zaman tüneli
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
muhtarlık seçimini kaybetmiş, enişte olmuş yeniden ellaam.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
daha sık yazsa negzel olur.
devamını gör...
charles stuart
şimdi bir kral düşün, adamın elinde üç ülke var ama üçünde de kimse adamı ciddiye almıyor. böyle bir şey olabilir mi diyorsun, oluyor. adı da charles. mesele şu aslında, bu adam kral olmaması gereken bir adamdı. hani vardır ya ailede “asıl çocuk” ve “yedek çocuk” charles net yedek.

abisi hayatta kalsa bu adam maksimum taşrada kont falan olacaktı. ama kader dediğin şey bazen çok yanlış kişiye çok büyük rol veriyor. abisi ölüyor, bu çocuk hop tahta. ama karakter olarak kral değil. ne karizması var ne liderliği var ne de “benim dediğim olur”u taşıyacak bir ağırlığı var.
babası james zaten ayrı olay. hem ingiltere hem iskoçya’yı yönetmeye çalışmış ama iki tarafı da tam memnun edememiş. üstüne bir de saray içi favoriler, dedikodular, para saçmalar.. ortam zaten pamuk ipliği.
charles gelince ip kopuyor. çünkü adamın yönetim anlayışı şu;
“ben kralım, siz de fazla konuşmayın.”
yalnız şöyle bir sıkıntı var. burası öyle mutlak monarşi kafasıyla yönetilecek bir yer değil. ingiltere dediğin yerde parlamentonun dişleri var. adam bunu anlamıyor.
parlamentoyu çağırıyor, “para istiyor.”
parlamento laf ediyor, “kapatıyor.”
bir noktadan sonra komple kapatıyor. yıllarca tek başına takılıyor. kafasında olay net “tanrı beni seçti, siz kimsiniz.” halkın kafasında da olay net “sen kimsin.”
üstüne bir de karısı katolik.
ülke protestan. puritanlar zaten diken üstünde. adamın her hareketi “bu bizi katolik yapacak” diye okunuyor.
yani adam bir şey yapmasa bile batıyor.
sonra gidiyor iskoçlara kendi dua kitabını dayatmaya kalkıyor.
iskoçlar da “birader sen bizi mi deniyorsun” diyerek ayaklanıyor.
savaş başlıyor.
ama ortada şöyle bir detay var, kralın parası yok.
ordusu var mı? yarım.
destek var mı? eh.
strateji? yok.
mecbur parlamentoyu geri çağırıyor.
ama bu sefer de kimse yardım etmek istemiyor. çünkü herkes biliyor ki bu adam parayı alır almaz yine kapıyı kapatacak. derken olay büyüyor, ülke ikiye bölünüyor:
bir taraf “kral olsun ama az yetkili olsun.”
diğer taraf “yeter artık bu adam.”
iç savaş çıkıyor.
charles burada da durmuyor bu arada.
herkesle ayrı ayrı pazarlık yapmaya çalışıyor. iskoçlara ayrı söz, parlamentoya ayrı söz, orduya ayrı söz. kimseye tam güven vermiyor.
sonuç?
herkes “bu adama güvenilmez” noktasına geliyor.
yakalanıyor.
yargılanıyor.
en trajik sahne şu;
adam hâlâ “beni kim yargılıyor” kafasında. çünkü onun dünyasında kral yargılanmaz. ama gerçek dünya başka. adamı idama götürüyorlar. soğukta titremeyeyim diye ekstra gömlek giydiği söylenir, “korkudan titriyor sanmasınlar” diye.
son ana kadar rolünü bırakmıyor yani.
kafası kesiliyor.
cellatların kim olduğu bile bilinmiyor. belki de olayın en acı tarafı bu, kralın kim olduğu belli ama onu öldürenler bile yok.
ve olay sadece bir kralın ölmesi değil, o güne kadar “dokunulmaz” sayılan şeyin yere düşmesi.
kısacası;
charles kötü biri olduğu için değil, yanlış zamanda, yanlış kafayla kral olduğu için gitti.

abisi hayatta kalsa bu adam maksimum taşrada kont falan olacaktı. ama kader dediğin şey bazen çok yanlış kişiye çok büyük rol veriyor. abisi ölüyor, bu çocuk hop tahta. ama karakter olarak kral değil. ne karizması var ne liderliği var ne de “benim dediğim olur”u taşıyacak bir ağırlığı var.
babası james zaten ayrı olay. hem ingiltere hem iskoçya’yı yönetmeye çalışmış ama iki tarafı da tam memnun edememiş. üstüne bir de saray içi favoriler, dedikodular, para saçmalar.. ortam zaten pamuk ipliği.
charles gelince ip kopuyor. çünkü adamın yönetim anlayışı şu;
“ben kralım, siz de fazla konuşmayın.”
yalnız şöyle bir sıkıntı var. burası öyle mutlak monarşi kafasıyla yönetilecek bir yer değil. ingiltere dediğin yerde parlamentonun dişleri var. adam bunu anlamıyor.
parlamentoyu çağırıyor, “para istiyor.”
parlamento laf ediyor, “kapatıyor.”
bir noktadan sonra komple kapatıyor. yıllarca tek başına takılıyor. kafasında olay net “tanrı beni seçti, siz kimsiniz.” halkın kafasında da olay net “sen kimsin.”
üstüne bir de karısı katolik.
ülke protestan. puritanlar zaten diken üstünde. adamın her hareketi “bu bizi katolik yapacak” diye okunuyor.
yani adam bir şey yapmasa bile batıyor.
sonra gidiyor iskoçlara kendi dua kitabını dayatmaya kalkıyor.
iskoçlar da “birader sen bizi mi deniyorsun” diyerek ayaklanıyor.
savaş başlıyor.
ama ortada şöyle bir detay var, kralın parası yok.
ordusu var mı? yarım.
destek var mı? eh.
strateji? yok.
mecbur parlamentoyu geri çağırıyor.
ama bu sefer de kimse yardım etmek istemiyor. çünkü herkes biliyor ki bu adam parayı alır almaz yine kapıyı kapatacak. derken olay büyüyor, ülke ikiye bölünüyor:
bir taraf “kral olsun ama az yetkili olsun.”
diğer taraf “yeter artık bu adam.”
iç savaş çıkıyor.
charles burada da durmuyor bu arada.
herkesle ayrı ayrı pazarlık yapmaya çalışıyor. iskoçlara ayrı söz, parlamentoya ayrı söz, orduya ayrı söz. kimseye tam güven vermiyor.
sonuç?
herkes “bu adama güvenilmez” noktasına geliyor.
yakalanıyor.
yargılanıyor.
en trajik sahne şu;
adam hâlâ “beni kim yargılıyor” kafasında. çünkü onun dünyasında kral yargılanmaz. ama gerçek dünya başka. adamı idama götürüyorlar. soğukta titremeyeyim diye ekstra gömlek giydiği söylenir, “korkudan titriyor sanmasınlar” diye.
son ana kadar rolünü bırakmıyor yani.
kafası kesiliyor.
cellatların kim olduğu bile bilinmiyor. belki de olayın en acı tarafı bu, kralın kim olduğu belli ama onu öldürenler bile yok.
ve olay sadece bir kralın ölmesi değil, o güne kadar “dokunulmaz” sayılan şeyin yere düşmesi.
kısacası;
charles kötü biri olduğu için değil, yanlış zamanda, yanlış kafayla kral olduğu için gitti.
devamını gör...
kendini kanıtlama isteği
kendini yararlı kılma isteği şeklinde bir şey var psikoloji açısından. belki ilgisi vardır. bir de kendini kanıtlama gerekliliği diye bir şey var. zor durumlardan kurtarıcı olabilir ya da zor durumlara meraklı kişilerin beklentilerini gerçekleştirmesi için kullanılabilir.
devamını gör...
yakışıklı mısırcı
yurt dışında yaşayan kadınlar arasında epey popülerleşen mısır satıcısı.
özellikle rus, ukraynalı ve güney koreli kadınların videolarına denk geliyorum da... el alem bir fotoğraf, video için ülke değiştiriyor. hayret 1 şey gerçekten. yakışıklı mısırcı bey tek başına kendi turizm alanını yaratmış resmen. bir de tiktok yayınları açmaya başlamış ve fazlasıyla da "donate" alıyormuş da falan filan.
hayır adama dolandırıcı da diyemezsin ki şimdi. keriz parası. afiyet olsun ne diyelim.
özellikle rus, ukraynalı ve güney koreli kadınların videolarına denk geliyorum da... el alem bir fotoğraf, video için ülke değiştiriyor. hayret 1 şey gerçekten. yakışıklı mısırcı bey tek başına kendi turizm alanını yaratmış resmen. bir de tiktok yayınları açmaya başlamış ve fazlasıyla da "donate" alıyormuş da falan filan.
hayır adama dolandırıcı da diyemezsin ki şimdi. keriz parası. afiyet olsun ne diyelim.
devamını gör...
düş peşindeyim düş peşime
sarhoş palavraları ve nahoş nidalar albümünden bir kayra şarkısıdır.
kapkaranlık arabalarda metresiyle iş tutan davarlar,
metresin yanında ülke akıbetini masaya yaslamışlar.
sonra az biraz bir fanteziyle ne kadar azınlık hakkı varsa soktular, çıkardılar.
militarizme övgülerle katkılarını sundular,
evler bastılar, en sonunda "vatan için!" deyip işin içinden çıktılar.
kapkaranlık arabalarda metresiyle iş tutan davarlar,
metresin yanında ülke akıbetini masaya yaslamışlar.
sonra az biraz bir fanteziyle ne kadar azınlık hakkı varsa soktular, çıkardılar.
militarizme övgülerle katkılarını sundular,
evler bastılar, en sonunda "vatan için!" deyip işin içinden çıktılar.
devamını gör...
ice cream man
90'lar da çekilmiş aynı isimli korku filminin yeniden çevriminde yönetmenliği eli roth üstleniyor. başrollerinde yine eli roth ve ari millen'in oynadığı filmin gösterim tarihi 7 ağustos 2026.
devamını gör...
organik olmayan psikoz
21 yaşında atipik (organik olmayan) psikoz şeklinde teşhis konup rapor verilmişti. bu hastalığın en zorlayan yanı hiç durmayan zihindir. sıradan bir zihin yoğunluğunun yanında bir de gerçeklikle gerçeklikten kopuşun bir karmaşa halinde zihninde anafor oluşturmasıdır. döner dururlar, zaman zaman durulur ama bu sefer de mantık dışı düşünceler, halüsinasyonlar patlak verir. sesler, görüntüler, nesnelerin, fotoğrafların hareketlenmesi, anlık veya uzun süreli halde gelip durur. bunlar yüzünden iletişimin aksar, konuşman tekler, kelimeler cümleler karışır. öyle olunca da içine kapanırsın, kendini suçlarsın özgüvenini sarsar, ifade güçlüğünden gerginleşirsin. işin sosyal boyutu da kötü, insanlar bu hastalık yüzünden sağı solu belli olmayan, psikopat, saldırgan biri olduğunu düşünür genellikle. zaten çoğu empati yoksunu olduğundan tahayyül edemez zihninde yaşadıklarını.
devamını gör...
yakışıklı mısırcı
sattığı mısırı koçanıyla yemeye hazır abaza müşterilerini keyifle ağırlar ama bir iki cümle kurmaya çalışınca da neden mısır sattığı ortaya çıkar tabi.
devamını gör...
ertelenmiş duygular
yaşanmadığı/artık yaşamadığı ya da söndü sanılan ama aslında içeride beklemeye alınmış hislerdir. insan bazen; üzülmeyi, öfkelenmeyi, özlemeyi ya da yüzleşmeyi zamana bırakır. fakat o duygular asla kaybolmaz, yalnızca sessizleşir. sonra en alakasız ve olmadık anda, bambaşka bir olayın tetiklemesiyle birlikte geri dönerler ve aslında iç dünyanızdaki hiçbir şeyin değişmediğini hatırlatırlar.
devamını gör...
yakışıklı mısırcı
o mıntıkada bir dolaşsalar ondan daha yakışıklı bir sürü erkek görürler. millet kafayı sıyırmış.
devamını gör...
yakışıklı mısırcı
her şeyin bokunu çıkarma da dünya markasıyız.
devamını gör...
yakışıklı mısırcı
karaköy'de mısır satarak geçimini sağlayan genç bir arkadaşın bir anda sosyal medya ünlüsüne dönüşmesi insanların bazen ne kadar boş işlerle uğraştığını kanıtlar gibi .adama ruslar tur filan düzenliyormuş çok enteresan.
share.google/cSeuV0tsEveQb3FhB
share.google/cSeuV0tsEveQb3FhB
devamını gör...
kendi içinde büyüyen boşluklar
insanın her zaman adını koyamadığı ama yokluğunu derinden hissettiği eksilmelerdir. bazen kaybedilen bir şeyden, bazen hiç sahip olunamamış olandan, bazen de ertelenmiş duyguların içte birikmesinden doğar.
devamını gör...
bir günlük öldürün beni
bayıldığım bir kayra şarkısıdır..
hikâyeden de olsa bi' günlük öldürün beni
dört ceset gücünde gölgelerle debelenirken sendeler kafam
düşer mesafe tanımadan
bana musallat olmuş haybeden ziyan
hikâyeden de olsa bi' günlük öldürün beni
dört ceset gücünde gölgelerle debelenirken sendeler kafam
düşer mesafe tanımadan
bana musallat olmuş haybeden ziyan
devamını gör...
hayatın kolaylaşması
dubai'de 25 yıldızlı otelinizin havuzu başında, bu gece hangi dünya güzeli ile çılgın atayım diye kafa patlatırken, karşınızda bütün bir heybetiyle yükselen gökdelenlerde füze patlaması. aniden dubai'den ayrılmanız gerekmesi ama havaalanlarının füze talimhanesine dönüşmesi sebebiyle hiçbir yere gidememek. ardından dünyanın bütün fıstık kızlarıyla tanışmak zorunda kalmak..
hayata gel..
hayata gel..
devamını gör...
biskolata erkeği reddetmek
ben biskolata'ya da erkeğine de hayır diyemiyorum seda apla.
şimdi amerikalı kristopher gibi erkek reddedilir mi? yaşlansa da hala ilah gibi olan carlos martin gibi erkek reddedilir mi? arjantinli tango düşkünü mariano gibi erkek reddedilir mi? fransız cedric francis gibi erkek reddedilir mi? en kötü bruno olsun o bile reddedilir mi? soruyorum size?
ben seçmem biskolatasını da erkeğini de. dostum, nimet reddedilir mi?
şimdi amerikalı kristopher gibi erkek reddedilir mi? yaşlansa da hala ilah gibi olan carlos martin gibi erkek reddedilir mi? arjantinli tango düşkünü mariano gibi erkek reddedilir mi? fransız cedric francis gibi erkek reddedilir mi? en kötü bruno olsun o bile reddedilir mi? soruyorum size?
ben seçmem biskolatasını da erkeğini de. dostum, nimet reddedilir mi?
devamını gör...
cevap verme çabası
insanın dışarıdan gelen sorulara olduğu kadar kendi içinde büyüyen boşluklara da bir anlam yetiştirme isteğidir. bazen bir savunma, bazen bir açıklama, bazen de suskun kalmamak için verilen içgüdüsel bir karşılıktır.
devamını gör...

