zaman tüneli
shutter island
bir psikoz hastası olarak ilk izlediğimde anladığım film. evet hayatınızı kabusa çeviren bu hastalığın böyle ufak tefek getirileri de oluyor tabii. *
hastaları sorguladığı sahnede, bayan kearns bir bardak su istiyor ve ortağı chuck su getirmek için kalkıp gittiğinde kearns teddy'nin defterine bir şeyler karalıyor. chuck suyu getirdiğinde kearns suya uzanıyor, fakat birkaç saniye ağzına götürdüğü elinin boş olduğunu görüyoruz ve ardından masaya bardak bırakıyor. işte bu dostlarım, gerçeklikten kopuşu belli eden sahnedir. zihin gerçeklikten koptuğunda veya olmayan/yaşanmayan bir şeyler yarattığında bir kopukluk ve eksiklik olur. yönetmen teddy'nin psikozunu gözümüze sokuyor adeta.
hastaları sorguladığı sahnede, bayan kearns bir bardak su istiyor ve ortağı chuck su getirmek için kalkıp gittiğinde kearns teddy'nin defterine bir şeyler karalıyor. chuck suyu getirdiğinde kearns suya uzanıyor, fakat birkaç saniye ağzına götürdüğü elinin boş olduğunu görüyoruz ve ardından masaya bardak bırakıyor. işte bu dostlarım, gerçeklikten kopuşu belli eden sahnedir. zihin gerçeklikten koptuğunda veya olmayan/yaşanmayan bir şeyler yarattığında bir kopukluk ve eksiklik olur. yönetmen teddy'nin psikozunu gözümüze sokuyor adeta.
devamını gör...
nick vermeden bir yazara seslen
benzinim ve deterjanım aynı anda bitti
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
forza horizon 6 oynuyorum
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
bayram temizligi bitti
mutfakta kahve icip sütün yarisini yogurt mayaladim kadayifa serbet kayniyor ayni zamanda sutlaca pirinc kaynatiyorum yanlislikla ev hanimi oldum
mutfakta kahve icip sütün yarisini yogurt mayaladim kadayifa serbet kayniyor ayni zamanda sutlaca pirinc kaynatiyorum yanlislikla ev hanimi oldum
devamını gör...
özgür özel'in haftaya unutulacağı gerçeği
zamanlama manidar. araya bayram vs girdi. saraçhane süreci de aynıydı. zaten yaşananlar o sürecin bir yansıması.
eyleme katılan chp üyesi il başkanı vs tüm tanıdıklara bakıyorum toplasan 200-1000 kişi ile eylem yapıyorlar. biri pikacu getirmiş sonrasında bilindik livaneli, suavi şarkıları falan.
özel'in bi eko ya da mansur gibi halk tabaninda bir karşılığı da yok üstelik. saraçhane sürecini çok örnek veriyoruz da orada kendini ön plana çıkarması ve kürt kürt kürt söylemlerini bırakması gerekiyordu. o otobüsün üstüne ilkay akkaya'yı çıkarıp şarkı söyletmemesi, rudaw'da dem parti için kardeş parti söylemlerini kullanmaması gerekiyordu. halk irrite olur bunlardan. ki ben oldum yani. ha dem parti şu yaşananlara ne dedi ?"sorunlar diyalog yoluyla çözülmeli/bizim sürecimize gölge düşmemeli" mealen kendi bokunuzda boğulun biz kendi davamıza bakarız diyorlar.
dilerim ki özgür kimin dost kimin düşman olduğunu artık anlar ve şu süreci sündürmeden yönetir. aksi durumda ben de çıkıp derim ki haydi o zaman sizi o çok sevdiğiniz kürtler kurtarsın!
yine de sanıyorum ki bir ay sonraya her şey kabullenilmiş olacak ya da yeni parti kurulup chp dersimli kk'ye terk edilecek. bu durumda seçime kadar örgütlenme süreci ve propaganda için maddi sorunlar ortaya çıkacaktır.
ee hemşerim o koltuğa ilk oturduğunda seloya selam gondermek yerine kk kadrolarını tasfiye edecektin.
eyleme katılan chp üyesi il başkanı vs tüm tanıdıklara bakıyorum toplasan 200-1000 kişi ile eylem yapıyorlar. biri pikacu getirmiş sonrasında bilindik livaneli, suavi şarkıları falan.
özel'in bi eko ya da mansur gibi halk tabaninda bir karşılığı da yok üstelik. saraçhane sürecini çok örnek veriyoruz da orada kendini ön plana çıkarması ve kürt kürt kürt söylemlerini bırakması gerekiyordu. o otobüsün üstüne ilkay akkaya'yı çıkarıp şarkı söyletmemesi, rudaw'da dem parti için kardeş parti söylemlerini kullanmaması gerekiyordu. halk irrite olur bunlardan. ki ben oldum yani. ha dem parti şu yaşananlara ne dedi ?"sorunlar diyalog yoluyla çözülmeli/bizim sürecimize gölge düşmemeli" mealen kendi bokunuzda boğulun biz kendi davamıza bakarız diyorlar.
dilerim ki özgür kimin dost kimin düşman olduğunu artık anlar ve şu süreci sündürmeden yönetir. aksi durumda ben de çıkıp derim ki haydi o zaman sizi o çok sevdiğiniz kürtler kurtarsın!
yine de sanıyorum ki bir ay sonraya her şey kabullenilmiş olacak ya da yeni parti kurulup chp dersimli kk'ye terk edilecek. bu durumda seçime kadar örgütlenme süreci ve propaganda için maddi sorunlar ortaya çıkacaktır.
ee hemşerim o koltuğa ilk oturduğunda seloya selam gondermek yerine kk kadrolarını tasfiye edecektin.
devamını gör...
analog to digital converter
madem bulaştık bunu da anlatalım. böyle böyle hepinizi sesçi yapıcam olm.
dijital ses mevzusuna falan girdik madem, mevzunun kalbini de yazalım; analog to digital converter a.k.a adc.
adı biraz android robotları anımsatmıştır hep bana.*
aslında mevzunun başlangıç noktası diyebiliriz -en azından dijitale geçişte. öncesinde mikrofon falan var, onları da bayram yatışında anlatırım.-
biz daha önce ne dedik, fiziksel dünyada ses analogdur, sonsuzdur yani. sürekliliği olan ve bu sürekliliğe ne kadar yakından bakarsak bakalım sonsuz çözünürlükte bir durumun karşımıza çıkacağını konuşmuştuk. gerçek bir süreklilik hali yani.
bir ses çıkardığımızda* havadaki basıncı değiştiriyoruz. bu basınç mikrofon diyaframını da aynı şekilde titreştiriyor ve elektrik sinyaline dönüştürüyor dedik.
“iyi de, buraya kadar hâlâ analogdayız, dijital hiçbir şey yok” dediğinizi duyar gibiyim.*
evet haklısın kardeşim çünkü o elektrik sinyali de analog. kesintisiz, sonsuz ve sürekli değişken.
bizim dijital sistemlerin* problemi burada başlıyor. çünkü analog dünyayı anlayamıyorlar. onlar genelde sayıları sevip, onları anlamayı biliyorlar.
adc kardeşimiz de görevi burada devralıyor. analog sinyali dijitale çeviriyor.
hatırlarsanız sample rate konusunda sürekli bir ölçüm halindeydik. -saniyede minimum 44.100 kez-
işte adc dediğimiz sistem tam olarak bunu yapıyor.
analog sinyalin o anki voltaj seviyesine bakıyor ve; “hah, şu an sinyal burada” diyerekten ölçüm alıyor.
ama olay yalnızca ölçüm almak değil. çünkü sistem aynı zamanda bu ölçümü sayısal bir değere çevirmek zorunda. işte burada da bit depth mevzusu devreye giriyor. -daha önce anlattık.-
örneğin 16 bit bir sistemde adc, ölçtüğü sinyali yaklaşık 65 bin farklı seviyeden birine yerleştiriyor. 24 bit sistemde ise bu sayı yaklaşık 16.7 milyona çıkıyor. yani adc yalnızca: “şu anda sinyal var”demiyor. aynı zamanda;“bu sinyal tam olarak hangi seviyede?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.
yine bir enteresan taraf bulmak istersek de; biz aslında gerçek analog dalganın bire bir kopyasını oluşturmuyoruz. -bunları da anlattık. okuyalım lüufen- yalnızca belirli zaman aralıklarında alınmış ölçümler üzerinden matematiksel bir temsil oluşturuyoruz.
yani dijital ses dediğimiz şeyin tamamı aslında: “sonsuz bir sistemi, sınırlı veriyle taklit etmeye çalışma” mevzusu.
burada da yine karşımıza bazı problemler çıkıyor tabii. mesela adc ölçümleri tam doğru zamanlarda yapamazsa jitter* oluşabiliyor. özellikle üst frekanslarda transient* davranışları bulanıklaşabiliyor. stereo görüntü bozulabiliyor veya sistemin netlik hissi azalabiliyor.
o yüzden özellikle profesyonel sistemlerde -ki aslında ev tipi cihazlarda da.- word clock mevzusu baya önemlidir. çünkü bütün cihazların aynı zaman referansında çalışması gerekir. yoksa sistemin örnekleme davranışı* kaymaya başlar.
bir de şu yanlış anlaşılır “ses kartı dediğin şey giriş çıkış kutusu.” -ne kadar karanlık bir cümle-
iyi hoş da ses kartının en önemli parçalarından biri çoğu zaman adc tarafıdır. birçok marka model bu converterlar'ın sınıfını reklam yapar. çünkü mikrofonunuz dünyanın en iyi mikrofonu da olsa, adc analog sinyali kötü çeviriyorsa sistemin geri kalanı da çöp olur.
özellikle ucuz converter’larda* dip gürültüsü*, distortion*, dynamic range* ve linearity* gibi problemler daha belirgin hale gelir.
mesela bazı adc'ler transient’leri daha bulanık yakalayabilir. bazıları düşük seviyeli ambience* detaylarını kaybetmeye daha yatkın olabilir. bazıları ise sinyali daha sert veya daha steril hissettirebilir. -sterilizasyon her zaman hoşumuza gitmez-
işin yine suratımıza tokat gibi çarpan gerçeği; biz aslında hiçbir zaman gerçek analog dalgayı tamamen yakalayamıyoruz. -yakalayamayacak gibiyiz de uzun bir süre- yalnızca insan kulağını ikna edecek kadar doğru bir matematiksel temsil oluşturmaya çalışıyoruz. -kısaca kandırıyoruz- ve ses teknolojisinin, günümüz teknolojisindeki temel fikri hep aynıdır: “madem sonsuzluğu kaydedemiyoruz, en azından beyni kandıralım"
yine bir bilgi yazısıydı, hatalar olabilir. ola ki fark ederseniz düzeltmekten çekinmeyiniz.
öperler*
dijital ses mevzusuna falan girdik madem, mevzunun kalbini de yazalım; analog to digital converter a.k.a adc.
adı biraz android robotları anımsatmıştır hep bana.*
aslında mevzunun başlangıç noktası diyebiliriz -en azından dijitale geçişte. öncesinde mikrofon falan var, onları da bayram yatışında anlatırım.-
biz daha önce ne dedik, fiziksel dünyada ses analogdur, sonsuzdur yani. sürekliliği olan ve bu sürekliliğe ne kadar yakından bakarsak bakalım sonsuz çözünürlükte bir durumun karşımıza çıkacağını konuşmuştuk. gerçek bir süreklilik hali yani.
bir ses çıkardığımızda* havadaki basıncı değiştiriyoruz. bu basınç mikrofon diyaframını da aynı şekilde titreştiriyor ve elektrik sinyaline dönüştürüyor dedik.
“iyi de, buraya kadar hâlâ analogdayız, dijital hiçbir şey yok” dediğinizi duyar gibiyim.*
evet haklısın kardeşim çünkü o elektrik sinyali de analog. kesintisiz, sonsuz ve sürekli değişken.
bizim dijital sistemlerin* problemi burada başlıyor. çünkü analog dünyayı anlayamıyorlar. onlar genelde sayıları sevip, onları anlamayı biliyorlar.
adc kardeşimiz de görevi burada devralıyor. analog sinyali dijitale çeviriyor.
hatırlarsanız sample rate konusunda sürekli bir ölçüm halindeydik. -saniyede minimum 44.100 kez-
işte adc dediğimiz sistem tam olarak bunu yapıyor.
analog sinyalin o anki voltaj seviyesine bakıyor ve; “hah, şu an sinyal burada” diyerekten ölçüm alıyor.
ama olay yalnızca ölçüm almak değil. çünkü sistem aynı zamanda bu ölçümü sayısal bir değere çevirmek zorunda. işte burada da bit depth mevzusu devreye giriyor. -daha önce anlattık.-
örneğin 16 bit bir sistemde adc, ölçtüğü sinyali yaklaşık 65 bin farklı seviyeden birine yerleştiriyor. 24 bit sistemde ise bu sayı yaklaşık 16.7 milyona çıkıyor. yani adc yalnızca: “şu anda sinyal var”demiyor. aynı zamanda;“bu sinyal tam olarak hangi seviyede?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.
yine bir enteresan taraf bulmak istersek de; biz aslında gerçek analog dalganın bire bir kopyasını oluşturmuyoruz. -bunları da anlattık. okuyalım lüufen- yalnızca belirli zaman aralıklarında alınmış ölçümler üzerinden matematiksel bir temsil oluşturuyoruz.
yani dijital ses dediğimiz şeyin tamamı aslında: “sonsuz bir sistemi, sınırlı veriyle taklit etmeye çalışma” mevzusu.
burada da yine karşımıza bazı problemler çıkıyor tabii. mesela adc ölçümleri tam doğru zamanlarda yapamazsa jitter* oluşabiliyor. özellikle üst frekanslarda transient* davranışları bulanıklaşabiliyor. stereo görüntü bozulabiliyor veya sistemin netlik hissi azalabiliyor.
o yüzden özellikle profesyonel sistemlerde -ki aslında ev tipi cihazlarda da.- word clock mevzusu baya önemlidir. çünkü bütün cihazların aynı zaman referansında çalışması gerekir. yoksa sistemin örnekleme davranışı* kaymaya başlar.
bir de şu yanlış anlaşılır “ses kartı dediğin şey giriş çıkış kutusu.” -ne kadar karanlık bir cümle-
iyi hoş da ses kartının en önemli parçalarından biri çoğu zaman adc tarafıdır. birçok marka model bu converterlar'ın sınıfını reklam yapar. çünkü mikrofonunuz dünyanın en iyi mikrofonu da olsa, adc analog sinyali kötü çeviriyorsa sistemin geri kalanı da çöp olur.
özellikle ucuz converter’larda* dip gürültüsü*, distortion*, dynamic range* ve linearity* gibi problemler daha belirgin hale gelir.
mesela bazı adc'ler transient’leri daha bulanık yakalayabilir. bazıları düşük seviyeli ambience* detaylarını kaybetmeye daha yatkın olabilir. bazıları ise sinyali daha sert veya daha steril hissettirebilir. -sterilizasyon her zaman hoşumuza gitmez-
işin yine suratımıza tokat gibi çarpan gerçeği; biz aslında hiçbir zaman gerçek analog dalgayı tamamen yakalayamıyoruz. -yakalayamayacak gibiyiz de uzun bir süre- yalnızca insan kulağını ikna edecek kadar doğru bir matematiksel temsil oluşturmaya çalışıyoruz. -kısaca kandırıyoruz- ve ses teknolojisinin, günümüz teknolojisindeki temel fikri hep aynıdır: “madem sonsuzluğu kaydedemiyoruz, en azından beyni kandıralım"
yine bir bilgi yazısıydı, hatalar olabilir. ola ki fark ederseniz düzeltmekten çekinmeyiniz.
