zaman tüneli
negatif insanlarla yaşamak
dünyanın en nahlet şeylerinden biridir.
devamını gör...
fantastik edebiyat
fantastik edebiyat deyince aklıma hemen “ejderha mı, büyü mü, bu mu gerçek hayattan kaçış?” diye burun kıvıran tipler geliyor. sanki biz tolkien okurken sadece elf kovalıyoruz. mesele gerçekten bu mu? gel şu konuya biraz dalalım.
fantastik edebiyat çoğu zaman yanlış anlaşılır aslında. insanlar ejderha görür, büyü görür, krallık görür ve bunun gerçek dünyadan kaçış olduğunu sanır. halbuki türün en iyi örnekleri tam tersini yapar. bize başka bir dünya anlatıyormuş gibi yapıp aslında ters köşe yaparak bu dünyayı anlatırlar.
çünkü insanız işte, çoğu zaman çıplak gerçekle karşılaştığımızda savunmaya geçeriz. ama aynı gerçeği bir krallığın çöküşünde, bir kehanetin yozlaşmasında ya da ne bileyim kutsal bir düzenin iktidara dönüşmesinde görünce onu daha rahat kabul ederiz.
işte fantastik edebiyat tam olarak bunu yapıyor. gerçeğin üstüne biraz büyü serperek harmanlar ama gerçeği ortadan kaldırmaz.
(bkz: tolkien) orta dünya’yı kurarken sadece elfler ve orklar yazmıyordu. gücün insanı nasıl bozduğunu yazıyordu. (bkz: the lord of the rings) tarafında yüzük sadece büyülü bir eşya değildir. iktidarın elde edildiğinde sahibini yavaş yavaş çürüten doğasının metaforudur.
benzer şekilde (bkz: j. k. rowling) büyücülük dünyasını kurarken kan saflığı meselesi üzerinden bayağı bildiğin ayrımcılığı anlatıyordu. safkan büyücüler ile muggle doğumlular arasındaki gerilim dümdüz bir soy ve sınıf takıntısının alegorisidir. (bkz: harry potter)
hatta bazı eserler işi daha da sert bir yere götürür. dinin ve ideolojinin iktidar tarafından nasıl kullanılabileceğini anlatır. (bkz: margaret atwood) tarafından yazılan (bkz: the handmaid's tale) bunun en güçlü örneklerinden biridir. evet bu örnek teknik olarak tam fantastik sayılmaz, daha çok distopya türüne girer. ancak bu iki tür zaten aynı şeyi yapar. orada din sadece inanç değildir. bir toplumun kontrol mekanizmasına dönüşmüş bir iktidar aracıdır.
zaten tarih boyunca iktidarların en rahat saklandığı iki şey vardır. korku ve kutsallık.
korku olduğu zaman insanlar ne yapar? susar. peki kutsallık olduğu zaman ne yapar? sorgulamaz. bu ikisi birleştiğinde ortaya sadece baskı çıkmaz, aynı zamanda gönüllü itaat çıkar. fantastik edebiyatın politik tarafı tam burada ağırlaşır. çünkü bize sadece bir zorbanın hikayesini anlatmaz. bir toplumun o zorbalığı hangi hikayelerle kabul ettiğini gösterir.
o yüzden iyi fantastik romanlarda büyü sistemi, kehanet, kutsal düzen ya da seçilmiş kişi anlatıları çoğu zaman dekor değildir. bunlar doğrudan düzenin nasıl kurulduğunu anlatan araçlardır.
kısacası iyi fantastik romanın yaptığı şey şudur. bize canavar anlatıyormuş gibi yapıp aslında bizi, yani insanı anlatır.
çünkü çoğu zaman hikayelerdeki en korkunç şey ejderhalar değildir. en korkunç şey bir toplumun kendi felaketini kutsal bir görev sanacak kadar ikna edilebilmesidir.
fantastik edebiyat çoğu zaman yanlış anlaşılır aslında. insanlar ejderha görür, büyü görür, krallık görür ve bunun gerçek dünyadan kaçış olduğunu sanır. halbuki türün en iyi örnekleri tam tersini yapar. bize başka bir dünya anlatıyormuş gibi yapıp aslında ters köşe yaparak bu dünyayı anlatırlar.
çünkü insanız işte, çoğu zaman çıplak gerçekle karşılaştığımızda savunmaya geçeriz. ama aynı gerçeği bir krallığın çöküşünde, bir kehanetin yozlaşmasında ya da ne bileyim kutsal bir düzenin iktidara dönüşmesinde görünce onu daha rahat kabul ederiz.
işte fantastik edebiyat tam olarak bunu yapıyor. gerçeğin üstüne biraz büyü serperek harmanlar ama gerçeği ortadan kaldırmaz.
(bkz: tolkien) orta dünya’yı kurarken sadece elfler ve orklar yazmıyordu. gücün insanı nasıl bozduğunu yazıyordu. (bkz: the lord of the rings) tarafında yüzük sadece büyülü bir eşya değildir. iktidarın elde edildiğinde sahibini yavaş yavaş çürüten doğasının metaforudur.
benzer şekilde (bkz: j. k. rowling) büyücülük dünyasını kurarken kan saflığı meselesi üzerinden bayağı bildiğin ayrımcılığı anlatıyordu. safkan büyücüler ile muggle doğumlular arasındaki gerilim dümdüz bir soy ve sınıf takıntısının alegorisidir. (bkz: harry potter)
hatta bazı eserler işi daha da sert bir yere götürür. dinin ve ideolojinin iktidar tarafından nasıl kullanılabileceğini anlatır. (bkz: margaret atwood) tarafından yazılan (bkz: the handmaid's tale) bunun en güçlü örneklerinden biridir. evet bu örnek teknik olarak tam fantastik sayılmaz, daha çok distopya türüne girer. ancak bu iki tür zaten aynı şeyi yapar. orada din sadece inanç değildir. bir toplumun kontrol mekanizmasına dönüşmüş bir iktidar aracıdır.
zaten tarih boyunca iktidarların en rahat saklandığı iki şey vardır. korku ve kutsallık.
korku olduğu zaman insanlar ne yapar? susar. peki kutsallık olduğu zaman ne yapar? sorgulamaz. bu ikisi birleştiğinde ortaya sadece baskı çıkmaz, aynı zamanda gönüllü itaat çıkar. fantastik edebiyatın politik tarafı tam burada ağırlaşır. çünkü bize sadece bir zorbanın hikayesini anlatmaz. bir toplumun o zorbalığı hangi hikayelerle kabul ettiğini gösterir.
o yüzden iyi fantastik romanlarda büyü sistemi, kehanet, kutsal düzen ya da seçilmiş kişi anlatıları çoğu zaman dekor değildir. bunlar doğrudan düzenin nasıl kurulduğunu anlatan araçlardır.
kısacası iyi fantastik romanın yaptığı şey şudur. bize canavar anlatıyormuş gibi yapıp aslında bizi, yani insanı anlatır.
çünkü çoğu zaman hikayelerdeki en korkunç şey ejderhalar değildir. en korkunç şey bir toplumun kendi felaketini kutsal bir görev sanacak kadar ikna edilebilmesidir.
devamını gör...
küfür tek millettir
küfür derken...ben şimdi birisine ağır küfür etsem bu küfür mü oluyor. yani sizin dediğiniz anlamda küfür mü oluyor.
devamını gör...
mini etek özgürlükse eşine giydirir misin sorunsalı
mini etekle özgür olunmaz ayrıca karıma kızıma falan da giydirmem. böyle meselelerde yobazım bağnazım.
devamını gör...
doğduğun aya göre hangi sözlük yazarı tipisin
ocak: old skool tipler. bunlar sözlüğün kurucu babalarıdır. kimse yokken onlar vardı. saygı gösterin.
dur be babacan geleli kaç ay oldu daha. *
devamını gör...
küfür tek millettir
bir islam ülkesi bir kefere yurduyla savaşsa bütün kefereler üşüşür ama bir kefere bir islam ülkesine saldırsa pek karışan olmaz.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
devamını gör...
doğduğun aya göre hangi sözlük yazarı tipisin
kinik entelektüelim ama martta doğmadım.
devamını gör...
hür ve kabul edilmiş masonlar derneği'ne kayyum atanması
yeni ismi artık hür ve kabul edilmiş hacılar derneği olacaktır.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
kader resmen her seferinde muhtar emmi için yazmama uygun ortamı sağlıyor. ey bilge kişilik bu kader benden senin hakkında ne yazmamı istiyor da her seferinde muhtarı görüyorum vali falan yok mu *.
devamını gör...
kürt dili ve edebiyatı
kimse kimseyi kandırmasın, bu bölüm siyasi çıkar için açıldı ama boş kaldı. zaten yetişmiş akademik personeli nereden buldunuz da açtınız. hangi kaynaklara dayalı eğitim vereceksiniz? vs vs sorular sorduğumuz zaman ya ziko sen faşistin allahı sın zaten deyu cevap aldık hep.
neredeyse bütün türk coğrafyasında yüz yıllardır bilinen bazı türküleri alıp bunlar aslında kürt dengbeji türkçeye uydurdular deyip, binlerce yıllık ergenekonu demirci kawa yapıp, sümer tabletlerinde uzak doğudan mançuryadan geldiler denilen bazı kavimleri kendi ataları gösterip, balkanlarda tutan mikromilliyetçiliği orta doğuda da tutarım projesinin devamı olan arap ve kürtlerin milletleşmesi projesine bu kadar içten inanarak gerçekleri söyleyen herkesi faşist ilan etmek akıl, mantık ve bilim dışı şeyler.
