zaman tüneli

gece yarısı atıştırmak.s
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

#3954869
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

benimle uçmak ister misin?


ed:

devamını gör...

iç anadolu halk ağzında bir deyimdir.
sessiz bir mesafe koyma halidir.
kişinin kırgınlığını veya küskünlüğünü dışa vurmadan, sessizce ve kendi içinde yaşadığı durumu ifade eder.
devamını gör...

adını duyduğunda, bir stratocaster’ın telleriyle konuşan o derin, hüzünlü ama bir o kadar da isyankar ses geliyor insanın aklına. sanki gitarı eline aldığında, anadolu’nun tozlu yollarından, istanbul’un boğucu gecelerine kadar taşıdığı bütün yalnızlığı, acıyı ve o tarifsiz özgürlük arzusunu notalara döküyormuş gibi.

türk rock ve blues’unun “altın çocuğu”ydu o. 31 yıllık ömrüne sığdırdığı iki albümle, binlerce hayranın kalbine kazınan bir efsane. ama hikâyesi sadece notalardan ibaret değil. hayatı, müziğiyle o kadar iç içe geçmişti ki, dinlerken bazen şarkılarını değil, kendi ruhunun yankısını duyuyordun.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

1970’in 25 eylül’ünde samsun’da doğdu yavuz hilmi çetin. babası erdal çetin gazeteciydi; o yüzden çocukluğu türkiye’nin dört bir yanında, bavul hazır, yeni şehirler, yeni yüzler arasında geçti. sert bir adamdı babası, yavuz’la araları hiç ısınmadı. annesini çok küçükken kaybetti; o kayıp, küçücük bir çocuğun omuzlarına ağır bir yalnızlık yükledi. belki de bu yüzden müziğe sığındı ilk anda. on yaşında cura ile tanıştı, sonra bağlama. ama asıl yangın 15’inde akustik gitarla, 17’sinde elektro gitarla başladı. o tellere dokunduğu an, sanki yıllardır aradığı dili bulmuştu. blues’un o mavi hüznü, rock’ın asi enerjisiyle karışınca, yavuz’un içindeki fırtına da şekil buldu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



istanbul’a taşındığında her şey hızlandı. haydarpaşa lisesi’nde okurken okul arkadaşı ercan saatçi’yle “i will cry”i yaptı, hey dergisinin yarışmasını kazandı. marmara üniversitesi müzik bölümü’ne girdi ama okul bitmek bilmedi; çünkü gitarı elinden düşmüyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

labirent grubuyla yıldız teknik’teki yarışmalarda ödüller topladı. sonra asıl dönüm noktası: 1991’de batu mutlugil, kerim çaplı ve zafer şanlı’yla kurdukları blue blues band.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

70’lerin klasik blues ve rock parçalarını çalan bu efsane grup, istanbul’un o dönemki rock barlarında kemancı’dan shaft’a geceleri aydınlatıyordu. yavuz orada sadece gitar çalmıyor, ruhunu da ortaya koyuyordu. talkbox’ı türkiye’de ilk kullanan gitarist olarak göksel’in “sabır”ında iz bıraktı, mfö’yle turnelere çıktı, teoman’dan kıraç’a kadar birçok ismin albümünde parmak izi oldu. ama o, kendi sesini arıyordu.

1997’de ilk solo albümü “ilk...” çıktı. adı gibi sade, içten ve ilk kez tam anlamıyla “yavuz”du. blues rock damarlı, yer yer psychedelic dokunuşlar taşıyan bir albümdü. “erkeğin olmak istiyorum”daki o yalın aşk itirafı, “dünya”daki erkan oğur’la kucaklaşan perdesiz gitar ve slide soloları... dinlerken hissediyordun; bu adam notaları değil, duyguları çalıyordu. gitarı ağlıyordu bazen, bazen de coşkuyla haykırıyordu. anadolu’nun geleneksel ezgilerini batı blues’una ustaca harmanlamıştı; jimi hendrix ve stevie ray vaughan’dan beslenmişti ama kopya değildi, kendi damgası vardı. o albümle “virtüöz” unvanını hak etti; stratocaster’ı memleket dahil en iyi kullananlardan biriydi. ama asıl derinlik, ikinci albümde patladı.

satılık”... 2001’de, ölümünden üç ay sonra çıktı. adı bile yeterdi aslında; sanki kendi ruhunu, acısını, kırılganlığını satışa çıkarmıştı. kayıtlar bittiğinde ekonomik kriz yüzünden yayın ertelendi, plak şirketi “mart’ta çıkar” dedi, sonra erteledi. yavuz o gecikmeye dayanamadı. bipolar bozuklukla boğuşuyordu zaten; hastaneler, ilaçlar, o derin dalgınlıklar...

evliliği bitmişti, oğlu yavuzcan’la bağları güçlüydü ama içindeki fırtına durmuyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

albümde her şey daha çıplaktı. “yaşamak istemem”deki o vurucu nakarat “bir gün gelir herkes kendi yoluna gider / her şey nasıl başladıysa öyle biter”, “benimle uçmak ister misin?”teki davetkâr yalnızlık, “her şey biter”deki kabulleniş... soloları dinlerken yerin ayağının altından kaydığını hissediyorsun; sanki gitar telleriyle bağırıyor “ben buradayım ama bu dünya bana dar”. blues’un klasik formunu türkçeyle buluşturmuş, sözleri sade ama kemiklere işleyen bir dille aktarmıştı. teknik ustalıkla duygusal samimiyetin mükemmel dengesiydi. dinlerken ağlatır, düşündürür, öfkelendirir ve en sonunda bir tuhaf huzur verirdi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


15 ağustos 2001’de, 31 yaşındayken boğaziçi köprüsü’nden atladı. arabası köprüde bulundu; içinde ruhsatı, ehliyeti, biraz para, ilaçlar ve yedi anahtar... not yoktu. hayranları sahneye çıkmasını beklerken haber geldi. müzik camiası yasa boğuldu. teoman’dan batu mutlugil’e, akın eldes’ten nejat yavaşoğulları’na kadar herkes “o okyanusun öbür tarafını buraya getirdi” dedi.

gerçekten de öyleydi; türkiye’de blues’u bu kadar derin, bu kadar samimi yapan nadir isimlerden biriydi. ölümünden sonra “blue” belgeseli çekildi, festivaller düzenlendi, oğlu yavuzcan gitarı eline alıp mirası taşıdı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bugün hâlâ “satılık” dinlendiğinde, mezar taşında o şarkının sözleri yazıyormuş gibi hissediyorsun: “bir gün gelir herkes kendi yoluna gider...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yavuz çetin’in müziği, sadece dinlemek değil; hissetmekti. gitar soloları teknik bir gösteri değildi; hayatın acısını, aşkın çaresizliğini, varoluşun ağırlığını anlatan birer ağıttı. blues’u anadolu toprağına ekti, rock’ın asi ruhunu türkçe sözlerle harmanladı. kısa ömrüne rağmen bıraktığı iz o kadar derin ki, hâlâ yeni nesil gitaristleri etkiliyor. belki de en güzel yanı, kusursuz bir kahraman olmamasıydı. kırılgandı, yalnızdı, bazen dünyayı taşıyamadı. ama tam da bu yüzden müziği bu kadar gerçek, bu kadar insandı.


eğer bir akşamüstü stratocaster’ını alıp “yaşamak istemem”i ya da “benimle uçmak ister misin?”i dinlersen, o an anlarsın: yavuz çetin gitmedi. o tellerde, o sololarda, o yalın ama yürek yakan sözlerde hâlâ yaşıyor. ve her dinleyişte, “her şey nasıl başladıysa öyle biter” der gibi, bize kendi yolumuzu hatırlatıyor. ama bitmeden önce, o müziğin tadını çıkarmayı, o hüznü kucaklamayı da öğretiyor. altın çocuk gitti ama blues’u burada, içimizde kaldı. sonsuza kadar.

saygı ve özlemle,
göğe selam olsun. . .

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gayet haklılardır.
transların kadın olamayacağını, feminizme dahil olmayacağını söylüyor ve bununla da kalmıyor trans haklarına ket vurulurken oturup bunu kutluyor. daha ne olacaktı, tabii ki linçlenecek. trans hakları, insan haklarıdır. böyle salak saçma düşüncelerin yeri yok artık.
devamını gör...

bim-güm: içince kalbin atış hızıyla markanın adını birleştiren bir klasik.
devamını gör...

canım mısın? acep benim…*
devamını gör...

çok şımarttım ben bu böcekleri… bu saatte hava alacaklarmış…
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tanımlarına pek fazla denk gelmemişim sanırım.. viking seven bir nordic gibi görünüyor..
devamını gör...

bin.
devamını gör...

la havle vela kuvvet
devamını gör...

tüm zorluklara rağmen çiçek açmaya çalışıyorum :)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kızarmış gözle kitap mı okusam yoksa ayık kafayla yatakta bakır bobin gibi dönsem mi sorgusu yaşatan bu saatler.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

huzurdayız
devamını gör...

tren kaçtıktan sonra çok anlamı yok ki…

devamını gör...

paranın bir insanı bozmasının güzel göstergesidir.. eğer bu kadın cinsiyetçilikle kafayı kırmasaydı böyle bir tayfa olmazdı bile.. yahu beş kuruşu yokken sırf erkek okuyucular beni ciddiye almaz diye adını saklayan bir kadındı bu. o değil de 5.kitap gerçekten çok sıkıcı lan bu arada...
devamını gör...

bazı bektaşi menkıbelerinde dervişlerin örnek aldığı sabrın ve tevekkülün figürüdür.

​ve... anneme her "istifa edeceğim" dediğimde beni o meşhur atasözüyle dervişane gazladığı hayvandır:

​"kaplumbağayı atmışlar; o bağ olmazsa bu bağ olur demiş."
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim