zaman tüneli
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
helal be diko
edit: ben hala boştaym
edit: ben hala boştaym
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
sözlüğün en güzel kızı olduğunu düşünüyorum. içimde gelen hissiyatla yazdım. inşallah bu kez bir üstteki yazarı tutturmuşumdur. iş bu entry charlotte ritter için yazılmıştır.
devamını gör...
24 mayıs 2026 oturma eylemleri
evde kapan var. hikayesini bilmiyeniniz yoktur sanırım. hikaye bize bir ders verir..
nedir o ders?
başkalarının sorununu "benim sorunum değil" diyerek görmezden gelenlerin, zincirleme şekilde sıranın kendilerine gelmesini engelleyemeyeceğini vurgular. toplumsal dayanışma ve ortak sorunlara karşı duyarsız kalmanın yıkıcı sonuçlarını işler.
susma sustukça sıra sana gelecek
nedir o ders?
başkalarının sorununu "benim sorunum değil" diyerek görmezden gelenlerin, zincirleme şekilde sıranın kendilerine gelmesini engelleyemeyeceğini vurgular. toplumsal dayanışma ve ortak sorunlara karşı duyarsız kalmanın yıkıcı sonuçlarını işler.
susma sustukça sıra sana gelecek
devamını gör...
bit rate - bit depth
yine açılmamış olmasına şaşırdığım başka bir başlıkla devam edelim o vakit.
hazır sample rate ve nyquist teoremine ufaktan dokunmuşken bu mevzuya da ucundan bi bakalım.
sample rate hikayesini duyduğunuzda genelde orada burada bi şekilde bit rate ve bit depth kavramlarına da bir şekilde denk gelirsiniz.
özellikle ses kartı meselesinde ve hi-fi'cı kardeşlerimin birbirini "kanka spotify'da çok kaliteli dinliyorum, 320 kbps" diye gaza getirme hikayelerinde falan iyice birbirine giriyo bu kavramlar. dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım.
şimdi efenim, bizim dijital ses teknolojisindeki temel problemimiz hâlâ aynı problem:
analog dünyadaki sonsuz ses dalgasını bilgisayara aktarmaya çalışıyoruz. sample rate dediğimiz şey bu sonsuzluğu saniyede belirli aralıklarla ölçmekti. yani sistem aslında diyordu ki:
“ben bu dalganın tamamını depolayamıyorum ama yeterince sık ölçüm yaparsam, insan kulağını kandırabilecek kadar yakın bir kopyasını oluşturabilirim.” iyi güzeel fakat burada başka bir problem daha çıkıyor karşımıza. tamam, biz bu dalgayı örnekledik. peki bu örnekleri ne kadar hassas kaydedeceğiz?
çünkü sistem sadece “hangi anda ölçüm yaptığını” değil, aynı zamanda “ölçtüğü seviyeyi ne kadar hassas okuyabildiğini” de belirlemek zorunda.
işte burada bit depth dediğimiz kavrama gidiyoruz.
düşünün ki elinizde bir cetvel var. eğer cetvelinizde sadece birkaç çizgi varsa ölçümünüz kaba olur. ama cetvelinizde çok fazla çizgi varsa çok daha hassas ölçüm yapabilirsiniz. bit depth dediğimiz şey de tam olarak bu hassasiyet miktarıdır.
mesela 16 bit dediğimiz sistemde, her sample yaklaşık 65 bin farklı seviyeden biri olarak saklanabilirken, 24 bit sistemde bu sayı yaklaşık 16.7 milyona çıkar. yani 24 bit, 16 bitin yalnızca “biraz daha iyisi” değildir; teorik olarak yaklaşık 256 kat daha fazla genlik seviyesi temsil edebilir. çünkü olay doğrudan matematik işidir:
2 üzeri 16 yaklaşık 65 bin ederken, 2 üzeri 24 yaklaşık 16.7 milyon eder. aradaki fark da 256 kattır.**
tabii burada insanlar bazen bunu yanlış anlayabiliyor:
“o zaman 24 bit ses 256 kat daha kaliteli mi?”
hayır efenim, olay sesin “yüksekliği” veya “kalitesi” değil. mesele hassasiyet ve dinamik aralık.
çünkü dijital sistemlerde ses dediğimiz şey aslında belirli seviyelere yuvarlanarak saklanır. bit depth arttıkça sistem çok daha küçük genlik farklarını ayırt etmeye başlar. bu da özellikle sessiz detaylarda, ambience katmanlarında, fade out’larda ve kayıt sırasında alınan düşük seviyeli sinyallerde kendini gösterir. o yüzden 16 bit yaklaşık 96db civarında bir dinamik aralık sunarken, 24 bit teorik olarak 144db civarına kadar çıkabilir.* yani kayıt sırasında sisteme çok daha geniş bir çalışma alanı sağlar. miks yaparken headroom bırakmak kolaylaşır, sessiz sinyaller dip gürültüsüne daha geç gömülür, transient’ler daha rahat korunur.
işin ilginç tarafı ise:
insan kulağı günlük kullanımda bu farkı çoğu zaman “vay arkadaş 256 kat daha iyi olmuş” şeklinde duymaz. çünkü ortam gürültüsü, hoparlör, kulaklık, oda akustiği ve insan işitme sınırları zaten sistemin önüne başka limitler koyar. ama özellikle kayıt ve prodüksiyon tarafında 24 bit çalışmanın rahatlığı ciddi anlamda hissedilir.
şimdi burada insanlar genelde bit depth ile bit rate’i birbirine sokuyor. halbuki bit rate tamamen başka bir şeydir.
bit depth kayıt hassasiyetiyle alakalıyken, bit rate veri taşıma miktarıyla alakalıdır.
şimdi efenim, dijital ses dediğimiz şey tamamen veri işidir. bilgisayarın depoladığı şey artık ses dalgası değil, sayılardır. dolayısıyla sistemin saniyede ne kadar veri taşıdığı önemli hale gelir. mp3’lerde veya streaming servislerinde gördüğünüz 128kbps, 192kbps, 320kbps gibi değerler de tam olarak bunu anlatır:
“bu dosya saniyede ne kadar veri taşıyor?”
mesela cd kalitesindeki standart bir ses düşünelim:
44.1khz, 16 bit ve stereo bir kayıt yaklaşık 1411kbps veri taşır. yani cd aslında oldukça büyük veri kullanan bir formattır. ama siz bunu mp3’e çevirdiğiniz anda sistem diyor ki: “ben bu verinin tamamını taşımayayım. insan kulağının daha zor duyacağı bazı detayları atayım.”
işte mp3 sıkıştırması dediğimiz olay tam olarak budur.
320kbps, 192kbps veya 128kbps dediğimiz şeyler de aslında sistemin saniyede ne kadar veri bırakmaya karar verdiğini gösterir. veri düştükçe dosya küçülür ama bazı ses detayları da kaybolmaya başlar. özellikle tizlerde bozulmalar, ambience kaybı, hi-hat’lerin ezilmesi, stereo alanın daralması veya o meşhur dijital kırılmalar düşük bit rate’lerde daha belirgin hale gelir.*
özellikle metal gibi yoğun* prodüksiyonlarda bunu çok daha hızlı duyarsınız. çünkü aynı anda tonla transient, distortion harmonikleri, reverb kuyruğu ve üst frekans bilgisi dönüyordur. sistem veri azaltmaya çalışırken bir yerlerden kısmaya başlar.
ama burada önemli olan şey şu: yüksek bit rate tek başına mucizeler yaratamaz.
eğer kayıt kötü alınmışsa, miks çamursa* veya mastering cok düzenli yapılmamışsa, siz onu 320kbps yaptığınızda sadece kötü sesi daha büyük veriyle taşımış olursunuz. yani mesele sadece rakam büyütmek değil, zincirin tamamıdır.*
özetle efenim;
sample rate sonsuz analog dalgayı saniyede kaç kez ölçtüğümüzü,
bit depth her ölçümü ne kadar hassas yaptığımızı,
bit rate ise saniyede toplam ne kadar veri taşıdığımızı anlatır.
dijital ses teknolojisinin temelindeki fikir hâlâ aynıdır:
“sonsuzu bire bir kaydedemiyoruz. ama insan kulağını ikna edecek kadar doğru taklit etmeye çalışıyoruz.”
yine bildiğimi dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. yanlışım varsa affola, tez söyleyin ki düzeltelim.
sevgiler ve öpücükler.
hazır sample rate ve nyquist teoremine ufaktan dokunmuşken bu mevzuya da ucundan bi bakalım.
sample rate hikayesini duyduğunuzda genelde orada burada bi şekilde bit rate ve bit depth kavramlarına da bir şekilde denk gelirsiniz.
özellikle ses kartı meselesinde ve hi-fi'cı kardeşlerimin birbirini "kanka spotify'da çok kaliteli dinliyorum, 320 kbps" diye gaza getirme hikayelerinde falan iyice birbirine giriyo bu kavramlar. dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım.
şimdi efenim, bizim dijital ses teknolojisindeki temel problemimiz hâlâ aynı problem:
analog dünyadaki sonsuz ses dalgasını bilgisayara aktarmaya çalışıyoruz. sample rate dediğimiz şey bu sonsuzluğu saniyede belirli aralıklarla ölçmekti. yani sistem aslında diyordu ki:
“ben bu dalganın tamamını depolayamıyorum ama yeterince sık ölçüm yaparsam, insan kulağını kandırabilecek kadar yakın bir kopyasını oluşturabilirim.” iyi güzeel fakat burada başka bir problem daha çıkıyor karşımıza. tamam, biz bu dalgayı örnekledik. peki bu örnekleri ne kadar hassas kaydedeceğiz?
çünkü sistem sadece “hangi anda ölçüm yaptığını” değil, aynı zamanda “ölçtüğü seviyeyi ne kadar hassas okuyabildiğini” de belirlemek zorunda.
işte burada bit depth dediğimiz kavrama gidiyoruz.
düşünün ki elinizde bir cetvel var. eğer cetvelinizde sadece birkaç çizgi varsa ölçümünüz kaba olur. ama cetvelinizde çok fazla çizgi varsa çok daha hassas ölçüm yapabilirsiniz. bit depth dediğimiz şey de tam olarak bu hassasiyet miktarıdır.
mesela 16 bit dediğimiz sistemde, her sample yaklaşık 65 bin farklı seviyeden biri olarak saklanabilirken, 24 bit sistemde bu sayı yaklaşık 16.7 milyona çıkar. yani 24 bit, 16 bitin yalnızca “biraz daha iyisi” değildir; teorik olarak yaklaşık 256 kat daha fazla genlik seviyesi temsil edebilir. çünkü olay doğrudan matematik işidir:
2 üzeri 16 yaklaşık 65 bin ederken, 2 üzeri 24 yaklaşık 16.7 milyon eder. aradaki fark da 256 kattır.**
tabii burada insanlar bazen bunu yanlış anlayabiliyor:
“o zaman 24 bit ses 256 kat daha kaliteli mi?”
hayır efenim, olay sesin “yüksekliği” veya “kalitesi” değil. mesele hassasiyet ve dinamik aralık.
çünkü dijital sistemlerde ses dediğimiz şey aslında belirli seviyelere yuvarlanarak saklanır. bit depth arttıkça sistem çok daha küçük genlik farklarını ayırt etmeye başlar. bu da özellikle sessiz detaylarda, ambience katmanlarında, fade out’larda ve kayıt sırasında alınan düşük seviyeli sinyallerde kendini gösterir. o yüzden 16 bit yaklaşık 96db civarında bir dinamik aralık sunarken, 24 bit teorik olarak 144db civarına kadar çıkabilir.* yani kayıt sırasında sisteme çok daha geniş bir çalışma alanı sağlar. miks yaparken headroom bırakmak kolaylaşır, sessiz sinyaller dip gürültüsüne daha geç gömülür, transient’ler daha rahat korunur.
işin ilginç tarafı ise:
insan kulağı günlük kullanımda bu farkı çoğu zaman “vay arkadaş 256 kat daha iyi olmuş” şeklinde duymaz. çünkü ortam gürültüsü, hoparlör, kulaklık, oda akustiği ve insan işitme sınırları zaten sistemin önüne başka limitler koyar. ama özellikle kayıt ve prodüksiyon tarafında 24 bit çalışmanın rahatlığı ciddi anlamda hissedilir.
şimdi burada insanlar genelde bit depth ile bit rate’i birbirine sokuyor. halbuki bit rate tamamen başka bir şeydir.
bit depth kayıt hassasiyetiyle alakalıyken, bit rate veri taşıma miktarıyla alakalıdır.
şimdi efenim, dijital ses dediğimiz şey tamamen veri işidir. bilgisayarın depoladığı şey artık ses dalgası değil, sayılardır. dolayısıyla sistemin saniyede ne kadar veri taşıdığı önemli hale gelir. mp3’lerde veya streaming servislerinde gördüğünüz 128kbps, 192kbps, 320kbps gibi değerler de tam olarak bunu anlatır:
“bu dosya saniyede ne kadar veri taşıyor?”
mesela cd kalitesindeki standart bir ses düşünelim:
44.1khz, 16 bit ve stereo bir kayıt yaklaşık 1411kbps veri taşır. yani cd aslında oldukça büyük veri kullanan bir formattır. ama siz bunu mp3’e çevirdiğiniz anda sistem diyor ki: “ben bu verinin tamamını taşımayayım. insan kulağının daha zor duyacağı bazı detayları atayım.”
işte mp3 sıkıştırması dediğimiz olay tam olarak budur.
320kbps, 192kbps veya 128kbps dediğimiz şeyler de aslında sistemin saniyede ne kadar veri bırakmaya karar verdiğini gösterir. veri düştükçe dosya küçülür ama bazı ses detayları da kaybolmaya başlar. özellikle tizlerde bozulmalar, ambience kaybı, hi-hat’lerin ezilmesi, stereo alanın daralması veya o meşhur dijital kırılmalar düşük bit rate’lerde daha belirgin hale gelir.*
özellikle metal gibi yoğun* prodüksiyonlarda bunu çok daha hızlı duyarsınız. çünkü aynı anda tonla transient, distortion harmonikleri, reverb kuyruğu ve üst frekans bilgisi dönüyordur. sistem veri azaltmaya çalışırken bir yerlerden kısmaya başlar.
ama burada önemli olan şey şu: yüksek bit rate tek başına mucizeler yaratamaz.
eğer kayıt kötü alınmışsa, miks çamursa* veya mastering cok düzenli yapılmamışsa, siz onu 320kbps yaptığınızda sadece kötü sesi daha büyük veriyle taşımış olursunuz. yani mesele sadece rakam büyütmek değil, zincirin tamamıdır.*
özetle efenim;
sample rate sonsuz analog dalgayı saniyede kaç kez ölçtüğümüzü,
bit depth her ölçümü ne kadar hassas yaptığımızı,
bit rate ise saniyede toplam ne kadar veri taşıdığımızı anlatır.
dijital ses teknolojisinin temelindeki fikir hâlâ aynıdır:
“sonsuzu bire bir kaydedemiyoruz. ama insan kulağını ikna edecek kadar doğru taklit etmeye çalışıyoruz.”
yine bildiğimi dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. yanlışım varsa affola, tez söyleyin ki düzeltelim.
sevgiler ve öpücükler.
devamını gör...
özgür özel'in 15-20 kişiyle meclise yürümesi
seçilmiş adamı görevden aldılar. akp nin istediği adamı göreve atadılar. kimse bu ülkede demokrasi var demesin kalbini kırarım.
devamını gör...
yakışıklı ama erken gelen erkek
bir üstteki yazar hakkında entry de girmez belki...
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
çok orijinal bir nicke sahip çok orijinal bir yazar.* sirma’yı neden değiştirdiğine dair hiçbir fikrim yok :) insan şu (bkz: sirma vs charlotte ritter) başlıktan utanır da değişmez bari.* (başlık da gerçi savaş meydanına çağırıyor mübarek :))
ilgiyle, sevgiyle, aşkla, muhabbetle ve dahi bilumum güzel duyguyla takip ediyoruz efem.*
ilgiyle, sevgiyle, aşkla, muhabbetle ve dahi bilumum güzel duyguyla takip ediyoruz efem.*
devamını gör...
kadir mısıroğlu
bişiler için "demiştim" demiş....
herkes kendisine diyeni düşünsün,
mikrokozmosda sorunlarını çözsün...
eeeee
kol kırılıp yen içinde kalmıyor ise demek...
böyle de göt var...
herkes kendisine diyeni düşünsün,
mikrokozmosda sorunlarını çözsün...
eeeee
kol kırılıp yen içinde kalmıyor ise demek...
böyle de göt var...
devamını gör...
24 mayıs 2026 oturma eylemleri
yiğidim aslanımı oturarak söyleyecekleri eylemdir.
evet evet ardından ortama bir rockstar gibi dalan suavi eşliğinde eller havaya pırlantal....
özgür yine süreci yumuşatıp herkesi evine gönderecektir.
evet evet ardından ortama bir rockstar gibi dalan suavi eşliğinde eller havaya pırlantal....
özgür yine süreci yumuşatıp herkesi evine gönderecektir.
devamını gör...
yakışıklı ama erken gelen erkek
işten çıkınca oyalanmaz hemen eve gelir
olsun
önemli olan içi zaten
olsun
önemli olan içi zaten
devamını gör...
genel merkezden çıkarılan genel başkan
artık 'genel' olmayan başkan oldu. ama merak etme, hâlâ 'özel' bir yerdesin: dışarıda!
başkanlık koltuğu yerine parkta sallanan salıncak sana kaldı. çabuk koş. swhswhswhs
başkanlık koltuğu yerine parkta sallanan salıncak sana kaldı. çabuk koş. swhswhswhs
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
çok yorgunum. her şeyle mücadele etmekten çok yoruldum. hadi bugün daha iyi olacaksın diyip kendime verdiğim gaz bile yoruyor beni. şöyle bir yıl boyunca dağın başında tek başıma yaşayıp özgürce üzülmek ve ağlamak istiyorum.
bıktım.
bıktım.
devamını gör...
özgür özel'in 15-20 kişiyle meclise yürümesi
iyi ki varsınız lan fesli deli severler. buradan özgür özelin meclise yoğun kalabalık içinde yürüyüşünün fahonun adamlarına battığını öğreniyoruz. hemen belli etmeyin len, azcık süprizli olun.
devamını gör...
erkeklerin kaslarıyla övünmesi sorunsalı
ben de mürekkebimle.
devamını gör...
24 mayıs 2026 oturma eylemleri
söylediklerimizin bir bir çıkmasına üzülsem mi sevinsem mi bilemediğim durumdayım.
ama şu konuda netim kime yanladıysa o kurtarsın şu saatten sonra.
ama şu konuda netim kime yanladıysa o kurtarsın şu saatten sonra.
devamını gör...
özgür özel
şimdi buna ne olacak
yüzü gerdirdi
gözleri çizdirdi
gözlükler geri gelecek mi
yüzü gerdirdi
gözleri çizdirdi
gözlükler geri gelecek mi
devamını gör...
özgür özel'in 15-20 kişiyle meclise yürümesi
15 ya da 20 kisi kendi ekibi. geri kalanlar mutlaka hediye telefon almış öyle gelmiştir. swshswhs
devamını gör...
erkeklerin kaslarıyla övünmesi sorunsalı
ben damarlarımla övünüyorum
devamını gör...
kadir mısıroğlu
trabzonlu olmasıyla
trabzon hakkındaki tespitlerimi doğrulayan cumhuriyet düşmanı türk düşmanı arapperest
trabzon hakkındaki tespitlerimi doğrulayan cumhuriyet düşmanı türk düşmanı arapperest
devamını gör...
