerek yok. televizyon o yıllarda aptal kutusuydu evet ama bugün evlerde duvar boyutlarında bir televizyona da gerek yok. zira medya duvar boyutuna çıkmaktan daha iyisini yaptı ve cebimize girecek kadar küçüldü. artık onu her yere götürebiliyoruz. denizkabuğu radyosu dinleyecek walkmanlere de ihtiyacımız yok, tuhaftır ki aynı boyutlarda zaten kablosuz kulaklarımız var ve istediğimiz müziği açıp kendimizi mildred kadar dış dünyaya kapatabiliyoruz. uyumak için uyku ilaçlarına ihtiyacımız yok, sabahlamayı adet edinmiş olanlarımız var.

üzgünüm ray, korkarım kitaplar yakılmaktan beter.
devamını gör...

''yedi kocalı hürmüz'' benzetmesinin uyduğu deniz geçidi.

işgalden kurtulmasaydık istanbul boğazı da buna mı benzeyecekti acaba?
devamını gör...

resmi tatil ya hani yobaz. şirket kapalıyken inatla gelip kapıyı kırıp çalışalım mı? ne tuhafsınız size ne be?
devamını gör...

... devam

bölüm 3

müzik bitecekti birazdan, stüdyodaki her zamanki bağırış çığırış gürültüden eser yoktu. kimse çıt çıkarmıyordu. kameraların hareketleri makinelerin sessiz çığlığı gibiydi her şey. kameraman taburesinin üzerinde oturmuş, poğaçasını yiyor, çayını içiyordu şapırdatarak. dudakları sımsıkı kenetlenmişti. sabahın altısından beri böyleydi. önce bir kaos olmuştu tabi. dilara 6.44’de tuvaletteydi. dışardan bağırış çığırışlar gelmeye başladığında hızlıca üzerini toparladı ve çıktı tuvaletten. 15 dakika sonra yayında olacaktı sabah haberleri için. kanal mı kapatılmıştı, darbe mi olmuştu. neydi bu tantana?
makyaj odasına girdi. orada da makyözüyle göz göze geldiler.
kadın panik halinde beni duyuyor musun dedi?
evet duyuyorum ne bu gürültü dedi dilara ama kendi sesini duyamadığını fark etti.
makyöz dilara’nın suratındaki dehşeti gördü. sen de duyamıyorsun dedi. sen de kendini duyamıyorsun değil mi? dedi. dilara saatine baktı. 6.44… odadan dışarı çıktı. stüdyonun ekranındaki koca dijital saat de 6.44’ü gösteriyordu ve hareket etmiyordu saniye rakamları.
hemen telefonuna sarıldı ve sevgilisinin telefonunu aradı dilara, telefonlar çalışmıyordu haliyle. mesaj gönder, mesaj gönder dedi kendi kedine. ahmet, kulaklarımda bir sorun var, kendi sesimi duyamıyorum. sen neredesin. bana mesaj at. diye konuştu. sesli mesajı dinledi ve sesinin çıktığını teyit etmiş oldu böylece ama mesaj gitmemişti. kafası iyice karıştı.
stüdyoya girdi. masasının başına oturdu ve beklemeye başladı. saat ilerlemiyordu ama haberlerin yapılması gerekiyordu. o sadece bir sunucuydu. neyi sunacağını da herhalde söylerlerdi. terlemeye başlamıştı. lanet olsun dedi. koltuk altlarını kontrol etti. döpiyesinin ceketinin düğmelerini açtı. orada ne kadar oturdu bilinmez. belki bir yarım saat belki bir saat belki sadece beş dakika. zaman ölçmediğinizde gerçekten daha bir izafi miydi? stüdyoda sadece kameraman oturuyordu. bir süre sonra ayakları hareketsizlikten ve kaskatı durmaktan uyuştu ve ayağa kalktı.
mustafa dedi. o sırada mustafa elindeki telefonla uğraşıyordu.
biliyor musun dedi mustafa sesi bir yirmi dört saat içinde takip ettiğim herkesin videolarını izleyemiyormuşum. şimdi durdu ya hepsine rahatlıkla bakabiliyorum dedi sakin bir şekilde.
sen sesini duyabiliyor musun?
ah be dilara bu panikle nasıl sunacaksın haberleri dedi mustafa ve hafif güldü. sesin çatal çatal geliyor. biraz kontrol edebilirsin, bak sana bir tüyo vereceğim. sanki kendinle konuşuyormuş gibi konuştuğunu hayal et. bu sesinin en doğal halinde ve duygularının en doğal halinde çıkmasını sağlayacak.
sorumu cevaplamadın mustafa dedi cırtlak cırtlak bağırarak dilara. sen kendini duyabiliyor musun?
evet dedi mustafa ama merak etme diye ekledi. ben de bir süre önce senin gibi duyamıyordum sonra geçti.
herkes panik halinde. nasıl geçtiğini söylesene. iyice terlemişti ve ceketini çıkardı dilara.
tam o sırada prodüktör içeri girdi.
dilara diye bağırdı tiz bir sesle. masana dedi ve sesi yankılandı stüdyoda. dilara’nın yanına geldi.
sesi birden inceleşti. sen duyabiliyor musun kendini dedi? yok hayır dedi dilara. tamam. şimdi bir yazı hazırladık. onu mümkün mertebe düzgün bir şekilde okumaya çalış. oldukça kısa zaten, sonra müzik gireceğiz. saat ilerlemediği için ne kadar süre bu şekilde devam ederiz bilmiyoruz. iletişim kanalları da kapalı. of nasıl çıkacağız bu işin içinden bilmiyorum. sen sadece oku yazılanları. arada gülümse ya da ağla anasını satayım. n'apıyorsan yap dedi ve giderek artan sinirle yanından ayrıldı.
tam stüdyodan çıkarken kameraman ile göz göze geldi.
lanet piç dedi. sen duyabiliyorsun değil mi? evet dedi mustafa. seninle ayrıca konuşacağım dedi prodüktör kaan ve gözden kayboldu.
o günün döngüsü böyle başladı dilara için. iki sayfalık açıklama yazsını birer parça müzik arasıyla okudu da okudu. arada mola vermedi. kaç sefer böyle okudu bilmiyordu. bir süre sonra okumamaya başladı ve robot gibi tekrar ettiğini düşünüyordu ama sesi kim bilir nasıl çıkıyordu. kameraman arada başparmağını kaldırıp iyi gidiyorsun işaret yapıyordu.
kulaklığından arada prodüktör, bağırıyordu. kendi duygularından bahsetme. soru sorma, ne olduğunu bilmiyoruz daha. dilara gözyaşlarını kontrol et. dilara peçeteyle yüzünü silebili….
içinden kes sesini diye bağırmak geliyordu. belki de bağırıyordu. zaman ve mekan mevhumu kaybolmuştu.


