zaman tüneli
kavga
geçen kız kardeşimle ettik...çok komikti. dedemden kalan kıytırık bir yerden bize kalan bir miktar para vardı, bizimkiler ona verdiler bana vermediler, onu konuşuyoruz...100 bine hoparlör almışsın tabi ki vermezler... kızım ben odyofilim... bana bilimsel bahane üretmeeeeeee
tamam sustum.
tamam sustum.
devamını gör...
audiophile
tedavisi yok...ilkokul 4 de araba teybine paynır bağlayıp barış manço dinliyorsanız..
devamını gör...
şu anda sizi en çok düşündüren şey nedir
sorun çok fazla olunca insan sırasını bile unutuyor
devamını gör...
ne olacaksa olur
ne olacaksa olur bırak olsun ..aslında tüm hayatın özeti bu şekilde nasılsa en kötü günde sonuna varacak
devamını gör...
hi-fi
bulaşmayın... sonu yok. ocağınızı kurutur. alın harmanı keyfinize bakın.
devamını gör...
dış güçlerin hepsi ankarada

onları gördüğünde kalıpları kıyafetleri senin hoşuna gider, onları beğenirsin. konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. gerçekte ise onlar, âdeta duvara dayatılan, ruhsuz kütüklere benzerler. içleri boş, ödlek olduklarından çıkan her sesten pirelenir, her yeni haberi kendi aleyhlerinde sanırlar. onlar düşmandır, onlardan sakın! allah belalarını versin onların! nasıl da hakikatten vaz geçiriliyorlar.
münafikun suresi, 4. ayet.
devamını gör...
heisenbug
heisenbug, yazılım dünyasında geliştiriciyi en çok uğraştıran hata türlerinden biridir. program normal çalışırken bir anda çöker ya da garip davranır, fakat geliştirici hatayı incelemek için devreye girdiğinde sorun ortadan kaybolur.
mesela hata ayıklama aracıyla adım adım kontrol edildiğinde her şey düzgün görünür, ama program kendi halinde çalışınca aynı problem tekrar ortaya çıkar. bu durum genellikle zamanlama farklarından, bellek kullanımından, eş zamanlı çalışan işlemlerden ya da sistem yükündeki küçük değişimlerden kaynaklanır. ismi de heisenberg belirsizlik ilkesine gönderme yapar, çünkü hata sanki gözlemlendiğini anlayıp davranışını değiştiriyormuş gibi görünür.
heisenbug, varlığı belli olan ama yakalamaya çalıştıkça saklanıyormuş gibi davranan bir yazılım hatasıdır.
mesela hata ayıklama aracıyla adım adım kontrol edildiğinde her şey düzgün görünür, ama program kendi halinde çalışınca aynı problem tekrar ortaya çıkar. bu durum genellikle zamanlama farklarından, bellek kullanımından, eş zamanlı çalışan işlemlerden ya da sistem yükündeki küçük değişimlerden kaynaklanır. ismi de heisenberg belirsizlik ilkesine gönderme yapar, çünkü hata sanki gözlemlendiğini anlayıp davranışını değiştiriyormuş gibi görünür.
heisenbug, varlığı belli olan ama yakalamaya çalıştıkça saklanıyormuş gibi davranan bir yazılım hatasıdır.
devamını gör...
philippe matignon
italyan giyim markası. g lingerie mağazalarında çorapları bulunmaktadır.
devamını gör...
dekoherens
dekoherens kısaca kuantum sistemin dış dünyayla temas ettikçe o özel ve kırılgan halini kaybetmesidir. bir parçacık kendi başınayken aynı anda birden fazla ihtimalin içinde bulunabilir ama çevreden gelen en küçük etki bile bu dengeyi bozabilir. ısı, ışık, titreşim ya da elektromanyetik gürültü sisteme karıştığında parçacığın kuantum davranışı zayıflar ve sistem sanki normal klasik fizik kurallarına göre hareket ediyormuş gibi görünür. kuantum bilgisayarlarda kübitlerin kolayca hata vermesinin en önemli sebeplerinden biri de tam olarak budur.
devamını gör...
gezgin ve gölgesi
friedrich nietzschenin insanca, pek insanca nehir metinlerinin zirvesi olan “gezgin ve gölgesi”, insanın geleneksel kültürün, yerleşik ahlakın ve dogmatik inançların prangalarından sıyrılarak çıktığı o sancılı içsel hicreti simgeler. burada gezgin, konfor alanını ve tüm hazır hakikatleri terk ederek patikasız dağlara yönelen özgür tini (freigeist) temsil eder. gölge ise bilincin kuytularına itilmiş, toplumun tektipleştirici ahlakı tarafından bastırılmış, tekinsiz ama kaçınılmaz gerçeklerin fısıltısıdır.
kitabın adı neden gezgin’in gölgesi değil de, gezgin ve gölgesi’dir?
bu sorunun yanıtı, aidiyet ilişkilerinin ötesinde bir varoluş felsefesinde gizlidir. eğer kitabın ismi iyelik ekiyle kurulsaydı, gölge sadece gezginin edilgen bir uzantısı, ona tabi bir mülkiyet olurdu. oysa nietzsche, araya o mesafeli “ve” bağlacını koyarak gölgeyi özgürleştirir ve onu gezginin karşısına denk bir muhatap olarak diker. bastırılmış düşüncelerle, kör noktalarla doğrudan hakikat aranamaz; onlar hakikatin aracı değil, o arayışın sınır çizgileridir. gezgin ve gölgesi, aynı varoluşsal düzlemde yan yana yürürler ancak asla aynı kümenin içinde erimezler. hakikat, bu iki ayrı kümenin arasındaki o gerilimli ve dürüst diyalogdan doğar.
bu ayrıma neden ihtiyacımız var?
1. gölge, gezginin “öteki”sidir
nietzsche bu kitabı gerçekten de gezgin ile gölge arasında bir diyalog olarak kurgulamıştır. kitabın başında ve sonunda gölge konuşur. gölge, gezginin yürürken arkasında bıraktığı, güneşin (yani bilincin ve aklın) doğrudan aydınlatamadığı taraftır. eğer gölge, gezginin kümesine dahil olsaydı, gezgin kendi üzerine düşünemezdi. insanın kendiyle yüzleşmesi için, kendinden bir “öteki” yaratması gerekir. “ve” bağlacı, bu felsefi mesafeyi (distansı) sağlar.
2. bastırılmış olanın hakikati aramadaki rolü
bastırılmış düşüncelerle (gölgeyle) doğrudan hakikat aranmaz. çünkü gölge, doğası gereği karanlıktır, formsuzdur ve reaktiftir. ancak gölge olmadan da yürünemez. ışığın (aklın) olduğu her yerde gölge (irrasyonel olan, bastırılmış arzular, korkular) kaçınılmazdır. gezgin, gölgesini yok etmeye çalışmaz; onunla konuşmayı, onun perspektifini dinlemeyi öğrenir. hakikat arayışı, gölgeyi inkar ederek değil, onun varlığını aynı düzlemde kabul ederek sürdürülür.
3. sürü ahlakına karşı bir “iki kişilik yalnızlık”
gezgin toplumu, geleneği ve dini terk ettiğinde yapayalnız kalır. bu radikal yalnızlıkta ona eşlik edebilecek tek şey, kendi gölgesidir. toplumsal kalıpların dışına çıkan insan, artık “sürü” ile bir küme oluşturamaz. o, artık gölgesiyle baş başa kalmış, kendi içsel dualizmini (ikiliğini) kucaklamış bir göçmendir.
kitabın adı neden gezgin’in gölgesi değil de, gezgin ve gölgesi’dir?
bu sorunun yanıtı, aidiyet ilişkilerinin ötesinde bir varoluş felsefesinde gizlidir. eğer kitabın ismi iyelik ekiyle kurulsaydı, gölge sadece gezginin edilgen bir uzantısı, ona tabi bir mülkiyet olurdu. oysa nietzsche, araya o mesafeli “ve” bağlacını koyarak gölgeyi özgürleştirir ve onu gezginin karşısına denk bir muhatap olarak diker. bastırılmış düşüncelerle, kör noktalarla doğrudan hakikat aranamaz; onlar hakikatin aracı değil, o arayışın sınır çizgileridir. gezgin ve gölgesi, aynı varoluşsal düzlemde yan yana yürürler ancak asla aynı kümenin içinde erimezler. hakikat, bu iki ayrı kümenin arasındaki o gerilimli ve dürüst diyalogdan doğar.
bu ayrıma neden ihtiyacımız var?
1. gölge, gezginin “öteki”sidir
nietzsche bu kitabı gerçekten de gezgin ile gölge arasında bir diyalog olarak kurgulamıştır. kitabın başında ve sonunda gölge konuşur. gölge, gezginin yürürken arkasında bıraktığı, güneşin (yani bilincin ve aklın) doğrudan aydınlatamadığı taraftır. eğer gölge, gezginin kümesine dahil olsaydı, gezgin kendi üzerine düşünemezdi. insanın kendiyle yüzleşmesi için, kendinden bir “öteki” yaratması gerekir. “ve” bağlacı, bu felsefi mesafeyi (distansı) sağlar.
2. bastırılmış olanın hakikati aramadaki rolü
bastırılmış düşüncelerle (gölgeyle) doğrudan hakikat aranmaz. çünkü gölge, doğası gereği karanlıktır, formsuzdur ve reaktiftir. ancak gölge olmadan da yürünemez. ışığın (aklın) olduğu her yerde gölge (irrasyonel olan, bastırılmış arzular, korkular) kaçınılmazdır. gezgin, gölgesini yok etmeye çalışmaz; onunla konuşmayı, onun perspektifini dinlemeyi öğrenir. hakikat arayışı, gölgeyi inkar ederek değil, onun varlığını aynı düzlemde kabul ederek sürdürülür.
3. sürü ahlakına karşı bir “iki kişilik yalnızlık”
gezgin toplumu, geleneği ve dini terk ettiğinde yapayalnız kalır. bu radikal yalnızlıkta ona eşlik edebilecek tek şey, kendi gölgesidir. toplumsal kalıpların dışına çıkan insan, artık “sürü” ile bir küme oluşturamaz. o, artık gölgesiyle baş başa kalmış, kendi içsel dualizmini (ikiliğini) kucaklamış bir göçmendir.
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
devamını gör...
öz güven
özüne güvenme durumu.
öz güven; bir şeye gücünün yeteceğini biliyor olmaktır.
öz güven; bir şeye gücünün yeteceğini biliyor olmaktır.
devamını gör...
na to kefari na to mermari
68 kuşağı solcularının tamamen gotten uydurarak dilimize " nato kafa , nato mermer" diye tercüme ederek türkçeye kazandırdığı rumca deyiş.
esasen " ha mermer, ha kafa" anlamına gelir.
esasen " ha mermer, ha kafa" anlamına gelir.
devamını gör...
katilleri mehterle karşılamak
bazıları şimdi ne tatava yapar "osmanlı ruhu canlanıyor" diye ama bence osmanlı ruhu kan ağlıyordur.
devamını gör...
gemici levrek
levreğin her türlüsüne okeyim.
zaten denizden babam çıksa kafasındayım.
tereyağı-tuz-sarımsak üçlüsü zaten zehirli ok. ayakkabını tavaya atsan bunlarla, onu da kemirirsin öyle bir lezzet.
zaten denizden babam çıksa kafasındayım.
tereyağı-tuz-sarımsak üçlüsü zaten zehirli ok. ayakkabını tavaya atsan bunlarla, onu da kemirirsin öyle bir lezzet.
devamını gör...