evde ve kendi aranızda dilinizi konuşabildiğiniz, eğitim, ticaret, siyaset yapabildiğiniz bir ülkeniz varken fazla zorlamayın bence. avustralya'da yaşayan zilyon tane azınlık ve buranın yerlisi aborjinler dahil hiç kimse anadilde eğitim ya da anadilde sağlık, adalet gibi zırvaları aklından bile geçiremez. bunları fransa, abd, almanya, danimarka, isveç, japonya gibi ülkelerde de aklınıza getitmez sistem. oturup biraz düşünün...
neredeyse bütün türk coğrafyasında yüz yıllardır bilinen bazı türküleri alıp bunlar aslında kürt dengbeji türkçeye uydurdular deyip, binlerce yıllık ergenekonu demirci kawa yapıp, sümer tabletlerinde uzak doğudan mançuryadan geldiler denilen bazı kavimleri kendi ataları gösterip, balkanlarda tutan mikromilliyetçiliği orta doğuda da tutarım projesinin devamı olan arap ve kürtlerin milletleşmesi projesine bu kadar içten inanarak gerçekleri söyleyen herkesi faşist ilan etmek akıl, mantık ve bilim dışı şeyler.
evde ve kendi aranızda dilinizi konuşabildiğiniz, eğitim, ticaret, siyaset yapabildiğiniz bir ülkeniz varken fazla zorlamayın bence. avustralya'da yaşayan zilyon tane azınlık ve buranın yerlisi aborjinler dahil hiç kimse anadilde eğitim ya da anadilde sağlık, adalet gibi zırvaları aklından bile geçiremez. bunları fransa, abd, almanya, danimarka, isveç, japonya gibi ülkelerde de aklınıza getitmez sistem. oturup biraz düşünün...
devamını gör...
hür ve kabul edilmiş masonlar derneği'ne kayyum atanması
artık toplantılar şöyle olur..
-toplanmış bir locada bir meriç'in görevi nelerdir?
-herkesin meriç olup olmadığını kontrol etmektir..
-usülünce barkın'a kırgın olunuz..
eldivenler ve önlükler de pembe renkli olur.
-toplanmış bir locada bir meriç'in görevi nelerdir?
-herkesin meriç olup olmadığını kontrol etmektir..
-usülünce barkın'a kırgın olunuz..
eldivenler ve önlükler de pembe renkli olur.
devamını gör...
zuhal topal güzelliği
bugün cuma final günüymüş...
şimdi sonuçlar açıklanıyor. zuhal ablanın makyajı, saçı ve kıyafeti süper olmuş.
kadın yaşlanmıyor maaşallah.
bakımlı insanın hali bir başka oluyor anacım.
şimdi sonuçlar açıklanıyor. zuhal ablanın makyajı, saçı ve kıyafeti süper olmuş.
kadın yaşlanmıyor maaşallah.
bakımlı insanın hali bir başka oluyor anacım.
devamını gör...
pirinç yufkası
çok güzel börek yapılıyor bununla. normal yufkayı aramazsınız bile. hem de yapması çok daha pratik.
devamını gör...
ne iş yaptığı anlaşılamayan arkadaş
devamını gör...
ne iş yaptığı anlaşılamayan arkadaş
dalavereyle sağda solda gevşek işleri kovalayan tip.
devamını gör...
salata
yemeği daha da lezzetli kılan hede hüde.
devamını gör...
absürdizm
absürdizm, (bkz: camus)’un “hayat saçma, ama devam et” diye özetlediği o felsefe, günlük hayatta sessizce her köşede pusuda bekliyor. mesela sabah kalkıyorsun, alarmı kapat, duş al, kahve iç, hepsi robot gibi. birden “lan ben niye uğraşıyorum ki, sonunda hepimiz toz olacağız” diye bir tokat yiyorsun. işte absürd tam burada devreye giriyor. rutinlerini sarsıyor, hayatın anlamsızlığını yüzüne vuruyor ve seni otomatik pilottan çıkarıyor.
önce motivasyonu vuruyor. işte excel tabloları dolduruyorsun, toplantılarda patrona yalakalık yapıyorsun, ama absürd kulağına fısıldıyor: “bu da kaya yuvarlamak gibi bir şey.” (bkz: sisifos) gibi ter döküyorsun ama yarın yine başa saracak.
burada iki ihtimal doğuyor, ya bu düşüncenin altında eziliyorsun ya da “madem saçma bari gülerek yapayım, en azından eğlenirim” diyorsun. camus’nün söylediği şey de tam olarak bu zaten, kayayı itmek zorundaysan, bari farkında olarak it.
benzer şekilde ilişkilerde patlıyor. sevgilinle tartışırken bir an içinden “oğlum hayat zaten anlamsız, ne fark eder?” diyorsun, ya da arkadaşın dert anlatırken “hepimiz toz olacağız, ama şu an oturmuş ciddiyetle konuşuyoruz” düşüncesi beliriyor. doğum günü pastasını üflerken bile çoğumuzun içinden “bir yıl daha geçti, ölüme yaklaştık” fikri geçmiyor mu? fazla umursamazlık yalnız bırakır seni, aman dikkat.
sonra tüketim çılgınlığına sıçrıyor. alışveriş yapıyorsun, yeni telefon alıyorsun, instagram gibi platformlarda like kasıyorsun, ama absürd yine kulağına eğilip “şşt.. bunlar boş, mutluluk getirmeyecek” diye fısıldıyor. bazen insan bu yüzden minimalizme dönüp sade yaşamaya yöneliyor, bazen de tam tersine “madem saçma, harcayayım” diye black friday kuyruğunda bekleyip eve dönünce “lan ne gerek vardı?” diye pişman oluyorsun. kaya aşağı yuvarlandı yine değil mi?
ama olumlu tarafı da var: absürdü kabul edince yaratıcılık patlıyor. çünkü artık her şeyin büyük bir anlamı olmak zorunda değil. “madem anlamsız, istediğimi yapayım” diyorsun. saçma şiirler yazıyorsun, deftere doodle çiziyorsun, ofis masana “bugün de ölmedik, hehe” notları yapıştırıyorsun.
neticesinde absürd insanı yoruyor mu? evet, ama camus’un sisifos mitinde dediği gibi, mesele kayayı bırakmak değil. kayayı itmeye devam etmek. ama bu sefer gözün açık. hayatın saçmalığını fark ederek, biraz da gülerek. o kayayı gülerek yuvarla. çünkü başka türlü bu kadar ciddiyetin içinde insan gerçekten delirir.
önce motivasyonu vuruyor. işte excel tabloları dolduruyorsun, toplantılarda patrona yalakalık yapıyorsun, ama absürd kulağına fısıldıyor: “bu da kaya yuvarlamak gibi bir şey.” (bkz: sisifos) gibi ter döküyorsun ama yarın yine başa saracak.
burada iki ihtimal doğuyor, ya bu düşüncenin altında eziliyorsun ya da “madem saçma bari gülerek yapayım, en azından eğlenirim” diyorsun. camus’nün söylediği şey de tam olarak bu zaten, kayayı itmek zorundaysan, bari farkında olarak it.
benzer şekilde ilişkilerde patlıyor. sevgilinle tartışırken bir an içinden “oğlum hayat zaten anlamsız, ne fark eder?” diyorsun, ya da arkadaşın dert anlatırken “hepimiz toz olacağız, ama şu an oturmuş ciddiyetle konuşuyoruz” düşüncesi beliriyor. doğum günü pastasını üflerken bile çoğumuzun içinden “bir yıl daha geçti, ölüme yaklaştık” fikri geçmiyor mu? fazla umursamazlık yalnız bırakır seni, aman dikkat.
sonra tüketim çılgınlığına sıçrıyor. alışveriş yapıyorsun, yeni telefon alıyorsun, instagram gibi platformlarda like kasıyorsun, ama absürd yine kulağına eğilip “şşt.. bunlar boş, mutluluk getirmeyecek” diye fısıldıyor. bazen insan bu yüzden minimalizme dönüp sade yaşamaya yöneliyor, bazen de tam tersine “madem saçma, harcayayım” diye black friday kuyruğunda bekleyip eve dönünce “lan ne gerek vardı?” diye pişman oluyorsun. kaya aşağı yuvarlandı yine değil mi?
ama olumlu tarafı da var: absürdü kabul edince yaratıcılık patlıyor. çünkü artık her şeyin büyük bir anlamı olmak zorunda değil. “madem anlamsız, istediğimi yapayım” diyorsun. saçma şiirler yazıyorsun, deftere doodle çiziyorsun, ofis masana “bugün de ölmedik, hehe” notları yapıştırıyorsun.
neticesinde absürd insanı yoruyor mu? evet, ama camus’un sisifos mitinde dediği gibi, mesele kayayı bırakmak değil. kayayı itmeye devam etmek. ama bu sefer gözün açık. hayatın saçmalığını fark ederek, biraz da gülerek. o kayayı gülerek yuvarla. çünkü başka türlü bu kadar ciddiyetin içinde insan gerçekten delirir.
devamını gör...