prodüktör kaan masasının başında oturmuş başını ellerinin içine almıştı. krizle baş etme konusunda ustaydı. zaten bu yüzden bu göreve getirilmişti ama hadi canım yani dedi kendi kendine. kriz derken böyle bir şeyi kastetmiyordu. bu olmamalıydı. en azından onun döneminde. emekli olup ege’ye yerleştikten sonra bahçesinden domates toplarken dünya yanabilirdi umurunda olmazdı ama bu?
kapısı çaldı. gir diye bağırdı kaan, kameraman mustafa başını uzattı aralık kapıdan, piçle sonra görüşeceğinizi söylemiştiniz dedi ve içeri girdi.
kaan baygın gözlerle mustafa'ya baktı.
evet hoş geldin dedi ve histerik bir kahkaha attı. içerideki diğer duyanlar olayı açıklamama konusunda ısrarlı. aranızda konuşuyor musunuz lan siz? vatan hainleri. buraya mantıklı bir şeyler söylemeye gelmediysen şimdi siktir olup gidebilirsin odamdan dedi.
bir yere gitmeyeceğim dedi mustafa ve arkasını dönüp kapıyı araladı.
kaan daha ne yapıyorsun sen demeye kalmadan stüdyonun kedisi pırpır kaan’ın masasının üzerine zıpladı.
sırası mı şimdi kedinin lan? diye bağırdı kaan ve iteledi kediyi, pırpır bir tısladı homurdandı ve sandalyeye oturmuş mustafa’nın kucağına atlayarak orada kıvrıldı.
anlat bakalım dedi kaan,
ben değil o anlatacak dedi mustafa kediyi göstererek.
anlamadım dedi kaan sırıtarak.
neyi anlamadın dedi pırpır. ben anlatacağım işte dedi. kaan’ın küfürlerine ve bağırışlarına alışkındı mustafa, adam manyağın önde gideniydi ama işini iyi yapıyordu. o an, kedinin sesini duymasıyla birlikte çıldırmasını bekledi ama olmadı.
kaan gözlerini kedinin üzerine dikti.
ne bakıyorsun be dedi pırpır. düşüncelerini okuyamıyorum. seninle konuşmaya geldim dedi.
şahane dedi kaan, şahane. olağanüstü, doğaüstü bir olay oluyor ve bunun sebebi silkindirik kediler mi yani. kedilerin darbesi, günce 01, bugün bir kediyle konuştum. gülmeye başladı. kahkahaları sinir krizine dönüşmeden önce kendini durdurdu. kediye dikti gözlerini.
telefonu eline aldı. birilerini aramaya çalıştı. telefonlar hala çalışmıyordu. telefonu kapıya fırlattı. cihaz darmadağın olmadan önce pırpır ve mustafa titredi. döner sandalyesinde bir tur attı. pencereden şehre doğru baktı ve tekrar döndüğünde yüzü sakinleşmişti.
yüzünün sakinliği pırpırı biraz tedirgin etse de bir boğazını temizledi ve konuşmaya başladı.
şimdi beni iyi dinle kaan hazretleri. birazdan dilara’nın yanına çıkacağım ve konuşmaya başlayacağım. dilara beni duyacak ve şok geçirecek ve sonra da ben iş…
kaan yine bir gülme krizine tutuldu ve; olur mu lan öyle şey. doğaüstü olay oluyor kedilerle konuşuyoruz. kedinin biri gelmiş bana beni televizyona çıkar hem de canlı yayına diyor. bunu yapmayacağım. bana neler olduğunu anlatmaya başlarsan, o da biliyorsan tabi… belki bir ihtimal düşünmeye başlayabilirim ona da söz veremem aslında ama denerim yani.
pırpır patisini çok hızlı bir şekilde hareket ettirerek masanın üzerindeki tabloları yere devirdi.
sence ben seninle oyun oynamaya mı geldim? diyerek tısladı.
bu beklenmedik hareket karşısında kaan bir kahkaha daha patlattı ve mustafa’ya dikti gözlerini.
eğer iki saniye içinde kediyle birlikte buradan çıkmazsan seni yaka paça buradan attırırım, hatta sana ne yapacağımı söyleyeyim. komple yayını kapatacağım, ben mi kurtaracağım lan memleketi. sokarlar böyle şeye.
mustafa pırpırın kulağına bir şeyler fısıldadı.
pırpır masanın üzerine çıktı. kaan’a doğru yaklaştı, burnunu burnuna değdirdi ve; şimdi beni iyi dinle. bu olanlar başınıza gelen, yani siz yalancı insan türünün başına gelen en iyi şey, bu bir dönüşüm ve değişim, günün sonunda hepiniz daha huzurlu uyuyacaksınız. biz kediler sadece aracıyız. lanet olası türünüze bir şekilde yardım etmemiz gerektiğini hissediyoruz. sence ben memnun muyum seninle konuşmaktan? plazanın alt katında bir afet var, onunla sevişiyor olabilirdim şu soğuk ocak sabahında. neyse konumuz bu değil. bu olsaydı güzel olurdu ama değil.
pırpır doğası gereği gerçekten birkaç saniye aşağıdaki kediyi düşündü. gözleri daldı. kaan ise bir başka kedinin siluetini gördü pırpırın göz bebeklerinin içinde. sonra miyavladı ve sonra da konuşmaya devam etti pırpır
aklında bir sürü soru olduğunu biliyorum ve sana bir güzellik yapacağım, sorularının hepsini cevaplayacağım ama sadece üç soru hakkın var ve burnunu geri çekti kaan’ın burnundan.
kim yapıyor bunu? diye sordu kaan.
doğanız yapıyor.
bir virüs yani?
hayır değil. bir çeşit evrimleşme diyebiliriz.
anlık evrimleşme diye bir şey mi var?
sence bu soru gerçekten gerekli mi?
saatler neden durdu?
zamanın hızını bozmaya başladığınız için, bu bir önlem. evet. üç sorun bitti.
bu sefer kaan eğilerek pırpırın gözlerinin içine baktı. tam bir şeyler bağırmaya hazırlanıyordu ki pırpır’ın gözleri tamamıyla beyazlaştı ve ay taşına döndü. öyle çok yansıtıyordu aynı zamanda ayna gibiydi. kendi yüzünü gördü kaan kedinin gözlerinde. sonra görüntü değişti beyaz gözbebeklerinde. kaan’ın doğumundan itibaren masa başındaki haline kadar geçen süre zarfındaki tüm önemli ve acı verici anıları, ölümleri, sevinçleri bir bir beyaz dışbükey gözbebeklerinde olağanca hızıyla aktı.
mustafa ayağa kalktı. ne olduğunu biliyordu, üç ay önce onunda başına gelmişti bu olay. tam da salonunda kedisini severken, kendi sesini kaybetmişti. sonra kedisi konuşmaya başlamış ve o hafta sonu evinden çıkamamıştı. pazartesi olduğunda her şey değişmiş, yeni mustafa olarak ofise gelmiş ve ilk pırpırla konuşmuştu.
birazdan ne olacağını da biliyordu mustafa. odadan çıksa mı çıkmasa mı karar veremedi. kendi başına geldiğinde büyük bir ışık patlaması olduğunu hissetmişti. kedisinin tiz sesinin camları patlatacağını düşünmüştü. acaba gözlerime ya da kulaklarıma dışardan izlediğim için zarar verir mi diye düşünmeye kalmadan, kaan’ın bedeni oturduğu yerde titremeye başladı. gözleri yuvalarında ters döndü, ağzı açıldı, ve bir karanlık duman dışarı çıktı.
pırpır masadan indi. mustafa’ya baktı. bunu hallettik sanırım dedi. dilara’yı da dönüştürelim mi? ya da boş ver ya. o da kendi dönüşsün ya da gitsin başka kediden yardım alsın. enerjim tükendi. hem belki şu aşağıdaki afeti görürüm… hazır olduğunuzda beni çağırın dedi. kapının önünde gitti. e açsana dedi.
mustafa sakince kapıyı açtı, döndü kaan’a baktı. kendine geliyordu. nefes alış verişi normalde döndü bir süre sonra, gözlerini kırpıştırdı, mustafa’ya baktı ve gülümsedi.
vay be dedi kaan, öldüm mü lan ben? öldüm geri geldim galiba. bu böyle bir şey mi? kedi canını yediğim, şuna bak ya.. bir kedi nelere kadir. nereye gitti o namussuz? bir teşekkürü hak ediyor.
aha, kendi sesimi duyabiliyorum dedi ve o sırada mustafa tekrar koltuğa oturuyordu.
pırpır biraz terstir ama iyidir. aşağı kattaki kediyi düdüklemeye gitti dedi ve güldü.
e ekrana çıkmak istemiyor mu? yalnız bunu düzgün halletmemiz lazım. belki bir konuşma metni falan hazırlarız dedi kaan.
bunu isteyeceğini sanmıyorum, mesele dilara’da bitiyor. yalnız demin olan şeylerin ekranda görünmesi ne kadar doğru olacaktır bilmiyorum. baya bir korkunçtu. bedenin falan titredi. nasıl hissediyorsun kendini?
yeniden doğmuş gibi işte. sesimi duyuyorum ama sanki farklı geliyor. sanki ben üzeri ben ve onun üstünde bir ben varmış gibi konuşuyorum. uzaktan bir yankı gibi. bir de senin sesin de farklı geliyor, daha canlı daha nasıl desem… katmanlı gibi. hey, sana piç dediğim için özür dilerim. yani piç olmadığını ikimiz de biliyoruz.
yooo aslında piçin tekiydim dedi mustafa. sadece benim önceki halimi su yüzüne çıkardın.
ikisi birden güldü ve derin bir sessizlik oldu sonra.
kaan konuşmaya başladığında sesi hiç olmadığı kadar düşünceliydi. sandalyesinde döndü ve pencereden dışarı baktı sonra da
bu karmaşayı nasıl halledeceğiz bilmiyorum. hiçbir devlet yetkilisine ulaşamıyorum, burası bir devlet kanalı ve kimse de gelmiyor. kim bilir kimler nasıl baş ediyor şu an olanlarla. dedi.
belki de halletmek zorunda değilsin be kaan. yani olması gerektiği gibi, ne zaman akması gerekiyorsa.. kimin dönüşümü ne zaman gerçekleşecekse o zaman olacak. diye cevap verdi mustafa, onun da sesi az çıkıyordu şimdi.
sen de çok bir şey bilmiyorsun değil mi? diye sordu kaan sandalyesinde dönmeye başladı bir yandan da.
hayır bilmiyorum, sanırım yaşayarak beraber göreceğiz.
hadi eğlenceli bir şey yapalım mı? şu müzik işine bir el atalım. milletin içi bayılmıştır piyano dinlemekten. dilara’yı rahatlatalım. insanlara bir konuşma yapayım, yani herkes panik bu böyle olacak gibi değil. bir de. ah evet bilgi almaya çalışayım. eninde sonunda ya askerler ya polis bir güvenlik birimi gelecektir diye düşünüyorum buraya. o zaman ne yapacağız onu düşünelim. oh oh, yapacak çok iş var… dedi kaan ve ayağa kalktı. pırpır da ne zaman gelirse o zaman konuşuruz onu ekrana çıkarmayı.
devamını gör...

hızı ne kadar yükseltirseniz yükseltin donma bulanıklaşma olur videolarda. test yaparsınız 50mb ise 20 lerde gezer. 100mb ise 60-70 lerde. taahhüt süreme az kalmış diye tarife yenilemek için paket seçtim.
ana bir baktım hata ekranı. vodafone a borcunuz olduğu için tarife yenileyemezsiniz. o zaman bsg dedim 1120 liralık yeni paketini bir tarafına montele ben turknete geçiyorum dedim. 699 liraya turknete geçtim az önce. cayma bedeli de 2500 e kadar karşılanıyormuş baktım 860 lira bastım iptali. pislikler. 7 yıllık aboneyi kaybettiler. sanane acaba benim başka operatör borcumdan? sana gününden önce ödedim hep o kazık tarife ücretlerini. pislikler.
devamını gör...

dünyadaki tüm insanların banka hesabına şuan 1 milyon dolar yatır. 2 yıl sonra dünyanın %97'si yine fakir olur. bu tam olarak şöyle bir şeydir; 2000 yılında aldığın bilgisayara windows 11 kurmak gibi. donanım o yazılımı çalıştıramaz.
devamını gör...

adam 6 ay ömrü kaldığını öğrenince sırayla;

* en büyük mafyaya kafasına silah dayayıp rus ruleti oyanayıp, 4 kere de tetiğe basarak madara etmiştir. ayrıca pokerde 4 as'a karșılık 5 as göstermiştir.
* bombalarla oyuncak gibi oynamıştır.
* ev sahibi cadaloz karıya ağzına geleni söylemiştir.
* iș yerinde müdürün çiçeklerine ișeyip, patronuna sinek pisliği temizletmiștir.
* en azılı katil olan (bkz: gaddar kerim)'i kendine kiralık tutmuştur.
* piyangodan çıkan parayla ülkenin en büyük kenefini yaptırarak kenefçiler kralı olmuştur. ayrıca 7 aylık kredi çekerek ticari zekasını göstermiştir.

namı değer (bkz: bombacı mülayim).
devamını gör...

aynaya da bakılabilir bazenleri.
devamını gör...

etli olur. etsiz diyen kolunu kemirsin.
devamını gör...

kime göre neye göre.
ben gülse ye gülmüyorum mesela.
devamını gör...

en çok asyalı kız çocuklarına yakışan saç kesimi
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim