zaman tüneli

nick değişikliği için umarım kendisi de pişmandır.
devamını gör...

nazım hikmet olabilir. iyi yazıyor.

edit: #3927941
ölüm'den sonra yaşam nickini almayı düşünüyorum.
devamını gör...

nickini beğendiğim yazarlardan. yazsin gari...
devamını gör...

#3927928 seçim seçildiğinde... kalemine sağlık.
devamını gör...

birde müzik koyuyorlar var ya, tüm ilkel içgüdüsel beyin alanlarım aktif oluyor.
reddediyorum abi ya bu kadar kolay olmamalı, bu kadar basit varlıklar olmamalıyız. lanet olası görsel estetik bu kadar etkili olmaması lazım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ortadoğu'da dağıtılan kartların 52'lik deste olması. oysaki ortadoğu'da o kadar ülke yok. ne iştir anlam verilemeyendir.
devamını gör...

3 sene yaşadım parti farketmeksizin söylüyorum ülkenin çöplüğüdür siyaseten. anamur karaman veya akkuyu meselesini bilmeyen, limanın iğrençliğini bilmeyen kimse yoktu ama aleni konuşulmuyordu. atilla bey geldikten sonra işler çok daha iyi oldu diyenler var bir süredir yokum. bütün aşiret artıkları ve illegal düzenin organize edildiği bir lağım çukuru, deprem sonrası zaten uyuşturucu zirve yapıyordu, bir kere cadde de met içen bir çocuğu dövdü sürüler 30 kişi bir çocuğa daldı mesela kimse de karışmadı. karışık bir yer. ama sahil şeridi zirvedir, vahap baba sağolsun güzel dizayn etti pek çar çakal musallat olmazdı. şu sıralar meskenim ankara antalya ve adana üçgeni ama yazın bir tisan adası fena olmaz.
devamını gör...

cancağızım marion

seslenmen yine kalp atışımı hızlandırdı
#3927848 diko abim salladı ama tutturamadı
afşinliyim ama elbistan'ı da severim
sen nerenin kraliçesisin, söyle de bileyim*
devamını gör...

polonya’nın önde gelen orul orul orullarından
#uefamafia
devamını gör...

acil çözerseniz sevinirim. başlık açacağım muallakta kaldım.
devamını gör...

15. bölüm

depoda artık hiçbir şey sabit değildi; floresan lambanın ışığı yalnızca titremiyor, gecikmeli yanıyordu, ışık geldikten sonra gölgeler birkaç saniye daha hareket ediyor, duvarlar geç tepki veriyor, sanki mekan bile olan biteni anında değil sonradan algılıyordu. siyah kapı aralık duruyordu ve içinden yayılan soğuk artık sadece hissedilmiyor, görülüyordu; ince, gri bir buğu gibi zemine akıyor, betonun üzerindeki tozla birleşip spiral şekiller oluşturuyor ve bu spiraller anahtarın üzerindeki sembolle birebir örtüşüyordu. kapının içindeki varlık hareket etti, çok yavaş ama bu yavaşlık tereddüt değildi; daha çok zamanın ona göre farklı işlemesi gibiydi. bir adım attı ve bu sefer zeminde ince bir çatlak oluştu, çatlak ilerledi, yayıldı ve kapıların altına kadar uzandı, sanki depo onu taşımakta zorlanıyordu. siluetler bir adım geri çekildi, hepsi aynı anda ve ilk defa düzensiz görünüyorlardı; bazıları kapılara bakıyor, bazıları ona bakıyor ama hiçbirinin bakışı eskisi gibi sabit değildi, içlerinde açık bir kaçınma vardı. "bu… onları da korkutuyor." dedi. yanındaki adam gözlerini kapıdan ayırmadan "evet." dedi. "onlar benden korkmuyordu." dedi. adam bu sefer ona baktı, gözlerinde kısa bir ciddiyet parladı, "çünkü onlar senden ibaret." dedi, sonra tekrar kapıya döndü, "ama o… değil." kapının içindeki varlık bir adım daha attı ve bu sefer bir ses duyuldu; bu bir adım sesi değildi, daha çok bir şeyin yerinden kopması gibi ıslak ve ağır bir sesti. o sesle birlikte depoda başka bir şey oldu. kapıların içindeki görüntüler titremeye başladı; sokaklar, merdivenler, geçitler bulanıklaştı, sanki o varlık yaklaştıkça ihtimaller çözülüyordu. bir siluet aniden bozuldu, olduğu yerde titredi, yüzü dağıldı ve bir anda yok oldu. nefesi kesildi. "onu gördün mü?" dedi. adam başını hafifçe salladı. "evet." dedi. "ne oldu ona?" diye sordu. adam bu sefer daha yavaş konuştu. "silinmedi." dedi. bir an durdu. "çağrıldı." bu kelime havada asılı kaldı. başka bir siluet de titremeye başladı, bu sefer daha yavaş, yüzü erir gibi bozuldu ve o da kayboldu. depodaki karanlık daha yoğun hale geldi. "bu şey… onları yok ediyor." dedi. adam başını hafifçe salladı. "hayır." dedi. "hayır mı?" dedi. adam gözlerini kapıdan ayırmadan konuştu. "onları geri alıyor." dedi. "kim?" dedi. adam hiç tereddüt etmedi. "şehir." dedi. kapının içindeki varlık başını kaldırdı. bu sefer yüzü daha netti ama hala doğru değildi; sanki bir yüz hatırlanmaya çalışılmış ama eksik bırakılmıştı. gözleri boştu ama bakıyordu, doğrudan ona. bir adım daha attı. depoda alan daraldı; duvarlar içeri eğildi, kapılar birbirine yaklaştı, siluetler sıkıştı, bazıları geri kaçmaya çalıştı ama kaçacak yer yoktu. bir tanesi kapıya yöneldi ama içeri giremedi; karanlık onu geri itti. "onlar kaçamıyor." dedi. adam yavaşça başını salladı. "çünkü hepsi buraya ait." dedi. bu cümle zihnine ağır bir şekilde oturdu. kapının içindeki varlık bir adım daha attı ve o anda bir şey fark etti; o şeyin hareketi tanıdıktı, çok tanıdık. kalbi bir an duracak gibi oldu. "bu… ben miyim?" dedi. adam bu sefer hemen cevap vermedi, sadece baktı, sonra çok yavaş konuştu: "hayır." bir an durdu. "bu senden önceki."

16. bölüm

depo artık bir mekan olmaktan çıkmıştı; sınırları vardı ama anlamı yoktu, floresan lamba titremiyor, sanki boğuluyordu, ışık kesiliyor, geri geliyor, sonra tekrar kayboluyor, her seferinde karanlık biraz daha uzun sürüyordu, duvarlar düz değildi artık, içeri doğru eğiliyor, nefes alıp veriyormuş gibi genişleyip daralıyor, betonun yüzeyi yer yer kabarıp çöküyordu, siyah kapı aralıktı ama o aralık sabit değildi, fark edilmeden genişliyor, sonra tekrar daralıyor, sanki kendi iradesi vardı, içinden gelen soğuk artık derine inmişti, yalnızca derisine değil düşüncelerine temas ediyordu, zihninin içinde ince bir üşüme vardı, hatıralarının arasına giren bir boşluk gibi. kapının içindeki varlık bir adım daha attı, bu sefer zemin yalnızca çatlamadı, ince bir sesle ayrıldı, sanki beton değil de kurumuş bir kabuktu ve altında başka bir şey vardı, o şey görünmedi ama hissedildi, siluetler geri çekildi, daha hızlı bu sefer, düzensiz, panik halinde, bazıları kapılara doğru yöneldi ama kapılar artık kapı gibi değildi, içlerindeki görüntüler kararmıştı, sokaklar silinmişti, merdivenler yok olmuştu, kaçacak yer kalmamıştı. "bu… yanlış." dedi, sesi kendisine ait değilmiş gibi çıktı. yanındaki adam cevap vermedi. kapının içindeki varlık başını kaldırdı, bu sefer yüzü daha yakındı, o yanlış oranlar, o eksik hatlar, o çürümüş ifade artık daha netti ama en rahatsız edici olan bu değildi, gülümsüyordu ama bu bir gülümseme değildi, bir hatırlama hatasıydı. "bak." dedi varlık ve sesi depo boyunca yankılanmadı, doğrudan kafasının içinde duyuldu, bir anda dizleri titredi. "sen…" dedi ama cümleyi tamamlayamadı. varlık bir adım daha attı, bu sefer aralarındaki mesafe neredeyse yoktu ve o anda bir şey oldu, depo kaydı, bir anlığına, sonra geri geldi ama hiçbir şey aynı değildi, yanındaki adam yoktu, bir anda, hiçbir geçiş olmadan, sanki hiç var olmamış gibi, etrafında yalnızca siluetler ve o şey vardı. "onu nereye götürdün?" dedi, sesi titriyordu. varlık başını hafifçe eğdi. "kim?" bu tek kelime zihninde yankılandı. bir an dondu. "yanımdaki adam." dedi. varlık birkaç saniye sustu, sonra konuştu. "hiç yoktu." bu cümle bir darbe gibi indi, hafızasına baktı, onunla yürüdüğünü hatırlıyordu, konuştuğunu, kapıyı açtığını ama detaylar eksikti, boşluklar vardı, hatırladığını sandığı şeyler tam değildi. "hayır… vardı." dedi ama sesi zayıftı, ikna edici değildi. varlık bir adım daha attı, artık neredeyse iç içeydiler, soğuk artık dışarıdan gelmiyordu, içindeydi. "sen hatırlamak istemediğin şeyleri şekle sokarsın." dedi varlık, "insanlar… en kolay yalan söyledikleri şeydir." kalbi hızlandı. "neden benimle konuşuyorsun?" dedi. varlık cevap verdi. "çünkü sen açtın." "ne açtım?" varlığın yüzü bozuldu, bir an için daha net oldu, sonra tekrar dağıldı. "kapıyı." bu kelime geldiği anda başının içinde bir görüntü patladı, bir gece, yine yürüyordu, aynı sokak, aynı sessizlik ama bu sefer yalnız değildi, bir kapı görmüştü, gerçek bir kapı, sokakta, hiç olmaması gereken bir yerde ve durmuştu ve dokunmuştu. geri çekildi, nefesi kesildi. "hayır…" dedi, "ben…" varlık yaklaştı. "hatırladın." bu kelimeyle birlikte siluetlerden biri çığlık attı, insan sesi değildi, bozulmuştu, sonra o siluet parçalandı ama yok olmadı, dağıldı ve zemine aktı, siyah kapıya doğru sürüklendi, emildi. "onlar…" dedi, "onlar ne?" varlık cevap verdi. "senin reddettiklerin." bu cümleyle birlikte başka bir siluet çözüldü, sonra bir tane daha, depo artık dolu değildi, boşalıyordu ama bu boşalma rahatlatıcı değildi, daha kötüydü, daha daraltıcıydı, sanki her kaybolan şeyle birlikte yalnız kalıyordu, gerçekten yalnız. "dur!" diye bağırdı ama sesi yankılanmadı, yutuldu. varlık eğildi, yüzü neredeyse onun yüzüne değiyordu ve fısıldadı. "şimdi sıra sende." kalbi duracak gibi oldu. "geri dönmek istiyorum." dedi ama bu cümle ağzından değil içinden çıktı. varlık bir an durdu, sonra çok yavaş konuştu. "geri diye bir yer yok." depo tekrar kaydı, bu sefer daha uzun, daha derin ve geri geldiğinde kapı tamamen açıktı.

17. bölüm

kapı artık tamamen açıktı ve açıldığı anda depo bir sınır olmaktan çıktı; içeriyle dışarının ayrımı silindi, çizgi kayboldu, yön kavramı çözüldü. siyah kapının ardında görünen şey bir boşluk değildi ama dolu da değildi; bakıldıkça şekil değiştiriyor, odaklandıkça dağılıyor, gözünü kaçırdığında yeniden kuruluyordu. içeride bir mekan yoktu ama yine de bir derinlik hissi vardı, sanki içine bakmak değil içine düşmek gerekiyordu. zemindeki çatlaklar artık kapıya doğru değil kapının içinden dışarı doğru ilerliyordu, ince damarlar gibi yayılıyor, betonun üzerinde değil onun altında ilerliyormuş gibi görünüyordu. hava donmuş gibiydi ama aynı anda hareket ediyordu; nefes almak mümkündü ama anlamsızdı, çünkü alınan hava ciğerlere değil düşüncelere doluyordu. siluetlerin sayısı azalmıştı, kalanlar duvarlara yapışmış gibi duruyor, bazıları yüzünü kapatıyor, bazıları başını eğiyordu ve hiçbiri artık ona bakmıyordu, çünkü bakmak istemiyorlardı. kapının içindeki varlık geri çekilmedi, aksine bir adım daha attı ve bu sefer depo ile kapı arasındaki mesafe ortadan kalktı; varlık artık içeriden gelmiyor, her yerden geliyordu. "bak." dedi ve sesi yine dışarıdan gelmedi, doğrudan zihninin içinde açıldı, bir kapı gibi. gözlerini kapamak istedi ama kapatamadı, çünkü gördüğü şey gözle ilgili değildi. bir anda görüntüler başladı; sokak, gece, aynı yürüyüş ama bu sefer detaylar keskin ve rahatsız edici derecede netti, ayaklarının sesi, asfaltın pütürleri, lambanın altında oluşan gölgesinin şekli… ve sonra o kapı, sokakta olmaması gereken yerde duran kapı, siyah, düz, sessiz. o gece gerçekten durmuştu, gerçekten bakmıştı ve o an bir şey onu çağırmıştı. "dokundun." dedi varlık. eli titredi, o anı hatırlıyordu, parmağının ucuyla kapının yüzeyine değdiği o anı, soğuktu ama sıradan bir soğuk değildi, tanıdık bir soğuktu. "bu yüzden buradasın." başını salladı, "hayır." dedi ama bu kelime bir savunma değildi, bir refleks gibiydi, içi boştu. görüntü değişti, kapıya dokunduğu an tekrarlandı ama bu sefer farklıydı, elini çekmemişti, kapıyı itmişti, aralamıştı ve içeri bakmıştı, o anı daha önce hatırlamıyordu, şimdi hatırlıyordu. nefesi kesildi. "ben… içeri baktım." varlık çok hafif başını eğdi. "sadece bakmadın." dedi. görüntü yeniden değişti, bu sefer kendini gördü, dışarıdan, sokakta duran birini, kendi bedenini, kapının önünde duran halini ve o beden içeri doğru eğiliyordu, bir adım atmıştı. geri çekildi. "hayır." dedi, sesi çatladı, "ben girmedim." varlık yaklaşmadı ama uzaklaşmadı da çünkü mesafe artık anlamsızdı. "girdin." dedi. bu kelimeyle birlikte görüntü parçalandı ve depo geri geldi ama aynı depo değildi, kapılar yoktu artık, duvarlar yoktu, sadece siyah kapı ve onun içi vardı ve o iç artık dışarı taşmıştı, ayaklarının altındaki zemin bile sabit değildi, adım atsa düşecekmiş gibi hissediyordu ama nereye düşeceğini bilmiyordu. "bu… ne?" dedi. varlık cevap verdi, "burası." "neresi?" dedi. "senin bıraktığın yer." bu cümle zihninde yankılandı. "ben hiçbir şey bırakmadım." dedi. varlığın yüzü bir an için daha net oldu, sonra tekrar bozuldu. "bıraktın." dedi. bir sessizlik oldu ama bu sessizlik boş değildi, doluydu, baskı yapıyordu. sonra başka bir ses duyuldu, çok uzaktan ama aynı zamanda çok yakından, kendi sesi. "burada kal." dondu, bu sesi tanıyordu ama o söylememişti. "bu da ne?" dedi. varlık cevap vermedi. ses tekrar geldi. "gitme." bu sefer daha yakındı ve sonra gördü, kapının içinde bir siluet ama bu diğerleri gibi değildi, bu sabitti, bu kaçmıyordu, bu dağılmıyordu ve bu ona bakıyordu. "bu sensin." dedi varlık. kalbi sıkıştı. "hangisi?" dedi. varlık cevap verdi. "içeride kalan." o siluet bir adım attı ama dışarı çıkmadı, sınırda durdu, sanki görünmeyen bir şey onu tutuyordu, elini kaldırdı ve camın arkasından dokunur gibi kapının iç yüzeyine bastı, aynı hareketi o da yaptı, farkında olmadan, eli havada durdu ve ikisi de aynı noktaya dokundu, o anda soğuk bir anda sıcak oldu, başının içinde bir şey kırıldı, bir ses, bir kilit, bir sınır. "seç." dedi varlık. bu kelime artık bir teklif değildi, bir zorlamaydı. "ne seçeceğim?" dedi. varlığın sesi ilk defa değişti, daha derin, daha ağır. "dışarıda kalan mı…" dedi, bir an durdu, "yoksa içeride kalan mı?" kalbi hızlandı, gözlerini kapatamadı, kaçamadı ve ilk defa gerçekten anladı, bu bir kapı değildi, bu bir ayrım noktasıydı ve şimdi iki tarafta da kendisi vardı...
devamını gör...

25. dakika livırpul gol attı. 1-0
devamını gör...

parayı döndürmek için kıtalar arası güneş kremi ticaretini arttırmak.
yine parayı döndürmek için silah ticaretindeki mayın sektörünü elde tutmak.
ne bileyim böyle tuhaf şeyler işte.
devamını gör...

adam faul yapıyo gol geçerli
kurtulsa topa atlayacak ya
bunlar nasıl bu seviyede maç yönetiyor lan
devamını gör...

kimin kuklası sorusunu sordurtan ihtimal?
(bkz: büyük resim kursunda karşılaşılan tuhaf şeyler)
devamını gör...

nazar. hep nazar *
devamını gör...

rubin kazan var bir de gökhan töre top oynamıştı beşiktaş’a da rakip olduydu da ilkan abim uygun görmediydi.
devamını gör...

israil kukla değilde biz kuklayız ama ipler bir süredir elimizde, dünyada kargaşa ülkede stabilizasyon, bu bizi gözlemci ve müzakereci yapar, elimiz güçlü ama israil’in de köklü bir kültürü ve felsefesi var, bu coğrafyada biz sadece israil’le bile dost olabilsek var ya cihan titrer karşımızda. para ve akıl onlarda, asker ve delilik bizde. yahudilerin hepsi çocuk öldürelim diyen vampir sürüsünden değil he bu arada.
devamını gör...

küfür yasağına karşı değilim, sonuçta kadınların ağırlıkta olduğu bir sözlük burası, kaç yıldır birbirimizi iyi kötü tanıyor birçoğumuz, aile gibi olduk.

fakat bazı herkesi vicdanen rahatsız eden toplumsal olaylarda herkes hep bir ağızdan küfür ederken birimizin de arkadaşlar çok ayıp yaptığınız sizi öğretmene şikayet ederimcilik oynaması da hiç hoş değil. bırak yani, orada da tepkimizi en doğal şekliyle ortaya koyalım. 100 kişi aynı küfrü etmişse 100'ü de uçurulacak değil sonuçta.

biraz mantık.
devamını gör...

liverpoollu oyuncuların hırstan eli ayağına dolaşıyor
taraftarlar da bizi taklit ediyor bu arada fmfm
bizim ağırlık koymmaız lazım ya
çok pısırık kaldık sanki
hakem de ev sahibinden yana
nerden çıkmış bu
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim