zaman tüneli
flavius belisarius (yazar)
fazla söze gerek bırakmayan nicklerden. belisarius sessiz sadakat, gürültüsüz güç… öyle bağırmadan var olan adamlar vardır ya, biraz onlardan gibi. tanımıyorum ama sanki uzun zamandır tanıyor gibiyim, kalemi daim olsun.
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
seni vicdanın affetsin, benden af bekleme..
devamını gör...
bağıra bağıra söylenebilecek şarkılar
devamını gör...
2 broke girls
4. kez başladığım aşırı güzel dizi. kat dennings ile aynı gün ay ve yıl doğmuşum bu da böyle gereksiz bir bilgidir.
izleyin güzel dizi. ama finalsiz bitmesi aşırı can sıkıcı. bu kadar izlenen diziye bari 1 bölüm final yazar insan. ayıp.
izleyin güzel dizi. ama finalsiz bitmesi aşırı can sıkıcı. bu kadar izlenen diziye bari 1 bölüm final yazar insan. ayıp.
devamını gör...
internet fenomeni olacaklar için isim önerileri
(bkz: yakışıklı diko)
devamını gör...
internet fenomeni olacaklar için isim önerileri
kadıköy boğası, altın çocuk, makarna adam, unicorn adam, yakışıklı mısırcı, diamond tema, vb. geleceğe umut ışığı saçan kişilerin veliahtları için imece usulü isim arayışıdır. bence bu olayın yarısı içerikse diğer yarısı isimdir; çünkü kötü bir isimle iyi iş yapan da var ama iyi isimle daha hızlı yayılan çok daha fazla insan var. akılda kalacak, telaffuzu kolay, karizmatik ama zorlama olmayan isim her zaman birkaç adım önde başlar. o yüzden bu arkadaşlara bi el atalım da kaos şovlar bitmesin dostlar.
benden gelenler: fırıldak baba, kasırga teyze, çayla gelen bela, paspas komutanı, sucuk filozofu, bıngıldak lordu, patates harbisi, yastık mafyası, koli bandı sultanı, tencere büyücüsü, çatlak imparator, vb.
şimdiden hayırlı olsun diyelim. bol kazançlar ve salak tokatlaya devam.
benden gelenler: fırıldak baba, kasırga teyze, çayla gelen bela, paspas komutanı, sucuk filozofu, bıngıldak lordu, patates harbisi, yastık mafyası, koli bandı sultanı, tencere büyücüsü, çatlak imparator, vb.
şimdiden hayırlı olsun diyelim. bol kazançlar ve salak tokatlaya devam.
devamını gör...
yakışıklı mısırcı
bakın bir eşcinsel olarak söylüyorum yakışıklı değil. sokakta elini çarpsan bu tipe denk gelirsiniz. neyin yokluğu anlamıyorum. istiklale falan çıkın bundan dolu.
devamını gör...
donald trump
yine derin derin düşündürtmüş başlık. diyecek pek bir şey bulamadım. bir sürü espirili hakaret geçti aklımdan. şaşırırsınız şuraya sıralasam. yapmayacağım. en son pandora'nın kutusu aklıma gelince bıraktım düşünmeyi.
devamını gör...
death is the beginning
mors principium est grubunun embers of a dying world albümünün en güzel, en dokunaklı parçası. ölen bir evladın arkasından yakılan metalci ağıtı. death is the beginning
sözlerinin çevirisi için ise şuradan.
sözlerinin çevirisi için ise şuradan.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
boş gezmediğine eminim ya da "yakında boş gezmeyeceğine eminim" mi demeliydim bilediğim yazardır. kalemi daim olsun yazarıdır. o yazsın biz okuruz efendim.
devamını gör...
yakışıklı mısırcı
her şeyi bilen lahana satıcısı ile bir ilgisi yoksa ben de bir şey bilmiyorum..
devamını gör...
ilkokuldan akılda kalanlar
ilkokul öğretmenimizin para verip hafta sonu kursuna giden öğrencilere, hafta içi yaptığı sınavların sorularını söylediğini öğrendiğimde kalbimin ne kadar çok kırıldığını ve ne kadar kötü hissettiğimi hatırlıyorum. bunu da bana sıra arkadaşım söylemişti. yazık, bana sınavdan önce kopya kağıdı hazırlamıştı: "bize söyledi, bence sen de bilmelisin" falan demişti. ama sonra o arkadaşın yanında oturmak istemediğimi öğretmenimize söyledim ve bir daha da kendisiyle hiç konuşmamıştım. sanki dünya'yı ben kurtaracağım ağzına tüküreyim. ama çizgimi asla bozmadım ve neyse ki her daim vicdanım rahat, kafam da aşırı rahat. pisliği, çıkarı ya da hesabı-kitabı olmayanın, kimseye eyvallahı da olmuyormuş bu arada. müthiş bir şey.
neyse işte sınıf öğretmenimizi çok seviyordum ama bana/bize bence çok büyük kazık atmıştı/ayrımcılık yapmıştı ve vicdansız bir mahluktu. neyse ki; hayat bilgisi, fen bilgisi, resim, beden ve müzik öğretmenimiz asla böyle şeyler yapmadı. evet, okuduğum ilkokulda bazı alan öğretmenleri de derslere giriyordu. onların sayesinde halen; bilimi, sporu ve sanatı çok seviyorum. hatta meşhur bazı türkülerin sözlerini ta o zamanlar müzik hocamızdan öğrenmiştik. evet, herif bize bildiğin türk halk müziği parçalarını ezberletip koro olarak söyletmişti. o da mı bizi çocuk işçi olarak kullandı lan yoksa. neyse ne, bence hakları ödenmez.
neyse işte sınıf öğretmenimizi çok seviyordum ama bana/bize bence çok büyük kazık atmıştı/ayrımcılık yapmıştı ve vicdansız bir mahluktu. neyse ki; hayat bilgisi, fen bilgisi, resim, beden ve müzik öğretmenimiz asla böyle şeyler yapmadı. evet, okuduğum ilkokulda bazı alan öğretmenleri de derslere giriyordu. onların sayesinde halen; bilimi, sporu ve sanatı çok seviyorum. hatta meşhur bazı türkülerin sözlerini ta o zamanlar müzik hocamızdan öğrenmiştik. evet, herif bize bildiğin türk halk müziği parçalarını ezberletip koro olarak söyletmişti. o da mı bizi çocuk işçi olarak kullandı lan yoksa. neyse ne, bence hakları ödenmez.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
dünyanın bir yerinde, adını bilmediğin birinin yazdığı üç satırın seni durdurduğu olmuştur. ne yüzünü görmüşsündür ne sesini duymuşsundur ama bir cümlesi tanıdık gelir. sanki sen yazacakken o yazmış gibi.
bunu meraktan yaptığını sanırsın başta. “bakalım ne yazmış” dersin. ama biraz kazıyınca başka bir şey çıkıyor altından. insan meraktan çok, kendine benzeyeni arıyor burada. kendi içinden geçenin başkasında da yankı bulduğunu görmek istiyor.
çünkü tek başına kalınca düşünce ağır geliyor.
o yüzden başlıklar arasında dolaşırken aslında entry değil, aynalar arıyoruz. biri bizim yerimize düzgün kurmuş mu cümleyi diye bakıyoruz. bazen saçmalayan birinin içinde kendini buluyorsun, bazen troll diye geçtiğin bir cümle gelip yerine oturuyor. iyi yazardan kötüsüne, düzgününden dağınığına kadar her şeyin içinden geçiyorsun ama aradığın hep aynı kalıyor; sana benzeyen bir satır.
biri bizim yerimize düzgün kurmuş mu cümleyi diye bakıyoruz. bizde eksik kalan şeyi tamamlayan bir satır bulunca da garip bir rahatlama geliyor.
ama işin tuhaf tarafı şu, bazen o aynayı kendine bile tutamıyorsun.
yazmak kolay sanılıyor. iki cümle kur, gönder. ama bazı şeyler var ki yazıya dökülmüyor. ne kadar denersen dene olmuyor. çünkü o his artık bir düşünce değil, hayatın içine karışmış bir şey oluyor. anlatınca eksilecekmiş gibi geliyor.
o yüzden bazı başlıklara girip hiçbir şey yazmadan çıkıyorsun. halbuki en çok senin söyleyecek sözün var orada.
insan genelde iyi yazıyı teknikle açıklamaya çalışıyor. akıcıymış, vurucuymuş falan. değil aslında. iyi yazı dediğin şey, okuyanı kendi içinden yakalayan şey.
ve en garibi şu, bunu yapanların çoğu da ne yaptığını tam bilmiyor.
bir şey yazıyorsun, biri gelip “tam benim hissettiğim bu” diyor. sen bile emin değilsin o kadar net miydi diye.
ama demek ki bir yerden yakalamışsın.
belki de sözlük dediğin şey tam olarak bu zaten. insanın kendini başkasının cümlesinde fark etmesi.
ve bazen o cümleyi kendin kuramayacak olman.
bunu meraktan yaptığını sanırsın başta. “bakalım ne yazmış” dersin. ama biraz kazıyınca başka bir şey çıkıyor altından. insan meraktan çok, kendine benzeyeni arıyor burada. kendi içinden geçenin başkasında da yankı bulduğunu görmek istiyor.
çünkü tek başına kalınca düşünce ağır geliyor.
o yüzden başlıklar arasında dolaşırken aslında entry değil, aynalar arıyoruz. biri bizim yerimize düzgün kurmuş mu cümleyi diye bakıyoruz. bazen saçmalayan birinin içinde kendini buluyorsun, bazen troll diye geçtiğin bir cümle gelip yerine oturuyor. iyi yazardan kötüsüne, düzgününden dağınığına kadar her şeyin içinden geçiyorsun ama aradığın hep aynı kalıyor; sana benzeyen bir satır.
biri bizim yerimize düzgün kurmuş mu cümleyi diye bakıyoruz. bizde eksik kalan şeyi tamamlayan bir satır bulunca da garip bir rahatlama geliyor.
ama işin tuhaf tarafı şu, bazen o aynayı kendine bile tutamıyorsun.
yazmak kolay sanılıyor. iki cümle kur, gönder. ama bazı şeyler var ki yazıya dökülmüyor. ne kadar denersen dene olmuyor. çünkü o his artık bir düşünce değil, hayatın içine karışmış bir şey oluyor. anlatınca eksilecekmiş gibi geliyor.
o yüzden bazı başlıklara girip hiçbir şey yazmadan çıkıyorsun. halbuki en çok senin söyleyecek sözün var orada.
insan genelde iyi yazıyı teknikle açıklamaya çalışıyor. akıcıymış, vurucuymuş falan. değil aslında. iyi yazı dediğin şey, okuyanı kendi içinden yakalayan şey.
ve en garibi şu, bunu yapanların çoğu da ne yaptığını tam bilmiyor.
bir şey yazıyorsun, biri gelip “tam benim hissettiğim bu” diyor. sen bile emin değilsin o kadar net miydi diye.
ama demek ki bir yerden yakalamışsın.
belki de sözlük dediğin şey tam olarak bu zaten. insanın kendini başkasının cümlesinde fark etmesi.
ve bazen o cümleyi kendin kuramayacak olman.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
mizah anlayışımızın paralel olduğu bir kişi kendisi, severiz efendim. selamlar
devamını gör...
runner
bir scott waugh filmi. başrollerinde alan ritchson, owen wilson ve rodrigo santoro'un oynadığı filmin gösterim tarihi 11 eylül 2026
devamını gör...




