zaman tüneli
çin ekonomi modeli
çin ekonomi modeli, jeopolitik gücü ve üretimi merkeze alan devlet kapitalizminin dünyadaki en başarılı ve acımasız örneği. bu modelin en büyük gücü, serbest piyasanın kendi haline bırakıldığında yaratacağı kaynak israfını engellemesi ve devletin tüm finansal gücü tek bir amaca, yani küresel güç olmaya yönlendirebilmesidir. çin, ekonomiyi halkın günlük tüketim heveslerini tatmin edecek bir araç olarak değil, uluslararası arenada rakiplerini dize getirecek stratejik bir silah olarak kurgulamıştır. bu elbette halkının iyiliğini hiç düşünmediği anlamına asla gelmez.
örneğin çin'de demiryolları devlete aittir ve demiryolu kurumu her yıl mutlaka kasıtlı olarak zarar eder. devlet bilet fiyatını bilerek düşük tutar ve popülasyonun az olduğu yerlere bile demiryolu hatları kurar. bu sayede tren kullanımı inanılmaz şekilde artar. trenler her gün milyonlarca işçiyi, turisti ve beyaz yakalıyı taşır. insan trafiğini gören özel sektör hemen harekete geçer. istasyonun çevresine devasa alışveriş merkezleri, oteller, plazalar, lojistik depoları ve konutlar inşa edilir. yeni restoranlar, dükkanlar açılır. devlet; demiryolu şirketinin bilet satışından ettiği zararı umursamaz. çünkü o istasyonun çevresinde kurulan yeni ekosistemden kurumlar vergisi, emlak vergisi, kdv ve çalışanların gelir vergisini alarak demiryolunda ettiği zararın kat ve kat fazlası kar eder. lakin eğer demiryolu şirketi özelleştirilmiş olsaydı, o şirket zarar etmemek için sadece kalabalık şehirlere ray döşer ve yüksek bilet fiyatları çeker dolayısıyla devlet kırsaldaki sivilden maddi getiri sağlayamazdı. şirket kazanır, devlet kaybederdi.
işte bu modelin temel direği, popülist harcamalardan ve iç tüketim çılgınlığından uzak durarak muazzam bir sermaye birikimi yaratmasıdır. çin devleti, içeride biriken tüm sermayeyi nükleer santrallere, dev limanlara, hızlı tren ağlarına ve yapay zeka teknolojilerine yatırır. bu devasa altyapı yatırımları, uzun vadede sanayicinin üretim maliyetlerini neredeyse sıfıra indirerek ülkeyi küresel ticaretin mutlak hakimi haline getirmiştir.
iş gücü piyasasındaki esneklik ve yapay ücret baskılarının olmaması da bu modelin bir diğer büyük avantajıdır. çin, uzun yıllar boyunca emeğin maliyetini küresel piyasaya göre dengede tutarak dünyanın üretim üssü haline geldi. ancak bu durum onları "ucuz işçi ülkesi" olarak bırakmadı. üretimden kazanılan devasa döviz girdisi, doğrudan sanayide otomasyon, robotik ve yüksek teknolojiye aktarıldı. bugün çin, sadece tişört veya plastik oyuncak üreten bir yer değil; elektrikli araçlar, batarya teknolojileri, 5g altyapısı ve çip tasarımında batı'yı tehdit eden teknolojik bir süper güçtür.
çin modelinde iç tüketim yüksek vergiler ve kısıtlamalarla bilerek frenlenir. halk kazandığı parayı dışarıdan lüks eşya ithal etmek için harcayamaz; para sürekli sanayi çarklarının içinde döner. bu sayede ülke kronik bir cari fazla üretir. içeriye sürekli döviz girer ama dışarıya para kaçmaz. yerli üretim gücünün artması da çin halkının refahını uzun vadede kalıcı olarak artıracak yegane şeydir. bugünün refahı için yarından vazgeçmek saçmadır ve çin modeli bunun farkındadır.
türkiye'nin de ilham almaya çalıştığı bir ekonomi modelidir, aynı zamanda.
örneğin çin'de demiryolları devlete aittir ve demiryolu kurumu her yıl mutlaka kasıtlı olarak zarar eder. devlet bilet fiyatını bilerek düşük tutar ve popülasyonun az olduğu yerlere bile demiryolu hatları kurar. bu sayede tren kullanımı inanılmaz şekilde artar. trenler her gün milyonlarca işçiyi, turisti ve beyaz yakalıyı taşır. insan trafiğini gören özel sektör hemen harekete geçer. istasyonun çevresine devasa alışveriş merkezleri, oteller, plazalar, lojistik depoları ve konutlar inşa edilir. yeni restoranlar, dükkanlar açılır. devlet; demiryolu şirketinin bilet satışından ettiği zararı umursamaz. çünkü o istasyonun çevresinde kurulan yeni ekosistemden kurumlar vergisi, emlak vergisi, kdv ve çalışanların gelir vergisini alarak demiryolunda ettiği zararın kat ve kat fazlası kar eder. lakin eğer demiryolu şirketi özelleştirilmiş olsaydı, o şirket zarar etmemek için sadece kalabalık şehirlere ray döşer ve yüksek bilet fiyatları çeker dolayısıyla devlet kırsaldaki sivilden maddi getiri sağlayamazdı. şirket kazanır, devlet kaybederdi.
işte bu modelin temel direği, popülist harcamalardan ve iç tüketim çılgınlığından uzak durarak muazzam bir sermaye birikimi yaratmasıdır. çin devleti, içeride biriken tüm sermayeyi nükleer santrallere, dev limanlara, hızlı tren ağlarına ve yapay zeka teknolojilerine yatırır. bu devasa altyapı yatırımları, uzun vadede sanayicinin üretim maliyetlerini neredeyse sıfıra indirerek ülkeyi küresel ticaretin mutlak hakimi haline getirmiştir.
iş gücü piyasasındaki esneklik ve yapay ücret baskılarının olmaması da bu modelin bir diğer büyük avantajıdır. çin, uzun yıllar boyunca emeğin maliyetini küresel piyasaya göre dengede tutarak dünyanın üretim üssü haline geldi. ancak bu durum onları "ucuz işçi ülkesi" olarak bırakmadı. üretimden kazanılan devasa döviz girdisi, doğrudan sanayide otomasyon, robotik ve yüksek teknolojiye aktarıldı. bugün çin, sadece tişört veya plastik oyuncak üreten bir yer değil; elektrikli araçlar, batarya teknolojileri, 5g altyapısı ve çip tasarımında batı'yı tehdit eden teknolojik bir süper güçtür.
çin modelinde iç tüketim yüksek vergiler ve kısıtlamalarla bilerek frenlenir. halk kazandığı parayı dışarıdan lüks eşya ithal etmek için harcayamaz; para sürekli sanayi çarklarının içinde döner. bu sayede ülke kronik bir cari fazla üretir. içeriye sürekli döviz girer ama dışarıya para kaçmaz. yerli üretim gücünün artması da çin halkının refahını uzun vadede kalıcı olarak artıracak yegane şeydir. bugünün refahı için yarından vazgeçmek saçmadır ve çin modeli bunun farkındadır.
türkiye'nin de ilham almaya çalıştığı bir ekonomi modelidir, aynı zamanda.
devamını gör...
sosyal demokrasi
bence anti-kemalizm'in ta kendisi.
devamını gör...
şirkette yaşanan bottleneck'e yaptığım agile müdahale
bugün 3. çeyrepin en kritik deployment saatlerinde kattaki otomat önünde ciddi bi operasyonel krize intervene etmek zorunda kaldım
lojistik departmanından tır şoförü sabri bey otomatın önünde 1.5 litrelik pet şişeye bardak bardak su dolduruyo arkasındaki kahve pipelineını tamamen blockluyodu
bi yandan da çaycıyla offline sync yürütüyodu
bu net bi bottleneck bi time theftti ve görmezden gelemezdim
yanına yaklaşıp friendly but firm bi tonda:
"sabri bey, buradaki cycle timeı optimize etmemiz gerekiyo. mevcut process flow, arkadaki ekibin bandwidthini consume ediyo. su ikmalinizi daha agile bi modele çekebilir miyiz?" dedim
"yeğenim, yola çıkacam. arabaya su alıyom" dedi
tabi ben konuyu resource allocation olarak okuduğuö için
"problem su almanız değil" dedim
"problem, 1.5 litrelik şişeyi bardak bazlı mikro dolumla doldurmanız. her bardak ayrı bi sprint, ama ortada sprint planning yok. arka sıradaki stakeholderlara bilgi akışı yok. süreç tamamen ad hoc ilerliyo."
cevsp vermesini beklemeden hemen value stream mappingi paylaştım:
"seyahat öncesi pre-workstation alanında damacana veya hazır su temin edin. yol muhabbeti gibi non-core activityeri de otomat önünden çıkarıp ayrı bi time slota alın. böylece throughput artar, lead time düşer."
sabri bey bi süre bana anlameızca baktı
"abi, acelem varsa buyur" dedi
"sabri bey bu bi acele meselesi değil. bu bi operational excellence meselesi. siz şu an benim için sadece su dolduran biri değilsiniz. siz bi continuous improvement candidatesınız."
sabri bey "estafurulla abi" dedi ne alakaysa
bunu pasif kabul olarak yorumladım
sahada her zaman yüzde yüz buy-in bekleyemezsiniz
bazen dönüşüm böyle ile başlar
sonrasınds yıknamış etiyopya kahvemi y6dumlarken şunu düşündüm
büyük dönüşümler bazen yönetim kurulu odasında değil, otomat önünde başlar
olayı linkedinde "operational excellence in daily routines: how i unblocked a human bottleneck" başlığıyla paylaşacağım
management bu casee bayılacak
lojistik departmanından tır şoförü sabri bey otomatın önünde 1.5 litrelik pet şişeye bardak bardak su dolduruyo arkasındaki kahve pipelineını tamamen blockluyodu
bi yandan da çaycıyla offline sync yürütüyodu
bu net bi bottleneck bi time theftti ve görmezden gelemezdim
yanına yaklaşıp friendly but firm bi tonda:
"sabri bey, buradaki cycle timeı optimize etmemiz gerekiyo. mevcut process flow, arkadaki ekibin bandwidthini consume ediyo. su ikmalinizi daha agile bi modele çekebilir miyiz?" dedim
"yeğenim, yola çıkacam. arabaya su alıyom" dedi
tabi ben konuyu resource allocation olarak okuduğuö için
"problem su almanız değil" dedim
"problem, 1.5 litrelik şişeyi bardak bazlı mikro dolumla doldurmanız. her bardak ayrı bi sprint, ama ortada sprint planning yok. arka sıradaki stakeholderlara bilgi akışı yok. süreç tamamen ad hoc ilerliyo."
cevsp vermesini beklemeden hemen value stream mappingi paylaştım:
"seyahat öncesi pre-workstation alanında damacana veya hazır su temin edin. yol muhabbeti gibi non-core activityeri de otomat önünden çıkarıp ayrı bi time slota alın. böylece throughput artar, lead time düşer."
sabri bey bi süre bana anlameızca baktı
"abi, acelem varsa buyur" dedi
"sabri bey bu bi acele meselesi değil. bu bi operational excellence meselesi. siz şu an benim için sadece su dolduran biri değilsiniz. siz bi continuous improvement candidatesınız."
sabri bey "estafurulla abi" dedi ne alakaysa
bunu pasif kabul olarak yorumladım
sahada her zaman yüzde yüz buy-in bekleyemezsiniz
bazen dönüşüm böyle ile başlar
sonrasınds yıknamış etiyopya kahvemi y6dumlarken şunu düşündüm
büyük dönüşümler bazen yönetim kurulu odasında değil, otomat önünde başlar
olayı linkedinde "operational excellence in daily routines: how i unblocked a human bottleneck" başlığıyla paylaşacağım
management bu casee bayılacak
devamını gör...
bir daha dünyaya gelirse yazarların yaşamak istediği ülkeler
norveç tir efenim.
devamını gör...
bir daha dünyaya gelirse yazarların yaşamak istediği ülkeler
portekiz veya japonya olsun bu sefer
devamını gör...
tayt giyen erkek
slip don giyenler var altına, hiç hoş değil
devamını gör...
örgü ören erkek
zekamız, el becerimiz.. yani kapasitemiz yetmez yoksa
devamını gör...
dünya kupasının kimsenin umrunda olmaması
sonuçlara bakıp çıkıyorum.. izlemek isterdim ama zamanlama çok ters
devamını gör...
esra erol ile var mısın yok musun
yokum.
devamını gör...
örgü ören erkek
ben mesleklerin de cinsiyeti olduğuna inanıyorum. erkekler örgü örmesinler mantı açmasınlar mesela.
devamını gör...
sosyal demokrasi
teoride sosyal demokrasi; kapitalist piyasa ekonomisinin yarattığı eşitsizlikleri güçlü bir refah devleti, yüksek vergiler ve sosyal güvencelerle törpülemeyi amaçlayan bir sistemdir. yani ne tam sosyalizmdir ne de tam serbest piyasa. devlet, topladığı haraçları... yani vergileri doğrudan üretime sokmak yerine işsizlik maaşları, erken emeklilik fonları ve bitmek bilmeyen sosyal yardımlar gibi tüketim kalemlerine harcar.
sosyal demokrasinin en temel saçmalığı, dünyayı iskandinavya'daki gibi pembe bir huzur bahçesi zannetmesidir. oysa dünya, acımasız bir kurtlar sofrasıdır. sosyal demokrasi, henüz yeterince büyümemiş bir pastayı daha üretmeden adilce dağıtmaya çalışır. sivil halka ve şirketlere yüklediği ağır vergiler, üretken ve çalışkan kesimden alıp tembel kesime vermekle mükelleftir. ülkenin yerli sanayisinin dış sanayilere karşı direnci kırılır, rekabet gücü kaybolur.
dahası, sosyal demokrasi halkın cebine sosyal yardımlarla taze para koyarak iç tüketimi pompalar. yerli üreticinin canını burnundan getirdiniz ve şimdi tüketiciyi satın almaya sevk ediyorsunuz, neyi nereden satın alacaklar ? tabii ki ithal ürünlere talep fırlayacak. sonuçta ülkenin dövizi dışarıya akar, cari açık patlar ve yerli para pul olur.
sosyal demokrasinin ikinci kelimesi, onun en büyük zayıflığıdır. devasa bir ekonomik makineyi yönetirken her kafadan bir ses çıkmasına izin veremezsiniz. bu yüzden hiçbir büyük devlet sosyal demokrasiye yanaşmaz ve kaçarak uzaklaşır. sendikaların, işçi birliklerinin ve seçmenlerin rızasını almaya çalışmak, devletin stratejik hamlelerini yavaşlatır. bir fabrikanın kapatılması veya kaynakların başka bir sektöre kaydırılması gerekiyorsa, bunu devletin üst aklı hızla uygulamalıdır. sosyal demokrasi ise grevlerle, protestolarla ve seçim kaygılarıyla devletin elini kolunu bağlar. türkiye gibi bir ülkede demokrasi daha mutlak ve elit bir seviyede uygulanmalıdır. devlet sendikalarla pazarlık yapmaz, o işçileri memnun eden bir hayır kurumu değil işçilere önderlik eden bir komutan misali olmak zorundadır. hem işçinin hem işverenin hem de devletin ortak çıkarı ancak bu şekilde korunur.
sosyal demokrasi, insanlara tatlı bir rüya satar: az çalış, yüksek refah bul. ancak bu sürdürülebilir değildir. bizim ülkemize asla uygun değildir.
sosyal demokrasinin en temel saçmalığı, dünyayı iskandinavya'daki gibi pembe bir huzur bahçesi zannetmesidir. oysa dünya, acımasız bir kurtlar sofrasıdır. sosyal demokrasi, henüz yeterince büyümemiş bir pastayı daha üretmeden adilce dağıtmaya çalışır. sivil halka ve şirketlere yüklediği ağır vergiler, üretken ve çalışkan kesimden alıp tembel kesime vermekle mükelleftir. ülkenin yerli sanayisinin dış sanayilere karşı direnci kırılır, rekabet gücü kaybolur.
dahası, sosyal demokrasi halkın cebine sosyal yardımlarla taze para koyarak iç tüketimi pompalar. yerli üreticinin canını burnundan getirdiniz ve şimdi tüketiciyi satın almaya sevk ediyorsunuz, neyi nereden satın alacaklar ? tabii ki ithal ürünlere talep fırlayacak. sonuçta ülkenin dövizi dışarıya akar, cari açık patlar ve yerli para pul olur.
sosyal demokrasinin ikinci kelimesi, onun en büyük zayıflığıdır. devasa bir ekonomik makineyi yönetirken her kafadan bir ses çıkmasına izin veremezsiniz. bu yüzden hiçbir büyük devlet sosyal demokrasiye yanaşmaz ve kaçarak uzaklaşır. sendikaların, işçi birliklerinin ve seçmenlerin rızasını almaya çalışmak, devletin stratejik hamlelerini yavaşlatır. bir fabrikanın kapatılması veya kaynakların başka bir sektöre kaydırılması gerekiyorsa, bunu devletin üst aklı hızla uygulamalıdır. sosyal demokrasi ise grevlerle, protestolarla ve seçim kaygılarıyla devletin elini kolunu bağlar. türkiye gibi bir ülkede demokrasi daha mutlak ve elit bir seviyede uygulanmalıdır. devlet sendikalarla pazarlık yapmaz, o işçileri memnun eden bir hayır kurumu değil işçilere önderlik eden bir komutan misali olmak zorundadır. hem işçinin hem işverenin hem de devletin ortak çıkarı ancak bu şekilde korunur.
sosyal demokrasi, insanlara tatlı bir rüya satar: az çalış, yüksek refah bul. ancak bu sürdürülebilir değildir. bizim ülkemize asla uygun değildir.
devamını gör...
sözlükteki erkek düşmanlığı
en fazla ılık diyolar o kadar..
devamını gör...
örgü ören erkek
yunanistan'ın drama kentinden 1924'te mübadele ile gelip bursa, karacabey/yenikaraağaç'a yerleşmiş erkekler bir geleneği devam ettirirler; saf yünden drama çorabı örer, geçim kaynağı edinirler. giderek yok olmaya yüz tutmuş bir gelenek ama az da olsa hâlâ örgü ören erkekler var.
devamını gör...
örgü ören erkek
ören gayan
devamını gör...
masalla bir türlü uyumayan çocuğa fikret dedeoğlu dinletmek
aykut kocaman'ın fenerin başında olduğu maçları izletmek kadar etkili olmayacaktır.
devamını gör...
bir de bu uygulamayı facebook gibi tatil postu atmak için kullananlar vardır orası ayrı mesele.
burada daha 1. sınıf öğrencisi bile bırak okuma yazmayı kriz yönetimini çözmüştür. aslı kardeş bak ben şunu şunu yaptım deme ortamıdır ama şimdi iş yerinde gizli gizli iş arayan memnuniyetsiz-kapitalist beyaz yakalı plaza abi ve ablalarının her dakika bir şey öğrendiği, yaptığı, bir şeyin başı olduğu platform olmuştur. tamam en iyi ceo sizsiniz, sizden başka bilen yok.
bizim dekan yardımcısı öylesine girip bir iki dönemle alakalı belge atmaktadır. bana sorarsanız olması gereken budur.
burada daha 1. sınıf öğrencisi bile bırak okuma yazmayı kriz yönetimini çözmüştür. aslı kardeş bak ben şunu şunu yaptım deme ortamıdır ama şimdi iş yerinde gizli gizli iş arayan memnuniyetsiz-kapitalist beyaz yakalı plaza abi ve ablalarının her dakika bir şey öğrendiği, yaptığı, bir şeyin başı olduğu platform olmuştur. tamam en iyi ceo sizsiniz, sizden başka bilen yok.
bizim dekan yardımcısı öylesine girip bir iki dönemle alakalı belge atmaktadır. bana sorarsanız olması gereken budur.
devamını gör...