öperler*
devamını gör...
kısır döngü
karıncaların ölüm sarmalı gibi düşünebiliriz. sürekli gidiyorsun ama sen gittikçe yol sana zarar veriyor. döngü içinde olduğunu da anlamıyorsun, belki de anlıyorsun ama döngüde olmanın sana iyi geldiğini de düşünüyorsun. sonunda hareket halindesin, bir umut var içinde. kısır döngü insana bazen sarhoşluk ve güvenli liman gibi de görünebilir. lakin ondan ne kadar çabuk kurtulursanız sizin için o kadar iyi olur. çünkü döngü adı üstünde kısırdır. size hiçbir şey vadetmez ve aksine zaman içinde karınca gibi sarmal içinde can verirsiniz.
döngülerden çıkmak veya vazgeçmek bazen çok acı verici olsa da en azından hayatta kalırsınız. karınca girdiği sarmalı atlatır ama başının döndüğünü unutmaz. akıllı olun.
döngülerden çıkmak veya vazgeçmek bazen çok acı verici olsa da en azından hayatta kalırsınız. karınca girdiği sarmalı atlatır ama başının döndüğünü unutmaz. akıllı olun.
devamını gör...
elimize bir kalem geçtiğinde ilk yazdığımız kelime
kağıdın altına adını, soyadını yaz, bir de imzanı at. gerisini ben hallederim.
devamını gör...
kısır döngü
10 senedir bir kısır dongudeyim.
aynı seyleri tekrar tekrar yapmamam gerektigine inanıyorum.
genel olarak enerjim bittigi icin tercihim hicbi sey yapmamak tarafında.
aynı seyleri tekrar tekrar yapmamam gerektigine inanıyorum.
genel olarak enerjim bittigi icin tercihim hicbi sey yapmamak tarafında.
devamını gör...
sözlük yazarlarının sormak istedikleri
yanlış anlamayın dilenci değilim de
böyle ajanstır reklamcılıktır kreatif stüdyo danışmanlık gibi ıvır zıvır sektörden müşterilerle birebir ilişkileri olan birine ihtiyacım var
böyle ajanstır reklamcılıktır kreatif stüdyo danışmanlık gibi ıvır zıvır sektörden müşterilerle birebir ilişkileri olan birine ihtiyacım var
devamını gör...
aydınlık gazetesi
bir ara kalabalık yerlerde perinçek tarikatı üyesi yaşlı amcalar teyzeler ellerinde sallayarak satardı bu gazetemsi kese kağıdını.yanlış hatırlamıyor isem,emperyalizmi ifşa eden gazete gibilerden birş eylerle bagırır dururlardı.
devamını gör...
şu an aklına gelen ilk cümle
"sync etmek"
kelimeler gibi oldu ama cümleye dönüşür ilerde
kelimeler gibi oldu ama cümleye dönüşür ilerde
devamını gör...
adc
(bkz: analog to digital converter)
devamını gör...
şu an aklına gelen ilk cümle
hayırdır inşallah diye dusunuyorum su an cddi ciddi.
bakalım. birkac gune cozerim.
simdilik sakin kalalım.
bakalım. birkac gune cozerim.
simdilik sakin kalalım.
devamını gör...
ruh halini anlatan şarkı sözleri
give me caffeine, nicotine, amphetamines, runnin' through my bloodstream
trauma, drama, another vodka turn into a monster
trauma, drama, another vodka turn into a monster
devamını gör...
ruh halini değiştiren şeyler
bir süredir ruh halimi hiçbir şey değiştirmiyor. bombok bir ruh haliyle yaşayıp gidiyorum. bakalım bunun sonu nereye varacak? heyecanla bekliyoruz.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
adi, şeref yoksunu, pislik herif
tam olarak bunu söylemek istiyorum alt kat komşuma.
sabah biraz erken olmak üzere gayet güzel minnoş minnoş uyandık, kahvaltımızı yaptık. salonumuzda televizyon karşısında tatlış tatlış çayımızı içerken bir anda bir kavga gürültü... alt kattaki komşu yine birbirine girdi. buna alışkınız. küfürleşmeler de olur fakat bir anda kadın "imdat yardım edin" diye çığlık çığlığa bağırdı. o yardım edin'i duyduktan sonra ben ne yapacağımı şaşırdım. hemen 112'yi aradım. onu da hatırlamam birkaç saniyemi aldı, çünkü o da değişti malum. elim ayağım titriyor, adresi veriyorum (orada da şehir ve ilçeyi vermemişim çünkü sanıyorum ki bana en yakın yere bağlandım. genel bir yermiş meğer), bana diyor ki "silahlı mı saldırgan", "bilmiyorum alt kat komşum" diyorum "tamam, ambulans geliyor. sizi de jandarmaya aktarıyorum" dedi. neyse ki jandarma çabuk açtı. onlara da adresi verdim. "hemen geliyoruz" dediler. gelmeleri yarım saat falan sürdü. (jandarma üst sokağımın devamında) yalnız bir kapı çalışları vardı... jandarmayı ben çağırdım ama o sesten yine ben ürktüm. kapıyı adam açtı ve jandarmaların sordukları ilk şey; "hanımefendi iyi misiniz?" o kadını görene kadar başka hiçbir şey sormadılar. kadını gördükten sonra ancak "hakkınızda şikayet var" dediler. peki buna cevaben adam ne dese beğenirsiniz? "ben cumhurbaşkanlığında çalışıyorum" (biz evi alırken eski ev sahibi ikisi de öğretmen demişti. eğer adam doğru söylüyorsa kuvvetle muhtemel mit mensubu, çünkü yakınlarda mit kampüsü var. yani adam gerçekten silahlı olabilirdi) tam bu noktada ambulans da geldi. ambulansı görünce bir de diyor ki "bu kadar abartılacak ne var?" kadın çığlık çığlığa yardım istemiş, paşama abartı geliyor. neyse, ardından jandarmalar birkaç soru sordu. bu sorulardan birine ise beyefendinin cevabı "yeni çocuk sahibi olduk. ilk bir yıl bu tarz sürtüşmeler oluyor" sanki ikinci, üçüncü çocukları da ilk bir yılını yaşadı. ez cümle; tutanak tutuldu ve jandarmalar gitti. o zamandan beri ses yok.
daha önce de buna benzer birkaç kavga daha yaşandı. hatta birinde kadın karnı burnunda hamileydi. tartışma sırasında kadın bela okuduktan sonra "bırak canımı acıtıyorsun" diye bağırmıştı. sonrasında da cam ya da porselen bir şey kırıldı, kapı çarpıldı ve adam çıktı gitti. onda "yardım edin" gibi bir şey söylenmediği için "aile içi kavgadır, karışmayalım" diyip iki ayıplayıp geçmiştik ama bugünkü bambaşka bir olaydı.
kades ilk çıktığında meraktan indirmiş, sonrasında "aman ne işime yarayacak. çok şükür çevremde kadeslik olaylar yaşanmıyor" diyip silmiştim. bugün "acaba 112'den daha mı kısa sürerdi" sorusu 2 saat içinde beni yiyip bitirdi. en nihayetinde tekrar indirdim. bir de kadına yardım çağırayım diye panikle ses kaydı almayı da unutmuşum. eğer tekrarlanırsa ses kaydı da alacağım.
tam olarak bunu söylemek istiyorum alt kat komşuma.
sabah biraz erken olmak üzere gayet güzel minnoş minnoş uyandık, kahvaltımızı yaptık. salonumuzda televizyon karşısında tatlış tatlış çayımızı içerken bir anda bir kavga gürültü... alt kattaki komşu yine birbirine girdi. buna alışkınız. küfürleşmeler de olur fakat bir anda kadın "imdat yardım edin" diye çığlık çığlığa bağırdı. o yardım edin'i duyduktan sonra ben ne yapacağımı şaşırdım. hemen 112'yi aradım. onu da hatırlamam birkaç saniyemi aldı, çünkü o da değişti malum. elim ayağım titriyor, adresi veriyorum (orada da şehir ve ilçeyi vermemişim çünkü sanıyorum ki bana en yakın yere bağlandım. genel bir yermiş meğer), bana diyor ki "silahlı mı saldırgan", "bilmiyorum alt kat komşum" diyorum "tamam, ambulans geliyor. sizi de jandarmaya aktarıyorum" dedi. neyse ki jandarma çabuk açtı. onlara da adresi verdim. "hemen geliyoruz" dediler. gelmeleri yarım saat falan sürdü. (jandarma üst sokağımın devamında) yalnız bir kapı çalışları vardı... jandarmayı ben çağırdım ama o sesten yine ben ürktüm. kapıyı adam açtı ve jandarmaların sordukları ilk şey; "hanımefendi iyi misiniz?" o kadını görene kadar başka hiçbir şey sormadılar. kadını gördükten sonra ancak "hakkınızda şikayet var" dediler. peki buna cevaben adam ne dese beğenirsiniz? "ben cumhurbaşkanlığında çalışıyorum" (biz evi alırken eski ev sahibi ikisi de öğretmen demişti. eğer adam doğru söylüyorsa kuvvetle muhtemel mit mensubu, çünkü yakınlarda mit kampüsü var. yani adam gerçekten silahlı olabilirdi) tam bu noktada ambulans da geldi. ambulansı görünce bir de diyor ki "bu kadar abartılacak ne var?" kadın çığlık çığlığa yardım istemiş, paşama abartı geliyor. neyse, ardından jandarmalar birkaç soru sordu. bu sorulardan birine ise beyefendinin cevabı "yeni çocuk sahibi olduk. ilk bir yıl bu tarz sürtüşmeler oluyor" sanki ikinci, üçüncü çocukları da ilk bir yılını yaşadı. ez cümle; tutanak tutuldu ve jandarmalar gitti. o zamandan beri ses yok.
daha önce de buna benzer birkaç kavga daha yaşandı. hatta birinde kadın karnı burnunda hamileydi. tartışma sırasında kadın bela okuduktan sonra "bırak canımı acıtıyorsun" diye bağırmıştı. sonrasında da cam ya da porselen bir şey kırıldı, kapı çarpıldı ve adam çıktı gitti. onda "yardım edin" gibi bir şey söylenmediği için "aile içi kavgadır, karışmayalım" diyip iki ayıplayıp geçmiştik ama bugünkü bambaşka bir olaydı.
kades ilk çıktığında meraktan indirmiş, sonrasında "aman ne işime yarayacak. çok şükür çevremde kadeslik olaylar yaşanmıyor" diyip silmiştim. bugün "acaba 112'den daha mı kısa sürerdi" sorusu 2 saat içinde beni yiyip bitirdi. en nihayetinde tekrar indirdim. bir de kadına yardım çağırayım diye panikle ses kaydı almayı da unutmuşum. eğer tekrarlanırsa ses kaydı da alacağım.
devamını gör...
ruh halini anlatan şarkı sözleri
devamını gör...
ruh halini değiştiren şeyler
çevremizdeki olaylar ve deneyimlerimiz
devamını gör...
