zaman tüneli

çok saçma sapan tanımlar da olan bir kaynak sitesi. anonim tanımlamaya müsaitliği ve spesifik bilgi kirliliğine izin verilmesi dolayısıyla etnik, siyasi ve sosyo kültürel konularda çok güvenilir bulmuyorum.
devamını gör...

okurken göze çarpan ilk şey, kitabın “normal roman” diye bir şeyden haberi yokmuş gibi davranması oluyor. hikaye var mı? eh, var gibi, ama sanki yarım yamalak bir puzzle. karakterler? onlar da orada burada beliriyor, ama hiçbir şey klasik roman akışında ilerlemiyor. sahneler bir anda “hop” diye kesiliyor, bambaşka bir yere zıplıyor. okuduğun şey rüya mı, gerçek mi, yoksa (bkz: burroughs)’un kahve lekeli not defterinden mi, ayırt etmek imkansız. bir süre sonra jeton düşüyor. adam sana hikaye anlatmıyor, resmen kafasının içindeki kaosu masaya boca ediyor. “buyur evladım, ye bunları” der gibi.

gerçi adamın hayatına bakınca, “e tabii” diyorsun. yıllarca eroinle dans etmiş, (bkz: beat kuşağı)’nın en karanlık figürü. (bkz: kerouac) yol maceralarında romantik pozlar keserken, (bkz: ginsberg) mistik şiirlerle coşarken, burroughs “her şey çürüyor, hadi eğlenelim” modunda. sanki grubun o “partiyi bozan” elemanı.

naked lunch da tam bu kafanın kitaba dönüşmüş hali. bağımlılık, paranoya, devlet baskısı, beden deformasyonları... hepsi absürt, garip sahnelerle birbirine dolanıyor. tuhaf yaratıklar dolaşıyor, organlar isyan ediyor, sen de “bu ne lan, uyuşturucu mu içtim ben?” diye sayfayı iki kere okuyorsun. ama kitabın amacı da o zaten. seni o rahatsız, mide bulandırıcı ama tuhafça eğlenceli girdaba çekmek. “kalk lan, rahat koltuğunda oturma, kalk biraz kıvran” diyor adeta.

kısacası, bu kitabı mantıkla okumaya kalkarsan kafan atar, ama hissederek dalarsan... eh, en azından “vay be, ne trip” diye gülersin. atmosferle ilerliyor, mantıkla değil, sanki bir acid partisi gibi.

bu tuhaf atmosferi görselleştirmek isteyenler için (bkz: david cronenberg)’in çektiği naked lunch filmi de iyi bir referans sayılır. film kitabın birebir uyarlaması olmasa da burroughs’un o halüsinatif dünyasını, paranoyasını ve absürt imgelerini oldukça iyi yakalar.

dipnot: burroughs bu kitabı yazmadan önce karısını yanlışlıkla vurup öldürüyor. cronenberg filmi bunu hikayenin merkezine koyar.
devamını gör...

istanbul'da açılmasının bir anlamı yok kürtçe seçmeli dil yaptılar tutmadı zaten gereken yerlerde de açılmış orda bol bol wara wara yapılsın..
devamını gör...

marvel bir komedi filmi çekerse cuk oturacak karakter olabilir.

ikibin yıldır yukardaydım ağbi babam salmadı aşağı ineyim! de kült bir replik olarak hayatımıza girer. *
devamını gör...

acil çıkmam gerektiği için kapattım, başkası devralabilir
devamını gör...

beşir fuad denince çoğu kişinin aklına hemen o meşhur intihar sahnesi geliyor. damarlarını kesip ölürken hissettiklerini yazan adam. sanki bütün hikaye bundan ibaretmiş gibi anlatılıyor. halbuki mesele o kadar basit değil. hatta insan biraz okuyunca o intihar hikayesinin adamın hayatındaki en son ve en trajik not olduğunu fark ediyor.

beşir fuad aslında osmanlı’da pozitivizmi ciddiye alan ilk isimlerden biri. sadece lafını etmiyor, gerçekten zihnini o yönde kurmaya çalışıyor. dönemin edebiyat ortamı romantizmle dolu. kahramanlıklar, duygular, gözyaşları. o ise çıkıp “edebiyat bu kadar hayalin içinde yüzmemeli” diyor. realizm ve natüralizm savunuyor. (bkz: victor hugo) gibi romantiklerin karşısına (bkz: emile zola)’yı koyuyor. hatta türk edebiyatında ilk zola savunucularından biri sayılıyor.

ama işin acı tarafı şu. adamın savunduğu şey aslında çok basit. dünyayı anlamaya çalışırken duygudan çok gözleme yaslanalım diyor. bugünden bakınca gayet normal duran bir fikir. fakat o günün osmanlı entelektüel çevresinde bu bayağı sert bir çıkış gibi algılanıyor. tartışmalar büyüyor, polemikler çıkıyor, adam giderek yalnızlaşıyor.

bir de çoğu kişinin pek bilmediği bir tarafı var. kendisi asker kökenli bir adamdır. harp okulunda okumuş, farklı cephelerde görev yapmış biri. yani sadece masa başı bir entelektüel değil. savaş görmüş, ölüm görmüş biri. buna rağmen yazılarında sürekli aklı ve bilimi savunuyor. kim bilir belki de tam bu yüzden romantizmin o süslü duygusallığı ona fazla yapay geliyordu.

hayatının sonuna doğru ise gerçekten ağır bir yalnızlık hissi olduğu anlaşılıyor. annesinin akıl hastalığı yaşaması, çevresindeki tartışmalar, maddi sıkıntılar derken zihni iyice kararıyor. ve 1887’de o meşhur intihar gerçekleşiyor. ama orada bile insanı ürperten bir şey var. çoğu insan böyle bir anda panik içindedir. beşir fuad ise sakin bir şekilde kağıt kalem alıp ölürken vücudunun verdiği tepkileri yazıyor. nabzını, baş dönmesini, bilincinin yavaş yavaş bulanmasını not ediyor.

insan bunu okuyunca ister istemez empati kuruyor. çünkü burada sadece trajik bir ölüm yok. hayatı boyunca akla ve gözleme sarılmış bir zihnin son ana kadar o alışkanlığı bırakmaması var.

en acı tarafı bugün çoğu insan onun adını sadece “intihar eden yazar” diye biliyor. halbuki adamın asıl derdi ölmek değilmiş gibi duruyor. derdi dünyayı anlamak. sadece yaşadığı çağda o soruları soran insan sayısı çok azmış.

o yüzden beşir fuad’ın hikayesi biraz şu hissi bırakıyor insanda. bazen bir insanın fikirleri toplumdan birkaç adım önde oluyor. ama o mesafe açıldıkça insanın konuşabileceği insan sayısı azalıyor ve bazen en ağır yalnızlık da tam orada başlıyor.
devamını gör...

bazı tanımlarını beğeniyor, gülüyorum. nick değiştirmiş birisi mi, eğer öyleyse eski nicki neydi bilemiyorum ama genel olarak sevdiğim bir yazar.
devamını gör...

emine sen aslında hiç komik değilsin harici her eleştiriyi kabul edebilirim.

mesaj kutum açıkken hangi birinizi yönetime şikayet edip uçmanıza vesile oldum? 0. sıfır.
devamını gör...

korku edebiyatı çoğu zaman karanlık evlerde, lanetli ailelerde, hayaletlerde dolaşır. ancak bu adam korkunun ölçeğini büyüttü. hikayelerinde korku bir yaratığın saldırması değil, insanın evrende sandığı kadar önemli olmadığını fark etmesiyle başlar.

onun dünyasında bilgi çoğu zaman kurtuluş değil felakettir. bir karakter eski bir metin bulur, unutulmuş bir şehir keşfeder ya da bir ritüelin izine rastlar ve o noktada şu gerçekle karşılaşır. insanlık sandığından çok daha yeni ve çok daha önemsizdir. (bkz: cthulhu), (bkz: azathoth), (bkz: nyarlathotep) gibi varlıklar aslında klasik anlamda canavar değildir. onlar insan merkezli evren fikrinin kırılmasıdır.

ilginç olan şu. lovecraft yaşarken bugün bildiğimiz gibi büyük bir yazar olarak görülmedi. hikayelerinin çoğu (bkz: weird tales) gibi pulp dergilerde yayımlandı ve hayatı boyunca ciddi maddi sıkıntılar yaşadı. 1937’de öldüğünde arkasında büyük bir ün değil, daha çok dağınık dergi hikayeleri bıraktı.

bir de işin ironik tarafı var. bugün en bilinen hikayelerinden biri olan (bkz: herbert west reanimator) aslında onun pek sevmediği bir metin. çünkü o hikâyeyi edebi bir proje olarak değil, bir dergi için bölüm bölüm para kazanmak amacıyla yazmış. yani bugün kült sayılan şeylerden biri onun gözünde biraz sipariş işti.

her neyse bu abimizin asıl hayatı biraz mektuplarda geçiyor. inanılmaz derecede mektup yazan biri. bazı araştırmacılar yüz bine yakın mektup yazdığını söylüyor. bugün onun hakkında bildiklerimizin önemli bir kısmı da bu mektuplardan geliyor.

arkadaş çevresi de tuhaf bir şekilde önemli. (bkz: robert e howard), (bkz: clark ashton smith) gibi yazarlarla adeta whatsapp grubu gibi mektuplaşarak yazışıyorlar. birbirlerine fikir atıyorlar, “abi bak şöyle bir yaratığa ne dersiniz” tarzında yaratıklar öneriyorlar, bazen birbirlerinin yarattığı şeyleri hikayelerinde kullanıyorlar. bugün (bkz: cthulhu mythos) dediğimiz şey biraz da bu arkadaş grubunun ortak hayal gücünden büyümüş bir evren aslında.

tabii işin problemli tarafı da var. mektuplarında ve bazı yazılarında açıkça görülen ırkçı fikirleri yüzünden çok eleştirildi. bu yüzden lovecraft bugün hem korku edebiyatını değiştiren bir yazar hem de karakteri tartışmalı bir figür olarak birlikte anılıyor.

benim lovecraft’a düşmem biraz da şu yüzden oldu. çoğu korku yazarı insanı korkutmaya çalışır. lovecraft ise insanın kendine bakışını değiştirir. onun metinlerini okurken bir noktada korkudan çok şu fikir kalır. belki de evren gerçekten bize ait değil. belki de biz sandığımız kadar merkezde değiliz. insan bu ihtimali bir kez düşününce dünya biraz daha tuhaf görünmeye başlıyor.
devamını gör...

buralar değerlenir. kalemi keskin, anlatısı hoş en azından ben bu nickaltını girdiğimde yazmış olduğu iki tanımı öyle.

hoşgeldin köftehor kalemin keskin gazan mübarek olsun
devamını gör...

(bkz: mamudo kurban) serbest çağrışım.

ankara'da dayın yoktur!
devamını gör...

türkiyede şu eleştiri ve dozu konusu çok muallak bir şey. au'da birisi beni eleştirecekse (türkçeye çevrilmiş hali spontanedir)

x- ziko sağ ol eline sağlık, şu kodu yazarken baya kafa yormuş olmalısın ama bunun bazı kısa yolları ve döngüleri var.
ziko bir kaç döngü denedim ama hata alınca hatalarla uğraşmak yerine böyle yapmaya karar verdim
x- bir daha böyle bir şey yaşarsan yardımcı olabilirim ziko boşuna zaman kaybedip kendini yormasın ve proje daha verimli olur.
ziko teşekkür ederim eğer böyle bir sorunla karşılaşırsam seni bulurum.

tr'de olsa büyük ihtimalle şöyle olacaktı

x- ziko niye böyle uzun uzun yazdın alüminyum. bubuj özel kodlar var ehe ehe
ziko- bir iki denedim çalışmadı. sende çalışanı vardı da niye söylemedin arka kapısı gıcırdak.
x- özel dedim ya olm

5 dakika sonra birilerine
x- ziko bi billur bilmiyo nasıl gelmiş nasıl çalışıyo burda bilemiyorum.

15 dakika sonra
x- mahkemeye vericem o ziko yu böyle adam mı dövülür len ühü ühü.
devamını gör...

çoğu kişinin sandığı gibi sadece “korku yazarı” değil. adam aslında korkudan çok insanın aklının yavaş yavaş dağılmasını yazmayı seviyor. birçok hikayede ortada hayalet falan yoktur, anlatıcının kendi zihni zaten yeterince korkutucudur. bazı öykülerde anlatıcı o kadar ciddi şekilde saçmalar ki insan hem gerilir hem de içten içe güler. poe’nun karanlığında az miktarda kara mizah da var.

edebiyat açısından da oldukça önemli bir figür. modern dedektif hikayelerinin ilk örneklerinden sayılan (bkz: c auguste dupin) karakteri onun hikayelerinde ortaya çıktı. bugün bildiğimiz dedektif kurgusunun temellerinden biri sayılır. hatta (bkz: arthur conan doyle) bile (bkz: sherlock holmes)’u yazarken dupin’den etkilendiğini açıkça söylemiş.

hayatı ise gerçekten talihsiz. annesi veremden ölüyor, sonra çok sevdiği eşi virginia aynı hastalıktan genç yaşta ölüyor. şiirlerinde ve hikayelerinde sürekli ölüm döşeğindeki genç kadın temasının dönüp durmasının sebebi biraz da bu.

tabii romantize edildiği kadar kusursuz bir edebiyat figürü de değil. hayatı boyunca parasızlık çekiyor, dergilerde editörlük yaparak geçinmeye çalışıyor, alkolle de arası pek iyi sayılmaz. bir de eleştirmenliği meşhur. başka yazarlara yazdığı sert eleştiriler yüzünden edebiyat çevrelerinde çok sevilen biri olmamış. hatta bazen insanı “abi biraz sakin ol” dedirtecek kadar sert yazılar yazdığı söylenir.

ölümü de ayrı tuhaf. 1849’da baltimore’da sokakta yarı bilinçsiz halde bulunuyor ve birkaç gün sonra ölüyor. neden öldüğü hâlâ kesin olarak bilinmiyor.

buna rağmen modern korku edebiyatının en önemli isimlerinden biri sayılıyor. özellikle (bkz: h p lovecraft) gibi yazarlar üzerinde ciddi etkisi var. kısacası poe sadece karanlık şiirler yazan depresif bir adam değil. biraz huysuz, biraz trajik ama edebiyat tarihinde izi oldukça büyük bir yazar.

çüknot: poe’nun başına gelen tuhaf bir durum daha var. gerçekten okuyanlar ayrı, bir de ortamlarda “ben poe okurum” diye dolaşanlar ayrı. adamın adını gotik bir dekor gibi kullanıp tek bildiği şeyin kuzgun şiiri olması biraz ironik. iki hikaye okuyup “ben poe’cuyum” diye dolaşan bir kitle de var.

oysa poe’nun metinleri estetik bir karanlık pozundan çok daha fazlası. yazdığı şey romantik bir gotik atmosferden ziyade insan zihninin en rahatsız edici köşelerine bakmak. gerçekten okuyunca da gotik bir aksesuar değil, insanı huzursuz eden bir edebiyatla karşılaşıyorsun.
devamını gör...

çok sıkıcı bir dizi sonraki bölümü tahmin etmek çok kolay.
devamını gör...

sanki bu filmi izlerken spider man filmi izlemiyor gibiydim ve filmin başında o kadar avengers binası tony stark cart curt gördüğüm halde yalnış filme mi girdim lan ben diye düşünmüştüm.. beyaz karakterlerin neredeyse hepsi zenci ya da meksikalıydı yani sjwden boğuyoduk da niye mj'yi çingene yaptılar onu asla anlayamadım. credits sonra kaptan armorika çıkıyo konuşuyo o da başka film etkisi yapıyodu.. yok bu film ve devamları tam bir iron man jr. olmuştur.
devamını gör...

iran'la ateşkese rağmen dalgalı seyrediyor.
ayrıca ateşkes bitiminde savaşa devam edileceğini düşünüyorum aksi hayalperestlik olur. bundan dolayı ateşkes bitiminde borsada sert düşüşler gormeyecegiz.

ytd.
devamını gör...

süper gücü "cihat çağrısı" ile binlerce mümini toplayarak düşmanına sayilsan üstünlük kurmasını teklif ettiğim hero.

yalnız protagonist mi yoksa antagonist mi olacak tam oturtamadim
devamını gör...

albert camus’nün yabancı romanı, sizlerinde bildiği gibi bu kitap hakkında defalarca konuşuldu, yazıldı, ödüller aldı, bazı kesimlerde deyim yerindeyse fenomen oldu. kimisi kitabı elinde gezdirip üzerinden prim yapmaya çalıştı. "o tiplerin ben...." dediğinizi duyar gibiyim! neyse, iyi ya da kötü, insanları bir şekilde etkilemeyi başardı.

kitabı, insanlarda yarattığı bu etki yüzünden epey bir zaman erteledim. eğer kitapçıda gezinirken denk gelmeseydim, fiyatı o kadar ucuz olmasaydı, hiçbir zaman okumazdım herhalde. önyargının kötü bir şey olduğunu bu sayede bir kez daha anladım. bazı şeyler boşuna klasik olmuyormuş. kitaba başlamadan önce içeriğine dair hiçbir fikrim yoktu, ilk cümleyi okuduğum an "noluyo lan?!" dedim. "fazla tanıdık değil mi bu?"

"ufuktan küçük bir gemi geçti. durmadan fellaha baktığım için onu kara bir leke halinde gözlerimin kenarıyla fark etmiştim."

umursamazlık tek cümleyle nasıl anlatılır? bu sorunun cevabıdır yukarıdaki cümle. (bkz: meursault) kendini kurduğu kısa cümlelerle ele verir. kitapta defalarca kullanılan "bence bir" kelimesi meursault'un hayata bakışını ortaya koyar. her şeye "farketmez" diye cevap veren birini düşünün. o kelime onun hayat felsefesidir. gerçekten farketmez nerede yemek yiyeceği, kimlerle görüşeceği, yarın ne giyeceği. çünkü kendisi orada değildir. anlamsızdır hepsi. ne önemi var ki, ha 30 yaşında ölmüşsün ha 70. çünkü sonunda ölüm varsa hiçbir şeyin önemi yoktur.

-ölmek ister misin?
+bence bir.


kitapta neler döndüğünü birkaç cümleyle anlatmak gerekirse; kitap iki bölümden oluşuyor, birinci bölümün sonuna kadar meursault'un başından oldukça sıradan olaylar geçiyor. ama olaylara verdiği tepkileri görünce onun sıradan bir adam olmadığını anlıyorsunuz. meursault'un yanlışlıkla bir arap'ı öldürmesiyle bitiyor birinci bölüm, ikinci bölümde ise birinci bölümdeki davranışlarının hesabını vermek zorunda kalıyor. mahkemede, sanki yargılanan kendisi değil de bir başkasıymış gibi, kayıtsız gözlerle seyrediyor olan biteni. "benim davam, bana söz hakkı verilmeden çözümleniyor gibiydi." cümlesiyle açıklıyor bu durumu. aylarca süren mahkeme sonucunda, idam edilmesinde karar kılınıyor.


öncelikle meursault'un mahkemeye çıkarılmasının sebebi işlediği cinayet olabilir ama idam edilmesinin sebebi farklı. (bkz: albert camus), karakterin toplum tarafından nasıl yargılandığını göstermek için mahkeme öğesini kullanıyor. çünkü mahkemeler, devlet için bir nevi süzgeç görevi görür. onların istediği kalıba ne kadar yakınsın en iyi orada anlaşılır. meursault, adam öldürdüğü için idam edilmiyor. onu idama götüren asıl sebep, alışılmışın dışında bir insan olması. biraz daha açmak gerekirse, hiçbir duyguya sahip olamıyor oluşu. bazen öylece tepkisiz bir şekilde durmak bile kötü sonuçlar doğurabiliyor. insanlar yine kendilerinden farklı olanı yok etme eğilimi içerisindeler. anlamadıkları şeylerden kaçarlar, ya da linç ederler.

eğer annenin cenazesinde ağlamazsan bir gün herkes üstüne gelebilir "neden ağlamadın?" diye. adın duygusuza çıkar. cenazelerde salya sümük ağlamıyorsan zararlı bir bireysin toplum için. eğer hakim meursault'a inancını sorduğunda, inandığını söyleseydi belki de farklı bir muamele görecekti. insanların kafasında şöyle bir yanılgı var; tanrı'ya inanıyorsa iyi bir insandır. tanrı'ya inanmıyorsa herkese zarar verebilir. burada asıl konu tanrı'ya inanmak ya da inanmamak değil, anlatmaya çalıştığım insanların farklı düşüncelere karşı tahammülsüz olmaları. meursault, ülkenin yargı sistemi tarafından hadım edilmiş bir karakter değil. o toplum tarafından yok edildi, başka bir deyişle öğütüldü.

son olarak, eminim bir çoğunuz bilir, lakin altını çizmekte fayda var;

(bkz: zeki demirkubuz), kader isimli filminde bu kitaptan esinlenmiştir ve the cure'un (bkz: killing an arab) isimli şarkısı kitaptaki olaya gönderme amaçlı yapılmıştır.
devamını gör...

bugun izledigim kotu spiderman filmidir. hatta nicholas hammond serisini saymazsak izledigim en kotu spiderman filmi de budur. beni sardi yalan yok ama sarmasiyla degil yani ona bakarsan beni recep ivedik de baya sariyo. kotu bi film, neden kotu belki 50 tane sebep sayilir (asiri mubalaga), ama soyleyelim. bu arada bicok sebep sayicam ve yine issiz gibi uzun bi entry giricem, hic de adetim degildir ama maalesef anlatmam lazim, bu soylediklerimi tom holland fani 12'lik berkecan ve zendaya fani 11'lik sudenaz (yalniz 12'lik berkecan, 11'lik sudenaz falan da 70'lik votka gibi oldu biraz ama bos verin) anlayamaz ama neyse iste,

1. oncelikle rezalet bi cast secimi. may halanin seksi oldugu filmde ustune basa basa 40 kez vurgulaniyor. tony stark bile, 'selam may, umarim kisa bi seyler giymissindir' diyor. 2017'den once birisine 'bi gun iron man, peter'in halasi may'e yuricek' deseler, herhalde gulerlerdi. boyle may hala mi olur dayi, bi may halaya baksaniza,

hatta durun kiyaslama yapalim, spiderman 2002'deki may hala,

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

spiderman homecoming'deki may hala (bu satiri yazarken 4 kez hapsirdigima inanir misiniz),

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu ne lan. bu arada may halanin seksi oldugu ustune basa basa vurgulaniyor surekli ve surekli her erkek, peter'la gittikleri restorandaki garson bile ona yuruyor.

maalesef bu film de, diger bicok sonradan yenisi cekilen yapimlar gibi 'modernlestirme' cabasina kurban gitmistir. hani yeni harry potter dizisindeki severus gibi, 'siyahi yapak da irkci olmadigimiz belli olsun' hesabi. ya da 'x karakterini gay yapak da lgbt aktivistleri bizi sevsin' hesabi boyle, burda da 'aaay moderniz, genciiiz' diye sozde 'algilari yikalim' hesabina may halanin icine etmisler.

peki bu 'modernlesme' cabasinin tek kurbani may hala mi olmus? hayir.

peter'i okulda zorbalayan bi cocuk vardi, flash. okulun kabadayisiydi. ona bi bakiniz,

spiderman 2002'deki flash thompson (196 boyunda),

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

spiderman homecoming'deki flash thompson (168 boyunda),

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bitti mi? hayir. spiderman 2002'deki mj,

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

spiderman homecoming'deki mj,

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

'ehehehe, esmerleri, melezleri alak da irkci olmadigimiz belli olsun eheheheh'... he haspam he... zaten zendaya'nin oyunculuk da bi garip.

anlamissinizdir, rezalet bi cast. ben amca?... ben amca yok bile la!

devam edelim,

spiderman 2002'deki peter'in kankasi,

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

spiderman homecoming'deki peter'in kankasi,

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

'hehehe obez alak, zenci alak, cekik alak da tum herkesi sevdigimiz saydigimiz, ayrimci olmadigimiz belli olsun ehehehehe, bati bati, medeniyet, havhavhav'... tovbe estagfurullah tovbe...

2. diger bi sorun, bu marvel evreni denen cop sey. marvel evreni diye tum super kahramanlari yuz goz etmisler ya, burda da oyle. spiderman, tony stark'in sirketinde stajyer. ıron man bunun patronu ve mentoru. film bildigin iron man guzellemesi zaten. peter cok toy, cok cocuksu, bildigin gerizekali gibi bi sey zaten filmde.

nerde o spiderman ciddiyeti. ha bu spiderman'in sakaci olmasi cok iyi olmus, spiderman zaten sakaci bi tiptir de, bi ciddiyeti de vardir la. bu filmde bildigin bunu ciddiye alan, ipleyen yok kankasi ned disinda. boyle spiderman mi olur. bildigin stark'in altinda ezim ezim ezilmis durumda.

3. spiderman kiyafeti. spiderman kiyafetini de tony stark uretiyor. sacmaliga gel. kendi dikiyodu kiyafeti, burda peter biraz zengin cocugu olmus tabii. kiyafetini de tony uretiyor, kiyafeti yapay zekali falan. bu bana sacma geldi baya. nerde o kendi kiyafetini tasarlayan, kendi kendisini bastan yaratan peter... nerde her seyi stark tarafindan tahsis edilen peter. kendisi de diyor 'o kostum olmadan ben bi hicim' diye filmde. te allam.

4. ayriyetten filmde nasil spiderman oldugu da yok. sadece ustunkoru 'beni orumcek isirdi' diyor. hadi bu bi noktada gene anlasilir, sonucta kendisinden once tam 5 spaydi filmi yapilmis 2000'lerde ve o film serilerinin ilk filmlerinde (tobey ve andrew filmlerinde) nasil spaydi oldugu anlatiliyor, ama gene de beklerdim bu konuya daha detayli temas edilmesini. sonucta eger bu farkli bi evren ve bu farkli bi peter ise, bunun nasil spiderman oldugunu daha detayli gormek de hakkimizdi.

5. diger bi mevzu ise, filmdeki sacma buldugum kisimlar. yani mesela, ortadan ikiye ayrilip anasi aglayan gemiyi aglariyla birlestirmesi. tobey'in otobus durdurma sahnesi gibi bi sey yapmak istemisler de olmamis ya pek. sacma olmus. (tom'u tobey'den daha guclu gostermeye calismislar da komik olmus yani).

6. diger bi detay ise, dusmanin pek korkutucu olmamasi. filmdeki dusmani vulture. halbuki mesela diger spaydi filmlerindeki dusmanlarin bi derinligi vardi. mesela bu konudaki bence en onemli isimlerden biri de green goblin'di, norman osborn.

the vulture yani adrian toomes ise oyle cok da goz korkutucu bi tip degil acikcasi. yani aralarindaki savas da oyle heyecanli falan degildi.

7. ayriyetten peter ile ailesi arasindaki bag. zaten ben amca yok. may'e gelince, may denen kadin ulvi, bilge, yasli bi kadindi. burda dedigim gibi seksi meksi bi kadin, hic oyle ogutleri falan yok, e buyuk guc buyuk sorumluluk getirir diyen ben amca da yok.

ama tum bunlardan ote sorun su ki, may'in tavirlari zaten 'gelin elleyin beni' dercesine, zaten may'i oynayan kadin da kotu oynamis. karakterin derinligi de yok.

ama bunun disinda diger bi husus ise su, peter da hic orali degil. yani halasina yuruyorlar, normalde eski peter'lar olsa 'hop hayirdir' derdi. bu peter bildigin godos zaten, umrunda degil. hatta halasiyla bi restorana gidiyor. yemek siparis ediyorlar, garip bi yemekti adini hatirlamiyorum. mesela x diyelim. garson da ona boyle kur yapiyor. peter da diyor ki may'e, 'galiba x'ini yemek istiyor'. imaya bak. bu mu harbiden, peter, may halaya bunu der miydi?

ya ne biliyim ya, oyleli. iyi yanlari da vardi ama filmin de ben elestirisini yaptim. gomuldugu kadar kotu de degildi, ama iyi bi film de degil bence.

film bildigin spaydi parodisi olmus, komedi filmine cevirmisler.

ha ayrica zendaya'nin oyunculugu pek iyi bulmadim, tom'un oyunculugu da iyi bulmadigim, abarti buldugum kisimlar olsa da tom bence kotu oynamamis, onu da soyliyim.

daha baska seyler soylenir de aman banane, useniyom. evet.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim