zaman tüneli
gençken her haltı yiyip 30'unda evlenmek isteyen kız
kardeş gözüyle baktığım ve zaaflarının zarf olduğunu anlamadığım kadınlar yüzünden gay zannediliyormuşum, bana yanlış öğretmişler ve buradan şunu söylemek istiyorum erkeklerimiz şey gibi ama kadınlarımız da bir o kadar kötü. bir kız sevdim 15 sene önce canımı verirdim onun için, öldürse daha makbule geçerdi de, süründürdü…
devamını gör...
renormalizasyon
kuantumun sonsuzluk labirenti: renormalizasyon
kuantum alan kuramında (qft) karşılaşılan en büyük matematiksel çıkmazlardan biri, hesaplamaların beklenmedik bir şekilde "sonsuz" sonuçlar vermesidir. bu durum teorinin hatalı olduğunu değil, doğayı aşırı hassas bir mercekle incelemeye çalıştığımızda matematiğin kapasitesini zorladığımızı gösterir. renormalizasyon ise tam bu noktada devreye girer; bu matematiksel taşmaları dizginleyerek teoriyi fiziksel gerçeklikle buluşturan bir "terazi" görevi görür.
feynman diyagramları ve döngülerin gizemi
bu süreci kavramanın en iyi yolu, parçacık etkileşimlerini görselleştiren feynman diyagramlarına bakmaktır. en temel seviyede, "tree-level" (ağaç seviyesi) dediğimiz basit etkileşimler dallanıp budaklanmaz ve genellikle sorunsuz, sonlu sonuçlar üretir.
ancak kuantum dünyasında hiçbir parçacık mutlak bir yalnızlık içinde değildir. bir elektron, boşlukta tek başına ilerlerken bile çevresi sürekli var olup yok olan "sanal parçacıklarla" kuşatılmıştır.
feynman diyagramlarında bu durum, kapalı bir halka oluşturan "loop" (döngü) yapılarıyla temsil edilir. sorun da tam burada başlar: bir elektronun kendi yaydığı fotonu geri soğurması gibi "kendi kendine etkileşimleri" hesaba kattığımızda, olası tüm enerji seviyelerini toplamak (integralini almak) zorunda kalırız. bu toplam bizi kaçınılmaz olarak sonsuza götürür. oysa laboratuvarda ölçülen kütle ya da yük gibi değerler her zaman sonludur. bu uçurum, teorik çerçevenin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılar.
"çıplak" parametrelerden fiziksel gerçekliğe
fizikçiler bu paradoksu çözmek için dahice bir ayrım yaparlar: "çıplak" (bare) parametreler ve "fiziksel" parametreler.
çıplak parametreler: teorinin en başında var olan ancak doğrudan gözlemleyemediğimiz ham değerlerdir.
fiziksel parametreler: deneylerle ölçtüğümüz nihai değerlerdir.
teorideki sonsuzlukların bu çıplak parametrelerin içinde "saklı" olduğu varsayılır. denklemlere eklenen "karşı-terimler" (counter-terms) sayesinde, hesaplamadaki sonsuzluklar birbirini sönümleyecek şekilde düzenlenir. dışarıdan bakıldığında "sonsuzdan sonsuz çıkarmak" gibi görünse de, bu işlem son derece sistematik bir matematiksel disiplinle yürütülür. sonuçta elimizde kalan, doğada ölçebildiğimiz o anlamlı ve sonlu değerdir.
değişen ölçekler: koşan sabitler
renormalizasyonun en çarpıcı keşfi, evrensel sabitlerin aslında "sabit" olmadığını göstermesidir. bir elektronun yükü, ona hangi enerji ölçeğinde (ne kadar yakından) baktığınıza göre değişir.
perdeleme etkisi: düşük enerjilerde, sanal parçacık bulutu elektronun yükünü perdeler ve daha düşük bir değer ölçeriz.
koşan sabitler: enerji arttıkça bu bulutun derinine iner ve daha yüksek bir yükle karşılaşırız.
asimptotik serbestlik: güçlü nükleer kuvvette ise durum tam tersidir; parçacıklar birbirine yaklaştıkça (enerji arttıkça) etkileşim zayıflar.
sonuç: doğanın ayar mekanizması
renormalizasyon basit bir matematik hilesi değil; doğanın farklı ölçeklerde farklı kurallarla dans ettiğini gösteren temel bir prensiptir. modern fiziğin kalesi olan standart model, renormalize edilebildiği için bugün bu kadar güçlü tahminler yapabilmektedir. öte yandan, kuantum kütleçekiminin hala renormalize edilememesi, fiziğin "her şeyin teorisi" ne ulaşmasındaki en büyük barikatlardan biri olmaya devam ediyor.
özetle renormalizasyon; kuantumun kaotik sonsuzluğunu, insanın ölçebileceği anlamlı bir gerçekliğe tercüme eden en kritik araçtır.
kuantum alan kuramında (qft) karşılaşılan en büyük matematiksel çıkmazlardan biri, hesaplamaların beklenmedik bir şekilde "sonsuz" sonuçlar vermesidir. bu durum teorinin hatalı olduğunu değil, doğayı aşırı hassas bir mercekle incelemeye çalıştığımızda matematiğin kapasitesini zorladığımızı gösterir. renormalizasyon ise tam bu noktada devreye girer; bu matematiksel taşmaları dizginleyerek teoriyi fiziksel gerçeklikle buluşturan bir "terazi" görevi görür.
feynman diyagramları ve döngülerin gizemi
bu süreci kavramanın en iyi yolu, parçacık etkileşimlerini görselleştiren feynman diyagramlarına bakmaktır. en temel seviyede, "tree-level" (ağaç seviyesi) dediğimiz basit etkileşimler dallanıp budaklanmaz ve genellikle sorunsuz, sonlu sonuçlar üretir.
ancak kuantum dünyasında hiçbir parçacık mutlak bir yalnızlık içinde değildir. bir elektron, boşlukta tek başına ilerlerken bile çevresi sürekli var olup yok olan "sanal parçacıklarla" kuşatılmıştır.
feynman diyagramlarında bu durum, kapalı bir halka oluşturan "loop" (döngü) yapılarıyla temsil edilir. sorun da tam burada başlar: bir elektronun kendi yaydığı fotonu geri soğurması gibi "kendi kendine etkileşimleri" hesaba kattığımızda, olası tüm enerji seviyelerini toplamak (integralini almak) zorunda kalırız. bu toplam bizi kaçınılmaz olarak sonsuza götürür. oysa laboratuvarda ölçülen kütle ya da yük gibi değerler her zaman sonludur. bu uçurum, teorik çerçevenin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılar.
"çıplak" parametrelerden fiziksel gerçekliğe
fizikçiler bu paradoksu çözmek için dahice bir ayrım yaparlar: "çıplak" (bare) parametreler ve "fiziksel" parametreler.
çıplak parametreler: teorinin en başında var olan ancak doğrudan gözlemleyemediğimiz ham değerlerdir.
fiziksel parametreler: deneylerle ölçtüğümüz nihai değerlerdir.
teorideki sonsuzlukların bu çıplak parametrelerin içinde "saklı" olduğu varsayılır. denklemlere eklenen "karşı-terimler" (counter-terms) sayesinde, hesaplamadaki sonsuzluklar birbirini sönümleyecek şekilde düzenlenir. dışarıdan bakıldığında "sonsuzdan sonsuz çıkarmak" gibi görünse de, bu işlem son derece sistematik bir matematiksel disiplinle yürütülür. sonuçta elimizde kalan, doğada ölçebildiğimiz o anlamlı ve sonlu değerdir.
değişen ölçekler: koşan sabitler
renormalizasyonun en çarpıcı keşfi, evrensel sabitlerin aslında "sabit" olmadığını göstermesidir. bir elektronun yükü, ona hangi enerji ölçeğinde (ne kadar yakından) baktığınıza göre değişir.
perdeleme etkisi: düşük enerjilerde, sanal parçacık bulutu elektronun yükünü perdeler ve daha düşük bir değer ölçeriz.
koşan sabitler: enerji arttıkça bu bulutun derinine iner ve daha yüksek bir yükle karşılaşırız.
asimptotik serbestlik: güçlü nükleer kuvvette ise durum tam tersidir; parçacıklar birbirine yaklaştıkça (enerji arttıkça) etkileşim zayıflar.
sonuç: doğanın ayar mekanizması
renormalizasyon basit bir matematik hilesi değil; doğanın farklı ölçeklerde farklı kurallarla dans ettiğini gösteren temel bir prensiptir. modern fiziğin kalesi olan standart model, renormalize edilebildiği için bugün bu kadar güçlü tahminler yapabilmektedir. öte yandan, kuantum kütleçekiminin hala renormalize edilememesi, fiziğin "her şeyin teorisi" ne ulaşmasındaki en büyük barikatlardan biri olmaya devam ediyor.
özetle renormalizasyon; kuantumun kaotik sonsuzluğunu, insanın ölçebileceği anlamlı bir gerçekliğe tercüme eden en kritik araçtır.
devamını gör...
patlıcan ile yapılan yemekler
"kilis tava" der susarım
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
eğer üşenmezsem yaklaşık 2 sene önceki turne vloglarını editlemeye başlayacağım. ayrıca disklerde yer var mı bilmiyorum. ne halt edeceğimi de bilmiyorum. kesinleşmeyen, iş sahipleri tarafından öyle yaparız böyle yaparız denilen bütün işlerin projesini çöpe attım. kafa rahat. önce para görelim.
geçen aldığım deterjanla bir kez daha çamaşır yıkadım bu arada.
geçen aldığım deterjanla bir kez daha çamaşır yıkadım bu arada.
devamını gör...
kramponların hiç rahat olmaması sorunsalı
futbol oynamak için üretilen bu ayakkabıların ayak düşmanı bir şey olmasıdır...
halısaha ayakkabılar nedense çok daha rahat olurken kramponlarda bu konfor yoktur.
ben kramponla top oynayamıyorum mesela.
kundura ile süper oynanıyor valla.
halısaha ayakkabılar nedense çok daha rahat olurken kramponlarda bu konfor yoktur.
ben kramponla top oynayamıyorum mesela.
kundura ile süper oynanıyor valla.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
kuvveten düştüm, öğrencilerim türkiye’nin 7 bölgesine dağıldı hepsini hüzünlü hüzünlü izledim arkasından ve şunu düşündüm ben hep arkadan izledim lan, bir kere dedim ki öne atılayım baktım ki sırtımdan vurmayan bir tek, ilk insan kalmış, boyun fıtığım da onun yüzünden he adı adem denen bir kardeş, ben ona ben şeytanım diyorum o da ben de insanım diyor ajsjjssjs.
devamını gör...
sözlükteki herkesin psikolojik tespit yapması
n'apalım, piskolojimiz bozuk..!
aslında herkes kişisel deneyimlerini aktarıyor. sözlüklerin bir işlevi de bu değil mi? ben psikoloğum uzanın şöyle anlatın derdinizi çaresini söyleyeyim veya psikiyatristim hemen size ilaç yazayım demiyorum ki.. kendi boktan hayatımda deneyimlediğim, kafamın içinde dönen düşüncelerden çıkarsadığım şeyleri paylaşıyorum. bu psikolojik tespit sayılmaz, sadece durum raporudur sözlükcüm.
aslında herkes kişisel deneyimlerini aktarıyor. sözlüklerin bir işlevi de bu değil mi? ben psikoloğum uzanın şöyle anlatın derdinizi çaresini söyleyeyim veya psikiyatristim hemen size ilaç yazayım demiyorum ki.. kendi boktan hayatımda deneyimlediğim, kafamın içinde dönen düşüncelerden çıkarsadığım şeyleri paylaşıyorum. bu psikolojik tespit sayılmaz, sadece durum raporudur sözlükcüm.
devamını gör...
arabanın kapısını hayvan gibi çarpan kız
her 10 kızdan 9udur. o 1'e de hala denk gelemedim ama her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsa kıymeti bilinmelidir.
devamını gör...
patlıcan ile yapılan yemekler
mutlu oldum bu başlıktan dolayı, bizde musakka yapılır ya da tava da kızartıp yoğurtlu olanı makbuldür.
devamını gör...
patlıcan ile yapılan yemekler
patlıcan ile yapılan yemeklere bayılırım ama benim favorilerim alttaki gibidir:
1) hünkar beğendi
2) alinazik kebabı
3) patlıcan dolması
1) hünkar beğendi
2) alinazik kebabı
3) patlıcan dolması
devamını gör...
arabanın kapısını hayvan gibi çarpan kız
evet arabanın kapısını hayvan gibi çarpan kız benim.
bugün evdeki eksikler ortaya çıktı. ikindi saatlerinde babama “markete gidelim mi” teklifinde bulundum. babam etraflıca düşündükten sonra “gidelim” dedi ve arabaya yöneldik.
babama “ben kullanayım mı” dememle beraber adamın şalterleri attı.
“ne sen mi, geç yanıma ben sürerim, şurdan şurası zaten.”
bu cevapla arabaya bindim ama babam o an gözümde düşman gibi. içimden neler söylüyorum…
“bir daha seninle arabaya binersem iki olsun.”
“annem bir gelsin de o dizide yanık olduğun selcan hatunu anlatmazsam…”
ve daha neler neler.
neyse, markete girdim. o kafa dağınıklığıyla ne bulduysam aldım. en gerekli olan, almam gereken temizlik malzemesini almadan çıktım. klasik.
marketten çıkınca yine bir şansımı zorladım.
yok. bildiğin katır inadı. tesbihte hata olmaz.
ben yarı ağlamaklı kader mahkumu gibi arabaya geçtim. ama içimden hala intikam yeminleri ediyorum.
“bugün oturup onunla dizi izlersem iki olsun.”
eve geldik. ben bir hışımla indim.
bebeğimi, yani kartanesini, arabamın kapısını hayvan gibi çarptım.
evet yaptım. neden, bir sorun?
o an avazım çıktığı gibi bağırmamak için.
babamın gözleri faltaşı gibi açıldı:
“kırsaydın bari, kendine gel.”
benim tek söylediğim: “kendimdeyim.”
sonra ağlamaklı gözlerle köle isaura modunda iki poşet alıp eve geçtim.
bu da bugün yaşadığım böyle bir olaydı.
bugün evdeki eksikler ortaya çıktı. ikindi saatlerinde babama “markete gidelim mi” teklifinde bulundum. babam etraflıca düşündükten sonra “gidelim” dedi ve arabaya yöneldik.
babama “ben kullanayım mı” dememle beraber adamın şalterleri attı.
“ne sen mi, geç yanıma ben sürerim, şurdan şurası zaten.”
bu cevapla arabaya bindim ama babam o an gözümde düşman gibi. içimden neler söylüyorum…
“bir daha seninle arabaya binersem iki olsun.”
“annem bir gelsin de o dizide yanık olduğun selcan hatunu anlatmazsam…”
ve daha neler neler.
neyse, markete girdim. o kafa dağınıklığıyla ne bulduysam aldım. en gerekli olan, almam gereken temizlik malzemesini almadan çıktım. klasik.
marketten çıkınca yine bir şansımı zorladım.
yok. bildiğin katır inadı. tesbihte hata olmaz.
ben yarı ağlamaklı kader mahkumu gibi arabaya geçtim. ama içimden hala intikam yeminleri ediyorum.
“bugün oturup onunla dizi izlersem iki olsun.”
eve geldik. ben bir hışımla indim.
bebeğimi, yani kartanesini, arabamın kapısını hayvan gibi çarptım.
evet yaptım. neden, bir sorun?
o an avazım çıktığı gibi bağırmamak için.
babamın gözleri faltaşı gibi açıldı:
“kırsaydın bari, kendine gel.”
benim tek söylediğim: “kendimdeyim.”
sonra ağlamaklı gözlerle köle isaura modunda iki poşet alıp eve geçtim.
bu da bugün yaşadığım böyle bir olaydı.
devamını gör...
yeni neslin tebeşirin ne olduğunu bilmemesi
devamını gör...
boğaziçi üniversitesinde kılınan akşam namazı
islam dan şüphemiz yok ama islam adı altında çıkarcıları sevmiyorum aynı bunlar gibi ne yapmışlar şimdi fetih mi etmişler bırakın bu salak salak show yapma işlerini. millet dinden soğudu bunlar yüzünden artık çünkü kimse samimi olduklarına inanmıyor. çünkü hepsinin mal varlıkları saymakla bitmiyor ama sorsan hepsi helal
devamını gör...
metro yolculuğunda ufak tefek cinayetler
bugün metroda, akordiyon çalarak para toplamaya çalışan bir çocuk gördüm. aslında yeni bir şey değildi; daha önce de defalarca görmüştüm bu şekilde onlarca çocuk. fazlasıyla "normal" bir şeydi ama bu defa, sebebini tam koyamadığım bir şekilde gözlerim doldu, hatta taştı. hergün bakıp geçtiğim ayrıntılar üzerine düşünmeye takatim kalmıştı belki de.
"bu çocuk bunu eğlencesine mi yapıyor?" diye oldukça sürreal bir sebebe de tutunulabilir ama bu
pek mümkün değil. istanbul gibi bir yerde hiçbir “normal” aile çocuğunu bu kadar kontrolsüz bir kalabalığın içine bırakmaz, bırakmamalı zira.
"belki zorla yaptırıyorlardır"
işte insanı en çok yoran ihtimal de bu zaten.
bu ihtimalle birlikte gelen diğer ihtimallere ek, çocuğun görmezden gelindiğinde ve görülüp para verildiğindeki mahcubiyeti mi dokunur, çaresizliği mi, yoksa bütün bunları görüp yoluna devam eden insanların bu durumu artık kanıksamış olması mı, ayırd edip seçemiyordum gözlerimi yakan tuzun sebebini. belki sadece ağlamaya ihtiyacım vardı ve bahane arıyordum.
metrodan indim. mecidiyeköy’ün o meşhur keşmekeşine karıştım. ve şehir kendisinden bekleneni yaptı; dikkatimi elimden aldı. birileri çarpmasın diye yönümü ayarladım, gözlerim atm aradı, “faturayı şimdi mi ödesem?” diye düşündüm, eve gidip dinlenme fikrine tutundum.
ve o çocuk, sadece birkaç dakika içinde, daha yürüyen merdivenleri bitirmeden zihnimden çıktı, gözyaşım çoktan soğudu.
aslında mesele o çocuğun varlığı değil, yokluğu da değil. mesele, insanın bir şeye gerçekten üzülüp, çok kısa bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edebilme kapasitesi. belki aksi de mümkün değildir zaten. zaman mı hızlı akıyor, yoksa biz mi duygularımızı geride bırakacak kadar hızlandık, emin değilim. günlük rutinlerle öyle yarışıyoruz ki; gün içinde yaşadığımız duyguların yabancısı olarak devriliyoruz yataklarımıza. kim bilir belki kaç defa kalbimizin üzerine basıp ezdi hayat, görmezden gelip inadına yaşıyoruz gibi.
eve gelince çocuğu tekrar hatırladım. ve bu, onu hiç unutmamış olmaktan daha rahatsız edici. insanın, yaşadığı duyguları anında askıya almasının reflekse dönüşmesi ürkütücü.
"bu çocuk bunu eğlencesine mi yapıyor?" diye oldukça sürreal bir sebebe de tutunulabilir ama bu
pek mümkün değil. istanbul gibi bir yerde hiçbir “normal” aile çocuğunu bu kadar kontrolsüz bir kalabalığın içine bırakmaz, bırakmamalı zira.
"belki zorla yaptırıyorlardır"
işte insanı en çok yoran ihtimal de bu zaten.
bu ihtimalle birlikte gelen diğer ihtimallere ek, çocuğun görmezden gelindiğinde ve görülüp para verildiğindeki mahcubiyeti mi dokunur, çaresizliği mi, yoksa bütün bunları görüp yoluna devam eden insanların bu durumu artık kanıksamış olması mı, ayırd edip seçemiyordum gözlerimi yakan tuzun sebebini. belki sadece ağlamaya ihtiyacım vardı ve bahane arıyordum.
metrodan indim. mecidiyeköy’ün o meşhur keşmekeşine karıştım. ve şehir kendisinden bekleneni yaptı; dikkatimi elimden aldı. birileri çarpmasın diye yönümü ayarladım, gözlerim atm aradı, “faturayı şimdi mi ödesem?” diye düşündüm, eve gidip dinlenme fikrine tutundum.
ve o çocuk, sadece birkaç dakika içinde, daha yürüyen merdivenleri bitirmeden zihnimden çıktı, gözyaşım çoktan soğudu.
aslında mesele o çocuğun varlığı değil, yokluğu da değil. mesele, insanın bir şeye gerçekten üzülüp, çok kısa bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edebilme kapasitesi. belki aksi de mümkün değildir zaten. zaman mı hızlı akıyor, yoksa biz mi duygularımızı geride bırakacak kadar hızlandık, emin değilim. günlük rutinlerle öyle yarışıyoruz ki; gün içinde yaşadığımız duyguların yabancısı olarak devriliyoruz yataklarımıza. kim bilir belki kaç defa kalbimizin üzerine basıp ezdi hayat, görmezden gelip inadına yaşıyoruz gibi.
eve gelince çocuğu tekrar hatırladım. ve bu, onu hiç unutmamış olmaktan daha rahatsız edici. insanın, yaşadığı duyguları anında askıya almasının reflekse dönüşmesi ürkütücü.
devamını gör...
boğaziçi üniversitesinde kılınan akşam namazı
çok değil 10 sene öncesine kadar böyle bir başlığı görmeyi rüyamda dahi hayal edemezdim. nereden nereye..
devamını gör...
başlığı yanlış okumak
(bkz: oya bora vs emel erdal vs izel ercan)
sonunu (bkz: erdal erzincan) olarak kimse okuyamaz bence *
oya bora ile erdal erzincan ne alaka dedim. bir an hiç düşünmeden ama kendimden çok emin bir halde...
ben gidiyorum sanırım iyi değilim.. bugün başlıklar bana oyun oynuyor..
sonunu (bkz: erdal erzincan) olarak kimse okuyamaz bence *
oya bora ile erdal erzincan ne alaka dedim. bir an hiç düşünmeden ama kendimden çok emin bir halde...
ben gidiyorum sanırım iyi değilim.. bugün başlıklar bana oyun oynuyor..
devamını gör...
bir gecede fakir kaldık
devamını gör...
yeni neslin tebeşirin ne olduğunu bilmemesi
tebeşir romantizmi yapılacak bir nesne değil bence. ben tebeşir neslindenim. o dönemleri hatırlıyorum da tahta ve tebeşir tozu yutmaktan öğretmenlerimiz ve bazı arkadaşlarımız solunum problemleri yaşardı. kaç defa tıkanıp derse ara verdiklerini hatırlarım.
ben çocukların odasına tahta ve tahta kalemleri aldım. küçükken üzerine resim yaparlardı. artık birbirlerine komik mesajlar, haftalık program, karikatürler falan yapıyorlar. bence çok daha sağlıklı.. nostaljiye gerek yok bu konuda sözlük.
ben çocukların odasına tahta ve tahta kalemleri aldım. küçükken üzerine resim yaparlardı. artık birbirlerine komik mesajlar, haftalık program, karikatürler falan yapıyorlar. bence çok daha sağlıklı.. nostaljiye gerek yok bu konuda sözlük.
devamını gör...
boğaziçi üniversitesinde kılınan akşam namazı
iki yıl öncesine kadar başörtülü akademisyenin çalışmadığı üniversite. gidişat islama doğru. hiç şüphem yok.
buradan
buradan
devamını gör...




